返回列表 回复 发帖

Osman Sozluk 奥斯曼突厥语词典

Osmanlıca Sözlük  / Osmanlıca  Sözlüğü 

 

【 Bölüm  Aa】

 

奥斯曼突厥语词典-Aa

 

Osmanlıca Sözlük (A Bölüm) A 1928 senesinde alınan Türk alfabesinin "a" harfi Osmanlıcadaki elif ve ayın harflerine yakın bir ses verir.

 

A

 

Nida edatı olup kelimenin sonuna gelir "ey" mânası verir. Aynı veya farklı iki kelime arasına gelirse sözün mânasını kuvvetlendirir. "rengârenk lebaleb" gibi.

 

【AB】


AB→f. Su. * Mc : Yağmur. * Letâfet güzellik. * İtibar. * Irz nâmus. * Vakar. * Cilâ. *Keskinlik.

 

AB-I ÂBİSTENÎ→ Nebatların beslenip büyümesi için zaruri olan su ve yağmur. * Gebeliğe sebep olan su meni.

 

AB-I ADÂLET→Doğruluğun ve adaletin feyz ve bereketi.

 

AB-I BÂDE-RENG→Kanlı göz yaşı.

 

AB-I BESTE→Buz. * Mc : Billur sırça.

 

AB-I CİĞER→Ciğer suyu. * Göz yaşı.

 

AB-I ÇEŞM→Göz yaşı.

 

AB-I DEHÂN→Ağız suyu salya.

 

AB-I HAYAT→Kan. Ebedî hayata sebep olan hayat suyu (diye tâbir edilen) bu kelime edebiyatta : "çok güzel ifâde lâtif söz parlaklık letâfet" mânalarında geçer. * Tas : Aşk-ı hakiki aşk-ı ilâhi ilm-i ledün mârifetullah\'tan kinayedir.

 

Âb-ı Hızır âb-ı hayvan âb-ı beka gibi isimlerle de söylenir.

 

AB-I HUFTE→Durgun su. * Buz. * Billur. * Kınında bulunan kılınç.

 

AB-I HURDENÎ→İçme suyu. İçilir su.

 

AB-I KEVSER→Kevser âb-ı hayatı. Kevser letâfeti.

 

AB-I LEZİZ→Leziz tatlı su.

 

AB-I MUSAFFÂ→Temizlenmiş tasfiye edilmiş su. Saf su.

 

AB-I REVAN→Akar su. * Kalpteki ferahlık.

 

AB-I RÛY→Yüz suyu şeref haysiyet nâmus.

 

AB-I ŞOR→Acı su. * Göz yaşı.

 

AB-I YAH→Buzlu soğuk su.

 

AB-I ZEN→f. Küçük havuz. * Su birikintisi. * Yumuşak lâtif sözlerle hatır alan ve bu manâda emir. (Bak : Avzen)

 

AB→Kusur ayıp noksanlık.

 

ABA'→Kaba ahmak kişi.

 

A'BA→Ağırlıklar yükler mes\'uliyetler. * Sandık.

 

ABA→Ekseriyetle yünden yapılmış bol giyimli bir libas elbise. (Peygamber Efendimiz de (A.S.M.) bu libası giyerlerdi.)

 

ÂBÂ→(Eb. C.) Babalar pederler. * Mc : Mürşidler ileri gelenler.

 

ÂBÂ VE ECDÂD→Analar babalar dedeler.

 

AB'AB→Taze civanlık. * İbrişim halı. * Dağ tekesi. * Yumuşak yünden yapılan kisve.

 

ÂBAB→Otu bol olan yerler çayırlar otlaklar mer\'alar.

 

ABAB→(Abb) Suyu nefes almadan içmek. * Işık nur ziyâ.

 

AB'ÂB→Uzun boylu kimse. * Güzel huylu ve sabırlı adam.

 

ABAD→Ebedler. Sonsuz gelecek zamanlar.

 

ABAD→f. Mâmur şen. * Çok dolu.

 

A'BAD→Köleler.

 

ABADAN→f. Mâmur şen. İmâr edilmiş.

 

ABADÎ→Bayındırlık mâmurluk şenlik. * İmar edilmiş olan. * Hindistan\'ın Devlet-âbad şehrinde ipekden yapılmış bir yazı kağıdı.

 

ABÂDİLE→Abdullah isimliler.

 

ABÂDİLE-İ SEB'A→Meşhur olan yedi Abdullah isimli sahabe-i kiram (R.A.) (Abdullah İbn-i Abbas Abdullah İbn-i Ömer Abdullah İbn-i Mes\'ud Abdullah İbn-i Ravâha Abdullah İbn-i Selam Abdullah bin Amr bin As Abdullah bin ebi Evfâ (R.A.) (Asr-ı saadette Abdullah ismiyle anılan ikiyüz yirmi sahabe-i kiram hazerâtı vardı.)

 

ABAJUR→Fr. Lamba siperi.

 

ABAK→İcab etmek. Lâzım olmak. * Yapışmak.

 

ABAKİYE→Lâzım olmak. * Yapışmak. * Zahmet.

 

ÂBAL→Develer. ABAL→Dağ kili.

 

ABALET→Ağırlık. ABA→Kule.

 

ABAM→şişman kimse.

 

ABA-PUŞ→f. Aba giyen derviş. * Fakir. ÂBAR→(Bi\'r. C.) Kuyular. Su kuyuları. * f. Hesap defteri.

 

ABAT→Koltuk altları.

 

ABB→Işık nur ziya. * Güzelleşme.

 

ABBAS→Resul-i Ekrem Aleyhissalâtu Vesselâmın amcalarındandır ve Mekke\'nin fethinde Müslüman olmuştur. * Arslan gazanfer.

 

ABBASÎ→Resul-i Ekrem\'in (A. S.M.) amcası Hz. Abbas\'ın neslinden gelen veya aynı sülâleden gelenlerin kurdukları devlete mensup olan.

 

AB-BERİN→f. Akarsu ve şelâle kenarlarında suyun tazyikle akmasından meydana gelen içi oyuk kovuk.

 

AB-CAME→f. Su kabı.

 

AB-ÇERA→f. Kahvaltı.

 

ABD→Kul köle Allah\'ın kulu. Mahluk insan. Hizmetçi. (Hür\'ün zıddı). "Abd kelimesi Allah\'ın bazı isimleriyle birleştirilerek erkek isimleri meydana getirilir. Abdullah (Allah\'ın kulu). Abdulbâki (Ebedi olan Allah\'ın kulu) gibi. Bu isimleri taşıyan insanlar buna lâyık olmaya çalışmalıdırlar."

 

ABDAL→t. Safdil ahmak bön. * Afganistan\'da yaşıyan bir Türk kavminin adı bu kavimden olan kimse. * Anadoludaki bazı göçebelerin adı ve bunlardan olan kimse. * Derviş ermiş kalender. Kendini Allah\'a adamış. Ona teslim olmuş bu yolda çile çekmiş kimse. (Bak : Ebdal)

 

ABDAN→(Ab. dan) Bahçe kovası bahçe sulamaya mahsus süzgeçli kova. * Sidik kesesi mesane.

 

ABDAR→f. Parlak. * Sağlam vücudlu. * Su veren hizmetçi. * Mc : Ter u tâze tap taze.

 

AB-DEST→f. Namaz ve sair dini ibadetler için usulüne uygun olarak el ağız burun yüz dirseklere kadar kolları ve topuk kemiği üzerine kadar ayakları üçer defa yıkamak ve kulaklara başa ve enseye meshetmektir. * Azarlama paylama.

 

ABDESTAN→f. Su ibriği abdest ibriği.

 

ABDEST-HANE→f. Ayak yolu helâ. * Abdest alacak yer.

 

ABDİYET→Kulluk. * Kul olduğunu bilerek dininde emredildiği üzere ibâdet ve itaatte bulunmak.

 

ABDULAZİZ→32. Osmanlı Padişahıdır. Hilâfeti (Hi: 1277-1293) seneleri arasındadır. Mithat Paşa ve arkadaşları tarafından bilek damarları kesilerek şehid edilmiştir.

 

ABDULHAMİD LL→(mi: 1842-1918) 34\' üncü Osmanlı Padişâhıdır. 33 yıl saltanatta kalmış olan bu şefkatli Sultanİslâmiyete son derece bağlı idi. Yüksek bir siyaset adamı ve devlet işlerini bizzat takibeden bir zattı. Memlekette bolluk ve refahı te\'min için çalıştı. (R.Aleyh)

 

ABDULKADİR→Allah\'ın kulu.

 

ABDULKADİR-İ GEYLANÎ→(Bak: Geylânî)

 

ABDULKAHİR-İ CÜRCANÎ→(Bak: Cürcanî)

 

ABDULLAH→Allah\'ın kulu. * Bu isim Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın mübarek ve şerefli isimlerindendir. Çünkü Allah\'a itaat ve ibadette kulluk yapmada devamlı ve en ileride olup bütün ömürlerinde Cenab-ı Hakka maddi manevi bütün hâlâtında itaatttan ayrılmamıştır (A.S.M.). Hem muhterem babasının adı da Abdullah\'tır.

 

ABDULLAH İBN-İ ABBAS (R.A)→Ashab-ı Kiram\'ın fakih ve müctehidlerindendir. Resul-i Ekrem\'in (A.S.M.) amcasının oğludur. Ashâb-ı Kirâm arasında mümtaz bir mevki\'e hâizdir. Sahih-i Buhari\'de mezkûr olduğu üzere Resul-i Ekrem (A.S.M.) Abdullah hakkında : "İlâhi onu dinde fakih kıl ve kitabını ona öğret!" diye dua buyurmuştu. Bu âli duaya mazhariyetinden dolayı zamanın en bilgin şahsiyeti olmuştu. Resul-i Ekrem\'in (A.S.M.) hadislerini ezberlemekte tefsir hadis fıkıh ve ferâiz gibi yüksek ilimlerde eşsizdir. Hz. Ömer ve Osman\'ın (Radiyallahü anhüma) hilâfetleri zamanında müftülük vazifesini ifâ ediyordu. Kur\'anın tefsirindeki müstesna kudretinden dolayı Habr-ül-ümme Tercemân-ül-Kur\'an Sultan-ül-Müfessirin gibi yüksek lâkablarla Ashab ve Tabiin arasında şöhret buldu. 1640 hadis rivâyet etmiştir. Hicretin 68. yılında 70 yaşında olduğu hâlde Tâif\'de ebedî hayata kavuşmuştur. (R.A.)

 

ABDULLAH İBN-İ ÖMER→Bi\'setten bir yıl önce doğdu. Hicri yetmişüç tarihinde Haccâc-ı Zalim\'in emri ile şehid edildi (R.A.) Sahabe-i Kirâmın ileri gelenlerinden ve Resul-i Ekrem Aleyhissalatü Vesselâmın çok bağlılarından ve dâima onun ahlâkını yaşamağa çalışanlardandı. Hz. Ömer Radıyallahü Anh\'ın oğlu idi. Hilâfet ve Valilik işlerine hiç karışmadı. Müttaki cömert kanaat sahibi halim bir zat olup kendini dünyaya bağlaması ihtimali olan bir malı olsa derhal onu sadaka verir veya hediye ederdi. (R.A.)

 

ABDULLAH İBN-İ ZÜBEYR→Ebu Bekir-i Sıddık\'ın kızı Esma\'nın oğludur. Muhacirlerden ilk doğan çocuk olup cesaret şecaat ibadet ve takvası ile meşhurdur. Zübeyr ibn-i Avvam\'ın oğludur. Yezid\'in saltanatını kabul etmedi ve Mekke\'de dokuz sene halifelik yaptı. 73 yaşında şehid edildi. (R.A.)

 

ABDURRAHMAN BİN AVF→Aşere-i mübeşşereden ve çok fedakar olan Sahabelerdendir. İlk müslüman olan sekiz kişiden birisidir. Bütün ihya-yı din için olan muharebelerde çok fedakârlıkta bulunmuş birisinde yirmibir yerinden yaralanmıştı. Bir gazada oniki dişini birden kaybetmişti. Medine\'ye ve Habeşistan\'a hicret edenlerdendi. Çok zengin idi. Bir defa otuz köleyi birden azad etmişti. Hicri 31 tarihinde 71 yaşında vefat etti.

 

ABE'→Kıymet. Ehemmiyet. Meta\'.

 

ABE→İşaret alamet. * Cemaat topluluk.

 

ABECE→Ahmak kimse.

 

ABED→Hayâ etmek. Arlanmak. * Hışım etmek kızmak. * Uyuz hastalığı.

 

ABEDE→(ÎÂbid. C.) İbadet edenler. Âbidler. Tapanlar.

 

ABEDE-İ ESNAM→f. Puta tapanlar. Putperestler. Heykele baş eğenler.

 

ÂBEK→Sulu su dolu olan şeyler. * Çıban. * Civa. (Hg).

 

ABEKET→(C.: Abekât) Tâne az şey. * Tuluk içinde kalan yağ bakiyyesi. * Ekmek parçası. * Yılan başı dedikleri ufacık akça boncuk.

 

A'BEL→Ak beyaz. * Ağaç yaprağının dökülmesi.

 

ABEL→(C.: Abâl) Yassı ve enli yaprak.

 

A'BEL→(C: A\'bile) Çok sert taş ki kırmızı beyaz veya siyah renkli olur. * Taşlık dağ.

 

AB-ENDAM→f. Güzellik. Güzel endam.

 

AB-ENDAZ→Su mühendisi.

 

ABERASYON→Fr. Sapma.

 

ABERAT→(Abre. C.) Göz yaşları.

 

ABES→Davarın kuyruğunda kuruyup kalan bevl ve ters.

 

ABES→Oyuncak kabilinden faydasız ve boş amel. Lüzumsuz ve gayesiz iş. Tesadüfi. (Bak: Gaye)

 

ABESE→(Abs. den) Çehresini çattı sureti kerih oldu (meâlinde).

 

ABESE SURESİ→Kur\'an-ı Kerim\'de sekseninci surenin ismi olup Mekke-i Mükerreme\'de nazil olmuştur. Saliha Suresi Sefere Suresi de denilir.

 

ABESE İRCA→Mantık ve matematikte bir isbat şeklidir. Bir hükmün doğruluğunu isbat için bu hükmü inkâr eden diğer hükmün yanlışlığı isbatlanır. Meselâ: Allah\'ın varlığının inkâr edilmesinin imkânsızlığını veya abesiyetini göstermek Allah\'ın varlığını isbat yollarından biridir. Bu "Abese irca" yolu ile isbat şeklidir.

 

ABESİYAT→(Abes. C.) Faydasız ve boş şeyler.

 

ABESİYYUN→Kâinatın ve hâdiselerin başı boş faydasız ve gayesiz kendi kendine Haliksız olduğuna inanmak isteyen bâtıl yoldaki felsefeciler. Zamanımızda Ekzistansializm "Varoluşculuk" adı altında yeniden ortaya çıkan bir varlık ve hayat felsefesidir. İki kola ayrılmıştır. Bunlardan uluhiyeti inkâr edenler hayatın varlığın ve insanın var oluşunu abes ve gayesiz sayan ehl-i dalâlet fırkalarından biridir. Hristiyanlık dünyasında bunlara karşı çıkan ikinci kısım ise: Allah\'a inanılmazsa herşeyin abes olacağını bu sebeple Allah\'a inanmanın zaruriliğini müdafaa etmektedirler.(Kâinatı abes ve gayesiz itikat eden felâsife-i abesiyyun gibi kendilerini başıboş hikmetsiz gayesiz vazifesiz Haliksız mı zannediyorlar? Acaba gözleri kör olmuş görmüyorlar mı ki kâinat baştan aşağıya kadar hikmetlerle müzeyyen ve gayelerle müsmirdir. Ve mevcudat zerrelerden güneşlere kadar vazifelerle muvazzaftır. Ve evamir-i İlahiyyeye müsahharlardır.S.)

 

ABEY-SERAN→Fesliğen. * Şiddetli emir. Şer ve mekruh nesne. * Bir dikenli ağaç.

 

AB-GAH→Fr. Havuz küçük göl su biriken yer. * Tıb : Karnın kaburga kemikleri kıkırdağı ve kısa kaburgalar altında olan kısmı. Böğür.

 

AB-GİNE→Fr. Billur. * Ayna. * Kılınç. * Göz yaşı. * Şişe sürahi kadeh.

 

AB-GİR→f. Suyun biriktiği yer havuz. * Dokumacılıkta kullanılan fırça.

 

AB-HANE→f. Abdest bozacak yer. Helâ tuvalet.

 

ABHER→Nergis çiçeği * Dolu kap.

 

AB-HURDE→f. Su içen. ABIK→Sebebsiz olarak sahibi yanından kaçan köle.* Civa. (Hg)

 

ABÎ→f. Ayva. * Suda yaşayan ve suda meydana gelen. * Çok mâvi.

 

ABÎ→Kurban payı. ABÎ→Çekinen. * Tiksinen. * Sakınan. * Nazlanan.

 

ABİD→İbadet eden. Zâhid. Çok ibadet eden. * Köle.

 

ABÎD→Kullar. Köleler.

 

ABİD→f. Kıvılcım.

 

ABİDANE→f. Kul olarak ibâdet edene yakışır surette.

 

ABİDAT-I İSLÂMİYE→İslâm medeniyeti anıtları.

 

ABİDE→Uzun müddet dillerde destan olup kalan beliye ve dâhiye. * Bir milletin târihinde büyük bir değeri hâiz olan vak\'a. * Fesahat ve belâgatı dolayısıyle benzeri söylenemeyen şiir. * Tarihte yüksek ve hâkim bir mevkide olan vak\'aları veya büyükleri yaşatmak için yapılan bina. * Azametiyle güzelliğiyle insanı hayrete uğratan mebani. (Süleymaniye ve Ayasofya câmileri gibi.) Uzun müddet yaşıyan edebî ilmi sinai eserler. * Geçmiş devirlerden kalma tarihi veya bedii kıymeti olan binalar kaleler ve harabeleri. * Dikilmiş sütunlar ve bunların üzerindeki resimler nakışlar yazılar. * Abidenin arapçadaki manası bizdekinden başkadır: Kendisinden nefretle haşyetle bahsolunan uzun müddet dillerde destan olup kalan dâhiye ve beliyyeye denir. (Türk İslâm Ansiklopedisi)

 

ABİDE→İbâdet eden kadın. (Abide-i zâhide gibi)

 

A'BİDE→(Abd. C.) Köleler. Abid.

 

ABİDEVÎ→Abide gibi. Abideyi andıran âbideye benzeyen şekilde.

 

ABİL→Koyun at ve deve gibi hayvanlara iyi bakan. * Çayırda otlayarak suya muhtaç olmayan hayvan.

 

ABİLE→f. Su üzerindeki kabarcık. * Sivilce. Çıban.

 

ABİR→(Ubur\'dan) Bir yerden geçen giden yolcu. Geçen. * Hz. İbrâhimin (A.S.) dedelerinden birisinin adı.

 

ABİS→Asık suratlı ekşi yüzlü kimse. * Arslan.

 

ABİS→Alaycı saygısız.

 

ABİS→Denizlerdeki dokuzbin metreyi geçen derinlikler.

 

ABÎSE→(C: Abayis) Tarhana.

 

ABİST→f. Gebe hâmile. ABİSTEN→f. Gizli gizleme. * Gebe. * Dişilik.

 

ABİSTENÎ→f. Hâmilelik gebelik.

 

ABİŞHOR→f. Hayvan sulama yeri. * İçme kabı. * Dinlenmek için kısa bir duraklama teneffüs. * Günlük yiyecek.

 

ABİŞTGÂH→f. Gizlenecek yer gizli yer.

 

ABİY→Kısmet nasib

 

ABİYE→Örtü ile yüzünü örten utangaç kız veya kadın.

 

ABKAME→f. Anadolunun bazı doğu illerinde ve Bağdat\'da yapılan turşu veya salataya benzer bir çeşit yiyecek maddesi. * Ekşi hamurdan pişirilerek sirkeye konulan ve turşu olarak kullanılan bir gıda maddesi.

 

ABKARÎ→Mutlaka kusuru olmayan. Kâmil. * Bir kavmin seyyid ve şerifi efendisi. Beşer san\'atı olmayan. * Çok güzellik. * Bir nevi döşek.(Abkari: Esasen abkar\'e mensub demektir. Ebu Suud ve sair tefsirlerin beyanına göre Abkar: Arabın zu\'münce bir Cin beldesinin ismidir ki Arablar acib gördükleri her şeyi ona nisbetle tavsif ederek abkarî derler. Mu\'cem-ül Büldan\'da şu tafsil mezkûrdur: Abkar; dolu yani buluttan inen donmuş sudur. Ve demişlerdir ki cinnin sâkin olduğu bir arzdır. Meselde: "Keennehüm cinn-i abkar: sanki abkar cinni gibi" denilir...Bazıları da demiştir ki: Abkarinin aslı; vasfına hırs ile rağbet olunan her şeye sıfattır. Bunun da esası; çünkü Abkar\'da döşeme ve saire nakışları yapılırdı. Onun için her iyi şey Abkar\'a nisbet edilirdi.)

 

AB-KEND→f. Havuz dere su geçidi.

 

AB-KEŞ→f. Delikli kevgir. * Su çeken sucu saka. * Kadeh sunucu.

 

AB-KUR→f. Lâğım çukuru. Pisliğin aktığı yol ve delik.

 

ABL→Kalın büyük nesne. * Bükmek.

 

ABLA'→Ak nesne. * Beyaz taş.

 

ABLİSE→f. Tarlaya tohum atan ekinci.

 

ABLUKA→İtl. Etrafını sarıp hâriçle alâkasını kesme. Bahren muhasara denizden kuşatma.

 

ABLUKAYI BOZMAK→Muhasara hattını yarıp geçmek.

 

ABLUKAYI KALDIRMAK→Muhasarayı bırakmak.

 

AB-NAK→f. Sulu ıslak nemli.

 

ABONE→Fr. Gazete ve dergi gibi yayınlara peşin para vererek muayyen bir zaman için müşteri olan kimse.

 

ABONMAN→Fr. Bir imalâtçı ile müşteri arasında düzenli satın alma için yapılan anlaşma.

 

ABORDA→İtl. Deniz teknelerinin rıhtıma iskeleye veya başka bir tekneye yanlamasına yanaşması.

 

ABR→Rüya tabir etmek. Düş yormak. * Yaş akıtmak. Sudan veya başka yerden geçmek. * Söylemeden bir şeyi düşünmek.

 

ABRA→Bir değiş-tokuşta üste verilen şey. * Teraziyi ayarlamak için hafif gelen kefesine konulan ağırlık.

 

ABRAN→Ağlayan ağlayıcı.

 

AB-RANE→f. Su borularına ve su yollarına bakan mühendis.

 

ABRAŞ→Alaca benekli at. * Klorofil azlığından dolayı açık renkte lekeleri olan bitki yaprağı.

 

ABRE→Göz yaşı. ABS→Karıştırmak halt. * Güneşte keş kurutmak.

 

ABS→Kurumak katılaşmak.

 

ABS→(Ubus) Huzursuzluktan yüz ekşitmek çehreyi çatmak.

 

ABSAL→f. Bahçe koru park.

 

AB-SÜVAR→f. Su üstünde yüzen. * Sudaki kabarcık.

 

ABŞ→Salâh. * Hüsn. İbâdet. * Gaflet.

 

AB-ŞAR→f. Şelâle su akarken çıkardığı ses şırıltı.

 

AB-ŞİNAS→f. Sudan anlıyan. * Gemi kılavuzu.

 

ABT→Deveyi ve koyunu hastalanmadan sağ iken boğazlamak. * Kazılmamış yeri kazmak. * Yarmak.

 

ABT→Yalan Şübhe uyandırıcı hareket.

 

ABU→f. Nilüfer çiçeği. ABUS→Çatık çehreli. asık yüzlü. Yüzü ekşi.

 

ABV→Yüzün güzel olması. Nizamlı oluş. (Bak: Ta\'biye)

 

AB-VEND→f. Maşrapa bardak su kabı.

 

AB-YAR→f. Sulayan. * Mc: Bereketlendiren feyizlendiren.

 

AB-YARÎ→f. (Asıl mânâsı sulama ise de lisanımızda yalnız mecazi mânâsiyle bazı eski nesir yazarları tarafından kullanılmıştır). Yardım itimat.

 

AB-YÂRÎ-İ HİMMET→Korumak için yapılan yardım himmet yardımı.

 

AB-YÂRÎ-İ HİMMETİNİZLE→Himmetiniz yardımıyle himmetiniz sayesinde.

 

AB-ZEN→f. Küçük havuz. * Banyo.

 

【AC】

 

AC→Fildişi. * Dolu kap.

 

AC'AC→Çağırış.

 

ACAC→Toz. * Tütün. * Bulut. * Duman.

 

AC'ACE→Uzun uzun çağırmak.

 

ACAFET→Zayıflık. Çelimsizlik.

 

ACAİB→(Acib. C.) Şaşırtacak ve hayret verici şeyler.

 

ACÂİB-İ SEB'A-İ ÂLEM→Dünyanın yedi tane şaşılacak acaib şeyi. (Çin seddi bunlardan biridir.)

 

ACAİBAT→Normale zıt şeyler. Acâib şeyler.

 

ACAİZ→(Acuze. C.) Kocakarılar. İhtiyar kadınlar.

 

ACAK→f. Toprak.

 

ACAL→(Ecel. C.) Eceller. Ölümler vâdeler.

 

ACALİT→Yoğurt.

 

A'CAM→(Acem. C.) Acemler. İranlılar. * Arab olmayanlar.

 

ACAM→(Ecme. C.) Meşelik kamışlık ağaçlıklar.

 

ACAN→f. Polis: Emniyet mensubu

 

ACAR→(Ecr. C.) Sevaplar ücretler mükâfatlar. * Kiralar.

 

ACASA→Deve sürüsü.

 

ACB→Kuyruk sokumu. "Us\'us" denilen küçük kemik. Her şeyin kuyruk dibi ve nihâyeti. Fâtiha-i hilkat olan küçük kemik.Acb-üz zeneb diye Hadis-i Şerifte ismi geçen ve insanın kuyruk sokumundaki en küçük kemik.(Kur\'ân-ı Kerim\'de "Sure: 30. âyet: 27" Yani: "Sizin haşirde iâdeniz dirilmeniz dünyadaki hilkatinizden daha kolay daha rahattır." Nasıl ki bir taburun askerleri istirahat için dağılsa sonra bir boru ile çağrılsa kolay bir surette tabur bayrağı altında toplanmaları yeniden bir tabur teşkil etmekten çok kolay ve çok rahattır. Öyle de bir bedende birbiri ile imtizaç ile ünsiyet ve münasebet peydâ eden zerrat-ı esasiyye Hz. İsrâfil\'in (A.S.) suru ile Hâlik-ı Zülcelâlin emrine "Lebbeyk" demeleri ve toplanmaları aklen birinci icaddan daha kolay daha mümkündür. Hem bütün zerrelerin toplanmaları belki lâzım değil. Nüveler ve tohumlar hükmünde olan ve hadisde "Acb-üz zeneb" tâbir edilen ecza-i esasiyye ve zerrât-ı asliyye ikinci neş\'e için kâfi bir esastır temeldir. Sâni-i Hakim beden-i insanîyi onların üstünde bina eder. S.)(Arkadaş! Zâhire nazaran haşirde ecza-yı asliye ile ecza-yı zâide birlikte iade edilir. Evet cünüb iken tırnakların saçların kesilmesi mekruh ve bedenden ayrılan herbir cüz\'ün bir yere gömülmesi sünnet olduğu ona işarettir. Fakat tahkike göre nebatatın tohumları gibi "Acb-üz-zeneb" tâbir edilen bir kısım zerreler insanın tohumu hükmünde olup haşirde o zerreler üzerine beden-i insanî neşvü nema ile teşekkül eder. İ.İ.)

 

ACC→Yüksek sesle haykırma * Gürültü çıkarma. Deveyi döğme.

 

ACC(E)→Kalabalık.

 

ACCAC→Fırtınalı rüzgârlı. * Gürültülü.

 

ACEB→Taaccüb şaşma hayret. * Garib hoş lâtif ve nâdir-ül vücud olduğundan bir şey için inkâr ve istiğrab etme hâli.

 

A'CEB→Çok acâyib. Pek tuhaf olan.

 

A'CEB-ÜL ACÂİB→Çok acib ve gülünç olan.

 

ACED→Kuru üzüm.

 

A'CEF→İnce zayıf.

 

A'CEL→Daha acele en çabuk. * Acele eden kişi.

 

ACELE→Çabuk çabukluk. Bir işi çabuk yapmaya ve çabuk bitirmeye çalışma ivedilik.

 

ACEM→İranlı. Yabancı. * Arapça konuşmayanlar. Arab olmayanlar. * Çekirdek.

 

ACEMÂNE→f. Acemlere yakışır suret. Yabancı gibi.

 

ACEMCEME→(C: Acemcemât) Kuvvetli muhkem deve.

 

ACEME→(C: Acemât) Çekirdek. * Çekirdekten biten hurma ağacı. * Sert ve sağlam taş.

 

A'CEMÎ→Aceme mensub. * Arapçayı iyi konuşmayan. Dilsiz. * Beceriksiz.

 

ACEMÎ→Tecrübesiz. * Yabancı. * Yeni. Mübtedi.

 

ACEMİSTAN→f. İran ülkesi. ACEMİYAN→f. (Acemi. C.) İranlılar. Acemler. * Acemiler tecrübesizler.

 

ACENTE→(Acenta) ing. Bir vapur şirketinin her iskeledeki memuru. * Bir şirket veya idarenin diğer memleketteki vekili. * Memur veya vekilin memuriyeti ve idarehanesi.

 

A'CEZ→En âciz. Çok kudretsiz. * Mak\'adı etli ve yumru olan.

 

ACEZE→(Âciz. C) Âcizler. * Düşkünler zayıflar.

 

ACÎB→Şaşılan ve hayret uyandıran şey. Benzeri görülmeyen. Garib. Taaccüb olunan şey.

 

ACİB→Hayret veren. Şaşılacak şey.

 

ACÎBE→Alışılmış surette olmayan. Çok hârika. Acib ve garip hayret verici şaşılacak şey.

 

ACİBE-İ HİLKAT→Her zaman yaratılan şekilden farklı olarak yaratılmış olan. (Meselâ: Normalinden çok fazla büyük cüsseli veya üç ayaklı olmak gibi)

 

ACİC→Sesi yükseltmek.

 

ACİL→Sonraya bırakılmış. Bir vâdeye bağlı. * Ahiret.

 

ÂCİL→Aceleci. * Acele eden. Hemen. * Derhal. Peşin. * Çabuk. * Fık: Dünya.

 

ÂCİLANE→f. Acele edene ait. Acele olarak. * şimdiki zamana ait.

 

ÂCİLEN→Vakit gelince yapılmak üzere. Bir vâdeye veya bir şarta bağlı bulunarak.

 

ÂCİLEN→Acele olarak. Serian derhal müstâcelen.

 

ACİN→Rengi ve tadı değişmiş pis su.

 

ACİN→Yoğurma hamur tutma.

 

ACİNÎ→Hamur gibi yoğurulmuş macun kıvamında.

 

ACİNİYET→Mâcun halinde olma. Hamur gibi yoğurulmuş olma.

 

ACİR→Elindekini başkasına kiralayan. Kiraya veren.

 

ACİŞ→f. Üşüme soğuktan üşüme.

 

ACİYY(E)→(c: Acâyâ) Anası öldüğünden başka kimsenin sütüyle beslenen çocuk. * Anası sütünü vermeyip yemeği öğrettiği çocuk.

 

ÂCİZ→Beceriksiz. Eli ermez. Kabiliyetsiz. Gücü yetmez olan.

 

ÂCİZÂN→(Âciz. C.) Âcizler beceriksizler zayıflar güçsüzler.

 

ÂCİZÂNE→f. Âciz olarak. Beceriksizce. Tevâzu ile. (Alçak gönüllülük ifâdesi için söylenir) "Allah\'a karşı kusurlarını bilen bir mü\'min âcizâne ancak Allah\'tan rahmet diler."

 

ÂCİZİYYET→Acizlik beceriksizlik kabiliyetsizlik. * Fakirlik tevâzu.

 

ACLED→Yoğurt.

 

ACLEZ→Kavi sağlam nesne.

 

ACM→(C: Ucum) Beş yaşına girmemiş deve. * Kuyruk dibi. * Isırmak.

 

ACMÎ→İnce fikirli. Akıllı anlayışlı.

 

ACN→Yoğurma. Ma\'cun kıvamına getirme.

 

A'CUBE→(Bak : U\'cube)

 

ACUL→Çok acele eden sabırsız.

 

ACULÂNE→Acele edene yakışır suretde.

 

ACULİYET→Acelecilik. Sabırsızlık.

 

ACUR→Kabakgillerden bir hıyar cinsi. Üstü hafif olukludur. Bazıları tüylüce olur.

 

ACUZ(E)→Çok yaşlı kadın. Kocakarı. * Kılıç. * Şarap. * Sırtlan.

 

ACUZE-İ ŞEMTA→Saçı ağarmış kocakarı.

 

ACÜR→Yoğunluk semizlik besililik. * Yoğun. * Her nesnenin hacmi ve cüssesi olmak.

 

ACÜR→Kuyruk.

 

ACÜR→Ker*** tuğla kiremit. ACÜRÎ→Kiremitçi tuğlacı.

 

ACÜS→Almak kabzetmek. * Gecenin sonu.

 

ACÜZ→(C.: Acâz) her nesnenin dibi kökü ve sonu. * Yay kabzası.

 

ACV→Çocuğa süt içirmek.

 

ACVE(T)→Medine-i Münevvere hurmalarından bir çeşit iyi hurma.

 

ACZ→Beceriksizlik. İktidarsızlık. Kuvvetsizlik. Güçsüzlük. Yapamamak. * Zarardan korunmak gücünün olmaması. * Bir şeyin geri tarafı. (İnsandaki kusur sonsuz olduğu gibi acz fakr ve ihtiyacına da nihayet yoktur. İnsana tevdi edilen açlık ile nimetlerin lezzetleri tebârüz ettiği gibi: İnsandaki kusur kemalat-ı Sübhâniyye derecelerine bir mirsaddır. İnsandaki fakr gına-i rahmetin derecesine bir mikyastır. İnsandaki acz kudret ve kibriyâsına bir mizandır. İnsandaki tenevvü-ü hâcat envâ-ı niam ve ihsanatına bir merdivendir. Öyle ise fıtratından gaye ubudiyettir. Ubudiyet ise dergah-ı izzetine kusurlarını "Estağfirullah" ve "Sübhânallah" ile ilan etmektir. M.N.)

 

ACZA'→Dübürü büyük kadın. * Kumdan yığılmış yüksek tepe.

 

ACZ-ALUD→f. Âcizlik kuvvetsizlik güçsüzlük.

 

ACZE→(C.: Acâyiz) Her nesnenin sonu. * Kadın dübürü.

 

ACZ-MENDÎ→f. Âcizlik iktidarsızlık. Fakr.

 

【AÇ】

 

AÇALYA→yun. Fundagillerden güzel çiçekli bir bitki ve çiçeği.

 

AÇAR→f. İştah açmaya yarayan turşu v.s. * İnişli yokuşlu yer. * Karıştırılmış birleştirilmiş.

 

AÇI→(Bak: Zâviye) AÇKI→Cilâ perdah lostra.

 

AÇKICI→Cilâ ve perdah veren sanatkâr.

 

AD→İsim nam şöhret şan itibar haysiyet.


ÂD→(Âdet. C) Âdetler.


ÂD→Hz. Hud Peygambere (A.S.) isyan ettiklerinden gazab-ı İlâhiyyeye uğrayan ve helâk olan Yemen tarafında yaşamış bir kavmin adı.(Şirk ve küfür cinayeti kâinatın bütün kemalâtına ve ulvi hukuklarına ve kudsi hakikatlarına bir tecavüz olduğu cihetledir ki ehl-i şirk ve küfre karşı kâinat kızıyor ve semavat ve arz hiddet ediyor ve onların mahvına anâsır ittifak edip kavm-i Nuh (Aleyhisselam) ve Âd ve Semud ve Fir\'avun gibi ehl-i şirki boğuyor gark ediyor. $ âyetinin sırriyle cehennem dahi ehl-i şirk ve küfre öyle kızıyor ve kızışıyor ki parçalanmak derecesine geliyor. ş.)


ADA→Gr : Kendinden sonra gelen ismi cerreder. Harf-i cerr\'dir. "...den başka ...den gayrı" mânasına gelir. (Bak: Mâadâ)

ADA→Etrafı su ile çevrili kara parçası. * Etrafı yollarla çevrili arsa ve binalar takımı.


A'DA→(Adüv. C.) Düşmanlar.


A'DA→En zâlim en çok düşmanlık eden.


ÂDÂB→(Edeb kelimesinin çoğuludur.) Usul yol yordam davranış kaideleri terbiye. Ahlâk ve terbiyenin gerektirdiği konuşma ve hareket tarzı. Adaba uymayanlara edepsiz denir."Edipler edepli olmalı" yani yazarlar edebiyatçılar dine ahlâka ve terbiyeye uymalı. Aksi halde edebiyatçı adına lâyık olamazlar edepsiz olurlar.(Sünnet-i Seniyyenin meratibi var. Bir kısmı vâciptir terkedilmez. O kısım Şeriat-ı Garrâ\'da tafsilâtiyle beyan edilmiş. Onlar muhkemattır. Hiçbir cihette tebeddül etmez. Bir kısmı da nevâfil nevindendir. Nevâfil kısmı da iki kısımdır. Bir kısım ibadete tâbi Sünnet-i Seniyye kısımlarıdır. Onlar dahi Şeriat kitablarında beyan edilmiş. Onların tağyiri bid\'attır. Diğer kısmı "âdâb" tabir ediliyor ki Siyer-i Seniyye kitablarında zikredilmiş. Onlara muhalefete bid\'a denilemez. Fakat âdâb-ı Nebevi\'ye bir nevi muhalefettir ve onların nurundan ve o hakiki edebden istifade etmemektir. Bu kısım ise (örf ve âdât) muamelât-ı fıtriyede Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın tevâtürle malum olan harekâtına ittiba etmektir. Meselâ: Söylemek âdâbını gösteren ve yemek ve içmek ve yatmak gibi hâlâtın âdâbının düsturlarını beyan eden ve muaşerete taalluk eden çok Sünnet-i Seniyyeler var. Bu nevi Sünnetlere "âdâb" tabir edilir. Fakat o âdâba ittiba eden âdâtını ibadete çevirir. O âdâbdan mühim bir feyz alır. En küçük bir âdâbın mürââtı Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmı tahattur ettiriyor; kalbe bir nur veriyor. Sünnet-i Seniyyenin içinde en mühimi İslâmiyet alâmetleri olan ve şeâire de taalluk eden Sünnetlerdir. Şeâir âdeta hukuk-u umumiye nev\'inden cemiyete ait bir ubudiyettir. Birisinin yapmasıyle o cemiyet umumen istifade ettiği gibi onun terkiyle de umum cemaat mes\'ul olur. Bu nevi şeâire riya giremez ve ilân edilir. Nâfile nev\'inden de olsa şahsî farzlardan daha ehemmiyetlidir. Sünnet-i Seniyye edebdir. Hiçbir mes\'elesi yoktur ki altında bir nur bir edeb bulunmasın! Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm ferman etmiş: $ Yâni : "Rabbim bana edebi güzel bir surette ihsan etmiş edeblendirmiş." Evet Siyer-i Nebeviyyeye dikkat eden ve Sünnet-i Seniyyeyi bilen kat\'iyyen anlar ki: Edebin envâını Cenab-ı Hak Habibinde cem\'etmiştir. Onun Sünnet-i Seniyyesini terkeden edebi terkeder. L.)


ÂDÂB-I MİLLİYE→Millete ait edep ve terbiyeler.


ÂDÂB-I MUAŞERET→Beraber yaşayışta hoş ve İslâmca yaşama ve geçinme usulleri. Peygamberin (A.S.M.) sünnetine uygun olan hareket. İnsanlara karşı edebli olma insanca ve İslâmca yaşama âdâbı. Adâba dair sünnet-i peygamberiyeye uymak.(... İki cihanın rahat ve selâmetini iki harf tefsir eder kazandırır: Dostlarına karşı mürüvvetkârâne muaşeret ve düşmanlarına sulhkârâne muâmele etmektir. M.)


ÂDÂB-I UMUMİYE→Umumi ahlâk kaideleri.


ÂDÂB U ERKÂN→Edebler kaideler ve rükünler. Ahlâk ve terbiye kaideleri.


A'DAD→(Adud ve Adad. C.) Bazular. Kollar. * Havuzun çevre kenarına konan taş.


A'DAD→İnce ve kısa kollu adam.


A'DAD→(Aded. C.) Adetler. Sayılar.


ADAHİ→(Udhiye. C.) Kurbanlar.


ADAHİK→(Udhuke. C.) Şakalar gülünç şeyler.


ADAK→Nezredilen şey. (Bak: Nezr)


ADAKK→İnce dakik.


ADAL→Gümüşü az olan para.


A'DAL→(İdl. C.) Eşitler denkler müsaviler.


ADALAT→(Adale. C.) Adaleler.


ADALE→Tıb: Bedenin hareketini icra eden ve birbirinden ince bir perde ile ayrılan sinirli et kısımlarından her biri. Hepsine birden et (Lahm) tâbir edilir.


ADALET→Zulüm etmemek. Herkese hakkını vermek ve lâyık olduğu muâmeleyi yapmak. Mahkeme. Hak kanunlarına uygunluk. Haksızları terbiye etmek. İnsaf. Mâdelet. Dâd. Cenab-ı Hakk\'ın emrini emrettiği şekilde tatbik etmek. Suçluya Allah\'ın emrini icra etmek.(Adâlet iki şıktır. Biri mübet diğeri menfidir. Müsbet ise; hak sahibine hakkını vermektir. Şu kısım adâlet; bu dünyada bedahet derecesinde ihâtası vardır. Çünkü her şeyin istidat lisaniyle ve ihtiyac-ı fıtrî lisaniyle ve ıztırar lisaniyle Fâtır-ı Zülcelâl\'den istediği bütün matlubatını ve vücut ve hayatına lâzım olan bütün hukukunu mahsus mizanlarla muayyen ölçülerle bilmüşahede veriyor. Demek adâletin şu kısmı vücut ve hayat derecesinde kat\'i vardır. İkinci kısım menfidir ki: Haksızları terbiye etmektir. Yâni haksızların hakkını tâzib ve tecziye ile veriyor. Şu şık ise; çendan tamamiyle şu dünyada tezahür etmiyor. Fakat o hakikatın vücudunu ihsas edecek bir surette hadsiz işarat ve emarat vardır. Ezcümle: Kavm-i Âd ve Semud\'dan tut tâ şu zamanın mütemerrid kavimlerine kadar gelen sille-i te\'dib ve tâziyâne-i ta\'zib gayet âli bir adâletin hükümran olduğunu hads-i kat\'i ile gösteriyor. S.) (Bak: Fâtih Sultan Mehmed)


ADÂLET-İ İLÂHİYE→Allah\'ın adaleti.

 

ADÂLET-İ İZAFİYE→İzafi adalet veya adâlet-i nisbiye de denir. Küll\'ün selâmeti için cüz\'ü feda eden adalet usulüdür.(Cemaat için ferdin hakkını nazara almaz "ehvenüş-şer" diye bir nevi adalet-i izâfiyeyi yapmağa çalışır. Fakat adalet-i mahza kabil-i tatbik ise "adalet-i izafiye"ye gidilmez gidilse zulümdür. M.)


ADÂLET-İ MAHZA→Adaletin tam hakikisi tam adalet. (Adâlet-i mahza ile adalet-i izafiyenin izahı şudur ki: $ âyetin mâna-yı işarisi ile : Bir mâsumun hakkı bütün halk için dahi ibtal edilmez. Bir fert dahi umumun selâmeti için feda edilemez. Cenab-ı Hakkın nazar-ı merhametinde hak haktır. Küçüğüne büyüğüne bakılmaz. Küçük büyük için iptal edilemez. Bir cemaatin selâmeti için bir ferdin rızası bulunmadan hayatı ve hakkı feda edilmez. Hamiyet nâmına rızası ile olsa o başka meseledir. M.)(... Adâlet-i İlâhiyenin tam mânâsı ile tecelli etmesi için haşre ve Mahkeme-i Kübrâ\'ya lüzum vardır ki biri cezasını diğeri mükâfatını görsün. İ.İ.)


ADALETKÂR→f. Adaletli insaflı adalet sahibi.


ADÂLETKÂRANE→f. Adâletlice. Adalet sahibine yakışır şekilde insaflı ve haklı surette.


ADALETPENAH→f. Adâletli.


ADALL→Çok sapık çok dalâlette.


ADAM→İnsan. * Erkek kişi. * Birinin tarafını tutan kimse. * İyi ve terbiyeli yetişmiş insan.


ADAMET→Ahmaklık akılsızlık.


ADAN→Deniz kenarı.


ADAPTASYON→Fr. Tatbik etme işi. Bir şeyin bir başkasına göre ayarlanması. Bir canlının yaşadığı muhite uyması işi. * Yabancı dilde yazılmış bir eseri yerli adlar ile ve yerli hayata uydurarak çevirme.


ADAPTE→Fr. Adaptasyonu yapılmış tamamlanmış.


ADARR→En zararlı.


A'DAS→(Ades. C.) Mercimekler.


ÂDAT→Âdetler. (Bak: Âdet)


ADAVET→Husumet düşmanlık. Kin. buğz. Garaz.(Adâvet ve muhabbet nur ve zulmet gibi zıttırlar. İkisi mâna-yı hakikisinde olarak beraber cem olmazlar. Eğer muhabbet kendi esbabının rüçhaniyetine göre bir kalbde hakiki bulunsa o vakit adâvet mecazi olur; acımak suretine inkılâb eder. Evet mümin kardeşini sever ve sevmeli. Fakat fenalığı için yalnız acır. Tahakkümle değil belki lütufla ıslahına çalışır. Onun için nass-ı hadis ile: "Üç günden fazla mü\'min mü\'mine küsüp kat-ı mükâleme etmeyecek." Eğer esbâb-ı adâvet galebe çalıp adâvet hakikatıyla bir kalbde bulunsa; o vakit muhabbet mecâzi olur; tasannu ve temelluk suretine girer. M.)


ADAY→(Bak: Namzed)


ADB→Kılıç. * Kesmek. * Sövmek.* Yardımcı.


ADCEM→Eğri burunlu.


ÂDD→Kuvvet salâbet.


ADD→Hesablamak. Saymak. Sayılmak. İtibar etmek.


ADDAR→Denizci gemici taifesi.


ADDETMEK→Saymak. İtibar etmek. İttihaz etmek.


ÂDE→Âdet kelimesinin arabca terkiblerdeki kısalmış şekli. Meselâ: Harikulâde alelâde fevkalâde.


A'DEB→Erkeklerden arkadaşı ve yardımcısı olmayan. * Bir boynuzu kırık hayvan.


ADED→Sayı. Tane. Rakam. Miktar.


ADEDEN→Sayı bakımından sayıca.


ADEDÎ→(Adediye) Adede yani miktar ve rakama sayıya mensub.


A'DEL→(Adil. den) Adâletli çok doğru.


ÂDEM→İnsan. İlk insan ve ilk peygamber (A.S.)Allah ilk insan olarak Âdem\'i sonra eşi Havva\'yı yaratmıştır. Bugünkü insanlar onlardan türeyip çoğalmıştır. Bazı dine tâbi olmıyanlar insanın maymun soyundan bir hayvandan türediğini iddia ederler. Bu iddia kasıtlıdır çünki ilmî isbatı yapılamamıştır. Lâboratuarlarda küçük canlılar üzerinde yapılan çalışmalar göstermiştir ki canlının genetik yapısında meydana gelen değişiklik sonucu türeyen yeni canlı ana-babasından daha mükemmel değil; dejenere olmuş soysuzlaşmış bozuk bir şekil almıştır. İnsan ise en mükemmel mahluktur. Kaldı ki bu güne kadar bir canlının değişip başka bir canlı haline geldiğini kimse görmemiştir. Bugünkü maymunlar da hâlâ insan olmamışlardır. Bugünün psikoloji ve felsefi antropolojisi insanın mahiyetçe özce hayvandan farklı olduğunu kabul etmiştir. $ Yani: Cenâb-ı Hak Âdem\'i (A.S.) bütün kemalâtın mebadisini tazammun eden âli bir fıtratla tasvir etmiştir ve bütün maâlinin tohumlarına mezraa olarak yüksek bir istidat ile halketmiştir ve mevcudatı ihata eden ulvi bir vicdan ve ihatalı on duygu ile teçhiz etmiştir; ve bu üç meziyet sayesinde bütün hakaik-ı eşyayı öğretmeye hazırlamıştır sonra bütün esmayı kendisine öğretmiştir. Âdem\'i halketti tesviye etti cesedine nefh-i ruh etti terbiye etti sonra esmâyı tâlim etti ve hilâfete namzed kıldı. Sonra vakta ki Âdem\'i melâikeye tercih etmekle rüchan mes\'elesinde ve hilâfet istihkakında ilm-i esmâ ile mümtaz kıldı. İ.İ.)(Hz. Âdem\'in (A.S.) Cennet\'ten ihracı ve bir kısım beni-âdemin Cehennem\'e idhali ne hikmete mebnidir?Elcevap: Hikmeti tavziftir... Öyle bir vazife ile me\'mur edilerek gönderilmiştir ki bütün terakkkiyat-ı mâneviye-i beşeriyenin ve bütün istidâdât-ı beşeriyenin inkişaf ve inbisatları ve mâhiyet-i insaniyenin bütün Esmâ-i İlâhiyeye bir âyine-i câmia olması o vazifenin netayicindendir. Eğer Hz. Adem Cennette kalsaydı; melek gibi makamı sâbit kalırdı istidâdât-ı beşeriye inkişaf etmezdi. Halbuki yeknesak makam sâhibi olan melâikeler çoktur o tarz ubudiyet için insana ihtiyaç yok. Belki hikmet-i İlâhiye nihayetsiz makamatı kat\' edecek olan insanın istidadına muvafık bir dâr-ı teklifi iktiza ettiği için melâikelerin aksine olarak mukteza-yı fıtratları olan mâlum günahla Cennet\'ten ihraç edildi. Demek Hazret-i Adem\'in Cennet\'ten ihracı ayn-ı hikmet ve mahz-ı rahmet olduğu gibi; küffarın da Cehennem\'e idhalleri haktır ve adâlettir. M.) (Bak: Terakkiyat)


ADEM→Yokluk olmama bulunmama. * Fakirlik. (Vücudun zıddı)(Bir zaman -küçüklüğümde- hayalimden sordum: "Sana bir milyon sene ömür ve dünya saltanatı verilmesini fakat sonra ademe ve hiçliğe düşmesini mi istersin? Yoksa bâki fakat âdi ve meşakkatli bir vücudu mu istersin?" dedim. Baktım ikincisini arzulayıp birincisinden "Âh!" çekti. "Cehennem de olsa beka isterim." dedi. R.N.)(Eğer sen dalâlette boğulup çıkamıyorsan; yine cehennemin vücudu bin derece idam-ı ebediden hayırlıdır. Ve kâfirlere de bir nevi merhamettir. Çünkü insan hattâ yavrulu hayvanat dahi akrabasının ve evlâdının ve ahbabının lezzetleriyle ve saadetleriyle lezzetlenir bir cihette mes\'ud olur. Şu halde sen ey mülhid dalâletin itibariyle ya idam-ı ebedi ile ademe düşeceksin veya cehenneme gireceksin! Şerr-i mahz olan adem ise senin bütün sevdiklerin ve saadetleriyle memnun ve bir derece mes\'ud olduğun umum akraba ve asl ve neslin seninle beraber idam olmasından binler derece cehennemden ziyâde senin ruhunu ve kalbini ve mâhiyet-i insaniyeni yandırır. Çünkü cehennem olmazsa cennet de olmaz; herşey senin küfrün ile ademe düşer. Eğer sen cehenneme girsen vücud dâiresinde kalsan senin sevdiklerin ve akrabaların ya cennette mes\'ud veya vücud dâirelerinde bir cihette merhametlere mazhar olurlar. Demek herhalde cehennemin vücuduna taraftar olmak sana lâzımdır. Cehennem aleyhinde bulunmak ademe taraftar olmaktır ki; hadsiz dostlarının saadetlerinin hiç olmasına taraftarlıktır. Evet cehennem ise hayr-ı mahz olan dâire-i vücudun Hakim-i zülcelâlinin hakimâne ve âdilâne bir hapishâne vazifesini gören dehşetli ve celâlli bir mevcud ülkesidir. Hapishâne vazifesini de görmekle beraber başka pek çok vazifeleri var. Ve pek çok hikmetleri ve âlem-i bekâya âit hizmetleri var. Ve zebâni gibi pek çok zihayatın celâldarâne meskenleridir. Ş.)


ADEM-ÂBÂD→f. Yokluk. Yokluk alemi.


ADEM-İ ABESİYYET→Abes olmayış. Faydasız ve boş olmamak.


ADEM-İ BASİRET→Basiretsizlik görüşsüzlük.


ADEM-İ DİKKAT→Dikkatsizlik.


ADEM-İ EMNİYET→Emniyetsizlik. Güvensizlik.


ADEM-İ HÂRİCÎ→İlm-i İlâhide mevcud olup maddi vücudu olmayan.(Adem-i mutlak zaten yoktur; çünkü bir ilm-i muhit var. Hem daire-i ilm-i İlâhînin harici yok ki bir şey ona atılsın. Dâire-i ilim içinde bulunan adem ise adem-i hâricidir ve vücud-u ilmiye perde olmuş bir ünvandır. Hatta bu mevcudat-ı ilmiyeye bazı ehl-i tahkik "A\'yan-ı sâbite" tabir etmişler. Öyle ise fenaya gitmek muvakkaten haricî libasını çıkarıp vücud-u mâneviye ve ilmîye girmektir. Yani hâlik ve fani olanlar vücud-u hâricîyi bırakıp; mâhiyetleri bir vücud-u mânevi giyer dâire-i kudretten çıkıp dâire-i ilme girer. M.)


ADEM-İ İHTİLÂF→Birlik. Beraberlik. Uyuşma. Anlaşma.


ADEM-İ İKTİDAR→İktidarsızlık. Güçsüzlük. Kuvvetsizlikten gelen hastalık.


ADEM-İ İMKÂN→İmkânsızlık. Mümkün olmayış.


ADEM-İ İNKÂR→İnkâr etmeme. İnkârsızlık.


ADEM-İ İSTİMA'→Huk: Mahkemede dâvanın dinlenmemesi.


ADEM-İ İTÂAT→İtâatsizlik emri dinlememek.


ADEM-İ İTİKAD→İtikatsızlık.


ADEM-İ İTİLÂF→Ülfetsizlik anlaşmazlık.


ADEM-İ İTTİFAK→İttifaksızlık. Uyuşmazlık.


ADEM-İ KABUL→İsbatı tasdik etmemek. Şek hükümsüzlük. İman hükümlerini lâkaydlıkla karşılamak nefy ve inkâr etmek kabul etmemek göz kapamak gibi câhilâne bir hükümsüzlük. Bir terk bir cehl-i mutlak. (Kabul etmemek başkadır. İnkâr etmek başkadır. Adem-i kabul bir lâkaydlıktır bir göz kapamaktır ve câhilâne bir hükümsüzlüktür. Bu surette çok muhal şeyler onun içinde gizlenebilir. Onun aklı onlarla uğraşmaz. Amma inkâr ise: O adem-i kabul değil belki o kabul-ü ademdir bir hükümdür. Onun aklı hareket etmeye mecburdur. M.) (Bak: Kabul-i adem)


ADEM-İ KİFÂYET→Kifâyet etmeme kâfi gelmeme yetmezlik.


ADEM-İ MERKEZİYYET→Bir idâri taksimattaki parçaların (vilâyet belediye ve köy) muayyen hususlarda kendi kendilerine idare yetkileri. Bir yere bağlı olmaksızın veya bir yerden idare edilmeksizin olan muamele. Bütün kısım ve şubelerin kendi kendilerini idare tarzı.


ADEM-İ MES'ULİYET→Mes\'uliyetsizlik sorumsuzluk.


ADEM-İ MEVCUDİYYET→Yokluk. Olmama.


ADEM-İ MUVAFAKAT→Râzı olmayış muvâfakat etmeme.


ADEM-İ MÜBÂLÂT→Dikkatsizlik.


ADEM-İ MÜDÂHALE→Karışmamazlık.


ADEM-İ MÜSÂADE→İzinsizlik müsaadesizlik


ADEM-İ SALÂHİYET→Salâhiyetsizlik yetkisizlik.


ADEM-İ SIRF→Yokluk. Mutlak yokluk.


ADEM-İ TAHAYYÜZ→Boşlukta yer kaplamamak. Mekândan münezzeh oluş. Yer ile bağlı olmamak. Hacmi olmayış.


ADEM-İ TAKAYYÜD→Kayıtsızlık. Bir şeye bağlı olmayış. Kıymet vermemek. Üzerine almamak.


ADEM-İ TA'KİB→Takibsizlik. * Huk: Muhakemeye lüzum görmemek.


ADEM-İ TE'DİYE→Borcunu ödememe.


ADEMÎ→Yokluğa ait. Ademle ilgili (Bak: Vukuât)


ÂDEMÎ→İnsanlardan olan insana âit insana dair ve müteallik.


ÂDEMİYÂN→(Âdem. C.) İnsanlar.


ÂDEMİYÂT→(Adem. C.) Yokluklar. Ademler.


ÂDEMİYYET→İnsanlık. Namuslu bir insana yakışır hâl ve tavır.


ÂDEM-KÜŞ→f. Adam öldüren katil.


ADER→Yel inmekle hayası şişen kimse.


ADER→Çok su.


ADES→(C. Adâs) Mercimek.


ADESE→Mercimek. * Mercek. Uzağı yakın veya yakını uzakta görmeğe yarayan dürbün veya mikroskop camı.


ADESE-İ AYNİYYE→Gözleme merceği.


ADESE-İ MÜTEKARİB→Yakınlaştıran mercek.


ADESÎ→Mercimeğe benziyen şey.


ÂDET→Usul görenek alışılmış davranış. Huy tabiat. Toplumda nesiller boyunca uyulan ve kamuoyunda (umumî efkârda) saygı ve müeyyideye sahip hareket kaideleri (Sosyoloji). İslâm cemiyetinde âdetler de İslâmî olur İslâma uygun olur. Müslüman İslâma aykırı âdetlere uymaz. Cemiyetin yabancı âdetlerle bozulmamasına gayret gösterir.


ADETÂ→Âdet olduğu üzere her vakitki gibi alelâde. Bayağı surette âdi bir suretle. Düpedüz.


ADETEN→Görenek şekliyle âdet olarak.


ÂDET-İ AGNÂM→Keçi ve koyunlar için alınan vergi.


ÂDETULLAH→(Sünnetullah da denir.) Tabiatta canlı cansız bütün varlıkların nasıl hareket edeceklerini belirliyen Allah\'ın emirleri O\'nun koyduğu değişmez düzen. Meselâ oksijenle hidrojenin birleşmesinden su meydana gelir. Işık geldiği açıya eşit bir açı ile yansır ki bunlar birer âdetullahdır. "Âdetullah" yerine "tabiat kanunu" demek yanlıştır.(... Esbab-ı tabiiyyenin üss-ül-esası hükmünde olan cüz-ü lâyetecezzadaki kuvve-i câzibe ve kuvve-i dâfianın ictimalarının hortumu üzerinde bir muhaliyet damgası var. Fakat caizdir ki herbir şeyin esası zannettikleri olan cezb def hareket kuva gibi emirler âdâtullahın kanunlarına birer isim olsun. Lâkin kanun kaidelikten tabiîliğe ve zihnîlikten hâricîliğe ve itibarîden hakikata ve âletiyetten müessiriyete geçmemek şartıyla kabul ederiz. M.N.)


ADEVÂN (ADV)→Sür\'atle koşmak.


ADF→Yemek.


ADGÂS→(Dags. C.) Desteler demetler. * Karışık rüyalar. * Karışık söylentiler.


ADGÂSU AHLÂM→Karışık rüyâlar. Tâbire değmeyen rüyâlar.


ADHÂ→Kurbanlar. Kuşluk vakti kesilen kurbanlar. Kuşluk vakti. (Bak: Îd)

 

ADHAM→Yoğun kaba. * İri cüsseli adam.


ÂDÎ→Üstünlük farkı olmayan. Kıymetsiz. * Her zamanki. * Âd kavmine âid.


ADİD→Ağaç kesmek.


ADİD→Kesilmiş ağaç. * Tepesine el yetişen hurma ağacı.


ADİD→(Adide) Çok. Bir çok sayı. Çok şeyler. Müteaddid. Birinin dengi.


ADİD→Hasım. * Arkadaş. * Isırma. Bir ısırımlık lokma. (Bak: Adûd)


ÂDİH→Sihirbaz. * Soktuğu saat öldüren yılan.


ADİHE→Bühtan yalan.


ÂDİL→(Âdile) Adâlet eden. Allah\'ın emirlerini noksansız tatbik eden. Doğru. Doğruluk gösteren. Adâlet sahibi. (Bak: Adâlet)(Meselâ bir hükümdâr-ı âdil ihkak-ı hak için mazlumların hakkını zâlimlerden almakla ve fakirleri kavilerin şerrinden muhafaza etmekle ve herkese müstahak olduğu hakkı vermekle lezzet alması iftihar etmesi memnun olması; hükümdarlığın ve adaletin bir kaide-i esasiyesi olduğundan elbette Hâkim-i Hakim Adl-i Âdil olan Zât-ı Hayy-ı Kayyumun bütün mahlukatına hususan zihayatlara "hukuk-u hayat" tabir edilen şerait-i hayatiyeyi vermekle.. ve hayatlarını muhafaza için onlara cihazat ihsan etmekle ve zaifleri kavilerin şerrinden Rahimane himaye etmekle.. ve umum zihayatlarda bu dünyada ihkak-ı hak etmek nev\'i tamamen; ve haksızlara ceza vermek nev\'i ise kısmen sırr-ı adâletin icrasından olmakla.. ve bilhassa Mahkeme-i Kübrâ-yı Haşirde adalet-i ekberin tecellisinden hasıl olan ve tabirinde âciz olduğumuz şuunât-ı Rabbaniye ve maâni-i kudsiyedir ki kâinatta bu faaliyet-i daimeyi iktiza ediyor. L.)


ÂDİLÂNE→Adalet sahibi bir adama yakışır surette.


ADİL→Eş denk akran benzeri. Ölçüde miktarda eşit olan.


ADÎM→Mâlik ve sahib olmayan. Yok olan. Birşeyi olmayan. Fakir.


ADÎM-ÜL İMKÂN→İmkânsız. Olamaz.


ADÎM-ÜN NAZÎR→Eşi benzeri olmayan. Eşsiz. Benzersiz.


ÂDİN→Otlakta bulunan dişi deve.


ÂDİNE→Cuma günü.


ÂDİŞ→f. Ateş nar.


ÂDİYAT→(Âdi. C.) Her zaman meydana gelen hârikulâde ve birer mu\'cize-i kudret olmakla beraber insanlarca alışılmış olduğundan kuymeti bilinmeyen hâdiseler. * Kıymetsiz şeyler. (Kur\'an âyetleriyle insanların nazarını me\'lüfatları olan şeylere çeviriyor. Âyetler necimler gibi ülfet perdesini deler atar. İnsanın kulağından tutar başını eğdirir. O ülfetin altındaki havârık-ul âdât mu\'cizeleri o âdiyat içerisinde gösterir. M.N.)


ÂDİYÂT-I UMÛR→Günlük işler her zamanki değersiz işler.


ÂDİYÂT→(Adiv. den ism-i faildir) Hızla koşmak seyirtmek. (At deve v.s. koşanların hepsine ıtlak olunabilir.) * Mc: Düşmanlık zulüm. * Dâima muharebeye koşup hücum eden cemaat. * Uzaklık. (Kamus)


ÂDİYAT SURESİ→Kur\'an-ı Kerim\'in 100. suresinin ismi olup Medine-i Münevvere\'de nâzil olmuştur.


ÂDİYE→(C: Âdiyat) Gaza yolunda seğirten at.


ÂDİYEN→Her zamanki gibi. Adice. Fevkalâde olmayarak.


ÂDİYYE→İtiyad edilmiş. Alışılmış.


ÂDİYYET→Adilik. Aşağılık.


ADK→Vurmak darp.


ADL→Hakkaniyet. Adâlet üzere oluş. Cevr ve zulüm etmeyip nefislerde ve akıllarda istikameti kaim ve mâlum olan emir ve hâleti icra etmek. Doğruluk. * Her şeyi yerli yerince yapmak beraber etmek. * Meyletmek. (Bak: Adâlet)(Hem istidâd lisanıyla ihtiyac-ı fıtri lisanıyla ıztırar lisanıyla sual edilen ve istenilen herşeye daimi cevap vermek; nihayet derecede bir adl ü hikmeti gösteriyor. S.)


ADL-PENAH→Adâletin barındığı yer adâlete sığınan kimse.


ADL→Mâni olmak. Men etmek.


ADLA'→(Azla\') (Dıl\'. C.) Kaburgalar. * Mat : Geometrik şekillerin kenarları sayı kökleri.


ADLÎ→Adâlete mensup adâletle alâkalı ilgili.* Sultan II. Bayezid\'in şiirlerinde kullandığı mahlası.


ADLİYE→Mahkeme. Muhakeme işleriyle uğraşan daire. (Adliyede adalet hakikatı ve müracaat eden herkesin hukukunu bilâ-tefrik muhafazaya sırf hak namına çalışmak vazifesi hükmettiğine binaendir ki; İmam-ı Ali (RA) hilafeti zamanında bir yahudi ile beraber mahkemede oturup muhakeme olmuşlar. Ş.)


ADM→Gazap etmek öfkelenmek.


ADM→(C: İdâm) Yay tutamağı. * Deve kuyruğu. * Saban eğiği ki ucunda demiri vardır. * Harman savurdukları yaba.


ADMER→Arslan. * Şedit şiddetli. * Belâ. * Çirkin yüzlü şişman kadın.


ADN→Vatan tutmak ve mukim olmak. * Cennette bir makam adı. (Bak: Cennet)


ADRAHŞ→f. Yıldırım. * Gökgürültüsü. * Şimşek.


ADRAS→(Dırs. C.) Arka dişler dişler.


ADREFUT→Kelerden büyük bir hayvan.


ADRENALİN→Fr. Tıb: Böbrek üstü salgısından çıkarılan bir hormon. Sentetik olarak da yapılır. Damar daraltmak ve kanamayı önlemekte kullanılır.


ADRENG→Fr. Keder mihnet sıkıntı.


ADRET→Kaşları olmayan kimse.


ADUB→Yardımcı.


ADUD→Pazı. Kolun omuzdan dirseğe kadar olan kısmı. * Mc: Yardımcı. İstinadgâh.


ADUD→Zalim. Iztırab veren. Hunhar. * Bir lokma. * Isırıcı köpek veya at. * Yavuz kişi. * Dar ve derin olan kuyu. (Bak: Adîd)


ADUDE→Yumuşaklık. Tazelik.


ADUDÎ→Pazı kemiği ile ilgili.


ADULÎ→Gemici mellah.


ADÜVV→Düşman hasım.


ADÜVV-İ CÂN→Can düşmanı.


ADÜVV-ÜD DİN→Din düşmanı.(Hem küfranınızla öyle bir Mâlik-i Zülcelâl\'in memleketinde isyan ediyorsunuz ki ibâdından ve cünudundan öyleleri var ki değil sizin gibi küçücük âciz mahlukları belki farz-ı muhal olarak dağ ve arz büyüklüğünde birer adüvv-ü kâfir olsaydınız arz ve dağ büyüklüğünde yıldızları ateşli demirleri şuvazlı nühasları size atabilirler sizi dağıtırlar. Hem öyle bir kanunu kırıyorsunuz ki o kanun ile öyleler bağlıdır eğer lüzum olsa arzınızı yüzünüze çarpar gülleler gibi küreniz misillü yıldızları üstünüze yağdırabilirler. S.)


ADÜVV-İ KADİM→Eski düşman.


ADV→Yelmek. Seğirtmek. * Hazırlamak.


ADVA→Hastalık başkasına bulaşmak.


ADVAN→Çok koşan kimse.

 

ADYA'→Boynuzu ufak koyun. * Nebiyyi Zişân Aleyhisselam Efendimizin devesinin adı.


ADYE→Koğuculuk dedikoduculuk. * Yalan söylemek. * Sövmek.


AFA'→Eşek sıpası.


AF'AF→Devedikeni ağacının yemişi.


AFAF→(Afâfet) Temiz olma. Masumiyet. Günahsızlık.


AFAİF→Namus ırz ve iffet sahibi şerefli kadınlar.


AFAK→Ufuklar. Yerle göğün birleştiği gibi görünen uzak dâire. * Etraf. Cihetler. * Mc: Görüş ve dönüş sınırları. (Zıddı: Enfüs\'dür.)


AFAKGİR→Ufukları tutmuş âleme yayılmış şâyi çok meşhur.


AFAKÎ→Kâinat ve içindeki hâdiselere âid. Nefsin haricindeki âleme dair. * Kıymetsiz sözler ve meseleler. (Enfüsinin zıddı.) (Objektif)


AFAR→Arap diyarında çok olan bir yeşil ağaç. * Hurma ağacını islah etmek. * Katıksız ekmek yemek.


AFARET→İfritçe şeytanî kötü niyet.


AFARİT→(İfrit. C) Şeytanlar. İfritler.


AFAROZ→(Bak: Aforoz)


AFAT→Afetler. (Bak: Afet)


AFAT-I SEMAVİYE→Semavi âfetler. Allah tarafından insanları ikaz ve ceza için verilen belâ ve musibetler.


AFAZÎ→Fr. Tıb: Organlarda bir işleme bozukluğu olmadığı halde fikri kelime ile anlatamamak hâli.


AFEN→Çürüme pörsüme. Yemeğin kokması. (Bak: Ufunet)


AFEND→f. Harp. Kavga.


A'FER→Pek beyaz. * Beyazı kırmızılığına galip olan geyik.


AFER→Toprak. Yer. Arz. * Ekin suladıkları vaktin evveli.


AFERCA→Yaramaz huylu.


AFERİDE→(C: Aferidegân) f. Yaratılmış mahluk.


AFERİN→f. Beğenmek alkış yaşa varol. * Yaratan yaratıcı.


AFERİN-HÂN→f. "Aferin" diyen.


AFERNA'→Arslan. * Kuvvetli deve.


AFES→Burun eğriliği.


A'FES→Çıplak uryân.


AFET→Belâ. Musibet. Büyük felâket. Dâhiye. * Mc: Son derece güzel.


AFETZEDE→(C: Afetzedegân) f. Bir musibete bir belâya ve bilhassa yangın zelzele gibi bir felâkete uğramış.


AFETZEDEGÂN→(Afetzede. C.) f. Afete belâya felâkete uğramışlar.


A'FET→En güç sey. * Pek akılsız. * Peltek konuşan. Kekeleyen.


AFF→İffet namus. İffetli olmak. Nefsini haramdan men\'etmek.


AFÎ→Silen silinmiş. Affeden bağışlayan. * Affedilmiş bağışlanmış. * Yalvaran. * Uzun saçlı. * Tencere altında artaya kalan.


AFGAN→Afganistan. Afgan krallığı Afganistan milleti.


AFİF→Temiz. Güzel. Nezih. İffetli ve namuslu olan. Haramdan sakınan. * Müstakim.


AFİFÂNE→f. İffetlice. Temiz olarak. Nazif olarak.


AFİK→Çok aptal.


AFİK→Yalancı iftiracı.


AFİL→Uful eden. Gurub eden. Batan. * Görünmez olan. Kaybolan. * Fâni geçici.


AFİLÛN (AFİLÎN)→(Afil. C.) Gelip geçici fâni olanlar. * Gözden kaybolup gidenler. Uful edenler.


AFİN→Affedenler.


AFİNİTE→(Affinite) (Bak: Aşk-ı kimyevi)


AFİR→Çok kötü niyetli.


AFİR→Güneşte kum üstünde kurutulan et.


AFİRE→Komşusuna bir şey vermeyen kadın.


AFİŞ→Fr. Duvar ilânı.


AFİTAB→f. Güneş. * Mc: Pek güzel. * Çok güzel yüz.


AFİTÂBÎ→Güneşe âit. * Güzelliğe dâir.


AFİTE→Dişi koyun. Koyun güdücü kız.


AFİYET→Sağlık selâmet sıhhatli olmak.


AFK→Rücu etmek dönmek. * Kaybolmak.


AFK→Akılsız olmak. Sözünü tam söylememek.


AFLAK→Çok gevşek şey.


AFOROZ→R. Papa tarafından bir Hıristiyanın kiliseden çıkarılması dinden hariç addolunması.


AFRA'→Beyazı kızıllığına galip olan geyik. * Ayın onüçüncü gecesi.


AFRAZE→f. Nur. Aydınlık ışık. * Kandil fitili.


AFREYE→Horoz ibiği. İnsanın ense saçı. * Davarın alın saçı.


AFRUŞE→f. Un helvası.


AFS→Hapsetmek. * Deve sürmek. * Arkasına ayağıyla vurmak.


AFSA→Boynuzu ardına kayık koyun.


AFSUN→(Efsun) f. Büyü sihir tılsım. (Büyücülük yapmak ve büyücülere uymak Müslümanlıkta yasak ve günahtır.)


AFŞAR→Avşar kabilesini meydana getiren Türkmenlerin adı.


AFŞELİL→Sırtlan dedikleri canavar. * Yaşlı eti ve derisi sarkmış kuru kadın.


AFT→Pelteklikten sözü zorlukla söylemek. Kekemelik.


AFTAB→f. Güneş. * Pek güzel şahıs. * Çok parlak çehre.


AFTÂB-GERDAN→f. Güneşten korunmak üzere başa giyilen şey. * Avcı kulübesi.


AFTÂB-I KUREYŞ→Hz. Muhammed (S.A.V.) Efendimiz.


AFTABE→f. İbrik. Su kabı.


AFTAB-GERDEK→f. Kaya keleri. * Ayçiçeği.


AFTAB-GERDİŞ→f. Yer yüzü. * Kaya keleri. * Devamlı güneş gören yer.


AFTAB-GİR→f. Güneşlik şemsiye. * Güneş gören yer.


AFTABÎ→f. Güneşlik şemsiye tente. * Güneşe ait güneşle ilgili.


AFTAB-PEREST→f. Nilüfer çiçeği. * Güneşe tapan kimse. * Ayçiçeği.


AFTAB-RU→f. Güneş yüzlü yüzü güneş gibi parlak (güzel). * Sevimli dilber. * Güneşe karşı olan (yer).


AFUR→Boz tüylü ve kısa boyunlu olan geyik. * Zaman.


AFUR→Belâ kasırgası.


AFÜVV→Affeden merhametli.


AFV→Bağışlamak. Kusur ve günâhı affetmek.(Şeytanın mühim bir desisesi: İnsana kusurunu itiraf ettirmemektir. Tâ ki istiğfar ve istiaze yolunu kapasın. Hem nefs-i insaniyenin enaniyetini tahrik edip ta ki nefis kendini avukat gibi müdafaa etsin; adeta taksiratından takdis etsin. Evet şeytanı dinliyen bir nefis kusurunu görmek istemez; görse de yüz te\'vil ile te\'vil ettirir. ( $ )sırrıyla: Nefsine nazar-ı rıza ile baktığı için ayıbını görmez. Ayıbını görmediği için itiraf etmez istiğfar etmez istiaze etmez; şeytana maskara olur. Hazret-i Yusuf Aleyhisselâm gibi bir Peygamber-i Alişan $ dediği halde nasıl nefse itimat edilebilir. Nefsini ittiham eden kusurunu görür. Kusurunu itiraf eden istiğfar eder. İstiğfar eden istiaze eder. İstiaze eden şeytanın şerrinden kurtulur. Kusurunu görmemek o kusurdan daha büyük bir kusurdur. Kusurunu itiraf etmemek büyük bir noksanlıktır. Ve kusurunu görse o kusur kusurluktan çıkar itiraf etse afva müstahak olur. L.)(İnsanın hayat-ı içtimaiyesini ifsad eden bir desise-i şeytaniye şudur ki: Bir mü\'minin bir tek seyyiesiyle bütün hasenatını örter. Şeytanın bu desisesini dinliyen insafsızlar mü\'mine adâvet ederler. Halbuki : Cenab-ı Hak Haşirde adâlet-i mutlaka ile mizan-ı ekberinde a\'mâl-i mükellefini tarttığı zaman hasenatı seyyiata galibiyeti mağlubiyeti noktasında hükmeyler. Hem seyyiatın esbabı çok ve vücudları kolay olduğundan bazen bir tek hasene ile çok seyyiatını örter. Demek bu dünyada o adâlet-i İlâhiyye noktasında muamele gerektir. Eğer bir adamın iyilikleri fenâlıklarına kemmiyeten veya keyfiyeten ziyade gelse o adam muhabbete ve hürmete müstehaktır. Belki kıymetdar bir tek hasene ile çok seyyiatına nazar-ı afv ile bakmak lâzımdır. Halbuki: İnsan fıtratındaki zülum damarıyla şeytanın telkiniyle bir zatın yüz hasenatını bir tek seyyie yüzünden unutur mü\'min kardeşine adâvet eder günahlara girer. Nasıl bir sinek kanadı göz üstüne bırakılsa; bir dağı setreder göstermez. Öyle de: İnsan garaz damariyle sinek kanadı kadar bir seyyie ile dağ gibi hasenatı örter unutur mü\'min kardeşine adâvet eder. İnsanların hayat-ı içtimaiyesinde bir fesad âleti olur. L.)

 

AFV-CU→Afv isteyen. Afv arayan.


AFV-İ ANİL CERAHA→Huk: Kendisine cinayet yapılmış olan kimsenin yaralanmadan dolayı malik olduğu kısas diyet veya hükümet-i adl; yani ehl-i vukufca tayin edilen diyet hakkını caniye bağışlamasıdır.


AFV-İ ANİLKAT'→Huk: Azalarından biri kesilen bir şahsın buna karşılık hak kazandığı diyet veya kısas davalarından vaz geçmesi.


AFV→Ayakla basılmadık yer. * Malın iyisi helâli ve fazlası. * Terketmek. * Mahvetmek.


AFYON→Lât. Haşhaş sütünün birikmesinden ibaret bir madde.


AGÂH→(Ageh) f. Haberdar. Uyanık. Kalbi uyanık. Malumatlı. Basiretli. Vâkıf. Bilen.


AGÂHÂN→(Agâh. C.) f. Agâhlar bilenler bilgililer. Âlimler.


AGÂHÎ (AGEHÎ)→f. Malumat vukuf haberdarlık. Uyanıklık teyakkuz basiret.


AGAL→Darıltma kışkırtma. * Çiğnemeden yutma. * Ağıl. * Arı kovanı.


AGALİŞ→f. Kışkırtma. * Birşeye saldırmak için kışkırtma.


AGANDE→f. Sucuk yastık minder gibi zorla doldurulmuş olan şeyler. * Bir çeşit zehirli olan haşere böcek.


AGARR→Çok sıcak gün. * Kendini beğenmiş. * Asil âlicenâb. * Beyaz.


AGARR-ÜL EYYÂM→En sıcak gün.


AGAŞTE→f. Bulaşmış.


AGAVAT→(Ağa. C.) Saray hizmetlerinde kullanılan harem ağaları.


AGAYAN→Ağalar.


AĞA YERİ→Topkapı sarayında hazine kethüdasının oturduğu yer.


AGAZ→f. Başlama. Mübâşeret.


AGBA→Daha küt en küt. * Daha koyu en koyu.


AGBER→Çok tozlu.


AGBEŞ→Boz renkli.


AGBİYA→(Gabi. C.) Ahmaklar gabiler.


AĞDA→Bir kapta karıştırılıp pişirilerek koyulaşmış ve lüzucet kazanmış her nevi şeker vesaire.

 

AGDEF→Uzun ve sarkık kulaklı.


AGDİYE→(Gada ve Gıda. C.) Yenip içilecek gıdalar.


AGEL→(Bak: İkal)


AGENDE-GUŞ→f. Söz dinlemeyen aldırmayan alçak ve hayırsız kimse.


AGESTE→f. Islanmış ıslak.* Bulaşmış.


AGFER→Mağfiret eden bağışlayan afveden.


AGFER-ÜL-GAFİRÎN→Afvedenlerin en çok afvedeni. (Allah).


AĞIL (AĞL)→Koyun keçi vesair hayvanlara mahsus üstü açık etrafı çit veya çalı çırpı ile çevrilmiş yer mandıra.


AGIRRA→(Garîr. C.) Tecrübesizler safdiller acemiler. * Mağrurlar.


AĞIT→Mersiye. Ölen kimse için söylenen ve onu öven ve üzüntüyü anlatan şiir. Ölen için ağlama. (Müslümanlıkta ölenin arkasından aşırı ağlayıp dövünme iyi değildir.)


AGİYYE→İçine su biriken çukur.


AGİN→f. Dolu doldurulmuş.


AGİSNA→Bize imdad eyle yardım ihsan eyle (meâlinde duâ.)


AGİŞ→f. İlişik sarkık. * Uzatılmış.


AGLAK→(Galak. C.) Kilitler. * Kapalı anlaşılmaz şeyler.


AGLAL→(Gull. C.) Boyna geçirilen zincirler. * Kelepçeler pırangalar.


AGLAL→Ağaçlar arasında akan su. (Bak: Eglâl)


AGLAZ→(Galiz. den) kaba ve galiz şeyler.


AGLEB→Daha galib. Çok kerre ekseriya. Çoğu. ("Ağleben - Ağlebâ" şeklinde de kullanılır.)


AGLEB-İ HÜKEMÂ→Hakîmlerin çoğu. Hakîmlerin ekserisi.


AGLEB-İ İHTİMAL→Büyük bir ihtimal.


AGLEF→Sünnetsiz. * Sandıkta kapalı. * Mc: Katılaşmış duygusuz kalb.


AGLEZ→(Galiz. den ism-i tafdil) Pekçok kaba ve galiz.


AGMA→Yıldız. Yıldız akması.


AGMAD→(Gımd. C.) Bıçak ve kılıç kınları.


AGMAK→Yukarı kalkmak yükselmek yukarıya meyletmek. * Buhar olup yukarı kalkmak buharlaşmak.


AGMAR→(Gamr. C.) Yüce kimseler. * Seller. * (Gumr. C.) Bilgisizler cahiller.


AGMAZ→(Gamz. C.) Göz yummalar göz kırpmalar.


AGMAZ-UL AYN→(Egmaz-ul ayn) Gözü kapalı kimse. Çok müsamahakâr. Gafil.


AGNA→(Gani. den) Çok gani. En zengin.


AGNAM→(Ganem. C.) Koyunlar keçiler. * Hayvanlardan alınan vergi anlamında kullanılan bir tabirdir.


AGNİYA→(Gani. C.) Zenginler ganiler.


AGNİYE→(Bak: Ugniye)


AGNOSTİK→fels. Agnostisizm görüşünü benimseyen.


AGNOSTİSİZM→fels. Gerçeğin mutlak hakikatın bilinemez olduğunu; insanın gerçeği tam uygun bilgiyi elde edecek yaradılışta olmadığını kabul eden felsefe görüşü.


AGRA→Çok sevimli yakışıklı.


AGRAFİ→yun. Yazma kabiliyetinin kaybedilmesi.


AGRANDİSMAN→Fr. Büyütme (Fotoğrafçılıkta kullanılır.)


AGRAR→(Gırr. C.) Tecrübesizler. Acemiler. Kolay aldananlar.


AGRAS→(Gars. C.) Taze fidanlar yeni dikilmiş ağaçlar.


AGRAZ→(Garaz. C.) Garazlar. Fiil yapılırken gözetilen gayeler. Kasden ve bilerek yapılan kötülükler.


AGREB→(Garib. den) En garib çok tuhaf.


AGREB-ÜL GARÂİB→Şaşılacak şeylerin en garibi.


AGREL→(C. Gurl) Sünnet olmamış kişi.


AGSAN→(Gusn. C.) Dallar ağacın dalları. * Mc: Mânanın kısımları.


AGSEM→Beyazı siyahından daha fazla olan saç.


AGSER→Boz ve esmer renkli çok tüylü abâ kilim. * Kurbağa yosunu. * Karabatak kuşu. * Aşağılık ve âdi (adam).


AGŞA→Baygın adam. * Vücudu siyah yüzü beyaz olan hayvan.


AGŞİYE→(Gışa. C.) Perdeler örtüler. * Zarflar mahfazalar.


AĞTABAKA→Tıb: Görme sinirlerinin göz yuvarlağı içinde dağılmasından meydana gelen zar.


AGTAŞ→Karanlık. * Zayıf gözlü.


AGTEM→Sözü tutkunarak söyleyen. Kekeme.


AGTİYE→(Gıtâ. C.) Perdeler.


AGU→Zehir sem.


AGUL→f. Hiddetlenerek göz ucuyla bakma.


AGUN→f. Baş aşağı ters. * Uğursuz.


AGUNDE→f. Hallaç elinden geçmiş pamuk atılmış pamuk.


AGUŞ→f. Kucak. * Sığınılan yer.


AGÜS→f. Taşcıların oymacılıkta kullandıkları demir kalem.


AGVA→Dalâlete en fazla sapan giden. Sapık.


AGVAR→(Gar. C.) Mağaralar.


AGVAS→(Gavs. C.) Yardım istemek için bağırmalar. İmdat istemeler.


AGYAR→Yabancılar. Başkaları. * Rakipler. (Bak: Gayr)


AGYAZ→(Gayze. C.) Ağaçlıklar meşelikler.


AGYED→Uykucu tenbel. * Esmer vücutlu. * Nazik derili.


AGYER→(Gayret. den) Çok gayretli adam.


AGZA→(Gazâ. C.) Düşmanlarla savaşlar muharebeler.


AGZEL→(C.: Uzelân-Uzul) Eğri kuyruklu at.* Silahsız kimse. * Yağmursuz bulut.


AGZİYE→(Gıdâ. C.) Yenilip içilecek şeyler. Gıdalar besin maddeleri.


 

AH→f. Aferin bravo! manasına kullanılır.

 

AH→Maddi veya mânevi bir acı hissolundukta kullanılır. * Nedamet pişmanlık ve teessüf beyan eder. * Birine acındığına keder ve esef edildiğine delalet eder. Meselâ : Ah! Evladım! gibi.


AH U ENİN→Ah deyip inlemek ağlamak. Ah u fizâr da aynı mânayı ifâde eder.


AH→Kardeş birader. * Dost.


AHABİR→(Ahbâr. C.) Hikâyeler. * Rivayetler.


AHABİŞ→(Habeş. C.) Habeşliler.

 

ÂHÂD→Birler. Birden dokuza kadar olan sayılar.


ÂHÂD-I NÂS→Avam halktan birisi.


AHAD→(Bak: Ehad)


AHADD→(Hadd. den) Pek keskin.


AHADÎ→Tek yalnız. Birlere âid birlere mensub.


AHADİD→Sopa ve kamçı gibi şeylerin vücudda bıraktığı izler. (Bak: Uhdud)


AHADÎ HADİS→Rivâyet eden bir veya iki koldan olan veya mütevatir mertebesinde olmayan hadis demetir. İştihar haddine yetişmeyen hadistir. Şartları tamam olursa zann-ı galib ifade eder muktezası ile amel vâcib olur. (Muvazzah İlm-i Kelâm)

 

AHADİS→(Bak: Ehâdis)

 

AHADİYYET→(Bak: Ehadiyyet)

 

AHAFF→Pek hafif çok hafif. * Düşüncesiz.

 

AHAKK→(Bak: Ehakk)

 

AHAL→f. Birşeye yaramıgirsin bir tarafına ..!!! atılacak olan şey çerçöp.

 

AHALİ→(Ehl. C.) Halk umum nâs. * Bir memleketin yerlileri bir memlekette oturanlar yaşayanlar.


AHAMİRE→Acem milletinden bir tâife.

 

AHANN→Sözü burun içinden söyleyen. Burnundan konuşan.

 

AHAR→(Aher) Gayrı başkası. Diğeri.

 

AHAR→f. Hattatların kullandıkları kâğıda sürülen nişastalı yumurta. * Kahvaltı. * Bir nevi çelik.

 

AHARR→Daha sıcak en sıcak.

 

AHASS→Asılsız kötü kimse.

 

AHASS→(Bak: Ehass)

 

AHAVAT→(Uht. C.) Kızkardeşler. * Benzer şeyler.

 

AHAVEYN→İki kardeş. * İslam âlimlerinden olan Urfalı Vaiz Mahmud Kâmil efendinin babası Mustafa Kâmil Efendi ve amcası Urfalı Mehmed Efendi. (Bak: Ehaveyn)

 

AHAZZ→Pek bahtiyar mes\'ud şanslı mutlu.

 

AHBA→(Haba. C.) Saray adamları.

 

AHBAB→Dost. Sevilen dostlar. Sevilenler. Ehibbâ muhibler.

 

AHBAR→(Haber. C.) Haberler. (Bak: Haber-İhbar)

 

AHBÂR-I GAYB→Bizce bilinmeyen gayb âlemlerine ve geleceğe dâir haberler.(... Hem de musibetlerin vakti muayyen olsa idi; musibet başına gelen adam musibetin intizarında o gelen musibetin belki on mislinden ziyade mânevi bir musibet -o intizardan- çekmemesi için hikmet ve rahmet-i İlâhiyye tarafından gizli perdeli bırakılmış. Ve ekser hâdisât-ı kevniyye-i gaybiyye böyle hikmetleri bulunduğundandır ki gaibden haber vermek yasak edilmiş. $ düsturuna karşı hürmetsizlik ve itaatsizlik etmemek içindir ki medar-ı teklif ve hakaik-i imaniyeden başka olan umur-u gaybiyyeden izn-i Rabbâni ile haber verenler dahi yalnız işaret suretinde perdeli ve kapalı ihbâr etmişler. Hatta "Tevrat" ve "İncil" ve "Zebur" da Peygamberimiz hakkında gelen müjdeler ve haberler dahi bir derece perdeli ve kapalı gelmiş ki o kitabların bir kısım tabileri te\'vil edip iman etmediler. Fakat itikad-ı imâniyyeye giren mes\'eleleri tasrih ile ve tekrar ile ihbar etmek ve açık bir surette tebliğ etmek hikmet-i teklifin muktezası olduğundan Kur\'ân-ı Mu\'ciz-ül Beyan ve Tercümân-ı Zişanı (A.S.M.) umur-u uhreviyeden tafsilen ve hâdisât-ı istikbâliye-i dünyeviyeden icmâlen haber vermişler. Ş.)

 

AHBAR→(Bak: Ehbâr)

 

AHBARÎ→Rivayetçi rivayet eden kişi.

 

AHBAS→(Habs. C.) Su bentleri havuzlar. * Hapisler zindanlar. * Gayr-ı meşru vakıf yerler.

 

AHBAZ→(Hubz. C.) Ekmekler.

 

AHBEL→Divane deli.

 

AHBEN→Çok su içmekten karnın şişip zahmetli olması.

 

AHBES→Pek çok pis daha murdar. En habis berbad.

 

AHBEŞ→Habeş Habeşi.

 

AHBİYE→(Hıbâ. C.) Kıldan yapılmış göçebe çadırı. * Keçe ve kıldan yapılan evlerde konup göçen Türkler.

 

AHCAR→(Hacer. C.) Taşlar.

 

AHCEN→Burnu eğri kimse.

 

AHD→Vâdetme. Söz verme. Vefâ. Yemin. And. Misak. Peymân. * Asır. Devir. Tevhid. Mukavele. * Vasiyet.

 

AHD-İ ATİK→Tevrat Zebur ve Mezamir\'in bazıları Yahudilerin eski ve mukaddes kitapları.

 

AHD-İ CEDİD→f. İncil.

 

AHDÎ→Ahde âid sözleşmeye dâir.

 

AHD-NAME→f. Anlaşmanın şartlarını ve anlaşmayı yapanların imzalarını taşıyan kağıt.

 

AHD Ü MİSÂK→f. Yemin anlaşma sözleşme.

 

AHD Ü PEYMAN→f. Yemin etme söz verme.

 

AHDA'→Boyun damarlarından bir damar. * Hilekâr aldatıcı kandırıcı.

 

AHDA'→Çok alçakgönüllü halim mütevazi. İtaatli.

 

AHDAK→(Hadeka. C.) Göz bebekleri.

 

AHDAN→(Hıdn. C.) Dostlar yoldaşlar.

 

AHDAR→Yeşil yemyeşil pek yeşil.

 

AHDAR-I NÂZIR→Çok yeşil yemyeşil tam yeşil.

 

AHDAS→(Hades. C.) Yeni hâdiseler fena şeyler. Dertler musibetler. * Gençler.

 

AHDEB→Hiç kimsenin fikir ve düşüncesini beğenmeyen ahmak. * Uzun boylu.

 

AHDEB→Kambur.

 

AHDEL→Boynu önüne eğilmiş olan. * Çok eğik olan şey.

 

AHDER→(C.: Ehadir) Kavi ve galiz olmak. Kaba olmak. * Şaşı adam.

 

AHDER→f. Kardeş çocuğu. Biraderzâde.

 

AHDERRÎ→Yabani eşek.

 

AHDES→Fikirli kişi.

 

AHDET→(C.: Ahâd) Yağmur yağdıktan sonra yağan yağmur.

 

AHEK-İ SİYAH→Rutubete dayanıklı olan bir cins çimento.

 

AHEK-İ TEFTE→Sönmemiş kireç.

 

AHEN→Demir. * Mc: Sert. Zincir. Kılıç.

 

AHEN-ÂŞİYÂN→f. Dikiş yüksüğü.

 

AHEN-BE→f. Dokunacak bezin veya çulhanın iki yanına konan demirli ağaç. Bu demirli ağaç bezin buruşukluğunu da açar.

 

AHEN-CÂN→f. Demir canlı. * Katı yürekli. * Sabırlı tahammüllü.

 

AHEN-DEST→f. Demir elli eli demir gibi olan.

 

AHEN-DİL→f. Demir yürekli kahraman. * Merhametsiz acımasız kimse.

 

AHENE→f. Demir halka.

 

AHEN-GER→f. Demirci. Demir yapan veya satan.

 

AHEN-GERÎ→f. Demircilik.

 

AHENİN→Demirden yapılmış çok kuvvetli pek sağlam.

 

AHEN-KEŞ→f. Demiri çeken. Mıknatıs.

 

AHEN-PUŞ→f. Demirler giymiş. Zırh kuşanmış.

 

AHEN-RÜBÂ→f. Demiri kapan mıknatıs.

 

AHENK→f. Seslerin arasındaki uygunluk. Düzgün tarz ve gidiş.

 

AHENKDÂR→f. Uygun düzgün âhenkli makamlı.

 

AHER→Başka diğer gayrı.

 

AHESTE→f. Yavaş ağır.

 

AHESTEGÎ→f. Yavaşlık acele etmemeklik.

 

AHESTE-REV→f. Aheste âheste yürüyen acelesiz yavaş yavaş yürüyen.

 

AHFA→Çok gizli pek gizli.

 

AHFAD→Torunlar. Hafidler. Evlâd oğulları. Yardımcılar.

 

AHFAS→(Hıfs. C.) İşkembeler kırkbayırlar.

 

AHFAZ→(Ahfad) Alçak ve çukur yer. * Mc: Çok alçak gönüllü. Mütevâzi.

 

AHFEC→Ayakları eğri.

 

AHFEŞ→Küçük gözlü zayıf bakışlı. * Yalnız gece gören kimse. * Üç büyük Arab âliminin lâkabı. * Bulutlu günde görüp bulutsuz günde görmeyen.

 

AHFİYE→(Hıfâ. C.) Örtüler perdeler gizli şeyler. * Çiçeğin tomurcuğunu örten kabuk.

 

AHGER→f. Ateş koru. Yanar halde olan kömür.

 

AHGER-İ SUZAN→Yakıcı kor.

 

AHH→Öksürmek.

 

AHIR→t. (Ahur) Hayvanların barındığı yer dam.

 

AHİ→Kardeşim. * Ahilik ocağından olan kimse. * Eli açık cömert.

 

AHİBBA→Dostlar arkadaşlar. (Bak: Habib)

 

AHİD→Seninle muâhede eden. * Ahdolunmuş nesne.

 

AHİD→(Bak: Ahd)

 

AHİD-ŞİKEN→f. Ahdi bozan anlaşmayı bozan.

 

ÂHİL→Erkeği olmayan kadın. * Fevkinde kimse olmayan yüksek padişah.

 

AHİLİK→Asırlar önce Anadolu\'da gelişen bir halk ocağı. Sosyal bir kuruluş olan ahilik iş alanında adam yetiştirmek çalışma sevgisini aşılamak istihsali çoğaltmak gibi gayeleri vardı. Günlük hayatta ise teavün yoksulları koruma gibi insani duyguları; ayrıca müzik silah kullanma binicilik kabiliyetlerini geliştirmeye de önem verirdi.

 

AHİLLA→(Ehillâ) Sadık ve samimi arkadaşlar. En sadık dostlar. Haliller.

 

AHİN→(C.: Uhun) Boyalı yün.

 

ÂHİN→(C.: Avâhin) Fakir. * Hazır sabit kimse. * Yumuşak hurma ağacı.

 

AHÎR→En son sonraki.

 

ÂHİR→Biten. Hitam bulan. Sonra gelen. Son. Sonraki.

 

ÂHİR→Zina işleyen. Fasıklık yapan. * Tembel kimse.

 

ÂHİR-BİN→f. Sonunu gören düşünen.

 

ÂHİRE→Zâni zinakâr.

 

AHİREN→En son en son olarak. * Son zamanlarda yakında.

 

ÂHİRET→Bu dünyadan sonra gideceğimiz ebedi âlem. Âhiret kıyamet koptuktan sonra bütün varlıkların ve insanların devamlı kalacakları yerdir. Orada ölüm yoktur hayat sonsuzdur; dinin emirlerine bağlı olanlar için cennet; dine bağlı olmıyanlar için de cehennem vardır. Âhirete inanmayan insan müslüman olamaz. Kur\'an ve peygamberi inkar etmiş olur. İnsan ölüp toprak olduktan sonra onu kim diriltecek diyenlere Kur\'anın pek çok cevaplarından biri meâlen şudur: "Onu ilkin kim yarattı ise öldükten sonra da yine o diriltecek." (Bak: Haşir)(Dünya dar-ül hikmet ve ahiret dar-ül kudret olduğundan; dünyada Hakîm Mürettib Müdebbir Mürebbi gibi çok isimlerin iktizasıyla dünyada icad-ı eşya bir derece tedricî ve zaman ile olması hikmet-i Rabbaniyenin muktezasıyla olmuş. Âhirette ise; hikmetten ziyade kudret ve rahmetin tezahürleri için maddeye ve müddete ve zamana ve beklemeye ihtiyaç bırakmadan birden eşya inşa ediliyor. Burada bir günde ve bir senede yapılan işler âhirette bir anda ve bir lemhada inşasına işareten Kur\'an-ı Mu\'ciz-ül Beyan: $ ferman eder. Ş.)(Mühim bir taraftan ehemmiyetli bir sual: Rivayette gelmiş ki Cennette bir adama beşyüz senelik bir Cennet verilir. Bu hakikat akl-ı dünyevinin havsalasında nasıl yerleşir?Elcevap : Nasıl ki bu dünyada herkesin dünya kadar hususi ve muvakkat bir dünyası var. Ve o dünyanın direği onun hayatıdır. Ve zahiri ve batıni duygularıyla o dünyasından istifade eder. Güneş bir lâmbam yıldızlar mumlarımdır der. Başka mahlukat ve ziruhlar bulunmaları o adamın mâlikiyetine mani olmadıkları gibi bilâkis onun hususî dünyasını şenlendiriyorlar zinetlendiriyorlar. Aynen öyle de fakat binler derece yüksek herbir mü\'min için binler kasır ve hurileri ihtiva eden has bahçesinden başka umumi cennetten beşyüz sene genişliğinde birer hususi cenneti vardır. Derecesi nisbetinde inkişaf eden hissiyatıyla duygularıyla cennete ve ebediyete lâyık bir surette istifade eder. Başkaların iştiraki onun mâlikiyetine ve istifadesine noksan vermedikleri gibi kuvvet verirler. Ve hususi ve geniş cennetini zinetlendiriyorlar. Evet bu dünyada bir adam bir saatlik bir bahçeden ve bir günlük bir seyrangahtan ve bir aylık bir memleketten ve bir senelik bir mesiregâhta seyahatından; ağzıyla kulağıyla gözleriyle zevkiyle zâikasıyla sâir duygularıyla istifade ettiği gibi; aynen öyle de fakat bir saatlik bir bahçeden ancak istifade eden bu fâni memleketteki kuvve-i şâmme ve kuvve-i zâika o bâki memlekette bir senelik bahçeden aynı istifadeyi eder. Ve burada bir senelik mesiregâhtan ancak istifade edebilen bir kuvve-i bâsıra ve kuvve-i sâmia orada beşyüz senelik mesiregâhındaki seyahattan; o haşmetli baştan başa zinetli memlekete lâyık bir tarzda istifade eder. Her mü\'min derecesine ve dünyada kazandığı sevaplar haseneler nisbetinde inbisat ve inkişaf eden duygularıyla zevk alır telezzüz eder müstefid olur. L.)

 

ÂHİRZAMAN→Dünyanın son zamanı ve son devresi. Dünya hayatının kıyamete yakın son devresi. (Rivayette var ki : "Fitne-i âhirzaman o kadar dehşetlidir ki kimse nefsine hâkim olmaz." Bunun için binüçyüz sene zarfında emr-i Peygamberiyle bütün ümmet o fitneden istiaze etmiş azâb-ı kabirden sonra ( $ ) vird-i ümmet olmuş. Allahu a\'lem bissavab bunun bir te\'vili şudur ki: O fitneler nefisleri kendilerine çeker meftun eder. İnsanlar ihtiyarlarıyla belki zevkle irtikâb ederler. Meselâ: Rusyada hamamlarda kadın- erkek beraber çıplak girerler ve kadın kendi güzelliklerini göstermeğe fıtraten çok meyyal olmasından seve seve o fitneye atılır baştan çıkar ve fıtraten cemâlperest erkekler dahi nefsine mağlup olup o ateşe sarhoşane bir sürur ile düşer yanar. İşte dans ve tiyatro gibi o zamanın lehviyatları ve kebâirleri ve bid\'aları birer câzibedarlık ile pervane gibi nefisperestleri etrafına toplar sersem eder. Yoksa cebr-i mutlak ile olsa ihtiyar kalmaz günah dahi olmaz. Ş.)

 

AHİSSA→(Hasis. C.) Cimriler pintiler tamahkârlar.

 

AHİYANE→f. Damak. * Tıb: Boğaz.* Beyin kemiği.

 

AHİYYEN ŞERAHİYYEN→(Süryanice) Hannân Mennân Rahmân ve Rahim olan. Çok çok nimet veren.

 

AHÎZ→(Ahz. den) Esir.

 

ÂHİZ→(Âhize) Alan. Alıcı. Ahzeden. * Ses alıcı âlet. * Kabul etme alma.

 

ÂHİZE→Fiz : Elektrik enerjisini mekanik enerjiye çeviren alet.

 

AHKAB→Yabani eşek.

 

AHKAB→Uzun zamanlar.

 

AHKAD→(Hukd. C.) Kinler garezler.

 

AHKAF→(Hıkf. C.) Eğri büğrü kum tepeleri.

 

AHKAF SURESİ→Kur\'an-ı Kerim\'de kırkaltıncı sure olup Mekke-i Mükerreme\'de nâzil olmuştur.

 

AHKÂM→(Hüküm. C.) Hükümler. Kanunlar. Nizamlar.

 

AHKÂM-I ADLİYE→Adaletle alâkalı hükümler emirler. * Adliye nezaretinin eski ismi.

 

AHKÂM-I FER'İYYE VE AHKÂM-I ASLİYYE→(Bak: Şeriat)

 

AHKÂM-I KUR'ÂNİYE→f. Kur\'ân-ı Kerim\'in kat\'i olan hükümleri emirleri. (Bak: Hukuk)

 

AHKÂM-I ŞAHSİYE→Huk: Şahsın kendisini alakalandıran hükümler. (Bak: Hukuk-u şahsiye)

 

AHKAR→En hakir pek âciz ve değersiz. (Daha çok tevazu makamında söylenir.)

 

AHKAR-UL İBÂD→Kulların en hakiri.

 

AHKEM→En sağlam. En kuvvetli. * En çok hükmeden. * En hakim ve akıllı.

 

AHKEM-ÜL HÂKİMÎN→Hükümdarların hükümdarı. Hâkimlerin en hâkimi. Cenâb-ı Hak (C.C.)

 

AHKER→f. Ateşli kül kül ile karışık ince kor.

 

AHLA→En tatlı çok şirin. Çok tatlı.

 

AHLAF→Halefler. Sonra gelenler. Zürriyetler. Evvelkilerin yerine geçenler. Nesil. Evlâdın evlâdları. Nesl-i âti.

 

AHLAF→Yemin edenler. Müttefikler.

 

AHLAK→(Hulk.C.) Huy tabiat. İnsanın davranış tarzı tutum ve tavrı bir cemiyette makbul ve iyi sayılan davranış kuralları. Bu kural ve kaideleri inceliyen ilim. Ahlâkın kaynağı ve mahiyetini inceliyen felsefe.Filozoflar hangi hareketlerin iyi hangilerinin kötü olduğu ve insanın neden ahlâk kaidelerine uyması gerektiği konusunda ortak bir fikre varamadılar. Kimi menfaati kimi saadeti kimi de vazifeyi ahlâkın temeli saydı. İslâm ahlâkı ise ahlâkın temeli Allah\'ın emrine uygunluğu ve gaye olarak da Allah rızasını almakla insanı şahsi veya içtimâi (toplumsal) bencillikten kurtarmıştır. Ahlâkı da cemiyetten cemiyete ve zamanla değişen keyfî ve tesadüfî kaideler yığını olmaktan çıkarıp Allah\'ın emirlerine uygunluğu esas almakla birlik ve beraberliği ve devamlılığı sağlamıştır. (Bak: Hulk)

 

AHLÂK-I FÂZILA→İyi ahlâk faziletli huylar.

 

AHLÂK-I HAMİDE→Beğenilen güzel ahlâk.(Hz. Muhammed (A.S.M.) bütün ahlâk-ı hamidede en yüksek ve yetişilmeyecek bir dereceye malik idi...... Onda içtima etmiş ahlâk-ı hamidedir ki her bir haslette en yüksek tabakada olduğuna dost ve düşman ittifak ediyorlar. M.)

 

AHLÂK-I HASENE→Yüksek ahlâkı en parlak ve ulvi bir şekil ve ruhta gösteren ve bilfiil yaşayan Peygamberimizin (A.S.M.) ve O\'nun yolunda gidenlerin ahlâkı.(Diyorsun ki: Teklif saadet içindir. Halbuki ekser-i nâsın şekâvetine sebeb tekliftir. Teklif olmasaydı bu kadar tefavüt-ü şekavet de olmazdı?C- Cenab-ı Hak verdiği cüz\'-i ihtiyâri ile ef\'al-i ihtiyariye âlemini kesbiyle teşkil etmeğe insanı mükellef kıldığı gibi ruh-u beşerde vedia olarak ekilen gayr-i mütenâhi tohumları sulamak ve neşv ü nemalandırmak için de beşeri teklif ile mükellef kılmıştır. Eğer teklif olmasaydı ruhlardaki o tohumlar neşv ü nemâ bulamazdı. Evet nev\'-i beşerin ahvaline dikkatle bakılırsa görülür ki; ruhun mânen terakkisini vicdanın tekâmülünü akıl ve fikrin inkişaf ve terakkisini telkih eden yani aşılayan şeriatlardır; vücud veren tekliftir; hayat veren peygamberlerin gönderilmesidir; ilham eden dinlerdir. Eğer bu noktalar olmasaydı insan hayvan olarak kalacaktı ve insandaki bu kadar kemâlât-ı vicdaniye ve ahlak-ı hasene tamamen yok olurlardı. Fakat insanların bir kısmı arzu ve ihtiyariyle teklifi kabul etmiştir. Bu kısım saadet-i şahsiyeyi elde ettiği gibi nev\'in saadetine de sebep olmuştur. Amma insanların büyük bir kısmı ihtiyarı ile küfrü kabul ve tekâlif-i İlahiyyeyi reddetmişlerse de teklifin bazı nevilerinden süzülen terbiyevi ahlâki vesaire güzel şeyleri aldıklarından teklifin o nevilerini zımnen ve ıztıraren kabul etmiş bulunurlar. İşte bu itibarla kâfirin her sıfatı ve her hâli kâfir değildir. İ.İ)(Hadsiz salât ve selâm ol Peygamberimiz Muhammed Mustafa (A.S.M.) üzerine olsun ki demiş: $Yani; benim insanlara Cenab-ı Hak tarafından bi\'setim ve gelmemin ehemmiyetli bir hikmeti ahlâk-ı haseneyi ve güzel hasletleri tekmil etmek ve beşeri ahlâksızlıktan kurtarmaktır. H.)

 

AHLÂKIYYÂT→Ahlâk ilmi ve düsturlarını ve bunların vasıflarını ve tatbiklerini inceleyen öğreten ilim. * Ahlâk ve terbiye ile alâkalı ders ve bahisler.

 

AHLÂKIYYUN→Ahlâk ilmi ile uğraşan âlimler; bunlar iki kısımdır. Bir kısmı ahlâk-ı hasene olan İslam ahlâkını telkin eder diğer kısmı ise dine tâbi olmayan ve hakiki ahlâkı bulamamış olanlardır.

 

AHLÂKÎ→Ahlâkla ilgili ahlâka ait.

 

AHLAL→(Hıll. C.) Samimi dostlar yâranlar.

 

AHLAM→Rüyâlar. (Bak: Hulm)

 

AHLAS→En hâlis daha temiz.

 

AHLAT→(Hılt. C.) Çok karıştırılabilir karıştırılmağa elverişli.

 

AHLAT-I ERBAA→İnsan vücudunda varlığı kabul edilen dört unsur veya üsareler.

 

AHLEF→Solak kimse.

 

AHLES→Kara ile kırmızı arasında olan renk.

 

AHLET→Saçı dökülmüş kişi.

 

AH-LİÜMM→Baba ayrı ana bir kardeş.

 

AHLİYA→(Hali. C.) Boş şeyler.

 

AHMA→(Hamâ. C.) Kayın biraderler.

 

AHMA→(Hamiyyet. den) Çok hamiyetli.

 

AHMAK→(Humk. dan) Pek akılsız sersem şaşkın. Anlayışsız.

 

AHMAK-UL HUMAKA→Ahmakların en ahmağı.

 

AHMAKANE→f. Ahmakçasına ahmak olana yakışır şekilde.

 

AHMAKÎ→Akılsızlık ahmaklık.

 

AHMAKİYET→Ahmaklık akılsızlık.

 

AHMAL→(Haml. C.) Yükler. * Ağır şeyler. Eşya ağırlık.

 

AHMAL Ü ESKAL→Ağır yükler.

 

AHMAS→(C: Ehâmis) İnce belli.* Ayak altında yere değmeyen yer.

 

AHMAS→(Hums. C.) Beşte birler humslar.

 

AHMAS-ÜL KADEM→Ayak tabanı.

 

AHMED→Daha çok hamdeden. * Çok övülmeğe ve medhedilmeğe lâyık. * Çok sevilen. Beğenilmiş. * Hz. peygamber\'in (A.S.M.) bir ismi.

 

AHMED-İ BEDEVÎ→(Seyyid) (Hi. 596-675) Mısır\'ın en büyük velilerindendir. Hz. Ali neslinden gelir. Bir çok lâkabı vardır. Ona Afrika bedevileri tarzında (yüzü örten peçe) taşıdığından dolayı (el-Bedevi) deniyordu. 626 yılına doğru onda deruni bir tahavvül vukua geldi. Yedi kıraat üzere Kur\'an okudu ve Şafii fıkhı tahsil eyledi. Kendisini ibadete vakfeyledi ve kendisine yapılan izdivaç teklifini reddeyledi. Berlindeki bir yazmada bu hususta şunlar yazılıdır: "Cennet hurilerinden başka hiçbir kadın ile evlenmemeğe ahdettim." Kerametler ve harikalar göstermiştir. Geceleri Kur\'an okumak âdeti idi. Aktab-ı Erbaa\'dandır. (R.A.)

 

AHMED-İ FÂRUKÎ→(Hi. 971-1034) (İmam-ı Rabbanî) Hz. Ömer (R.A.) ahfadından olduğundan Fârukî denilmiştir. Kendisi demiştir ki: "Hakaik-i imaniyeden bir mes\'elenin inkişafını binler ezvak ve mevâcid ve kerâmata tercih ederim." Hem demiş ki: "Bütün tarikatların nokta-i müntehası hakaik-i imâniyenin vuzuh ve inkişâfıdır." Bu zatın büyük ve çok kerametleri görülmüş ve müceddidiyet vazifesini bihakkın ifâ etmiştir. Nakşi tarikatının kahramanı ve bir güneşi hükmünde olduğu Risale-i Nur\'dan "Mektubat" isimli eserde mezkurdur. (R.A.) (Bak: Müceddid)

 

AHMED-İ MUHTAR→Hz. Muhammed (A.S.M.) Efendimiz.

 

AHMED-İ RÜFÂÎ→(Hi: 512-578) Büyük bir veliyullahtır. Pek çok kerametleri görülmüştür. İmam-ı Musa Kâzım Hazretlerinin evlâtlarından olup dine büyük hizmetler etmiştir. (R.A.)

 

AHMED-İ SÜNUSÎ→(Bak: Sünusî)

 

AHMED İBN-İ HANBEL→(Bak: Hanbelî İmam-ı Hanbel)

 

AHMER→Kırmızı.

 

AHMES→Kuvvetli yiğit. Kahraman cesur şecaatli bahadır.

 

AHMEŞ→İnce dakik.

 

AHMEZ→Daha metin daha sağlam daha çetin.

 

AHNA→Çapraz ve birbirine zıt işler. Çarpık eğri şeyler.

 

AHNA'→Çok alçak gönüllülük mütevazilik.

 

AHNAS→(Hıns. C.) Yeminden dönmeler. Yalan yeminler.

 

AHNEF→Ayakları çarpık ve eğribüğrü olan.

 

AHNES→Burnu basık ve sivri olan adam.

 

AHOND→f. Tahsil yapmış hoca. Ulu büyük.

 

AHRA→Daha lâyık daha münasib en elverişli.

 

AHRAB→Kulağı kesik. * Kulaktaki küpe deliği.

 

AHRAC→(Hırc. C.) Hayvanların yular tasma ve palanlarına dizilen boncuklar.

 

AHRAD→Pek tamahkâr cimri.

 

AHRAK→Miskin akılsız adam.

 

AHRAM→(Harem ve Harim. C.) Gizli yerler. Gizli olup herkesin girmesi serbest olmayan yerler. * Kadınların bulunduğu haremlikler.

 

AHRAR→(Hür. C.) Hürler. Esir veya köle olmayan kimseler. * Silsilesinde esir veya köle bulunmayanlar. * Hürriyetçiler.

AHRARANE→f. Hürriyetçilere yakışır tarzda. Serbestçe. Hür olana yakışır surette.(İnsana karşı hürriyet Allah\'a karşı ubudiyyeti intac eder. Mün.)

 

AHRAS→(Hâris. C.) Bekçiler muhafızlar koruyucular.

 

AHRAS→Dilsiz.

 

AHRAZ→(Ahrad) Kirpikleri dökülmüş çipil gözlü.

 

AHREB→Çok harap perişan yıkık. * Kulağı yarık kimse. * Edb: Rübai vezinlerinden "Mef\'ulü" ile başlayan oniki şekilden herbiri.

 

AHREC→Ak ile kara. Siyahla beyaz.

 

AHRED→Ayaklarının siniri kurumuş veya bozulmuş olan hayvan.

 

AHREM→Burnu kesik olan. Kesik burunlu. * Edb: Rübai vezinlerinden "Mef\'ulü" ile başlıyan oniki şekilden herbiri. * Tıb: Omuz ucu.

 

AHRES→Dilsiz dili olmayan kimse.

 

AHREZ→Gözleri dar ve küçük olan.

 

AHRUF→(Harf. C.) Uçlar. * şiveler lehçeler. * Harfler.

 

AHSA→Çok kumlu taşlı yer.

 

AHSA→İhsadan fiildir. (Bak: İhsâ)

 

AHSAR→Pek kısa daha kısa daha özlü daha veciz.

 

AHSAS→Hisler. Duygular.

 

AHSEB→Çok iyi hesab edilmiş münâsib. * Çok fazla cimri hasis. * Miskin. * Saçının rengi kırmızıya yakın. *Tüyünün rengi boz renk olan kızıl deve.

 

AHSEF→Kara ile ak alaca.

 

AHSEM→Geniş yüzlü kılıç. * Arslan. * Enli yassı ve yayvan burun. * Enli yassı ve yayvan burunlu adam.

 

AHSEN→En güzel. Çok güzel.

 

AHSEN-ÜL GAYÂT→Gayelerin en güzeli en iyisi.

 

AHSEN-ÜL HÂLIKÎN→Hâlıkıyyet mertebelerinin en güzel ve en münteha mertebesinde olan bir Hâlık-ı Zülcelal. Her şeyi herşeyle münasebetine lâyık bir tarzda güzel yaratan Hâlık. (C.C.)

 

AHSEN-ÜL KASAS→İbret verici vakıaların en güzel şekilde nakledilişi. Kıssaların en güzeli. * Sure-i Yusuf (A.S.).

AHSEN-İ TAKVİM→En güzel kıvama koyma. * Cenab-ı Hakkın her şeyi kendisine lâyık en güzel kıvam sıfat ve surette yaratması. İnsanın en yüksek ve câmi isti\'dâd ve kabiliyetlerde ve en güzel surette yaratıldığı.(Envâ\'-ı zihayat içinde en ziyade rızkın envâına muhtaç insandır. Cenab-ı Hak insanı bütün Esmâsına câmi\' bir âyine ve bütün rahmetinin hazinelerinin müddeharâtını tartacak tanıyacak cihâzata mâlik bir mu\'cize-i Kudret ve bütün Esmâsının cilvelerinin vaziyetlerinin inceliklerini mizana çekecek âletleri hâvi bir halife-i Arz suretinde halk etmiştir. Onun için hadsiz bir ihtiyaç verip maddi ve mânevi rızkın hadsiz envâına muhtaç etmiştir. İnsanı bu câmiiyete göre en âlâ bir mevki olan ahsen-i takvime çıkarmak vâsıtası şükürdür. Şükür olmazsa esfel-i sâfiline düşer; bir zulm-ü azimi irtikâb eder. M.)

 

AHŞA'→(Haşâ. C.) Vücuttaki bağırsak ciğer gibi organlar. * Mahaller bölgeler cihetler.

 

AHŞA→Pek korkunç. Çok korkunç. Çok korkunç yer.

 

AHŞAB→Kereste. Tahta. Ağaçtan yapılan bina. * Ağaçtan olanlar.

 

AHŞAM→(Haşem. C.) Bir büyük zâtın yakınları maiyeti taraftarları.

 

AHŞEB→(C.: Ehâşib) Sert taşlı büyük dağ. * Haşin ve yoğun olan.

 

AHŞEF→Uyuz adam.

 

AHŞEM→Burnu koku almayan. * Burnunun içi kokan kimse.

 

AHŞEN→Pek sert şey. * Geçimsiz kimse.

 

AHŞİC→f. Zıt ve uygunsuz.

 

AHŞİCAN→(Ahşic. C.) f. Zıtlar. Dört unsur. (Toprak su ateş hava.)

 

AHŞİG→f. Zıt ve uygunsuz.

 

AHŞİGÂN→(Ahşig. C.) Zıtlar.

 

AHŞİŞAN→Çok katı pek huşunetli.

 

AHTAB→(Hatab. C.) Odunlar.

 

AHTAL→Çabuk yürüyen. * Boşboğaz çok konuşan kimse. Çenesi düşük.

 

AHTAPOT→Fr. Çok ayaklı kafadan bacaklı bir nevi deniz hayvanıdır ve yakaladığı canlı hayvanı kıstırıp kanını emer. * Canlı yengece benzeyen bir çıban.

 

AHTAR→(Hıtar - Hatarat) Tehlikeler.

 

AHTE→f. Dışarı çıkarılmış dışarı çekilmiş. (kılıç bıçak gibi..) * Husyesi çıkarılmış hayvan.

 

AHTEB→Arı kuşu dedikleri kuş. * Kızıl eşek.

 

AHTEL→Sarkık kulaklı.

 

AHTEM→Uzun burunlu.

 

AHTER→Yıldız. * Mc: Baht talih.

 

AHTER-İ DÜNBÂLE-DAR→Kuyruklu yıldız.

 

AHTERÂN→f. Yıldızlar. Necimler.

 

AHTER-BÎN→f. Müneccim. Yıldız ilmi ile meşgul olan kimse.

 

AHTER-GÛ→f. Yıldız ilmi ile uğraşan kişi müneccim.

 

AHTER-ŞİNAS→f. Yıldız ilmi ile uğraşan. Müneccim.

 

AHU→Kardeş dost.

 

AHU→Saç ve sakalı ak olup şayan-ı hürmet ve tâzim olan. Ahubaba yalnız bu tabirde kullanılır.

 

AHU→f. Ceylân. * Gözleri çok güzel olan. Çok güzel göz. * Gazâl. * Mc: Dilber. Mahbub.

 

AHU-Yİ LENG GİRİFTEN→Topal ceylan tutmak. * Mc: İnsafsızlık etmek. Acizlere sataşmak.

 

AHU-Yİ MÂDE→f. Dişi ceylan.

 

AHU-Yİ NER→Erkek ceylan.

 

AHU-Yİ SİMİN→Sevgili. * Sâki.

 

AHU-BEÇE→f. Ceylan yavrusu.

 

AHU-BERE→f. Ceylan yavrusu.

 

AHU-ÇERENDE→f. Otlıyan ceylan.

 

AHU-DİL→f. Ceylan yürekli. * Mc: Korkak.

 

AHUN→f. Delik yarık. Lağam.

 

AHUN-BÜR→f. Yer kazan delik açan. Lağamcı.

 

AHU-NİGÂH→Ceylan bakışlı

 

AHU-PA(Y)→f. Ceylan ayaklı. Çevik atik. * Altı köşeli nakışlı ev ve köşk.

 

AHUR→f. Ahır dam.

 

AHURİ→f. Hardal.

 

AHUVAN→(Ahu. C.) f. Ceylanlar. Karacalar.

 

AHVA→(C.: Huvve) Kararmış nesne.

 

AHVAL→Haller. Vaziyetler. Oluşlar.

 

AHVAL-İ HAYRET-FEZÂ→Hayret verici haller.

 

AHVAL-İ SIHHİYE→Sağlık durumu.

 

AHVAL-İ ŞAHSİYE→Huk: Hakiki şahısların hukuki varlıklariyle alâkalı olan hukuki durumlar. (Doğum evlenme boşanma evlat edinme ölüm hadiseleri gibi)

 

AHVAL→(Hâl. C.) Dayılar. Annenin erkek kardeşleri.

 

AHVAS→(C.: Ehâvis Huves) Bir gözü birinden küçük olan.

 

AHVAT→(Uht. C.) Kız kardeşler.

 

AHVAT→En ihtiyatlı tedbirli.

 

AHVEB→Asi günahkâr.

 

AHVEC→En muhtaç pek çok ihtiyacı olan.

 

AHVED→Çok değişen.

 

AHVEF→En korkak. * Çok korkunç.

 

AHVEL→Bir şeyi çift gören şaşı.

 

AHVER→Akıllı. * İri gözlü güzel. * Müşteri yıldızı. (Jüpiter) * Beyaz yüzlü güzel gözlü adam.

 

AHVERÎ→Yumuşak beyaz nesne.

 

AHVES→Cesur kahraman yiğit şecaatli bahadır.

 

AHVES→Karnı sarkık kişi. (Müe: Havsâ)

 

AHVEZİ→Yeyni hafif. * Tez seri.

 

AHVEZİ→Cem\'edici toplayıcı. * Her işi insanlar arasında halleden.

 

AHYÂ→(Hayy. C.) Diri olanlar. Hay olanlar. Canlılar.

 

AHYÂ VÜ EMVÂT→Diriler ve ölüler.

 

AHYAL→(Hayl. C.) : Atlar at sürüleri. Atlı kıtalar.

 

AHYAN→(Hin. C.) Arasıra. Vakit vakit. Vakitler. Zamanlar.

 

AHYANEN→(İhyânen) Zaman zaman arasıra. Kâh kâh.

 

AHYAR→Hayırlılar. * Dostlar. * İyilik sevenler. (Eşrar\'ın zıddı)

 

AHYAZ→(Hayiz. C.) Odalar bölmeler bölümler.

 

AHYED→Hz. Peygamberin (A.S.M.) Tevrattaki bir ismidir.(Bazı metinlerde Uheyd Uhidu Uheydu Uhyidu şeklinde yazılıdır.)(... İncil\'de Ahmed Tevrat\'ta Ahyed Kur\'anda Muhammed ismiyle müsemma iki cihanın güneşi kabrin arka tarafında milyonlarca Faruki Ahmedler ile muhat olarak sâkindir. M.N.)

 

AHYEF→Bir gözü gök diğer gözü siyah olan.

 

AHYUS→Ekseriyetle su kenarında biten bir ot.

 

AHZ→Alma. * Tutma. * Kabul etme. * İşkence etme.

 

AHZ-I ASKER→Askere alma. * Askere alınma.

 

AHZ-I MİSAK→Sözleşme. * Yemin etme.


AHZETMEK→Almak. Tasarrufuna dahil etmek. Tahsil etmek.


AHZ U İTÂ→Alışveriş.


AHZ U KABUL→Alıp kabul etmek.


AHZA→Çok alçak menfur kişi. Nefret edilmiş olan kimse.


AHZAB→(Hizb. C.) Hizbler bölükler kısımlar gruplar. * Toprağı katı yer. * Kur\'ânın kısımları. Hizbleri.

 

 

 

AKARAT→(Akar. C.) Gelir getiren yapılar ve mallar.

 

AKARET→Kısırlık kısır olma.

 

AKARİB→(Bak: Ekarib)

 

AKARİB→(Akreb. C.) Kuyruğunda zehiri bulunan bir hayvancık olan akrebler.

 

AKAS→Çirkin kokulu olma.

 

A'KAS→Boynuzu kulağı ardında bitmiş veya boynuzu kulağı ardına gelmiş nesne.

 

AKASIR→(Akser. C.) Pek kısalar.

 

AKASİ→(Aksa. C.) Çok uzaklar.

 

AKAT→Çukur yer.

 

AKAT→Evin ortası. Evin çevresi etrafı.

 

AKAVİL→(Bak: Ekavil)

 

AKB→Sakalın kaba ve sık olması.

 

AKBEH→(Kabih. den) En çirkin. Çok kabih.

 

AKBEL→Eğri gözlü. * Kabiliyetli kimse. * En çok beğenilen

 

AKBENEK→Gözün saydam tabakasında bir yara veya çıbandan kalan ve görmeyi yavaş yavaş azaltan beyaz benek.

AKBİYE→(Kubâ. C.) Kaftanlar üste giyilen elbiseler.

 

AKCİĞER→Göğüs boşluğunu dolduran ve solunmağa yarayan bir organ. Ree.

 

AKÇA→(Akçe) Beyaz oldukça beyaz. * Para. * Eskiden para ölçüsü olarak kullanılan küçük gümüş sikke.

 

AKD→Anlaşma. Sözleşme. * Düğümleme. Düğümlenme. Bağ bağlama. Bağlanma.* Huk: Nikâh hibe vasiyet bey\' u şirâ gibi şer\'î bir muameleyi iki tarafın iltizam ve taahhüd etmeleridir icab ile kabulün irtibatından ibarettir. Böyle bir muameleye mün\'akid denir. Bunun böyle vücuda gelmesine de in\'ikad denilir.

 

AKD-İ MECLİS→Konuşmak için toplanma meclis kurma.

 

AKD-İ MUAVAZA→Hibe ve sadaka gibi teberruattan olmayıp iki taraftan ivaz verilerek yapılan akd ivazlı akd. Satış trampa gibi.

 

AKD-İ ZİMMET→İslâmlarla muharebe etmiş veya eden bir şahsın veya bir cemaatın İslâm ahd u emânını yani tâbiiyyetini kabul etmesi.

 

AKDAM→(Kadem. C.) Ayaklar kademler.

 

AKDAR→Değerler. Kudretler.

 

AKDEM→Daha önce. Daha ileri. Daha mühim.

 

AKDEM-İ UMUR→İşlerin en mühimmi.

 

AKDEMÎN (AKDEMÛN)→Daha evvelce yaşamış olanlar. Geçmişler. İleride ve daha mühim kimseler. * Eksikler. (Bak: Kudemâ)

 

AKDER→En kudretli. * Kısa boylu.

 

AKDERİ→Eski zamanda kağıt yerine kullanılan ve üzerine yazı yazılan deri.

 

AKDES→En kudsi. En mübarek.

 

AKDİYYE→Mafsallarda bulunan yumru ve düğüm.

 

A'KEF→Ahmak.

 

AKEM→Vergisi olmayan emlâk. Türbe cami köprü çeşme gibi.

 

AKER→Zeytinyağı tortusu.

 

AKERKER→Kuvvetli arslan. * Yoğurt.

 

AKESE→f. Ökse. * Bir şeye ilişmiş asılmış.

 

AKEVKA'→Kısa boylu.

 

AKF→Eğmek meylettirmek.

 

AKF→Hapsetmek. Vakfetmek.

 

AKFA→(Kafâ. C.) Başın arka kısımları. Enseler.

 

AKFAL→(Kufl. C.) Kilitler. Kapı kilitleri.

 

AKFAR→(Kafr. C.) Sahralar çöller.

 

AKFAS→(Kafas. C.) Hamal küfeleri. * Kafesler.

 

AKFEN→Kulağı küçük ve kalın olan.

 

AKFER→Çok kısır en kısır. * İki ön ayakları dirseğine kadar beyaz olan at

 

AKHAF→(Kıhf. C.) Ağaç kaplar ağaçtan yapılmış kaplar. * Kafa tasları.

 

AKHEB→Rengi bozrak olan ak nesne.

 

AKHEBAN→Fil câmus.

 

AKHER→En kahredici çok kahreden.

 

AKIL→(Bak: Akl)

 

AKILCILIK→(Rasyonalizm) fels. İnsanın akılla gerçeğe uygun bilgiyi bulabileceğini aklın doğru kabul ettiği bilginin şübhe götürmez kesinlikte doğru olduğunu kabul ettiği felsefe. Tenkitçi felsefe deneyci felsefe psikoloji ve sosyoloji bu felsefenin aşırı iddialarını çürütmüştür. Bugünkü ilim adamları herşeyi tam doğru olarak biliyoruz iddiasından uzak daha alçak gönüllü bir hareket tarzını benimsemektedirler. (... izm) şeklinde ifade edilen görüşlere körü körüne ve acele ile bağlanmayı doğru görmemektedirler.

 

AKIL-FÜRUŞ→f. Akıl satan daha akıllı olduğunu göstermeğe çalışan.

 

AKILSUZ→f. Aklı yandıran aklı gideren.

 

ÂKIL(E)→Uyanık. Aklı başında. Tedbirli. Düşüncesi sağlam. Huşyâr.

 

ÂKILÂNE→f. Akıllı kimseye yakışır surette akıl ve idrakle.

 

ÂKILÂT→Akıllı kadınlar.

 

AKINCI→Keşif yağma ve tahrib kasdıyla ecnebi memleketlere akın yapan kişi. Akıncılık Osman Bey zamanında başlamıştır.

 

AKINTI→Bir sıvı cismin mütemadiyen hareketi akış. * Nehir veya deniz suyunun bir tarafa doğru cereyanı. * Bazı hastalıklarda vücuttaki bir delikten cerahat akması.

 

ÂKIR(E)→Kısır verimsiz kumlu toprak. * Çocuksuz kadın. * Oğlu veya kızı olmayan erkek. * Yaralayan yaralayıcı.

 

ÂKIS→Pis kokulu.

 

AKIS→İnatçı muannid.

 

AKİ→(Akk. dan) İsyan eden başkaldıran âsi.

 

ÂKİB→Çok fazla.

 

AKİB→Ayağın ökçesi. Adamın evlâdı evlâdının evlâdı.

 

AKÎB→Bir şeyin ardından gelen. Arkası sıra giden.

 

ÂKİB→Kendisinden sonra peygamber gelmeyen Hz. Hâtem-ül Enbiyâ Peygamberimiz Resul-ü Ekrem (A.S.M.) * Bir diğerinin arkasından gelen.

 

ÂKİBE(T)→Bir şeyin sonu. Nihayet. Netice sonuç.

 

ÂKİBET-ÜL ÂKİBE→Akibetin âkibeti. * Neticenin sonu. * Ahiret.

 

ÂKİBET-ÜL EMR→Bir işin neticesi sonu.

 

ÂKİBET-BİN→f. İleri görüşlü. Sonunu evvelden gören.

 

ÂKİBET-BİNÎ→f. Tedbirlilik neticeyi önceden görüp düşünme.

 

ÂKİBET-ENDİŞ→f. Geleceği için endişe eden. İstikbâlini düşünen. Akibetini düşünen.

 

ÂKİD→Kuyunun çevresi etrafı.

 

AKİD→Aralarında akid yapanlardan her birisi. (Bak: Akd)

 

AKİDE→İnanılan ve itikad edilen esas. İmân. * Bir nevi şeker adı.

 

AKİDE-İ TEVHİD→Allah\'ın bir olduğuna inanmak.

 

ÂKİDEYN→Huk: Her akidde anlaşmayı yapan her iki taraf.

 

ÂKİF→Devamlı ibadetle meşgul olan. * Bir şeyde sebat eden. * Teveccüh yönelme.

 

AKİFAN→Uzun ayaklı karınca. * Araptan bir kabile adı.

 

AKİK→Meşhur ve kıymetli ekseriya kırmızı renkte olan ve yüzük gibi şeylere takılan taş. * Hicaz vilâyetinde bir vâdi. * Yolunu yaran gür su.

 

AKİK→Bunaltıcı sıcaklık.

 

AKİKA→Yeni doğan bir çocuğun başındaki ana tüyü. Yahut böyle bir çocuk için Cenab-ı Hakk\'a şükür niyetiyle kesilen kurbanın adı. Bu kurbana "Nesike" de denir.

 

ÂKİL(E)→(Ekl. den) Ekl eden yiyen. Yiyici.

 

ÂKİL-ÜL BEŞER→İnsan eti yiyen.

 

ÂKİL-ÜL HEVÂM→Haşaratla beslenen.

 

ÂKİL-ÜL KÜLL→Herşeyi yiyen.

 

ÂKİL-ÜL LAHM→Etle beslenen et yiyici.

 

ÂKİL-ÜS SEMEK→Balıkla beslenen. Balık yiyici.

 

ÂKİLET-ÜL EKBÂD→Ciğerler yiyen kadın. * Uhud harbinde şehid olan Hz. Hamza\'nın (R.A.) göğsünü yararak ciğerlerini yiyen Ebu Süfyanın karısı Hind.

 

AKÎLE→(C.: Akayil) Baba tarafından akraba. * Her şeyin en iyisi.

 

ÂKİLE→(C.: Avakil) Baba tarafından olan akraba.* Baş tarayıcı kadın.

 

ÂKİLE→Yenirce adı verilen yara.

 

AKİM→(C.: Akâm-Ukum) İçinde giyecek olan büyük çuval.

 

AKÎM→Neticesiz sonu yok. Beyhude. * Yağmur getirmeyen rüzgar. * Çocuğu olmayan kısır. Doğurmayan (kadın) doğurtmayan (erkek).

 

AKİR→Yaralanmış cerih.

 

AKİRE→Ses sedâ savt.

 

AKİS→Yere gömüp köklendikten sonra kestikleri üzüm çubuğu. * Üzerine yağ koyup içtikleri taze süt. * Sütlü çorba.

 

AKİS→(Aks) Bir şeyin zıddı simetriği tersi. * Hareketli bir cismin hareketinin tersine dönmesi. * Bir şeyin evvelinin âhirine âhirinin evveline dönmesi. * Çarpışma çarpıp geri dönme. * Mantıkta: Bir düşünme ve akıl yürütme şekli; bir iddianın konusunu yüklem yüklemini konu yapmakla bir sonuç elde etmek. Meselâ : "Her sanatkâr kabiliyetli "yetenekli" dir. O halde bazı yetenekliler sanatkârdır."

 

AKİS→Tersine dönen vuran çarpan. Akseden.

 

AKİS→(Aks) İnatçı muannid.

 

AKİSA→(C.: İkâs) Saç örgüsü.

 

AKİSE→Çok fazla deve. * Karanlık gece.

 

AKİSE→Işığı aksettiren âlet.

 

AKK→(C.: Ukuk) Serkeşlik. Anaya babaya itaatsizlik. * Yarmak. * (Koyun) kuzularken ölmek.

 

AKK→Serkeş inadçı.

 

AKKÂL→Çok yiyen obur. * Tıb: Etrafındaki etleri çürütüp mahveden (yara).

 

AKKÂM→Deve kiralayıcısı deve ile ücret karşılığında eşya taşıyan adam. * Hacca Surre-i Hümayun ile birlikte giden hademe. * Çadır mehteri.

 

AKKOR→(Bak: Nâr-ı beyza)

 

AKKUB→Devenin çok yediği yassı yapraklı bir dikenli ot.

 

AKL→Sürmek. * Ölmek. * İp ile bağlamak.

 

AKL→(Akıl) Men\'etmek. * Sığınacak yer. * Kırmızı mihfe örtüsü. * Diyet. * İnsanın; hayrı şerri ve ilimleri anlayan sebeblerden neticeleri çıkaran ve eserden eser sahibine intikal eden hassası. Düşünme ve anlama kabiliyeti. Zihin zekâ tefehhüm fehim irade anlayış kuvve-i hâfıza mülâhaza re\'y yaptığını bilme. İlim zihinde hâsıl olan sûret. İnsan zihninin sıfatı. Kalbde Hak ve bâtılı ayırdedebilen bir nur. * Huk: Bir cinayetten dolayı icab eden diyeti vermektir. Diyet mânasına da kullanılır. Akıl esasen imsak ve imtisak mânasınadır. Diyet vermek kan dökülmesini men\' ve imsak edecek müeyyid bir kuvvet mesâbesinde olduğundan bu cihetle de diyete akl denilmiş olması melhuzdur. (Huk. L.)(Mütekellimînin mütebahhirîn ulemasından olan Mu\'tezile imamları zinet-i surîsine meftun olup o mesleğe ciddi temas ederek aklı hâkim ittihaz ettiklerinden ancak fâsık mübtedi bir mü\'min derecesine çıkabilmişler. S.)(Arkadaş! Vesvese ve evham zulmetleri içinde yürürken Resul-ü Ekrem\'in (A.S.M.) sünnetleri birer yıldız birer lâmba vazifesini gördüklerini gördüm. Herbir sünnet veya bir hadd-i şer\'i zulmetli dalâlet yollarında güneş gibi parlıyor. O yollarda insan zerre miskâl o sünnetlerden inhiraf ve udul ederse; şeytanlara mel\'abe evhama merkep ehval ve korkulara ma\'rez ve dağlar kadar ağır yüklere matiyye olacaktır. Ve kezâ o sünnetleri sanki semadan tedelli ve tenezzül eden ipler gibi gördüm ki; onlara temessük eden yükselir; saadetlere nail olur. Muhalefet edip de akla dayananlar ise uzun bir minare ile semâya çıkmak hamakatinde bulunan fir\'avn gibi bir fir\'avn olur. M.N.)

 

AKL-I BÂLİĞ→Yetişmiş genç. Erginlik hâli. Onbeşini doldurmuş genç.

 

AKL-I BEŞER→İnsan aklı. İnsan düşüncesi.(Kur\'anın hakaik-ı İlâhiyeye dair beyanatı ve tılsım-ı kâinatı fethedip ve hilkat-ı âlemin muammasını açan beyanat-ı kevniyesi ihbarat-ı gaybiyenin en mühimmidir. Çünkü: O hakaik-ı gaybiyeyi hadsiz dalâlet yolları içinde istikametle onları gidip bulmak akl-ı beşerin kârı değildir ve olamaz. Beşerin en dâhi hükemaları o mesâilin en küçüğüne akıllarıyla yetişmediği mâlumdur. Hem Kur\'an gösterdiği o hakaik-ı İlâhiye ve hakaik-ı kevniyeyi beyandan sonra ve safa-yı kalb ve tezkiye-i nefisten sonra ve ruhun terakkiyatından ve aklın tekemmülünden sonra beşerin ukulü: "Sadakte" deyip o hakaikı kabul eder. Kur\'ana "Bârekâllah" der... Amma ahvâl-i uhreviye ve berzahiye ise çendan akl-ı beşer kendi başıyla yetişemiyor göremiyor. Fakat Kur\'anın gösterdiği yollar ile onları görmek derecesinde isbat ediyor. S.)

 

AKL-I EVVEL→İlk akıl hılkî ve cibilli olan akıl. (Bir kısım eski ve sapık felsefecilere ve hususan İşrakıyyuna göre; teselsül tâbiri ile müessiriyetini iddia ettikleri sebeblerden birincisidir. Bunun neticesi şirke gider. Bunlarca akl-ı evvel Allah\'ın mahluku olup ve bundan ikinci akıl ikincisinden üçüncü akıl... ve böylece "Ukul-ü Aşere" dedikleri birbirinden türeyen on akıl varlığı tevehhüm edilerek dalâlete gidilmiştir.)(Eski felsefenin bir düstur-u itikadiyesinden olan ( $ ) "Birden bir sudur eder" Yani "bir zattan bizzat bir tek sudur edebilir. Sâir şeyler vasıtalar vasıtası ile ondan sudur eder." diye Ganiyy-i alel-ıtlak ve Kadir-i Mutlakı âciz vasaite muhtaç göstererek bütün esbaba ve vasaite rububiyyette bir nevi şirket verip Halik-ı Zül Celâle "Akl-ı evvel" nâmında bir mahluku verip âdeta sair mülkünü esbaba ve vasâite taksim ederek bir şirk-i azîme yol açan şirk-alûd ve dalâlet-pişe o felsefenin düsturu nerede?... Hükemânın yüksek kısmı olan İşrakıyyun böyle halt etseler; maddiyyun tabiiyyun gibi aşağı kısımları ne kadar halt edeceklerini kıyas edebilirsin. S.)

 

AKL-I FA'AL→İşleyen ve çalışan akıl.

 

AKL-I KÜLLÎ→Kâinatta görülen umumi ahenk. Her şeyi kavrayan akıl.

 

AKL-I MAAD (MEAD)→İrfan ve ilimle terbiye olan âhiretini düşünen akıl. Geleceği kavrayan akıl.

 

AKL-I MAAŞ→Aklın en alt tabakası. Dünyada geçim işini düşünen akıl.

 

AKL-I MATBU'→Yaradılıştan olup her çocukta olan akıl. Öğrenmeden var olan fıtrî akıl. Bu akıl mümeyyiz olmayıp kabil-i hitap değildir.

 

AKL-I MESMU'→Kabil-i hitab olan akıl. Sonradan tecrübe ve bilgiyle gelişen akıl. Hayrı ve şerri fark edebilen ve mümeyyiz olan kimsenin aklıdır.

 

AKL-I SELİM→(Hiss-i selim) İyiyi kötüyü farkedip insana hak ve hakikatı iman ve İslâmiyeti tâkib ettiren akıl ve düşünüş. Normal ve müsbet düşünce.

 

AKLA'→Eli kesik.

 

AKLAH→Sarı dişli.

 

AKLAM→(Kalem. C.) Kalemler. Oklar. Yayla atılan eski zaman silahlarından biri.

 

AKLAN→(Bak: Mâile)

 

AKLEB→Sarkık dudaklı.

 

AKLED→Yoğurt.

 

AKLEN→Akıl ile. Akıl yolu ile.

 

AKLEN VE NAKLEN→Akıl ve haberlerin nakline göre. Akıl ve nakil yolu ile.

 

AKLET→Yoğurt.

 

AKLÎ→Akıl ile bilinen veya bulunan şey. Akla mensub. Akla dâir ve müteallik.

 

AKLİYYAT→Müşahedeye ve tecrübeye girmeyen ve sadece akıl ile düşünülen şeyler ve hususlar. Nazarî meseleler. (Bak: Mücerredât Ma\'kulat)(Arkadaş! Kalb ile ruhun hastalığı nisbetinde felsefe ilimlerine meyil ve muhabbet ziyade olur. O hastalık marazı da ulum-u akliyeye tevaggul etmek nisbetindedir. Demek mânevî olan hastalıklar insanlarıaklî ilimlere teşvik ve sevkeder. Ve akliyat ile iştigal eden emraz-ı kalbiyeye mübtelâ olur. M.N.)

 

AKLİYYE→Akılcılık. Akıl ile anlaşılan ve bulunan. Akıl hastalıkları.

 

AKLİYYUN→(Rasyonalistler) Herşeyin hakikatını akıl ile bulma iddiasında olan hadiseleri yalnız akıl ile araştırıp hakikat ve hikmetlerini tam bulamayıp aklına güvenip dine tâbi olmayan filozoflar ve onların yolunda kalarak dalâlete gidenler. Bunlar iki kola ayrılır. Uluhiyeti ve vahyi inkâr eden birinci kısım insan aklının her meseleyi çözebileceğini iddia ederler. Allah\'a ve vahye inanan ikinci kısım ise Allah\'a ruha âhiret gününe kitap ve peygambere inanmanın makul olduğunu dinde akla uymayan bir tarafın bulunmadığını isbat etmek isterler.

 

AKM→Kısırlık.

 

AKMADDE→Anatomi: Omuriliğin dış; beynin iç tabakasını meydana getiren sinir lifleri. Beyin hücrelerinin çoğunu akmadde teşkil eder.

 

AKMAR→(Kamer. C.) Aylar. Yıldızlar.

 

AKMED→Ensesi uzun ve kalın olan kimse. * Uzun boylu.

 

AKMER→Ay gibi beyaz (yüz). Akça şey.

 

AKMÎ→Yıpranmış eskimiş. * Anlaşılmaz.

 

AKMİSE→(Kamis. C.) Gömlekler.

 

AKMİŞE→(Kumaş. C.) Kumaşlar dokumalar.

 

AKMUS→Eşek hımar.

 

AKNA→İnce yumru burunlu kimse.

 

AKNA'→En çok kanaat getiren en mukni\'.

 

AKNAN→(Kınn. C.) Kullar köleler.

 

AKONT→Fr. Sonradan hesaplaşmak üzere bir borç veya kazanç hissesinden alacaklıya yapılan ödeme.

 

AKONİTİN→Fr. Kurtboğan denilen bir bitkiden çıkan zehirleyici bir madde.

 

AKRA'→Başı kel olan. * Saçları dökülmüş olan. * Çıplak dağ.

 

AKRA'→(Kara. C.) Sırtlar arkalar.

 

AKRABA→Aralarında soyca nesebce yakınlık olanlar. Yakınlar.

 

AKRAD→Emir bey.

 

AKRAH→Alnının ortasında akçe kadar beyaz yeri olan at.

 

AKRAN→(Karin. C.) Birbirlerine derece sınıf liyâkat ciheti ile benzeyenler. Mümâsil. Emsal.

 

AKRAS→(Kurs. C.) Yuvarlaklar daireler çemberler.

 

AKRAT→Kaşları olmayan.

 

AKRE'→Çok lâtif ve pek güzel Kur\'an okuyan.

 

AKREB→En yakın. Daha yakın. Ziyade yakın.

 

AKREB-İ MEKNİYYAT→Huk:Meşrut-un lehi bildiren zamirin en yakın mercii mânasını anlatır. Meselâ: Bir vakfiyede vâkıf tevliyetini evvelâ kendisine sonra oğlu "A" ya sonra çocuklarına şart etse çocukları tabirindeki zamir vâkıfın kendisine değil de en yakın merci\'i bulunan "A" nın çocuklarına hamlolunur. (Huk.L.)

 

AKREB→Zehirli ve tehlikeli küçük hayvancık. * Saatin kısa ibresi. * Semâda bir burç ismi.

 

AKREBE→Dişi akrep. * Çevik ve zeki cariye. * Ayakkabı bağcığı. * Kazan tencere gibi eşyaları ateş üzerine asmağa yarayan "S" şeklindeki kanca.

 

AKREBEK→f. Küçük akrep. Saatin kısa olan ibresi.

 

AKREBİYYET→Daha yakın oluş. * Cenab-ı Hakkın insana olan yakınlığı. (Bak: Kurbiyet)

 

AKREF→Anası Arabdan babası başka milletten olan kimse.

 

AKREN→Kaşı çatık olan adam.

 

AKRES→Bir çeşit tuzlu veya ekşi ottur ve "devenin yemişidir."

 

AKREŞE→Dişi tavşan.

 

AKRET→Deve sürüsü. (50 ile 100 arası) * Dil dibi.

 

AKRET→Kısırlık.

 

AKRİBA→(Bak: Akraba)

 

AKRİHA→(Karah. C.) Temiz su. * Ağaçsız yer ağacı olmayan tarla.

 

AKROMATOPSİ→Tıb: Renk körlüğü.

 

AKROPOL→yun. Eski Yunan şehirlerinde içinde saray ve tapınakların bulunduğu müstahkem tepe.

 

AKROSTİŞ→yun. Edb: Mısraların ilk harfleri yukarıdan aşağıya doğru okununca manalı bir kelime veya has isim çıkacak şekilde düzenlenmiş manzume.

 

AKRUBAN→Erkek akrep.

 

AKRÜB→(Karib. C.) Sandallar.

 

AKS→Karıştırmak. * Bir ağaç cinsi.

 

AKS→Yaramaz huylu. * Katı kumlu yer.

 

AKS→Boynuzu eğri ve kayık olmak. * Bağlamak. * Dövmek. * Saçlarının ucunu başının etrafına kadınlar gibi lif etmek. * Saçını kıvırcık göstermek. * Bahillik etmek.

 

AKS→(C.: Ukus) Hilâf muhâlif zıd ters. * Gölge gibi şeylerin bir yerde eser peydâ etmesi. Sesin veya ışık gibi şeylerin bir yere çarparak geri dönmesi. * Döndürmek. * Bir şeyin evvelini ahir ve âhirini evvel yapmak. * Devenin yularının ucunu ayağına bağlamak.

 

AKS-ÜL AMEL→İstenilen şeyin zıddı hasıl olması. Tersine oluş. (Reaksiyon) * Edb: Edebi san\'atlardandır. Bir cümle veya mısrânın altını üstüne getirmekle başka bir cümle veya mısrâ yapmaktır. Pertev paşanın: "Her düzün bir yokuşu her yokuşun bir düzü var." mısrâında olduğu gibi.(Senin üzerine haktır ki her söylediğin hak olsun. Fakat her hakkı söylemeğe senin hakkın yoktur. Her dediğin doğru olmalı. Fakat her doğruyu demek doğru değildir. Zira senin gibi niyeti hâlis olmayan bir adam nasihatı bazan damara dokundurur; aksülamel yapar. M.)

 

AKS-İ DÂVA→Zıt hüküm. Karşı dâvâ (Zıt teorem.)

 

AKS-İ KAZİYE→(Mantıkta) Doğru farzedilen bir hükmün konusu ile yükleminin (mahmulünün) ters çevrilmesi ile zaruri bir sonucun elde edilmesidir. Çeşitli şekilleri vardır. Meselâ : "Her insan canlıdır." sözünde konu olan insan ile yüklem olan canlı sözü yer değiştirilerek (aksedilerek) şu hüküm elde edilir: "Bazı canlılar insandır."

 

AKS-İ MÜLEVVEN→Renkli akis.

 

AKS-ÜN NAKÎZ→Birbirine zıt olan iki şey. * Man: Mevzuun nakîzini yüklem; ve yüklemin nakîzini de mevzu kılmak. Misâl: "Her aklı başında olan insan Allah\'ı tanır" kaziyesinden aks-ün nakîz yolu ile şu hüküm elde edilir: "Allah\'ı tanımayanlar aklı başında olmayan insanlardır."

 

AKS-İ SADÂ→Sesin bir yere çarpıp geri gelmesi. Yankı. Çok evvelden söylenen bir hakikatın sonradan tekrar edilmesi.

 

AKSA'→Boynuzu arka tarafına kaymış olan koyun.

 

AKSA→En uzak. En son. Kusvâ. Nihayet. Irak.

 

AKSÂ-YI BİLÂD→Bir memleketin sınır bölgeleri hudut beldeleri.

 

AKSÂ-YI EMEL→Mefkûre ideal gaye-i hayal.

 

AKSA-YI GARB→Uzak garp uzak batı.

 

AKSA-YI MERAM→Meramların arzuların en sonu. Emellerin son haddi.

 

AKSÂ-YI MERÂTİB→Rütbelerin mertebelerin en büyüğü.

 

AKSÂ-YI ŞARK→Uzak Doğu. Çin Japonya gibi yerler.

 

AKSÂ-YI TERAKKİ→Tekâmülün son basamağı. Terakkinin son hududu.

 

AKSAB→(Kusb. C.) Kalın bağırsaklar.

 

AKSAD→Kırık şey.

 

AKSAKAL→Köy ihtiyarı. Köy ihtiyar heyetinin başı.Muhtar.

 

AKSA-L-GAYAT→Gayelerin en ilerisi en büyüğü.

 

AKSAM→Dişi yarısından ufanmış. * Boynuzsuz davar.

 

AKSAM→(Kısım. C.) Kısımlar. Bölümler. Parçalar.

 

AKSAM-I SEB'A→Yedi kısım. * Gr: Kelimelerin (sahih misâl muzaaf lefif nakıs mehmuz ecvef) bölümleri.

 

AKSAM-I SELASE→Üç kısım. * Gr: İsim fiil harf bölümleri.

 

AKSAR→(Akser) Daha kısa. Pek kısa. En kısa.

 

AKSAT→Çok doğru olan şey. Ayakları kuru olan hayvan.

 

AKSAT→(Kıst. C.) Hisseler. Nasibler.

 

AKSATA→(Bak: Ahz u ita)

 

AKSAY→Çok uzak.

 

AKS-ENDAZ→f. Çarpıp duran.

 

AKSER→(Kasir. den) (C: Akasır) En kısa çok kısa.

 

AKSER-İ EYYAM→En kısa gün günlerin en kısası.

 

AKSER-İ TURUK→En kısa yol yolların en kısası.

 

AKSET→Ahsen en güzel.AKSÎ : İnatçı. * Geçimsiz huysuz. Uğursuz. * Ters zıd.

 

AKSİYON→Fr. Şirket ve ticaret hissesi. * Kuvvet ve enerjinin dışa ve fiile çıkması.

 

AKSON→yun.Tıb: Sinir hücrelerinden çıkan uzantıların en önemlisi.

 

AKSU→t. Gözlerde görülen bir hastalık.

 

AKSÜLAMEL→(Bak: Aks-ül amel)

 

AKSÜLÜMEN→Kim. Klor ile civadan mürekkeb zehirleyici te\'siri fazla olan bir tuz.

 

AKŞAR→(Akşın) Doğuştan derisi kılları beyaz olan insan veya hayvan.

 

AKŞER→Kızıl çehreli kırmızı yüzlü adam.

 

AKŞET→(C.: Kuşut) Burun kamışı çökük ve yassı olan.

 

AKTA'→Eli kesik olan adam.

 

AKTA'→Kesmeler kırılmalar. * Beylik araziler. * Alâkasızlıklar.

 

AKTAAN→Kalem seyf.

 

AKTAB→(Kutb. C.) Kutublar. Hak tarikatların reisleri şahları.(Âlem-i İslâmda her biri ümmetin ehemmiyetli bir kısmını dâire-i dersine alıp hârika irşad ve kerametlerle manevi terakki ettiren ve hüccetler yerine müşahedata keşfiyyata dayanan en derin ehl-i tahkik ve hakikat olan zatlar. Ş.)

 

AKTAB-I EHL-İ BEYT→Ehl-i Beytten yetişen kutublar. Yâni büyük mürşidler.

 

AKTAB-I ERBAA→Ehl-i sünnet âlimleri ve mütebahhir ve maneviyatta çok ileri zatlar tarafından şimdiye kadar dört büyük kutup olarak bilinen veliler.(Seyyid Abdulkadir-i Geylâni Seyyid Ahmed-i Bedevi Seyyid Ahmed-i Rufâi Seyyid İbrahim Desuki.)

 

AKTAN→(Kutn. C.) Pamuklar.

 

AKTAR→(Kutr. C.) Kuturlar. Çaplar. Dâirenin merkezinden geçen doğru hatlar. * Her taraf. * Güzel kokulu yağlar vesaire satan adam. Güzel kokular tâciri. * Ecza ilâç satan adam. * Mahalle aralarında bazı baharatla iğne iplik vesaire satan satıcı.

 

AKTÂR-I ÂLEM→Her taraf. Alemin dört bucağı. Alemin her yeri.

 

AKTÂR-I BEDEN→Vücudun her tarafı.

 

AKTİVİZM→Hakikatin düşüncede kalmasından ziyade hayat ve fiile intikalini ve bütün ilimlerin cemiyetin gelişmesine hizmet etmesini isteyen ve böylece iradenin faaliyet ve tesirliliğini açıklayan felsefî bir meslek.

 

AKTÖR→Fr. Tiyatroda erkek oyuncu.

 

AKTRİS→Tiyatroda kadın oyuncu.

 

AKTÜALİTE→Fr. Bugünkü hâdise veya mevzu. Günlük hâdiseler.

 

AKTÜEL→Fr. Bugünkü şimdiki.

 

AKU→f. Baykuş puhu.

 

AKUB→Toz.

 

AKUK→(Bak: Ukuk)

 

AKUL→İshalden kurtaran bir ilâç.

 

AKUM→İyileşmez yara. Kısırlık. * Zahmet.

 

AKUR→Yaralıyan ısıran köpek. Kuduz azgın köpek. * Çok şerir kötü kimse.

 

AKURÂNE→f. Kuduzcasına kudurmuşcasına saldırırcasına.

 

AKUSTİK→Fr. Sese ait.Ses mevzuu. Kapalı yerde ses dağılma sistemi.

 

AKÜMÜLATÖR→Fr. Fiz: Elektrik enejisini depo eden cihaz.

 

AKVA→Daha kuvvetli. En kuvvetli. (Bak: Ekva)

 

AKVA'→Kuyruğu beyaz gövdesi siyah olan dişi koyun.

 

AKVAL→(Kavl. C.) Sözler kaviller.

 

AKVAL-İ HAKÎMÂNE→f. Hikmet sahiblerine yakışır sözler.

 

AKVAM→(Kavim. C.) Kavimler. Milletler. Toplumlar.

 

AKVÂM-I BEŞER→İnsan toplumları. İnsan kavimleri.

 

AKVAREL→Sulu boya resim.

 

AKVARYUM→Lat. Su hayvanlarını veya bitkilerini besleyebilecek tarzda yapılmış camdan su kabı.

 

AKVAS→(Kavs. C.) Kavisler yaylar. * Virajlar büklümler.

 

AKVAT→(Kut. C.) Yiyecekler azıklar.

 

AKVAT-I YEVMİYYE→Geçim derd-i maişet için lazım olan günlük yiyecekler.

 

AKVAZ→(Kavz. C.) Kum tepeleri.

 

AKVE→Evin önündeki açıklık meydanlık. Avlu.

 

AKVED→Uzun boyunlu.

 

AKVEM→Daha doğru. En doğrru.

 

AKVERİN (AKVERİYAT)→Büyük belâlar musibetler âfetler.

 

AKVES→Sıkıntılı an. * İhtiyarlıktan beli bükülmüş kimse. Kamburu çıkmış ihtiyar kişi.

 

AKVET→Evin ortası. Evin çevresi.

 

AKVET→(C.: Ukâ) Hallaç masurası.

 

AKVİYA→(Kavi. C.) Sağlam ve güçlü olanlar. Kuvvetliler.

 

AKY→Koyu olan ve birbiri üstüne sağılmış olan koyun sütü.

 

AKYA→Lüfer azmanı denilen iri cins bir balık.

 

AKYUVAR→(Bak: Küreyvât-ı beyzâ)

 

AKZ→Atâ bahşiş.

 

AKZA→Kadılıkta ve fıkıh ilminde daha ileri daha bilgili.

 

AKZEF→Çok iftira atan. Çok kazifte bulunan. (Bak: Ekzef)

 

AKZEL→Çok aksak; pek fazla topal.

 

AKZEM→Zayıf.

 

AKZER→Necis ve murdar nesne.

 

AKZİYE→(Kaza. C.) Hükümler. Kararlar. * Tam cümleler.

 

 


ÂL→Yüksek. Âlî. Yüce. Bülend.

 

ÂL→Sülâle soy hânedan. Akrabâ ve taallukat. * Yaz sıcaklarında su gibi görünen serap. * Hile tuzak.

 

ÂL-İ ABÂ→Hz. Peygamberin (A.S.M.) kendisi ile beraber kızı Hz. Fâtıma Validemiz damadı Hz. Ali ve torunları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin\'den (R.A.) müteşekkil hey\'et. "Hamse-i âl-i abâ" da denir. Hz. Peygamber\'in (A.S.M.) giydiği abâsını mezkur sahabe-i güzin hazeratının üzerine örterek hususi dua ettiğinden bu isimle anılmaları meşhurdur.(Bediüzzaman Hazretlerinin "Lem\'alar" adlı eserinin Ondördüncü Lem\'asında bu meseleye dair izahat vardır.)

 

ÂL-İ ABBAS→Emevilerden sonra 749 senesinden 1258 senesine kadar süren Abbasi hükümdar ailesi.

 

ÂL-İ BEYT→Hz. Peygamberin (A.S.M.) sülâle-i tahiresinden yetişenler ve sünnet-i seniyyesinin menbaı ve muhafızı ve bihakkın sünnete ittibâ ve onu idâme ettirenler. Al-i Resul Al-i Nebi Al-i Muhammed ve Ehl-i Beyt gibi tâbirlerle de söylenir. (Eğer denilse: "Neden hilâfet-i İslâmiye Al-i Beyt-i Nebevide takarrur etmedi? Halbuki en ziyade lâyık ve müstehak onlardı.Elcevap: Saltanat-ı dünyeviye aldatıcıdır. Al-i Beyt ise hakaik-ı İslâmiyeyi ve ahkâm-ı Kur\'aniyeyi muhafazaya memur idiler. Hilâfet ve saltanata geçen ya Nebi gibi mâsum olmalı veyahut hulefâ-i râşidin ve Ömer İbn-i Abdülaziz-i Emevî ve Mehdi-i Abbasî gibi harikulâde bir zühd-ü kalbi olmalı ki aldanmasın. Halbuki Mısır\'da Âl-i Beyt nâmına teşekkül eden Devlet-i Fatımiye Hilâfeti ve Afrika\'da Muvahhidin Hükümeti ve İran\'da Safevîler Devleti gösteriyor ki saltanat-ı dünyeviye Âl-i Beyte yaramaz; vazife-i asliyesi olan hıfz-ı dini ve hizmet-i İslâmiyeti onlara unutturur. Halbuki saltanatı terkettikleri zaman parlak ve yüksek bir surette İslâmiyete ve Kur\'ana hizmet etmişler. M.)( $âyetinin bir kavle göre mânası: "Resul-ü Ekrem (A.S.M.) vazife-i Risaletin icrasına mukabil ücret istemez yalnız Âl-i Beytine meveddeti istiyor." Eğer denilse: Bu mânaya göre karabet-i nesliye cihetinden gelen bir faide gözetilmiş görünüyor. Halbuki ( $ ) sırrına binâen karabet-i nesliye değil belki kurbiyet-i İlâhiye noktasında vazife-i Risalet cereyan ediyor? Elcevap: Resul-ü Ekrem (A.S.M.) gayb-âşinâ nazarıyla görmüş ki: Âl-i Beyti âlem-i İslâm içinde bir şecere-i nuraniye hükmüne geçecek âlem-i İslâmın bütün tabakatında kemalât-ı insaniye dersinde rehberlik ve mürşidlik vazifesini görecek zatlar ekseriyet-i mutlaka ile Âl-i Beytten çıkacak. Teşehhüddeki ümmetin "Âl" hakkındaki duası ki: $dir. Makbul olacağını keşfetmiş yani nasıl ki millet-i İbrahimiyede ekseriyet-i mutlaka ile nurani rehberler Hz. İbrahimin (A.S.) âlinden neslinden olan enbiya olduğu gibi; ümmet-i Muhammediyede de (A.S.M.) vezaif-i azime-i İslâmiyette ve ekser turuk ve mesâlikinde enbiya-i benî İsrâil gibi Aktab-ı Âl-i Beyt-i Muhammediyeyi (A.S.M.) görmüş. Onun için ( $ ) demesiyle emrolunarak Âl-i Beyte karşı ümmetin meveddetini istemiş. Bu hakikatı te\'yid eden diğer rivayetlerde ferman etmiş: "Size iki şey bırakıyorum onlara temessük etseniz necat bulursunuz. Biri: Kitabullah biri: Âl-i Beytim." Çünkü: Sünnet-i Seniyyenin menbaı ve muhafızı ve her cihetle iltizam etmesiyle mükellef olan Âl-i Beyttir. L.)

 

ÂL-İ İBRAHİM→Hz. İbrahim Peygamberin (A.S.) neslinden gelen ve onun mânevi yolunda yürüyenler. Bütün müslümanlar Mü\'minler.

 

ÂL-İ İMRÂN→İmran soyundan gelenler. (İmran ikidir. Birisi: Hz. Musa ve Harun\'un (A.S.) babaları olan İmran ibn-i Yashür ibn-i Lâvi ibn-i Yakub ibn-i İshak ibn-i İbrahim\'dir (A.S.) İkincisi: Hz. Meryemin babası olan İmran ibn-i Metan ki bu da Süleyman ibn-i Dâvud ibn-i İşa neslinden bunlar da Yahuda ibn-i Yakub neslindendirler. İki İmran arasında 1800 sene geçtiği söylenir.)

 

ÂL-İ İMRAN SURESİ→Kur\'an-ı Kerimin üçüncü suresinin ismi olup Medine-i Münevvere\'de nâzil olmuştur. Bu sureye Eman Kenz Ma\'niyye Mücadele İstiğfar Suresi ve Tayyibe de denilir.

 

ALA→Bahşişler. Lütuflar. Nimetler. İhsanlar.

 

A'LA→Daha iyi. Pek iyi. En yüksek. Ziyâde ve mürtefi olan.

 

A'LÂ-YI İLLİYYÎN→Cennette en yüksek derece. Cenâb-ı Hakkın indinde en iyilerin ve kâmillerin derecesi.(Bak o zat öyle bir maksad öyle bir gâye için saadet isteyip duâ ediyor ki: İnsanı ve bütün mahlukatı esfel-i safilin olan fenâ-i mutlaka sukuttan kıymetsizlikten fâidesizlikten abesiyetten a\'lâ-yı illiyyîn olan kıymete bekaya ulvi vazifeye mektubât-ı samedaniye olması derecesine çıkarıyor. M.N.)

 

A'LÂ SURESİ→Kur\'an-ı Kerim\'in seksenyedinci suresi olup Mekke-i Mükerreme\'de nâzil olmuştur.

 

ALA→Yükseklik. Büyüklük. şeref. şan.

 

ALA→İtl. İtalyancadan gelen tabirlerin başında bulunup (usulünce tarzında) manasını ifade eder. Meselâ: Alaturka $: Türk tarzında gibi.

 

ALA→f. Kirleten kirli yapan.

 

ALÂ→Gr:Arabçada harf-i cerdir. Buna isim diyen de olmuştur. Müteaddit mâna ile kelimenin başına getirilir; manevî istilâ ve tefevvuk bildirmek için ekseriyâ mecrurunu istilaya delâlet eder. Bazan mecrurunun mukabiline müstâli olur. (maa) gibi müsahabet için gelir. (lâm) gibi tâlil için olur. Mücaveze için olur. Harf-i cer olan (min) mânâsına ve zarfiyyet için ve harf-i cer olan (bâ) mânâsına isim olur. "yukarıda" manasına gelir. * Üstünde üzere.

 

ALABALIK→t. Akıntısı sert olan soğuk ve tatlı sularda bulunan bir cins leziz balık.

 

ALABANDA→İtl. Gemilerde dümeni tam sancağa veya iskeleye kırma yahut geminin bir tarafındaki toplara ateş etme kumandası. * Mc:Şiddetle kınama ve azarlama.

 

ALACA BAYRAK→Tar:Ondördüncü Yeniçeri Bölüğüne verilen ad.

 

A'LA-D DERECAT→Derecelerin en alâsı en yükseği.

 

ALA-EYYİ-HAL→Herhâlde mutlaka elbette her nasıl olsa.

 

ALAF→(Elf. C.) Binler.

 

ALÂ-FETRETİN→Daim olmayarak fasıla ile.

 

ALAFRANGA→İtl. Frenk tarzında olan Fransız usulü.

 

ALÂ HİDE→Tek başına münferiden ayrıca.

 

ALAİK→(Alayık) Münâsebetler. Alâkalar. Mânialar.

 

ALÂİK-İ DÜNYEVİYE→Dünyevî alâkalar. İnsanı Cenab-ı Hakkın rızasından alıkoyan lüzumsuz işler.

 

ALAİM→İzler. İşaretler deliller. (Bak: Alamet)

 

ALÂİM-İ SEMÂ→(Alâim-üs semâ) Al yeşil kuşak. (Bak: Kavs-ı kuzah)

 

ALAK→Zahmet meşakkat gidermek.

 

ALAK→Sakız.

 

ALAK→Kan. Kızıl veya koyu ve uyuşuk kan. * Yapışkan veya ilişken nesne. * Hayvanat. * Bir işe mülâzemet eylemek. * Husumet-i lâzime veya muhabbet-i lâzime. Aşk ve muhabbet eylemek. Bir işe başlayıp o işe devamlı olmak. * Bir şeye ilişip tutulmak. * Yapışkan balçık ve çamur. * Kadının gebe kalması. * Pıhtılaşmış kan. * Sülük. (Kamus\'tan hülâsa)

 

ALAK-I DEM→Kan pıhtısı pıhtılaşmış kan.

 

ALAK SURESİ→Kur\'an-ı Kerim\'in doksanaltıncı suresinin adıdır. İkra\' Suresi de denilir. Mekke-i Mükerreme\'de nâzil olmuştur.

 

ALÂKA→İlişik rabıta merbutiyet. * Gönül bağlama sevgi münasebet taalluk irtibat mâlikiyet. Tasarruf. Müdâhale hakkı. Hisse. * Edb: Bir kelimenin hakiki mânâsından mecâzi mânâsına nakledilmesinin sebebidir. (Temiz ahlâklı güzel huylu kimselere melek denildiği gibi.)

 

ALAKA→Kan pıhtısı. Uyuşuk kan.

 

ALÂKABAHŞ→f. İlgi uyandıran. Alâka uyandıran.

 

ALÂKADAR→Alâkalı münâsebetdar.

 

ALÂ-KADR-İL-İMKAN→Olabildiği kadar. İmkânı nisbetinde.

 

ALÂ-KADR-İL-İSTİTAA→Elden geldiği kadar güç yettiği nisbetinde.

 

ALÂ-KADR-İT-TAKA→Güç yettiği kadar.

 

ALÂ-KAVLİN→Bir kavle göre. Bir rivâyete nazaran.

 

ALÂ-KÜLLİHAL→İster istemez. Olduğu kadar. Her halde.(Ey insan düşün! Sen alâ küllihal öleceksin. L.)

 

A'LAL→(İllet. C.) Hastalıklar marazlar illetler. * Sebepler.

 

ALAM→(Elem. C.) Elemler. Kederler. Üzüntüler.

 

ALÂM-I ELİME→Çok acı ve acıklı elemler.

 

ALÂM-I GURBET→Vatandan ayrı kalma elemleri gurbet acıları.

A'LAM→(Alem. C.) Alemler. Alâmetler. İzler. Nişanlar. * Bayraklar. * Büyük âlimler. * Büyük dağlar.

 

ALÂ-MA-FARAZALLAH→Allah\'ın farzettiği üzere.

 

ALAMANA→İtl. Küçük odun gemisi. * Büyük balıkçı kayığı. * Büyük balıkçı kayıklarına mahsus büyük ağ ığrıp.

 

ALAMAT→Uzun ince bir cins balık. (Hint denizinde çok olur ve yılana benzer.)

 

ALÂMAT→(Alâmet. C.) İzler nişanlar alâmetler işâretler.

 

ALÂ-MELE'İN NAS→Herkesin önünde. Halkın huzurunda.

 

ALÂ-MERATİBİHİM→Rütbesine ve derecesine göre sırasıyla.

 

ALÂMET→İz nişân işâret.

 

ALÂMET-İ FÂRİKA→Ayırıcı işaret. Damga.

 

ALÂMET-İ GURUR→Gurur ve kibiri belli eden alâmet.

 

ÂLÂM U ASKAM→Kederler ve hastalıklar.

 

ALAN→Orman içinde açıklık meydan.

 

ALÂNÎ→Açıkta meydanda herkesin gözü önünde.

 

ALÂNİYETEN→Herkesin önünde açıkça alânen.

 

ALÂ-RAĞM-İ ENF-İL YE'S→Ye\'sin burnunu kırmak maksadiyle ve ona tahkir ile.

 

ALARGA→İtl. Açık deniz engin.

 

ALÂ-RİVAYETİN→Rivayet edildiği üzere. Söylenenlere bakılırsa.

 

ALARM→Fr. Tehlike anında herkesi haberdar etmek için verilen işaret.

 

ALÂ-RUUS-İLEŞHAD→Aleme karşı. Herkesin gözü önünde. Halkın önünde.

 

ALAS→Odun kömürü.

 

ALAŞIM→Madenlerin eriyerek birleşmesi sonunda meydana gelen madde halita.

 

ÂLÂT→(Âlet. C.) Vasıtalar. Âletler.

 

ÂLÂT-I BASARİYE→Gözle alâkalı gözlük dürbün gibi optik âletler.

 

ÂLÂT-I CÂRİHA→Yaralayıcı âletler.

 

ÂLÂT-I HARBİYE→Harb âletleri silâhlar.

 

ÂLÂT-I KATIA→ Kesici âletler.

 

ÂLÂT-I NARİYYE→Ateşli silâhlar.

 

ÂLÂT-I RASADİYYE→Meteoroloji ve astronomi araştırmalarında kullanılan âlet ve cihazlar.

 

ÂLÂT-I TAB'İYYE→Baskı âletleri. Matbaa levâzımatı.

 

ALATURKA→İtl. Türkvari Türk usulü Osmanlı usulü.

 

ALÂ-TARİK-İL İCMAL→Kısaca icmal yoluyla.

 

ALÂ-TARİK-İL MÜNAVEBE→Nöbetleşe münâvebe yoluyla.

 

ALA VECH-İ ÎCAZ→İcâz yolu ile.

 

ALAVERE→Vapurlara kömür vermek için bordaya kurulan kademeli iskele. * Tulumbanın basıp emme suretiyle işlemesi. * Herc ü merc. Karışıklık kargaşalık. * Bir şeyin elden ele verilerek veya atılarak aktarılması.

 

ALAVÎ→(İlâve. C.) İlâveler ekler.

 

ALAY→(Ask.) 3-4 tabur piyade veya5 bölük süvari askerinden mürekkep kuvvet. * Debdebe ve gösterişle yapılan tören geçit resmi. * Cemaat topluluk güruh kalabalık fevç. * Fazla miktar muhtelif ve müteaddit kişiler veya şeyler.

ALAYBOZAN→Eskiden kullanılmış olan bir çeşit fitilli tüfek.

 

ALAYE→Yüksek yer yükseklik.

 

ALAY EMİNİ→Osmanlı İmparatorluğu zamanında bir alay askerin hesap işlerine bakan subay ki binbaşıdan alt derecededir.

 

A'LÂ-YI İLLİYYÎN→(Bak: A\'lâ)

 

ALAY İMAMI→Osmanlı İmparatorluğu zamanında bir alay askere imamlık vazifesini yapan subay.

 

ALAYİŞ→f. Bulaşıklık bulaşma. * Debdebe tantana gösteriş.

 

ALAZ→Alev.

 

ALB→(C.: Ulub) Eser. * Yaşlı keler.

 

ALB→Yiğit kahraman bahadır cesur gibi manalara gelen bir sıfattır.

 

ALBASTI→Ateşli bir lohusalık hastalığı lohusa humması.

 

ALBATR→f. Yumuşak ve beyaz bir çeşit mermer kaymak taşı.

 

ALBAY→Yarbay ile tuğgeneral arasındaki askeri rütbede olan üstsubay.

 

ALBORA→İtl. (Denizcilik) Serenlerin direklerin üzerine kaldırılıp bağlanması. * Floka küreklerinin selâmlamak için yukarı kaldırılması. * Dalyanlarda ağın yukarı alınması ile balığın toplanması.

 

ALBÜM→Lât. Fotoğraf resimlerini veya sair resim şekil ve hatıraları içine alan defter veya kitap.

 

ALBÜMİN→Fr. Tıb:Nebat ve hayvanların etli ve sulu kısımlarında bulunan karbon oksijen azot hidrojen ve kükürt bileşiği gıdalı madde.

 

ALC→(C.: Uluc) Yaramaz huylu kişi.

 

ALCEM→Uzun boylu uzun.

 

ALCÜN→Ahmak kadın. * Semiz dişi deve.

 

ALÇI→Sağlam harç yapmada kullanılan beyaz toz cibs.

 

ALD→Boyun siniri.

 

ALDEHİT→Lât. Kim:Alkol veya asitlerden elde edilen kimyevi bir sıvı.

 

ÂLE→(C.: Al) Harbe. * (C. Alât) Çadır direği. * Edât.

 

ÂLE→Güneş yağmur gibi etkenlerden korunmak için yapılmış barınak. * Fakirlik.

 

ÂLE→f. İlaç için kullanılan ve "Hint Sünbülü" adı verilen çiçek.

 

ALEBAT→Yemek kapları çanaklar.

 

ALEBE→(C. Alebât) Yemek kabı çanak.

 

ALE-D-DERECAT→Derecelere göre sırayla.

 

ALE-D-DEVAM→Devamı üzere. Devamlı olarak.

 

ALEF→(C. A\'lâf - Ulufe) Saman ot yulaf. * Hayvan yemi.

 

ALEF RESMİ→Hayvanların yedikleri saman ve otlardan alınan vergi.

 

ALEF→Cana yakın.

 

ÂLEK→f. İlaç için kullanılan ve "Hint Sünbülü" adı verilen bir çiçek.

 

ALEK→Sülük. * Kan pıhtısı.

 

ALEKA→(C.: Alekat) Yapışkan balçık çamur. * Kan pıhtısı. * Uyuşmuş kan. * Sülük.

 

ALEKSİ→yun.Tıb: Okuma kabiliyetinin kaybedilmesi.

 

ALEL→İkinci defada içmek.

 

ALE-L-ACAİB→Tuhaf şey şaşılacak şey.

 

ALE-L-ACELE→Çarçabuk acele olarak çabuk.

 

ALE-L-ADE→Adet olduğu üzere. * Bayağı basbayağı.

 

ALE-L-AMYA→Körü körüne. (Bak: Alel-ımıya)

 

ALE-L-EKSER→Ekseriya çok vakit.

 

ALE-L-FEVR→Birden derhal hemen.

 

ALE-L-GAFLE→Dalgınlığa getirerek. Dalgınlığa gelerek boş bulunarak.

 

ALE-L-HADİSE→Gölge hâdise. (fr. epiphenomene)

 

ALE-L-HESAB→Hesâba sayarak.

 

ALE-L-HUSUS→Hususiyle hepsinden önce olarak. Bâhusus.

 

ALE-L-IMIYA→Körü körüne körlemeden. (Bak: Ale-l-amyâ)

 

ALE-L-ITLAK→Umumiyetle. Mutlaka. Bir suretle kayıtlı olmayarak. Mingayri tahsis.

 

ALE-L-İCMAL→Toplu olarak topluca.

 

ALE-L-İNFİRAD→Ferd olarak. Birer birer.

 

ALE-L-İNSAN→İnsan hakkında. İnsana dâir. İnsan üzerine.

 

ALE-L-İSTİMRAR→Aralıksız.

 

ALE-L-İŞTİRAK→Birlikte müştereken.

 

ALE-L-İTTİSAL→Birbiri ardınca peş peşe aralarında fâsıla olmadan.

 

ALE-L-KAİDE→(Ka uzun okunur) Kurala kaideye göre.

 

ALE-L-KAVL→Birinin sözüne iddiasına göre.

 

ALE-L-KİFAYE→Yetecek kadar kâfi gelir derecede yeter derecede.

 

ALE-L-UMUM→Herkese âit. Herkes hakkında.

 

ÂLEM→Bütün cihan. Kâinat. * Dünya. * Her şey. * Cemaat. * Halk. * Cemiyet. Dehr. * Hususi hal ve keyfiyet. * Bir güneş ile ona tâbi olan ve etrafında devreden seyyarelerin teşkil ettiği dâire. (Cenab-ı Haktan gayrı mahlukata Âlem denmesi mucidi olan Zât-ı Ecelle ve A\'lâ Hazretlerini bilmeğe delâlette vesile olduğuna mebnidir. L.R.)(Semâvatta binler âlem var. Yıldızların bir kısmı her biri birer âlem olabilir. Yerde de her bir cins mahlukat birer âlemdir. Hatta her bir insan dahi küçük bir âlemdir.( $) tâbiri ise "Doğrudan doğruya her âlem Cenâb-ı Hakkın rububiyyeti ile idâre ve terbiye ve tedbir edilir" demektir. M.)

 

ÂLEM-İ ASGAR→Daha küçük âlem. En küçük âlem. * İnsan. (Nasıl ki insanın anasırları Kâinatın unsurlarından; ve kemikleri; taş ve kayalarından; ve saçları nebat ve eşcarından ve bedeninde cereyan eden kan ve gözünden kulağından burnundan ve ağzından akan ayrı ayrı suları Arz\'ın çeşmelerinden ve mâdeni sularından haber veriyorlar delâlet edip onlara işaret ediyorlar. Aynen öyle de insanın ruhu âlem-i ervahtan; ve hafızaları levh-i mahfuzdan; ve kuvve-i hayaliyeleri âlem-i misalden.. ve hakeza.. her bir cihazı bir âlemden haber veriyorlar. Ve onların vücudlarına kat\'i şehadet ederler. L.)

 

ÂLEM-İ BERZAH→Berzah âlemi. Kabir âlemi. (Bak: Kabr)(Âlem-i ziyâ âlem-i hararet âlem-i hava âlem-i kehriba âlem-i elektrik âlem-i cezb âlem-i esir âlem-i misal âlem-i berzah gibi âlemler arasında müzahame ve yer darlığı yoktur. Bu âlemler hepsi de ihtilâlsiz müsâdemesiz küçük bir yerde içtimâ ederler. M.N.)(Nass-ı Kur\'anla şühedânın ehl-i kuburun fevkinde bir tabaka-i hayatları vardır. Evet şüheda hayat-ı dünyevilerini tarik-ı hakta feda ettikleri için Cenâb-ı Hak kemâl-i kereminden onlara hayat-ı dünyeviyeye benzer fakat kedersiz zahmetsiz bir hayatı Âlem-i Berzahta onlara ihsan eder. Onlar kendilerini ölmüş bilmiyorlar... Yalnız kendilerinin daha iyi bir âleme gittiklerini biliyorlar... Kemâl-i saâdetle mütelezziz oluyorlar.. Ölümdeki firak acılığını hissetmiyorlar. Ehl-i kuburun çendan ruhları bâkidir fakat kendilerini ölmüş biliyorlar. Berzahta aldıkları lezzet ve saâdet şühedanın lezzetine yetişmez. Nasılki iki adam bir rü\'yada Cennet gibi bir güzel saraya girerler. Birisi rü\'yada olduğunu bilir. Aldığı keyf ve lezzet pek noksandır. "Ben uyansam şu lezzet kaçacak" diye düşünür. Diğeri rü\'yada olduğunu bilmiyor hakiki lezzet ile hakiki saâdete mazhar olur.İşte Âlem-i Berzahtaki emvât ve şühedanın hayat-ı berzahiyyeden istifadeleri öye farklıdır. Hadsiz vâkıatla ve rivâyatla şühedanın bu tarz-ı hayata mazhariyetleri ve kendilerini sağ bildikleri sâbit ve kat\'îdir. Hatta Seyyidüşşüheda olan Hazret-i Hamza (R.A.) mükerrer vâkıatla kendine iltica eden adamları muhafaza etmesi.. ve dünyevi işlerini görmesi ve gördürmesi gibi çok vâkıatla bu tabaka-i hayat tenvir ve isbat edilmiş. M.)

 

ÂLEM-İ CEBERUT→Âlem-i azamet ve kudret. (Bununla âlem-i esmâ ve sıfât kasdolunur. Muhakkıkların ekserisine göre bu âlem-i evsattır. Yâni üstte olan Lâhut âlemi ile altta bulunan melekut âlemi arasındaki âlem. Amiriyyet-i umumiyyeyi muhit olan berzahtır. Ceberut ibranice "kudret" mânasındadır).

 

ÂLEM-İ EKBER→En büyük âlem. Kâinat.(Şu kâinat denilen âlem-i ekber ve insan denilen onun misâl-i musağğarı olan âlem-i asgar kudret ve kader kalemiyle yazılan âfâkî ve enfüsî vahdaniyet delâilini gösteriyorlar. Evet kâinattaki san\'at-ı muntazamanın küçük bir mikyasta nümunesi insanda vardır. O daire-i kübrâdaki san\'at Sâni-i Vâhid\'e şehadet ettiği gibi şu insanda olan küçük mikyastaki hurdebini san\'at dahi yine O Sâni\'a işaret eder vahdetini gösterir. M.)

 

ÂLEM-İ EMİR→Sâdece bir emr-i İlâhî ile işlerin hemen olduğu âlem. Yaradılışa ait kanunlar âlemi.(Ruha bir derece müşabih ve ikisi de âlem-i emirden ve iradeden geldiklerinden masdar itibariyle ruha bir derece muvafık fakat yalnız vücud-u hissi olmayan nevilerde hükümran olan kavânine dikkat edilse ve o namuslara bakılsa görünür ki: Eğer o kanun-u emri vücud-u harici giyse idi o nevilerin birer ruhu olurdu. Halbuki o kanun daima bakîdir. Daima müstemir sabittir. Hiçbir tagayyürat ve inkılâbat o kanunların vahdetine te\'sir etmez bozmaz. Meselâ: Bir incir ağacı ölse dağılsa; onun ruhu hükmünde olan kanun-u teşekkülâtı zerre gibi bir çekirdeğinde ölmiyerek baki kalır. İşte madem en âdi ve zaif emri kanunlar dahi böyle beka ile devam ile alâkadardır. Elbette ruh-u insani değil yalnız bekâ ile belki ebed-ül âbâd ile alâkadar olmak lâzım gelir. Çünki: Ruh dahi Kur\'anın nassıyla $ ferman-ı celili ile âlem-i emirden gelmiş bir kanun-u zişuur ve bir namus-u zihayattır ki; kudret-i ezeliyye ona vücud-u harici giydirmiş. Demek nasıl ki sıfat-ı irâdeden ve âlem-i emirden gelen şuursuz kavanin daima veya ağleben bâki kalıyor. Aynen onların bir nevi kardeşi ve onlar gibi sıfat-ı iradenin tecellisi ve âlem-i emirden gelen ruh bekâya mazhar olmak daha ziyade kat\'idir lâyıktır. Çünki zivücuttur hakikat-ı hariciye sahibidir. Hem onlardan daha ulvidir. Çünki zişuurdur. Hem onlardan daha daimidir daha kıymettardır. Çünki zihayattır. S.)(Maddiyattan olmayan bilhassa mahiyetleri mütebayin olan bir çoklukta tasarruf eden bir zatın o çokluğun herbirisiyle bizzat mübaşeret ve mualecesi lâzım değildir. Evet asker neferatı arasında bir kumandanın tasarrufatı tanzimatı ancak emir ve iradesiyle husule gelir. Eğer o kumandanlık vazifeleri ve işleri neferata havale edilirse her bir neferin bizzat mübaşeret ve hizmetiyle veya herbir neferin bir kumandan kesilmesiyle vücud bulacaktır. Binâenaleyh Cenab-ı Hakk\'ın mahlukatındaki tasarrufu yalnız bir emir ve irade ile olur. Bizzat mübaşereti yoktur. Şemsin kâinatı tenvir ettiği gibi. M.N.)

 

ÂLEM-İ ERVAH→Ruhlar âlemi. Ruhların ve ruhanîlerin bulunduğu âlem. (Bak: Ruhaniyat)

 

ÂLEM-İ ESBAB→Sebepler âlemi. Her şeyin bir sebebe dayanarak olduğu âlem. Bu dünya.

 

ÂLEM-İ FÂNİ→Gelip geçici âlem dünya.

 

ÂLEM-İ GAYB→Zâhir duygularımızla bilinemeyen ve ervah ve meleklere cinlere mahsus olan âlem. Mâzi ve müstakbeldeki mahlukatın mânevi hayatlarının âlemi.(Her şeyin bâtını zâhirinden daha âli daha kâmil daha lâtif daha güzel daha müzeyyen olduğu gibi; hayatça daha kavi şuurca daha tamdır. Ve zâhirde görünen hayat şuur kemâl vesaire ancak bâtından zâhire süzülen zaif bir tereşşuhdur. Yoksa bâtın câmid meyyit olup da ilim ve hayatı dışarıya vermiş olduğuna zehaba ihtimâl yoktur. Evet karnın "miden" evinden; cildin gömleğinden; ve kuvve-i hâfızan senin kitabından nakş ve intizamca daha yüksek ve daha gariptir. Binâenaleyh âlem-i melekut âlem-i şehâdetten; âlem-i gayb dünya ve âhiretten daha âli ve daha yüksektir. Maalesef nefs-i emmare hevâ-i nefs ile baktığı için zâhiri hayatlı ünsiyetli bir perde gibi meyyit ve zulmetli ve vahşetli zannettiği bâtın üstüne serilmiş olduğunu görüyor. M.N.)

 

ÂLEM-İ HÂB→Uyku ve rüyâ âlemi. Bazan âlem-i mâna âlem-i misal âlem-i nevm gibi tâbirler de kullanılır.

 

ÂLEM-İ İSLÂM→İslâm dünyası. İslâm milletleri. (Ey âlem-i İslâm uyan! Kur\'ana sarıl! İslâmiyete maddi ve manevi bütün varlığınla müteveccih ol! Ve ey Kur\'ana bin yıllık tarihinin şehadetiyle hâdim olan ve İslâmiyet nurunun zemin yüzünde naşiri bulunan yüksek ecdadın evlâdı! Kur\'ana yönel ve onu anlamaya okumaya ve onu anlatacak onun bu zamanda bir mu\'cize-i manevîsi olan Nur Risalelerini mütalaa etmeğe çalış. Lisanın Kur\'anın âyetlerini âleme duyururken hâl ve etvar ve ahlâkın da onun manasını neşretsin; lisan-ı hâlin ile de Kur\'anı oku. O zaman sen dünyanın efendisi âlemin reisi ve insaniyetin vasıta-i saadeti olursun! Ey asırlardan beri Kur\'anın bayraktarlığı vazifesiyle cihanda en mukaddes ve muhterem bir mevki-i muallâyı ihraz etmiş olan ecdadın evlâdı ve torunları! Uyanınız âlem-i İslâmın fecr-i sadıkında gaflette bulunmak kat\'iyyen akıl kârı değil! Yine âlem-i İslâmın intibahında rehber olmak arkadaş kardeş olmak için Kur\'anın ve İmanın nuruyla münevver olarak İslâmiyetin terbiyesiyle tekemmül edip hakiki medeniyet-i insaniye ve terakki olan medeniyet-i İslâmiyyeye sarılmak ve onu hâl ve harekâtında kendine rehber eylemek lâzımdır. T.H.)

 

ÂLEM-İ KEVN→Varlık âlemi. Kâinat.

 

ÂLEM-İ KEVN Ü FESAD→Cismani âlem. Bir taraftan vücuda gelip diğer taraftan da harab olan fâni âlem.

 

ÂLEM-İ MA'NA→Mâna âlemi bazı ehline münkeşif olan âlem mânen anlaşılan ve bilinen âlem.

 

ÂLEM-İ MELEKUT→Melekut âlemi. (Bak: Melekût)

 

ÂLEM-İ MENÂM→Uyku âlemi rüya âlemi.

 

ÂLEM-İ MİSÂL→Rüyâda görülen âlem. Dünyada mevcud bulunan bütün eşya ve zuhura gelen bütün ef\'âlin aynısı ile müretteb ve mütekevvin olan bir tarzı veya âlem-i ruhâninin bir nev\'i. (L.R.)(Gördüm ki: Âlem-i misâl nihâyetsiz fotoğraflar ve her bir fotoğraf hadsiz hâdisât-ı dünyeviyeyi aynı zamanda hiç karıştırmıgirsin bir tarafına ..!!! alıyor. Binler dünya kadar büyük ve geniş bir sinema-i uhreviyye ve fâniyatın fâni ve zâil hallerini ve vaziyetlerini ve geçici hayatlarının meyvelerini sermedi temâşâgâhlarda ve Cennette Saadet-i ebediyye ashâblarına dünya macerâlarını ve eski hâtıralarını levhaları ile gözlerine göstermek için pek büyük bir fotoğraf makinesi olarak bildim. S.) (Bak: Âlem-i hâb)

 

ÂLEM-İ NÂSUT→İnsanlar âlemi ve dünya hayatı. Mahlukiyet. Âlem-i Lâhut\'un zıddı.

 

ÂLEM-İ SABAVET→Çocukluk dünyası.

 

ÂLEM-İ SİYASET→Siyâset dünyası siyaset âlemi.

 

ÂLEM-İ SÜFLÎ→Süflilerin âlemi. Dünyâ âlemi. Âlem-i şehadet âlem-i nâsut. (Bak: Nâsut)(Şu kâinata nazar-ı hikmetle bakıldığı vakit azim bir şecere mânasında görünür. Ve şecerenin nasıl dalları yaprakları çiçekleri meyveleri vardır. Şu şecere-i hilkatin de bir şıkkı olan âlem-i süflinin: Anasır dalları; nebatat ve eşcar yaprakları; hayvanat çiçekleri; insan meyveleri hükmünde görünür. Sâni-i zülcelâl\'in ağaçlar hakkında câri olan bir kanunu elbette şu şecere-i âzamda da câri olmak mukteza-yı ism-i Hakîm\'dir. S.)

 

ÂLEM-İ ŞAHADET→Şahâdet âlemi. Bu dünya. Cenâb-ı Hakkın âyetlerine ve emirlerine imân edenlerin hakka hakikate şahadette bulundukları ve Allah\'a itaat ve ibadetle mükellef oldukları dünya âlemi.(Âlem-i şahadet avâlim-i guyub üstünde tenteneli bir perdedir. M.)

 

ÂLEM-İ ŞUHUD→Bilip keşfedilen görür gibi bilinen âlem. Görünen âlem. Dünya. Kâinat.

 

ÂLEM-İ TEKVİN→Devamlı değişen. Vücud ve hudus âlemi.

 

ÂLEM-İ ULVÎ→Ulvi âlem ruhlar âlemi.

 

ÂLEM-İ ZUHUR→Görünen âlem şahâdet âlemi şu anda içinde yaşadığımız âlem.

 

A'LEM→Daha iyi bilen. En iyi bilen. * Yarık dudaklı. * Alâmetli belirtili.

 

A'LEM-İ ÜLEMÂ→Alimlerin âlimi. Alimlerin en çok bilgilisi büyüğü.

 

ALEM→Bayrak. * Nişan işâret. * Özel isim. * Mc:Yüksek dağ. * Büyük âlim. * Üst dudakta olan yarık.

 

ALEM-İ ZÂTÎ→Zata âit isim zatına âit işâret zâtına mahsus alâmet delil.(Evet Zât-ı Akdes\'in alem-i zâtîsi ve en âzamî ismi olan Lafzullahtan sonra en âzam ismi olan Rahman rızka bakar. Ve rızıktaki şükür ile ona yetişilir. Hem Rahman\'ın en zâhir mânası Rezzak\'tır. M.)

 

ÂLEMANE→f. Dünya ile ilgili. Dünyevî.

 

ÂLEMÂRÂ→f. Dünyayı âlemi süsleyen.

 

ALEMDAR→Bayrağı veya sancağı taşıyan. Bayraktar sancaktar.

 

ALEMDÂR-I NEBİ→Peygamberimizin (A.S.M.) bayraktarı olan Hz. Ebu Eyyub-il-Ensarî (R.A.)

 

ALEMDARÎ→Bayraktarlık.

 

ALEMEFRAZ→Bayrak kaldıran bayrak çeken.

 

ÂLEM-EFRUZ→f. Âlemi parlatan bütün âleme ışık saçan.

 

ÂLEMEYN→İki âlem. Dünya ve âhiret.

 

ÂLEMGİR→f. Bütün âleme yayılan cihanı kaplayan dünyayı zapteden.

 

ALEMÎ→(Alem. den) Has isimle alâkalı. Aleme aid.

 

ÂLEMÎ→(C.: Âlemiyan) (Âlem. den) Dünyaya ait. İnsan.

 

ÂLEMÎN→(Bak: Âlemûn)

 

ÂLEMİYAN→(Âlemî. C.) Âleme mensub olanlar insanlar.

 

ÂLEMNÜMA→f. Dünyayı gösteren.

 

ÂLEM-PENAH→f. Cihanın sığındığı (yer veya saha).

 

ÂLEMPESEND→f. Bütün herkesin hoşuna gidip beğendiği şey.

 

ÂLEM-SUZ→f. Cihanı yakan.

 

ÂLEMŞÜMUL→Bütün dünyayı alâkadar eden dünyayı kaplayan ve her yerde tanınmış olan.

 

ÂLEM-TAB→f. Dünyayı aydınlatan cihanı parlatan.

 

ÂLEMÛN (ÂLEMÎN)→(Âlem. C.) Âlemler.

 

ALEN→Aşikâr apaçık meydanda olma.

 

ALENDA→(C. Alânid) Çok sağlam nesne.

 

ALENDAT→Kuvvetli deve.

 

ALENDAT→Katı sağlam nesne.

 

ALENEN→Gizli olmayarak açıktan.

 

ALENG→f. Hücum eden asker. * Siper istihkâm.

 

ALENİ→Açık olarak meydanda. Gizli olmayarak.

 

ALENİYYE→Açık aleni göz önünde.

 

ALENİYYET→Göz önünde olma.

 

ALENKED→Çok sağlam nesne.

 

ALER-R-RAĞM→Rağmen.

 

ALER-RE'S→Baş üstüne. Hemen. Derhâl.

 

ALER-RE'Sİ-VEL-AYN→Baş ve göz üstüne. (Gelen misafire karşı veya bir işi deruhte edeceğine karşı hürmet ve memnuniyetle kabul ettiğini ifâde için söylenir.)

 

ALES→Şiddetli kıtal.

 

ALES→Bir cins buğday ki bir kabuk içinde iki tane olur. * Buğday arasında biten çavdar ve mercimek. * Büyük kene. * Bir nevi karınca. * Katı sağlam nesne.

 

ALE-S-SABAH→Erkenden sabahın ilk saatlerinde.

 

ALE-S-SEHER→Gün doğmadan evvel seher vakti.

 

ALE-S-SEVİYYE→Bir seviyede aynı boyda. * Müsâvat üzere.

 

ALESSEVRİ VELHUT→(Ale-s-sevri ve-l hut) Öküz ve balık üzerinde.Risale-i Nur Külliyatından Lem\'alar adlı eserin Ondördüncü Lem\'asında bu mevzuizah edilmiştir. Nümune olarak bir parçası aşağıda dercedilmiştir:(Hamele-i arş ve semâvat denilen melâikenin birinin ismi "Nesir" ve diğerinin ismi "Sevr" olarak dört melâikeyi Cenâb-ı Hak arş ve semâvata Saltanat-ı Rububiyetine nezaret etmek için tâyin ettiği gibi semavatın bir küçük kardeşi ve seyyarelerin bir arkadaşı olan küre-i arza dahi iki melek nâzır ve hamele olarak tayin etmiştir. O meleklerin birinin ismi"Sevr" ve diğerinin isim "Hut"dur. Ve o nâmı vermesinin sırrı şudur ki; arz iki kısımdır: Biri su; biri toprak. Su kısmını şenlendiren balıktır. Toprak kısmını şenlendiren insanların medar-ı hayatı olan ziraat öküz iledir ve öküzün omuzundadır. Küre-i arza müekkel iki melek hem kumandan hem nâzır olduklarından elbette balık tâifesine ve öküz nev\'ine bir cihet-i münâsebetleri bulunmak lâzımdır. Belki o iki meleğin âlem-i melekut ve âlem-i misâldesevr ve hut suretinde temessülleri var (Haşiye). İşte bu münâsebete ve o nezârete işareten ve küre-i arzın o iki mühim nevi mahlukatına imaen lisan-ı mu\'ciz-il beyan-ı Nebevi $ demiş gayet derin ve geniş bir sahife kadar mes\'eleleri havi olan bir hakikatı gayet güzel ve kısa bir tek cümle ile ifade etmiş...İkinci Vecih : Mesela: Nasıl ki denilse: "Bu devlet ve saltanat hangi şey üzerinde duruyor?" cevabında: $denilir. Yani: "Asker kılıncının şecaatine kuvvetine ve memur kaleminin dirayetine ve adâletine istinad eder." Öyle de: Küre-i Arz madem zihayatın meskenidir ve zihayatın kumandanları da insandır ve insanın ehl-i sevâhil kısmının kısm-ı azamının medar-ı taayyüşleri balıktır ve ehl-i sevâhil olmıyan kısmının medâr-ı taayyüşleri ziraatle öküzün omuzundadır ve mühim bir medâr-ı ticareti de balıktır. Elbette devlet seyf ve kalem üstünde durduğugibi Küre-i Arz da öküz ve balık üstünde duruyor denilir. Zirâ ne vakit öküz çalışmazsa ve balık milyon yumurtayı birden doğurmazsa o vakit insan yaşayamaz hayat sukut eder. Halik-ı Hakim de arzı harab eder. L.)(Haşiye) : Evet Küre-i Arz bahr-i muhit-i havâide bir sefine-i Rabbaniye ve nass-ı Hadisle âhiretin bir mezraası yâni fidanlık tarlası olduğundan o câmid ve şuursuz büyük gemiyi o denizde emr-i İlâhî ile intizam ile hikmet ile yüzdüren kaptanlık eden melâikeye "Hut" nâmı; ve o tarlaya izn-i İlâhî ile nezaret eden melâikeye "Sevr" ismi ne kadar yakıştığı zahirdir.

 

ÂLET→Fakir. * Dağda ve tarlada yaptıkları künbet.

 

ÂLET→Bir işte veya bir san\'atta kullanılan vasıta. Bir makinayı vücuda getiren ve işlemesine yardım eden parçalardan her biri. * Sebeb vesile vesâit. * Edevat. Avadanlık.

 

ÂLET-İ CERRÂHİYE→Cerrahların yaraları tedaviye çalışan doktorların kullandıkları edevat takım.

 

ÂLET-İ KATIA→Kesici âlet.

 

ÂLET-İ LEHV→Oyun âleti. Oyuncak. Çalgı âleti.

 

ÂLET-İ MUSAVVİT→Sesi nakletmeye yarıyan alet. Mikrofon.

 

ALETTAFSİL→Uzun uzadıya mufassal olarak.

 

ALETTAHKİK→(Ale-t-tahkik) Hakikat üzere kat\'i surette. Besbelli.

 

ALETTAHMİN→Aşağı yukarı tahminen.

 

ALETTAHSİS→Hususi olarak bilhassa hele en çok.

 

ALETTEDRİC→Azar azar.

 

ALETTERTİB→Tertibli olarak sırasıyla.

 

ALETTEVALİ→Arası kesilmeksizin birbiri ardınca arka arkaya.

 

ALEV→Ateşten çıkan parlak ve yanar hava. * Mızrak ucuna takılan küçük bayrak flama.

 

ALEV-GİR→f. Alevlenmiş.

 

ALEV-HİZ→f. Parlayan alevlenen.

 

ALEVÎ→Hz. Ali\'ye mensub olan. Hz. Ali\'ye âit ve müteallik. (Bak: şia)

 

ALEV-KEŞ→f. Alevden fırlayan.

 

ALEV-RİZ→f. Alevlenen alev saçan.

 

ALEYH→(Aleyhi - Aleyhâ) (Alâ edatının zamirle birleştiği zamanki şekli.) Aleyhinde onun hakkında onun üzerine.

 

ALEYHDAR→Muhalif olan. Aynı fikirde olmayan. Zıt olan.

 

ALEYHİM ALEYHİMA→Aleyh edatının cemi ve tesniye şekilleri.

 

ALEYHİSSALATÜ VESSELAM→Salât ve Selâm onun üzerine olsun meâlinde Peygamberimiz Hazret-i Muhammed\'in (A.S.M.) ismini duyunca söylenmesi sünnet olan bir duâdır.

 

ALEYKE→Senin üzerine sana.

 

ALEYKÜM→Sizin üzerinize size.

 

ALEYKÜM-ÜS SELÂM→Selâm sizin üzerinize olsun. (Bak: Selâm)

 

ALEYNA→Bizim üzerimize bizim hakkımızda. Bize.

 

ALFABE→Fr. Bir lisandaki sesleri gösteren harflerin belli bir sıraya göre dizilmiş takımı. * Okuyup yazmayı yeni öğrenecekler için başlangıç kitabı. * Bir işin başlangıcı.

 

ALFABETİK→Fr. Alfabe sırasına göre dizilmiş.

 

ALGI→(İdrak) İnsanın kendi varlığından veya çevresinden aldığı uyarımların zihinde yorumlanması mânalandırılması. Doğru idrak gibi yanlış idrak da olabilir. Yanlış idrak göz yanılması yâhut olmıyan bir şeyi görmek şeklinde olabilir. Dünyayı idrak sayesinde tanıyoruz. Bir idrakte hem afâki (objektif nesnel) hem enfüsi (sübjektif öznel) unsurlar bulunur. Bu sebeple idrak gerçeğin bizzat kendisi değil gerçeğin bir yorumudur.

 

ALGUN→f. Kırmızı renginde koyu ve parlak pembe.

 

ALH→Akıl gitmek. * Tembel olmak.

 

ALHAN→Deve kuşunun erkeği. * Karnı çok aç kişi.

 

ALHECE→Demiri ateşte kızdırıp yumuşatmak.

 

ÂLİ→Büyük yüksek şerif celil aziz olan.

 

ALİ→Üstün. Yüce. Çok büyük. Meşhur. Necib.

 

ALİYY-ÜL MURTAZA (R.A.)→Esedullah Aliyy-ibni Ebi Talib Ebutturâb İmâm-ı Ali isimleri ile de anılır.Hz. Resul-i Ekrem\'in (A.S.M.) amcası Ebu Tâlib\'in oğlu olup Hicretten yirmiüç yıl önce doğmuş ve Bi\'setin ikinci günü daha on yaşında iken imân etmiş hiç putlara tapmamıştır. Bunun için mübârek ismi söylendiğinde Kerremallâhü Veche diye tâzim edilir. Bütün gazâlarda din muharebelerinde çok kahramanlık ve fedâkârlığından dolayı "Esedullâh: Allah\'ın aslanı" nâmını da almıştır. Aşere-i Mübeşşeredendir. Ayetle medhedilmiştir. Kendinden evvelki üç Halife-i kirâma (R.A.) seve seve biat etmiş onlara Şeyh-ül İslâm gibi hizmetlerine iştirak etmiştir. Evliyânın reisidir. Hicretin kırkıncı yılında şehid edilmiştir. (R.A.) Bu vesile ile onunla alâkalı bir dersten kısa ve mühim bir kısmı yazıyoruz:(... Hem nakl-i sahih-i kat\'î ile İmam-ı Ali\'ye demiş: "Sende Hazret-i İsa (A.S.) gibi iki kısım insan helâkete gider. Birisi ifrat-ı muhabbet; diğeri ifrat-ı adâvetle. Hazret-i İsâ\'ya Nasrâni muhabbetinden hadd-i meşrudan tecavüz ile hâşâ ibnullâh dediler. Yahudi adâvetinden tecâvüz ettiler nübüvvetini ve kemâlini inkâr ettiler. Senin hakkında da bir kısım hadd-i meşru\'dan tecavüz edecek muhabbetinden helâkete gidecektir." $ demiş bir kısmı senin adâvetinden çok ileri gidecekler; onlar da Havâricdir ve Emevîlerin bir kısım müfrit taraftarlarıdır ki onlara Nâsibe denilir.Eğer denilse: Al-i Beyte muhabbeti Kur\'an emrediyor. Hazret-i Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm çok teşvik etmiş o muhabbet Şialar için belki bir özür teşkil eder. Çünkü ehl-i muhabbet bir derece ehl-i sekirdir. Ne için Şialar hususan Rafiziler o muhabbetten istifâde etmiyorlar? Belki işâret-i nebeviye ile o fart-ı muhabbetten mahkûmdurlar?"Elcevab: Muhabbet iki kısımdır: Biri; mânâ-yı harfiyle yani Resul-ü Ekrem Aleyhhissalâtü Vesselâm hesabına Cenâb-ı Hak namına Hazret-i Ali ile Hasan ve Hüseyin ve Al-i Beyti (R.A.) sevmektir. Şu muhabbet Resul-ü Ekrem\'in (A.S.M.) muhabbetini ziyadeleştirir. Cenab-ı Hakkın muhabbetine vesile olur. Şu muhabbet meşru\'dur ifratı zarar vermez tecâvüz etmez başkalarının zemmini ve adâvetini iktizâ etmez.İkincisi: Manâ-yı ismiyle muhabbettir. Yâni: Bizzat onları sever. Hazret-i Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâmı düşünmeden Hazret-i Ali\'nin kahramanlıklarını ve kemâlini; ve Hazret-i Hasan ve Hüseyin\'in yüksek faziletlerini düşünür; sever. Hatta Allah\'ı bilmese de Peygamberi tanımasa da yine onları sever. Bu sevmek Resul-ü Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın muhabbetine ve Cenab-ı Hakkın muhabbetine sebebiyyet vermez; hem ifrat olsa başkaların zemmini ve adâvetini iktiza eder.İşte işâret-i Nebeviyye ile Hazret-i Ali hakkında ziyâde muhabbetlerinden Hazret-i Ebu Bekir-i Sıddık ile Hazret-i Ömer\'den teberri ettiklerinden hasârete düşmüşler ve o menfi muhabbet sebeb-i hasarettir. M.)

 

ÂL-İ ABA→(Bak: Âl)

 

ÂLİ BAHT→f. Talihli şanslı bahtlı.

 

ÂL-İ BEYT→(Bak: Âl)

 

ÂLİC→İki hörgüçlü büyük deve. Yumuşak nesne. * Kırda bir kumlu yer.* Alcân dedikleri otu yiyen deve.

 

ÂLİCAH→(Ali-câh) f. Mevkii yüksek. Yüce mevkide bulunan.

 

ÂLİ-CENAB→f. İyilik sahibi yüksek ahlâklı. Cömerd. Büyük zat.

 

ÂLİ-D-DERECAT→Derecelerin âlisi iyi ve şereflisi.ALİF : Yem torbası.

 

ÂLİ-FITRAT→Yüksek fıtratta olan.

 

ÂLİH→Deve kuşunun dişisi. * Hafif mizaçlı.

 

ÂLİH→(C.: Alihât) Mabud; tapınılan ibadet edilen şey.

 

ÂLİHE→(İlah. C.) Bâtıl ilâhlar. (Bak: İlâhe)

 

ÂLİ-HİMMET→Himmeti yüksek. Gayreti çok.

 

ALÎK→Hayvana bir defada verilen yem. * Asılan torba.

 

ALÎK-ÜD-DEVÂB→Yem torbası.

 

ALİKA→İçine birşey koyacak torba. * Yem.

 

ÂLİ-KADR→Çok takdir edilen. Yüksek değer sahibi. Kadr ü kıymeti yüksek. * Meşhur bir çeşit lale.

 

ALÎL→Hasta. İlletli.(Mariz bir asrın hasta bir unsurun alil bir uzvun reçetesi; ittiba-ı Kur\'andır. M.)

 

ÂLİM→Bilen bilgili. * Çok şey bilen. * Çok okumuş bilgiç. * İlim ile uğraşan. Hoca.(Âlim-i mürşid koyun olmalı; kuş olmamalı. Koyun kuzusuna süt; kuş yavrusuna kay verir. M.)

 

ALÎM→Bilen. İlmi ebedi ve ezeli olan Cenab-ı Hak. (Kur\'an-ı Kerim\'de bu isim 126 kerre zikredilir.)

 

ALİM→Üzüntülü kederli ıztırab çeken.

 

ÂLİ-MAKAM→Makamı yüksek yeri yüksek.

 

ALÎM-ALLAH→Allah en iyi ve en çok bilendir (meâlinde.)

 

ALİM-ALLAH→Allah bilir (meâlinde yemin.)

 

ÂLİMAN→f. (Alim. C.) Alimler.

 

ÂLİMÂNE→f. Alimlere yakışır surette. Bilenlere yakışır şekilde.

 

ÂLÎ-MEKAN→Makamı yeri derecesi yüksek olan.

 

ÂLİM-ÜL-GAYB VE-Ş-ŞEHÂDE→Görüleni ve görülmeyeni bilen. Allah.

 

ALÎN→Aleni açık.

 

ÂLÎ-ŞAN→şan ve şerefi yüksek olan. * Meşhur bir cins lâle.

 

ÂLÎ-TEBAR→f. Sülâlesi temiz ve soyu yüce olan.

 

ALİVRE→Elde edildiği vakit teslim edilmek üzere bir mahsul üzerine önceden yapılan satış.

 

ÂLİYE→Yüksek yüce. Şerif ve aziz olan. * Necid ve Hicaz ülkesi. * (C.: Avali) Süngü başı.

 

ALİYY→Necip büyük yüksek meşhur namdar ünlü.

 

ÂLİYYE→Âlete mensup. Âletle alâkalı. * (C.: Alâyâ) Yemin etmek.

 

ALİYY-ÜL A'LA→En üstün birincilerin birincisi. En yüksek. Pek iyi.

 

ÂLÎZ→f. Alihten $ veya Aliziden fiilinden emirdir. İsm-i fâili Alizende Türkçedeki mânası: Zayıf cılız. * Farsçada: Hayvanın ürküp sıçraması çifte atması huysuzluk edip sıçramasına denir.

 

ALİZARİN→Fr. Eskiden kök boyası denilen bitkiden çıkarılırken şimdi kimya usulleriyle hazırlanan boya maddesi.

 

ALİZE→Fr. Tropikal bölge denizlerinde sürekli olarak esen rüzgârın adı.

 

ALİZENDE→f. Çifteli at.

 

ALKAM→Acı salatalık hıyar.

 

ALKAME→Acılık acı tat. Acı hıyar.

 

ALKIŞ→Tar: Padişahlarla vezirlerin kadirlerini yükseltmek maksadıyla yapılan merasim hakkında kullanılan bir tabir.

 

ALKOL→Fr. Mayalanmış içkilerin damıtılmasıyla elde edilen sıvı madde. Sarhoş edici etkisi vardır. Alkollü içkiler hem beden sağlığına hem de ruh sağlığına zararlıdır. Dinimizde her türlü alkollü içkinin azı da çoğu da haramdır.

 

ALLAF→Yulaf satan kimse.

 

ALLAH→İnsanı dünyayı kâinatı görülen veya görülemiyen bütün varlıkların yaratıcısı. Allah ezelidir; yani varlığının başlangıcı yoktur çünki yaratılmamıştır ve varlığı devamlıdır sonsuzdur. Hiç bir şey yokken o yine vardı. Allah\'ın ilmi kudreti ve iradesi ve diğer sıfatları da sonsuzdur. O herşeyi ve hepimizi her an bilir ve görür. Allah\'ı doğru olarak bilmek için ondört sıfatını doğru ve tam anlamıyla bilmek lâzımdır. Allah ismi bu sıfatları da kapsar. Allah\'ın müslümanlarca zikredilen 99 ismi vardır. Bu isimler O\'nu doğru olarak bilmemiz Allah\'ı daha iyi anlamamıza yardımcı olur. Allah\'a Tanrı demek çok yanlıştır. Allah isminin mânasını ifade eden başka bir kelime hiç bir dilde yoktur. Tanrı sözü müslümanlıktan önceki Türklerin şamanizm denilen batıl dinlerinde güneş ilâhı manasına gelen Tengri sözünün bugünkü dilde aldığı şeklidir.(Bütün Esmâ-i Hüsna\'nın ifâde ettiği mânalar ile bütün sıfât-ı kemâliyeye Lâfza-i Celâl olan "Allah" bil\'iltizam delâlet eder. Sair ism-i haslar yalnız müsemmalarına delâlet eder. Sıfatlara delâletleri yoktur. Çünki: Sıfatlar müsemmalarına cüz olmadığı gibi aralarında lüzum-u beyyin de yoktur. Bu itibarla ne tazammunen ve ne iltizâmen sıfatlara delâletleri yoktur. Amma Lâfza-i Celâl bil-mutâbakat Zât-ı Akdese delâlet eder. Zât-ı Akdes ile sıfât-ı kemaliyye arasında lüzum-u beyyin olduğundan sıfatlara da bil-iltizam delâlet der. Ve kezâ Uluhiyet ünvanı Sıfât-ı kemâliyyeyi istilzam etmesi ism-i has olan "Allah"ın da o sıfâtı istilzam ettiğini istilzam ediyor. Ve kezâ "Allah" kelimesi de nefiyden sonra sıfatlar ile beraber düşünülür. Binâenaleyh "Lâ İlâhe İllallah" kelâmı Esmâ-i Hüsnânın adedince kelâmları tazammun ediyor. Bu itibarla şu Kelime-i Tevhid kelâmı delâlet ettiği sıfatlar itibariyle bir kelâm iken bin kelâm oluyor. M.N.)

 

ALLAHÜ A'LEM Bİ-S-SAVAB→Allah daha iyi bilir. Allah doğrusunu en iyi bilir.

 

ALLAK→Sakızcı.

 

ALLAK→Sözünde durmaz. * Hilekâr kendisine güvenilmesi doğru olmayan.

 

ALLÂM→En çok bilen her şeyi hakkı ile bilen. (Cenâb-ı Hakka mahsus bir sıfat olup başka mahluka denemez.)

 

ALLÂM-ÜL GUYUB→Esma-i Hüsnadandır. Bütün gaybları geçmişi geleceği hazırda olmayanı dünyadakileri âhirettekileri ve her şeyi bilen Cenab-ı Hak.

 

ALLÂME→Çok büyük alim. Meşhur olmuş büyük mütefekkir. Her ilimde ihtisas sahibi.

 

ALLÂME-İ KÜLL→Bir şeyin ilmine vâkıf olan. Bir hususda ihtisas sahibi olan.

 

ALLET→Kişinin avreti üstüne aldığı ikinci avret. * Üvey ana.

 

ALLÜSİNASYON→Fr. (Bak: Hallüsinasyon)

 

ALMAN→Almanyalı Cermen.

 

ALMANAK→Fr. Kitab biçiminde bir çeşit takvimdir. Senenin bölümlerinden başka bayram yıldönümü gibi muayyen günleri gösterir; ayrıca astronomi meteoroloji istatistik bilgiler de verir.

 

ALOTROPİ→Kimya bakımından bir değişiklik olmadığı halde bir cismin ayrı hususiyetler göstermesi hali. Meselâ : Kırmızı ve beyaz fosfor arasında birleşim farkı yoktur. Buna rağmen renklerinin ayrı oluşu bir alotropi halidir.

 

ALPAKA→Güney Amerika\'da yaşayan ve büyüklüğü keçi ile deve arasında olan bir hayvan. * Bu hayvanın kılından mamul bir cins ince yünlü kumaş.

 

ALS→Karıştırmak.

 

ALTBİLİNÇ→(Bak: Şuuraltı)

 

ALTAYS→Düz berrak kaypak nesne.

 

ALTIN KOZAK→Padişahlar tarafından yabancı hükümdarlara gönderilen nâme-i hümayunun konulduğu muhafaza.

 

ALTIPATLAR→Revolver denilen mükerrer ateşli altı mermi alan tabanca.

 

ALU→f. Erik şeftali. * Tuğla fırını.

 

ALU-BÂLU→f. Vişne.

 

ALU-YU BUHARA→Türkistan eriği.

 

ALUD→(Alude) f. Karışmış karışık mülevves. Bulaşmış.

 

ALUDE-DÂMÂN→f. Eteği bulaşık iffetsiz kadın.

 

ALUDE-GÂN→f. (Alude. C.) Suçlular kabahatliler. Bulaşıklar bulaşmışlar.

 

ALUDE-GÎ→f. Dalmış garkolmuş. Bulaşıklık.

 

ALUFE→(Ulüf. C.) Hayvan yemi.

 

ALU-GÜRDE→f. Caneriği.

 

ALUK→Arzu. * Kendi yavrusundan başka yavruyu emzirmek isteyip yine burnuyla koklayıp emzirmeyen deve. * Devenin otladığı ot. * Süt.

 

ALUS→f. Naz veya kırgınlık sebebiyle göz ucuyla bakmak.

 

ALUSÎ→f. Nazlanarak göz ucu ile bakan kimse.

 

ALÜFTE→f. Muhabbet ve sevgiden deli gibi. * Alışık nâmus perdesi yırtık iffetsiz kadın. Fâhişe.

 

ALÜFTE-GÂN→f. (Alüfte. C.) Nâmus perdesi yırtık kadınlar. Fâhişeler.

 

ALÜGDE→f. Saldırıcı şiddetle saldıran.

 

ALÜVYON→Nehirlerin sürükleyerek taşıdığı toprak.

 

ALYA→Yüksek yer yükseklik. * Gökyüzü.

 

ALYAN→Uzun iri yarı kimse.

 

ALYE→Fakirlik.

 

ALYUVAR→(Bak: Küreyvât-ı hamra)

 

ALZ→(C.: Alzât) Sabırsızlık. * Hastaya ârız olan titremek. * Hafiflik. * Acele

 

 


AMA'→Dağbaşlarında olan duman.

 

A'MA→Kör. Gözü görmeyen. * Manevi körlük cahillik bilgisizlik. * Yağmur bulutları.

 

A'MÂ-İ ELVAN→Tıb: Renk körlüğü renkleri ayırt edememe hastalığı. Akromatopsi.

 

ÂMÂÇ→f. Saban demiri. * Hedef nişan tahtası.

 

ÂMÂÇ-GÂH→f. Nişan atılan yer nişan yeri. Hedef mahalli.

 

ÂMÂDE→f. Hazırlanmış hazır.

 

ÂMÂDE-GÎ→f. Hazırlık âmâdelik.

 

AMAH→f. Şiş kabarcık.

 

AMÂİM→Dağınık cemaat.

 

AMÂİM→(İmâme. C.) Sarıklar imâmeler.

 

AMÂİR→(Amâyir) (İmâret. C.) İmâretler. Mâmur etmeler. * Sâlih fakirlerin veya kendisini idare edemiyen veya çalışamıyan talebe-i ulumun fukarâ-i sâlihînin iâşesinin te\'min edilmeleri.

 

AMÂİR-İ HAYRİYYE→Hayır ve hayrat müesseseleri.

 

AMAK→(Maak ve Mauk. C.) Göz pınarları.

 

A'MAK→(Umk. C.) Derinlikler.

 

A'MAK-I HAFA→Gizlilik derinlikleri.

 

A'MAK-I ZEMİN→Zeminin derinlikleri.

 

AMAKA→Derinlik. * Iraklık.

 

A'MAL→(Amel. C.) Ameller. İşler. Yapılan hayırlar.

 

A'MÂL-İ BEŞERİYE→İnsanların amelleri iş ve hareketleri.

 

A'MÂL-İ ERBAA→Mat: Dört işlem. (Toplama çıkarma çarpma bölme.)

 

A'MÂL-İ HASENE→Güzel amel. Sevablı ve hayırlı ameller. (Bak: Amel-i sâlih)

 

A'MÂL-İ SÂLİHA→Allah\'ın rızasına uygun iyi ve hayırlı işler.( $) Kur\'an: Sâlihatı mutlak mübhem bırakıyor... Çünki ahlâk ve faziletler hüsn ve hayr çoğu nisbîdirler... Nev\'den nev\'e geçtikçe değişir... Sınıftan sınıfa nâzil oldukça ayrılır... Mahalden mahale tebdil-i mekân ettikçe başkalaşır. Cihet muhtelif olsa muhtelif olur. Fertten cemaate şahıstan millete çıktıkça mahiyeti değişir.Meselâ: Cesaret sehavet; erkekte: gayret hamiyet muavenete sebeptir.Karıda: Nüşuze vekahete zevc hakkına tecavüze sebep olabilir... Meselâ: Zaifin kaviye karşı izzet-i nefsi kavide tekebbür olur. Kavinin zaife karşı tevazuu zaifte tezellül olur. Meselâ: Bir ulü-l emir makamındaki ciddiyeti vekar; mahviyeti zillettir. Hânesinde ciddiyeti kibir; mahviyeti tevazudur.Meselâ: Tertib-i mukaddematta tefviz tembelliktir... Terettüb-ü neticede tevekküldür... Semere-i sa\'yine kısmetine rıza kanaattır. Meyl-i sa\'yi kuvvetlendirir. Mevcuda iktifa dun-himmetliktir.Meselâ: Ferd mütekellim-i vahde olsa müsamahası fedakârlığı amel-i sâlihtir... Mütekellim-i maal-gayr olsa hıyanet olur...Meselâ: Bir şahıs kendi namına hazm-ı nefs eder tefahur edemez. Millet nâmına tefâhur eder hazm-ı nefs edemez... Herbirinde birer misâl gördün istinbat et.Madem ki Kur\'an bütün tabakata bütün a\'sarda kâffe-i ahvâlde şâmil bir hitab-ı ezelîdir. Hem nisbî hüsn hayr çoktur... Sâlihattaki ıtlakı beliğane bir icaz-ı mutnebdir. Beyanda sükutu geniş bir sözdür. Sünuhat)

 

A'MÂL-İ UHREVİYE→Ahirete ait iş hareket ve ibadetler.(Bu dünya dâr-ül-hikmettir dâr-ül-hizmettir; dâr-ül-ücret ve mükâfat değil. Buradaki a\'mâl ve hizmetlerin ücretleri Berzahta ve Ahirettedir. Buradaki a\'mâl Berzahta ve Ahirette meyve verir. Madem hakikat budur a\'mâl-i uhreviyyeye ait neticeleri dünyada istememek gerektir. Verilse de memnunane değil mahzunâne kabul etmek lâzımdır. Çünki: Cennet\'in meyveleri gibi kopardıkça yerine aynı gelmek sırrıyla bâki hükmünde olan amel-i uhrevi meyvesini bu dünyada fâni bir surette yemek kâr-ı akıl değildir. Bâki bir lâmbayı bir dakika yaşayacak ve sönecek bir lâmba ile mübadele etmek gibidir. M.)

 

ÂMÂL→(Emel. C.) Emeller. Arzular. Gayeler. Dilekler. İstekler.

 

ÂMÂL-İ MA'SUMÂNE→Masumcasına emeller arzular.

 

ÂMÂL-İ SERMEDÎ→Sermediyete âit arzu ve emeller. Cennete ebediyyete dâir dilek ve temenniler.

 

ÂMÂL-İ UHREVİYE→Ahirete ait emeller ümitler ve istekler.

 

AMALİKA→Çok eskiden Sina yarımadasında yaşadıkları sanılan ve gariplikleriyle şöhrete erişen bir kavim.

 

A'MAM→(Amm. C.) Amcalar.

 

AMAME→Sarık. Ammâme. Başa sarılan ve sünnet-i seniyye olan kisve. (Bak: İmâme)

 

AMAN→(Emân) Emniyet. İmdat. Yardım dileği. Afv ricâ niyâz. * Sabırsızlıkla hiddet ve infiâl ifâdesi. * Tenbih sakındırma.

 

AMAN-NAME→f. Bir şahsa iltimas yapması için başka bir kimseye hitaben yazılan pusula yazı.

 

A'MAR→(Ömr. C.) Ömürler yaşayışlar. * Mes\'ut hayat. Hoşa gidecek garib ve tuhaf şeyler. * Sinler yaşlar.

 

AMARE→(C.: İmâr) Fes gibi başa giyilen nesne.

 

AMAR(E)→f. Hesap. * Araştırma. * Tıb: Karında su toplanma hastalığı.

 

AMARE-GİR→f. Hesap işleriyle uğraşan kişi. Muhasebeci.

 

AMARİYYE→Deveye konulan mıhfe.

 

AMAS→şiddetli harp. * Zahmet meşakkat.

 

AMAS→f. İnsan vücudunda meydana gelen sis ve kabarcık.

 

AMASE→şiddet. * Zulmet.

 

AMATÖR→Fr. Bir işi para kazanma maksadıyla değil de zevk için yapan kimse.

 

AMAY→f. Süsleyen dolduran mânasına gelir ve kelimelere eklenerek kullanılır.

 

AMAZON→Milattan önce yaşamış İskitlerin kadın askerlerine verilen isim. Göğüslerini dağlatarak küçükten harbe alıştırılan bu İskit kadınlarının şiddetli muharebeler yaptıkları yazılıdır. * Güney Amerika\'da büyük bir nehir adı.(Evet nasıl ki tarihlerde eski zamanlarda "Amazonlar" nâmında gayet silâhşör kadınlardan mürekkeb bir tâife-i askeriye olarak harika harpler yaptıkları naklediliyor... Aynen öyle de bu zamanda zındıka dalâleti İslâmiyete karşı muharebesinde nefs-i emmarenin plâniyle şeytan kumandasına verilen fırkalardan en dehşetlisi yarım çıplak hanımlardır ki; açık bacağı ile dehşetli bıçaklarla ehl-i imâna taarruz edip saldırıyorlar. Nikâh yolunu kapamağa fuhuşhane yolunu genişlettirmeğe çalışarak çokların nefislerini birden esir edip kalb ve ruhlarını kebâir ile yaralıyorlar. Belki o kalblerden bir kısmını öldürüyorlar. G.R.)

 

AMBALAJ→Fr. Eşyayı taşınabilir bir hale koymak için sarma veya sandığa yerleştirme işi.

 

AMBARGO→Bir para veya malın kullanılması veya başka bir yere götürülmesi ya da bir geminin bulunduğu limandan ayrılması yasağı.

 

AMD→Niyet kasıt istek arzu. * Direk koymak.

 

AMDEN→Kasten bile bile. İsteyerek.

 

AME→f. Divit yazı hokkası.

 

AME→Tereddüt. * Tenbellik.

 

AMED→Sütunlar. * Birşeye devam üzere olma. * Mülâzemet etme.

 

ÂMED→f. (Mâzi fiili olup mastar gibi kullanılır). Gelmek geliş vürud eyleme.

 

ÂMED Ü REFT→Geliş-gidiş.

 

ÂMEDE→Gelmiş. Vürud eylemiş.

 

ÂMEDE-GÛ→f. Hazırcevap. Düşünmeden hemen güzel söz söyleyen kimse.

 

ÂMEDÎ→f. Geliş.

 

ÂMEDİYE→f. Gümrük vergisi.

 

ÂMED Ü ŞÜD→Varıp gelme. Gidiş geliş; geldi gitti.

 

AMEH→Basiretsizlik. Tahayyür tereddüt. Doğru ciheti bilmemek.

 

AMEL→İş. Çalışma. Bir emri veya vazifeyi yerine getirme. * Kâr iş işleme. * Dini bir emri yerine getirme tatbik etme. İtaat. İbâdet.

 

AMEL-İ KALİL→Amel-i kesirden az olan hareket. Bir rek\'atta bir uzuvla yapılan ve namazdan sayılmayan bir hareket veya ardı ardına yapılan üçten az hareket.

 

AMEL-İ KESİR→Namaz içinde ve namazdan sayılmayan ve bir uzuvla ardı ardına yapılan üç hareket veya iki uzuvla yapılan bir hareket; bu hareket namazı bozar.

 

AMEL-İ SÂLİH→Allah rızâsına uyan hayırlı amel. Günahlardan uzak olan iş fiil. Maddi veya mânevi hukuk-u ibâdı ifâ etmek.(Bugünlerde Kur\'an-ı Hakîm\'in nazarında İmandan sonra en ziyade esas tutulan takvâ ve amel-i sâlih esaslarını düşündüm. Takvâ menhiyyattan ve günahlardan ictinab etmek ve amel-i sâlih emir dâiresinde hareket ve hayrat kazanmaktır. Her zaman def-i şer celb-i nef\'a râcih olmakla beraber bu tahribat ve sefahet ve cazibedâr hevesat zamanında bu takvâ olan def-i mefasid ve terk-i kebâir üss-ül esas olup büyük bir rüchaniyyet kesbetmiş. Bu zamanda tahribat ve menfi cereyan dehşetlendiği için takvâ bu tahribata karşı en büyük esastır. Farzlarını yapan kebireleri işlemiyen kurtulur. Böyle kebâir-i azime içinde amel-i sâlihin ihlasla muvaffakiyyeti pek azdır. Hem az bir amel-i sâlih bu ağır şerait içinde çok hükmündedir. Hem takvâ içinde bir nevi amel-i sâlih var. Çünkü bir haramın terki vacibdir. Bir vacibi işlemek çok sünnetlere mukabil sevabı var.Takva; böyle zamanlarda binler günahın tehacümünde bir tek ictinab az bir amelle yüzler günah terkinde yüzer vacib işlenmiş oluyor. Bu ehemmiyetli nokta; niyetiyle takvâ namıyla ve günahtan kaçınmak kasdıyla menfî ibâdetten gelen ehemmiyetli a\'mâl-i sâlihadır... K.)

 

AMEL-İ TÂLİH→Yaramaz iş makbul olmayan amel.

 

AMEL-İ UHREVÎ→Âhirete ait amel. (Ey nefis! Az bir ömürde hadsiz bir amel-i uhrevi istersen ve herbir dakika-i ömrünü bir ömür kadar faideli görmek istersen ve âdetini ibadete ve gafletini huzura kalbetmeyi seversen Sünnet-i Seniyyeye ittiba et. Çünki: Bir muamele-i şer\'iyyeye tatbik-i amel ettiğin vakit bir nevi huzur veriyor. Bir nevi ibadet oluyor. Uhrevi çok meyveler veriyor. Meselâ: Bir şey\'i satın aldın. İcab ve kabul-ü şer\'iyyeyi tatbik ettiğin dakikada o âdi alışverişin bir ibadet hükmünü alır. O tahattur-u hükm-ü şer\'i bir tasavvur-u vahiy verir. O dahişarii düşünmekle bir teveccüh-ü ilâhi verir. O dahi bir huzur verir. Demek Sünnet-i Seniyyeye tatbik-i amel etmekle bu fâni ömür bâki meyveler verecek bir hayat-ı ebediyyeye medar olacak olan faideler elde edilir. S.)

 

AMELE→(Âmil. C.) Âmiller. Amel edenler. * Irgat işçi.

 

AMELEHU→Tarafından yapıldı. mânâsına gelir ve bir sanat eserinde san\'atkârın imzasından önce yazılır.

 

AMELEN→Bilfiil işleyerek fiilen çalışarak.

 

AMELÎ→(Ameliyye) Amele mensup ve müteallik olan. Fiil olarak. İşlemek suretiyle. Pratik. Tecrübeli.

 

AMELİYYAT→Ameller. işler. * Bir bilginin iş olarak tatbiki. * Tıb: Operatörlük. Cerrahlık.

 

AMELLES→Kuvvetli adam. * Kurt. * Yavuz çirkin at.

 

AMELLET→Sağlam muhkem katı nesne.

 

AMELMANDE→f. İş yapmaz hâle gelmiş olan. Muattal. Battal. Çok yaşlı. Sakat veya hasta olup çalışamaz hâle gelmiş olan.

 

AMELNÜVİS→f. Kasların çalışmasındaki değişiklikleri işaretleyen âlet.

 

AMEN→Bir yerde mukim olmak ikamet etmek.

 

ÂMEN→Çok veya en emin ve güvenilir.

 

ÂMENNA→İnandık öylece kabul ederiz ona diyecek yok (meâlindedir.)

 

ÂMENTÜ→İmân ettim demek olup Ehl-i Sünnet Mezhebi olan mü\'minlerin iman esaslarını kısaca toplayan ifâdenin has ismidir.

 

AMER→(Amr ömr imâret) Muammer eylemek. Çok zaman yaşayıp kalmak. Muammer olmak.

 

A'MER→Yaşlı kişi. İhtiyar.

 

AMEŞ→Gözü zayıf olan gözü yaşlanıp durmadan akan.

 

A'MEŞ→Gözünün yaşı durmayıp akan. * Tomlaç gözlü.

 

AMEYSEL→Arslan. * Şişman büyük deve. * Kaftanını yere sürüyerek gezen tembel kimse. * Uzun kuyruklu geyik. * Enli nesne. * Kerim şerif nesne.

 

AMİ→Senevî yıllık. * Avamca. İleri gelenden olmayan. Câhil. Havassa âit olmayan. Avama âit ve müteallik.

 

ÂMİD→Diyarbakır\'ın önceki adı.

 

AMİD→Çok hasta. * Aşk hastası. * Başlıca nokta. * Önder şef komutan. Rehber. * Haraç alan kimse.

 

A'MİDE→(Amud. C.) Direkler. Temeller. Sütunlar. * Mc: Büyük kimseler. Büyükler.

 

AMİG(E)→f. Karışık. * Hakikat. * Mc: Çiftleşme.

 

AMİH→Şaşkın şaşırmış şaşakalmış.

 

AMİHTE→f. Karışmış karışık.

 

AMİHTE-GÎ→f. Karışmış olma.

 

AMİJE→f. Şair. * Karışmış karışık.

 

AMİK→Hicaz vilâyetinde ulu bir ağaç.

 

AMİK(A)→Dibi çok aşağıda derin. * Mc: İnceden inceye pek ziyade araştırma ve düşünceden sonra anlaşılabilen derin ve ince mes\'ele.

 

AMİL→Arzusu isteği olan.

 

ÂMİL→Yapan. İşleyen. *Sebep. * Vergi tahsiline memur kimse. * Mütevelli. * Vâli. *Gr: İraba te\'sir eden yüz şeyden altmışı. (Yalnız ismi mecrur yapanlar yirmi adettir).

 

ÂMİLE→(C.: Avâmil) (Amel. den) Bacak ayak.

 

ÂMİLETÂN→İki ayak çift bacak.

 

AMÎM→Herkese mahsus. Umuma âit. * (C.: Umem) Tam tamam.

 

AMÎM-ÜL İHSAN→Bağışı bahşişi ihsanı bol ve umumi olan.

 

AMİN→Yâ Rabbi! Öyle olsun kabul eyle! (meâlinde olup duânın sonunda söylenir). İncil\'de iki yerde geçer. Tevrat\'ta da geçer. İbranice ve Süryanicede de vardır. Hakikat çok doğru tamam mânâsındadır.

 

AMİN→Kim. Hususiyetleri ve yapıları bakımından amonyaka benzeyen kimyevi maddelerin cins adı.

 

AMİN→İlerlemeyen. Yerinde sâbit ikamet eden.

 

ÂMİN→(Emn. den) Gönlü müsterih kalbinde korku bulunmayan. * Emniyet ver.

 

AMİN ALAYI→Eskiden çocukların ilk okula başladığı gün yapılan merasim.

 

ÂMİNE→Emin olan. Kalbinde korku olmayan kadın. * Peygamberimiz Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâmın öz annesinin adı. Yirmi sene yaşamıştır. Hazret-i İbrahim Aleyhisselâmın dini üzere idi. (R. Aleyha)

 

AMİNEN→Emniyet ve huzur içinde selâmetle emin olarak. Sağlam olarak.

 

AMİN-HAN→(C.: Aminhânân) f. Amin diyen.

 

AMİR→Şen mamur.

 

AMİR→Mâmur eden harâbelikten kurtaran şenlendiren. * İmâr olunmuş. * Devlete âit mirî.

 

ÂMİR(E)→Büyük me\'mur. Emreden iş gösteren. * Huk: Bir kimseyi öldürmek veya bir uzvunu kesmek ve sakatlamak tehdidiyle bir filli yapmaya veya yapmamaya zorlayan ve bu tehdidi yapmaya muktedir olan kimse. (Bak: İhcâc)

 

ÂMİR-İ MUTLAK→Kayıtsız şartsız herşeye hâkim olan.

 

ÂMİR-İ MÜSTAKİL→Hiç kimseye bağlı olmayan ve istiklâl sahibi olan âmir kumandan.

 

ÂMİR-İ VİCDANÎ→Vicdana emreden vicdanı çalıştıran.

 

AMİRAL→Emir-ül bahr Emir-ül-mâ. Bahriye kumandanı kaptan. Deniz generali.

 

ÂMİRANE→f. Emredercesine. Amir imiş gibi. * Emreden büyük kimseye yakışır şekilde.

 

ÂMİRİYYET→Kumandanlık hâli. * Amir emredici olmak.(Evet bu kâinata geniş bir dikkat ile bakan; kâinatı gayet haşmetli ve gayet faaliyetli bir memleket belki idâresi gayet hikmetli ve hâkimiyeti gayet kuvvetli bir şehir hükmünde görür her şeyi ve her nev\'i birer vazife ile musahharâne meşgul bulur. $ âyetinin askerlik mânasını ihsas eden temsiline göre: Zerrât ordusundan ve nebatât fırkalarından ve hayvanât taburlarından tâ yıldızlar ordusuna kadar olan Cünud-u Rabbaniyeden o küçücük memurlarda ve bu pek büyük askerlerde hâkimâne tekvini emirlerin âmirane hükümlerin şâhâne kanunların cereyanları bedâhetle bir Hâkimiyet-i Mutlakanın ve bir âmiriyet-i külliyenin vücuduna delâlet ederler. ş.)

 

ÂMİRZİŞ→f. Allah\'ın afvetmesi bağışlaması. * Bağışlama afvetme.

 

ÂMİRZ-KÂR→f. Bağışlayan affeden Allah. * Affeden bağışlayan.


ÂRSIZ→Bî-ar utanmaz arsız.

 

ÂR Ü NAMUS→Utanma haya ve namus.

 

ÂRÂ→f. Süsleyen. Bezeyen.

 

ÂRÂ→Fikirler. Reyler.

 

ARÂ→Mıntıka bölge. * Komşuluk. * Avlu. * Çıplaklık. * Geniş çıplak arazi.

 

ÂRÂB→(İrb ve İrbe. C.) Hacetler. * Uzuvlar. * Akıllar zekâlar. * Hileler oyunlar.

 

ARAB→Ceziret-ül Arab Şam Hicaz Irak Yemen Mısır ve Afrika\'nın şimâlinde yaşayan geniş bir kavmin adı.

 

A'RAB→Göçebe Araplar çölde yaşayan Araplar.

 

ARÂBE→(C: Arâbât) Keçi veya koyunun memesine geçirilen torba. * Açık saçık konuşma.

 

ARABE→(Arben) Yemek yeme.

 

ARABESK→Süslemede kullanılan bir çeşit tezyinat.

 

ARABÎ→Arabça Arab dili. Arab kavmine mensub.

 

A'RABÎ→Çölde yaşayan Arab.

 

ARABİSTAN→f. Arap ülkesi. Arapların yaşadığı ülke.

 

ARABİYYAT→(Arabiyyet. C.) Arapçaya dâir ilimler kitab veya fikirler. Arap edebiyatı.

 

ARABİYYET→Arapça ile ilgili olan (İlim fikir veya kitap). Arap edebiyatı.

 

A'RAC→Anadan doğma topal (aksak).

 

ARAC→f. Dirsek.

 

ARADÎN→(Bak: Eradîn)


A'RAF→(Arf. C.) Sırt tepe. Özel manası Cennetle Cehennem arası bir yer.(Arf herhangi bir yüksek yer demektir ki bu münâsebetle atın yelesine horozun ibiğine arf denilmiştir.)(A\'raf meşhur bir kavle göre Cennet ile Cehennem arasındaki hicabın surun yüksek tepeleri demek olur. İbni Abbastan sıratın şerefeleri diye bir kavil de mervidir. Fakat Hasanı Basri Hazretleri demiştir ki A\'raf ma\'rifettendir. Ve mânâ "Ehl-i Cennet ile ehl-i Nârı simalarından tanımak üzere bir takım rical vardır demektir. Kendisine bu rical "hasenat ve seyyiatları müsavi olan kimselerdir" denildikte dizine vurmuş ve bunlar demiş Allah tealânın ehl-i Cennet ile ehl-i Nârı tanımak ve birbirinden temyiz etmek üzere tâyin buyurduğu bir kavmdir. Vallahi bilmem belki bazısı şimdi beraberimizdedir. Hâsılı A\'raf üzerindeki ricalin tefsirinde başlıca iki kavil vardır. Birincisi Ebu Huzeyfe ve saireden mervi olduğu üzere bunlar amelde kusur etmiş ve mizanda hasenat ve seyyiatları müsavi gelmiş bir taife-i muvahhidindir ki Cennet ile Cehennem arasında bir müddet kalırlar. Sonra Allah Tealâ haklarında bir hüküm verir. (İkincisi) Bunlar Enbiya şühedâ ahyar ulemâ veya rical suretinde görünür. Melâike gibi dereceleri yüksek bir takım zevattır.) (E.T.)

 

A'RAF→(Örf. C.) Âdetler örfler an\'aneler.

 

A'RAF SURESİ→Kur\'an-ı Kerim\'in 7. suresidir. Mekke-i Mükerremede nâzil olmuştur. Suret-ül Mikat Suret-ül Misak Elif lâm mim sâd gibi isimleri de vardır.

 

ARAFAT→Mekkenin 16 kilometre doğusunda Hacıların arefe günü toplandıkları tepe ve bunun eteğindeki ova. Tepenin diğer bir adı Cebel-ür Rahme (Rahmet dağı)dır. Adem (A.S.) ile Havva anamız Cennet\'ten çıkarıldıktan sonra burada bir araya geldiler. İbrahim Peygamber (A.S.) Cebrail ile burada konuştu. Hz. Muhammed (ASM) yüzbin insana hitab eden veda hutbesini burada okudu. İnsan haklarını 14 asır önce burada dünyaya ilan etti.

 

ARAFET→(C: Avârif) Atâ ihsan hediye.

 

ARAHİM→Büyük olan şey. * Bir cins beyaz büyük mantar.

 

ARAİS→(Arûs. C.) Gelinler. * Güneşler. * Gökler.

 

ARAİZ→(Ariza. C.) Arz olunan meseleler. Küçükten büyüğe yazılan yazılar.

 

A'RAK→(Irk. C.) Kökler damarlar.

 

ARAK→Ter rutubet.* Dağdaki yol. * Çukur. * Deve izleri. * Sıra sıra olan şey. * Zenbil. * Menfaat sevab karşılık. * Süt.

ARAK→Kalabalık izdiham.

 

ARAK-ÇİN→Kavuğun altına giyilen takke.

 

ARAK-DAR→f. Terli.

 

ARAKÎ→Terle ilgili tere mensub.

 

ARAKİYYE→Yünden yapılan bir cins külâhtır ki bilhassa dervişler kullanırlar.

 

ARAKK→Çok ince. En ince. Ziyâde rakik olan.

 

ARAKNAK→f. Terlemiş terden ıslanmış ter içinde kalmış.

 

ARAKRİZ→f. Terliyen ter döken.

 

ÂRÂM→(İrem. C.) Çölde sahrada konulan hususi nişan.

 

ÂRÂM→f. Durma dinlenme. * Yerleşme rahat etme karar kılma. * Eğlenme.

 

ÂRÂM-I CÂN→Gönül rahatı. * Sevgili sevilen güzel.

 

ÂRÂM-I DİL→Sevgili sevilen güzel. * Gönül rahatı.

 

ÂRÂM-BAHŞ→f. Dinlendirici dinlendiren ârâm veren.

 

ÂRÂM-CÛ→f. Dinlenmek isteyen.

 

ÂRÂM-CÛYANE→f. Dinlenmek isteyene yakışır şekilde.

 

ÂRÂM-GÂH→f. Dinlenilecek yer.

 

ÂRÂMGÂH-I EBEDÎ→Ebedi olarak dinlenilecek yer sonsuz olarak istirahat edilen yer mezar.

 

ÂRÂM-GÂR→Hiçbir sıkıntısı olmayan rahat yaşayan adam.

 

ÂRÂM-GÜZİN→f. Dinlenmek için oturan istirahat eden dinlenen.

 

ÂRÂMÎ→f. Dinlenme rahat etme.

 

ÂRÂMİDE→f. Rahat olan dinlenen sükûn halinde ve rahatta bulunan.

 

ÂRÂMİŞ→f. Huzur rahat.

 

ARAMRAM→(Aremrem) Asker çokluğu. * Şiddetli hâl ve iş.

 

ARÂM-RÜBA→f. Sıkıntı veren istirahatı bozan rahatı kaçıran.

 

ARÂM-SAZ→f. Yerleşen oturan.

 

ARÂM-SÛZ→f. Huzuru bozan rahatsızlık veren.

 

ARAN→f. Dirsek.

 

ARANİK→Su kuşlarından boynu uzun bir kuş.

 

AR'AR→Dikenli ardıç ağacı dağ selvisi. * Mc: Güzelin boyu bosu.

 

AR'AR→Arap diyârında bir yerin adı. * Bir oyun çeşidi.

 

AR'ARE→Dağ başı. İki burun deliğinin arası. * Servi ağacı. Çocuk oyunundan bir oyun.

 

ARARE→(C: Arâr) İyi kokulu bir ot. * Şiddet * Kötü ahlâk. * Evin avlusu ev içi. * Soğuk şiddetli olmak.

 

ARAROT→Ufak çocuklara yedirilen besleyici bir cins nişasta ki Amerika\'da hasıl olan bir kökten çıkarılır.

 

A'RÂS→Düğünler. * (İrs.C.) Evliler. * (Urs. C.) Nikâh merasimleri.

 

ARAS→Yorgunluk bitkinlik. * Hayranlık.

 

ARASAT→(Aresât) Mahşer yeri. Haşir ve neşir meydanı.

 

ARASTE→f. Bezenmiş süslenmiş. * Çarşının bir esnafa mahsus kısmı. * Vaktiyle ordu çarşısı ordugâhta kurulan seyyar çarşı.

 

ARASTE-GÎ→f. Süslülük bezenmişlik ârâstelik.

 

A'RAŞ→(Arş. C.) Tahtlar. * Çatılar damlar.

 

ARAT→Bölge mıntıka. * Avlu.

 

ARAYENDE→f. Düzen verici süsleyici.

 

ARAYÎ→f. Süsleyicilik.

 

ARAYİŞ→f. Süs zinet. * Süsleme.

 

ARAZ→İşâret alâmet. * Tesâdüf rast gelme. * Kaza. Felâket. Zâtî olmayan hâl ve keyfiyet. * Fls. Herhangi bir cevherin varlığı için zaruri olmayan vasıf. Meselâ: Şekerin beyaz rengi şekerin varlığı için zaruri değildir.

 

ARAZÎ→Araza âit ve mensub. Araza dâir ve ilgili.

 

A'RAZ→(Araz. C.) Arazlar işaretler nişanlar alâmetler. * Tesadüfler. * Hastalık alâmetleri. * Kazalar felâketler musibetler.

 

ARAZAN→Rastgele tesadüfen tevafukan.

 

ARAZET→Genişlik.

 

A'RAZİ→Ârızî tesâdüfî rastgele.

 

ARÂZİ→(Arz. C.) Yerler. Ekilen toprak. Ekilen yerler.

 

ARÂZİ-İ EMİRİYYE→Huk: Beytülmâle mahsus olup devlet tarafından şahıslara dağıtılan yerler. (Tarla çayır koru ve emsali gibi.)

 

ARÂZİ-İ EMİRİYYE-İ MEVKUFE→Huk: Sadece hazine menfaatleri veya tasarruf hakları veyahut ikisi de bir hayır cemiyetine ayırılan miri arazi.

 

ARÂZİ-İ EMİRİYYE-İ SIRFA→Huk: Beytülmâle mahsus menfaatleri ve tasarruf haklarından hiçbiri bir cihete verilmeyip devlete ait olan ve şahıslara dağıtılan memleket arazisi.

 

ARÂZİ-İ GAMİRE→Huk: Harap su baskınına uğramış veya içine henüz çift girmemiş yerler.

 

ARÂZİ-İ HÂLİYE→Boş sahipsiz bırakılmış topraklar.

 

ARÂZİ-İ HARACİYE→Müslümanlar tarafından fetholunan ve ulul-emir tarafından müslim olmayan eski sahibi elinde bırakılan veya hâriçten müslim olmayanlar getirilerek yerleştirilen arâzi.

 

ARÂZİ-İ MAHLULE→Huk: Araziyi kullananın intikal sahibi mirasçı bırakmaksızın ölümüyle hükümete kalan arâzi-i emiriye.

 

ARÂZİ-İ MAHMİYE→Huk: Beytülmâle ait araziden koru mer\'a yol pazar yerleri gibi halkın ihtiyaçlarına ayrılmış olan arâzi.

 

ARÂZİ-İ MEFTÛHA→Huk: Fetih hakkının taalluk ettiği yerler.

 

ARÂZİ-İ MEKTUME→Huk: Beytülmâle haber verilmeksizin kullanılan mahlul veya müstahik-i tapu araziler.

 

ARÂZİ-İ MEMLUKE→Mülkiyet yolu ile tasarruf olunan yerler. (Mülk timar toprağı).

 

ARÂZİ-İ METRÛKE→Terk edilmiş bırakılmış topraklar araziler.

 

ARAZİ-İ MEVÂT→Huk: Hiç kimse tarafından kullanılmayan ve halka verilmeyen meskun mahallerden biraz uzakta bulunan taşlık ve kıraç arazi.* İşlenmemiş toprak.

 

ARÂZİ-İ MEVKUFE→Vakfedilmiş yerler. Bir hayır işine devamlı surette tahsis edilmiş yerler.

 

ARÂZİ-İ MEVKUFE-İ SAHİHA→Huk: Arâzi-i memlükeden şartlarına uygun olarak vakfolunan yerler.

 

ARÂZİ-İ MİRİYE→Devlete ait arazi.

 

ARÂZİ-İ MUHTEKERE→Kiracısı tarafından üzerine bina yapılmak veya ağaç dikilmek üzere senelik bir ücret karşılığında kiraya verilen arazi. (Kiracı kira bedelini her sene arâzi sahibine vererek o arâziyi devamlı sûrette elinde bulundurur.)

 

ARÂZİ-İ MUKADDESE→Mukaddes yerler. Kudsi topraklar.

 

ARÂZİ-İ MÜBÂREKE→Mübarek yer olan Hicaz.

 

ARÂZİ-İ MÜLKİYE→Hükümet arazisi hükümet toprağı. Hazine arazisi.

 

ARÂZİ-İ MÜRFAKA→Huk: Sokaklarda oturulacak yerler ve caddelerde boş bırakılan kısımlar. Yolculara ait terkedilmiş konak yerleri kervansaraylar.

 

ARÂZİ-İ MÜŞTEREKE→Huk: Çokları tarafından tasarruf olunan yer.

 

ARÂZİ-İ ÖŞRİYYE→Huk: Ziraat olundukça her sene hâsılatından beytülmâle beytüssadakaya konulmak üzere fakirlerin hakkı olan öşür alınan arâziler.

 

ARAZİŞ→f. Hayır ve iyilik yapma. * Tasaddukta bulunmak.

 

ARBEDE→Cidal kavga patırtı.

 

ARBEDE-CÛ→Patırtıcı gürültücü kavgacı.

 

ARBEDE-CÛYÂNE→f. Kavga çıkartmağa yeltenerek.

 

ARBEDE-SÂZÎ→f. Gürültücülük kavgacılık.

 

ARC→Mekke ile Medine arasında bir mevzi. * Deve sürücüsü.

 

ARCA→(Müz: Arec) Topal ve aksak kişi. * Sırtlan.

 

ARCELE→Sürü hayvan topluluğu. * Yayalar cemaati. * At sürüsü.

 

ARD→f. Buğday ve diğer tahıllardan öğütülen un. * Buğdayı değirmen taşına akıtan oluk.

 

ARDA→Vaktiyle bazı çavuşların elde tuttukları uzun değnek. * Nişan almak için dikilen değnek.

 

ARDA→Çıkrıkçı kalemi.

 

ARD-BİZ→f. Elek un eleği. * Elekle un eleyen kişi.

 

ARDHALE→f. Bulamaç adı verilen yemek.

 

ARDİN→f. Deneme imtihan tecrübe.

 

ARDİYYE→Ticaret eşyasının saklandığı yer. * Böyle bir yerde saklanan eşya için ödenen ücret.

 

ARDTÛLE→f. Bulamaç denilen yemek.

 

ARE→Borç olarak alınan veya verilen şey.

 

AREB→Şehir ehli olanlar. * Mide fesâdı.

 

AREB→Çok açıkgöz en akıllı.

 

ÂREC→f. Dirsek kolun arka tarafı.

 

AREC→Topallık aksaklık.

 

A'REC→Topal aksak.

 

ARECAN→Aksak ve topal kişinin yürümesi.

 

A'REF→Pek ma\'ruf çok bilen. Arif. * Çok anlayışlı fazla bilgili. * Yelesi ve boynu uzun olan at.

 

AREFE→Kurban bayramından bir evvelki gün.

 

AREKİYYE→Zinâkâr kadın.

 

AREKREK→Aceleci acul. * Kuvvetli büyük deve.

 

A'REM→Alacalı benekli (şey).

 

AREMET→Savurmak için dövülüp toplanmış harman.

 

AREMİDE→f. İstirahat eden dinlenen. Rahat kişi.

 

AREMREM→Kalabalık ordu çok fazla asker.

 

AREN→Davar ayağında olan kuru kemre. * Yarık. * Bir nesne yumuşak olmak.

 

ARENC→f. Dirsek. * Gidiş tarz usül metod.

 

ARENDE→f. Birşey getiren kimse.

 

ARENG→f. Dirsek. * Dert keder. * Hile dubârâ. * Tarz tavır üslüb. * Vali hakim. * Zannolunur ki galiba öyledir benzer gibi bir yakınlık ve benzerlik ifâde eder.

 

AREOMETRE→yun. Sıvıların yoğunluk derecesini ölçmeye yarayan âlet. Arşimet\'in keşfettiği kanuna istinad edilerek yapılan bu alet içi boş cam bir silindir ile bunun üst kısmındaki dereceli bir çubuktan ibarettir.

 

ARES→Hayranlık.

 

ARESTE→f. Süslenmiş bezenmiş.

 

ARET→f. Dirsek.

 

ARF→(C: A\'râf) Rüzgâr. * El ayasında çıkan çıban.

 

ARF→Güzel koku. * Yüksek yer. * Atın yelesi. * Horozun ibiği.

 

ARFA→(Müz: A\'raf) Yeleli. * Sırtlan.

 

ARGO→Fr. Bir meslek veya topluluk sınıfı arasında kullanılan özel söz. * Mc: Serserilerin ve külhanbeylerin kullandığı söz veya deyim.

 

ARGON→yun. Kim: A sembolü ile gösterilen renksiz kokusuz ve tatsız bir gaz. Havada % 1 nisbetinde bulunur.

 

ARIK→Uykusuz kimse uykusuz olma halindeki.

 

ARINMAK→t. Temizlenmek pâk olmak.

 

ÂRIZ→Sonradan olan şey. Bir şeyin zâtına ve hakikatına ait ve lâzım olmayıp başka bir varlıktan bazan vâki ve kaim olan. Takılan. Yapışan. * Bir şeyi arz ve takdim edici olan. * Kalın ve geniş bulut. * Ön dişlerin haricindeki onaltı dişin herbiri. * İnsanın yanağı. * Hasta olduğundan dolayı kesilen deve. * Seyrek sakallı kimse. (Bak: İctima-i zıddeyn) * (Arz. dan) Gelen. * Tesadüfî vakıa. * Dağ bulut. v.s. gibi görmeye mâni olan herşey. * Yanak.

 

ÂRIZA→Sonradan olan noksanlık. * İsabet eden belâ ve keder. * Bozulma. * Gelip geçici. * Hariçten gelen te\'sirle olan. * Bir şeyin olmasına veya görülmesine mâni olan birşey.

 

ÂRIZAN→(Ârız. dan) Geçici olarak. * Tesadüfen tevafukan rast gele.

 

ÂRIZAN→İki yanak.

 

ÂRIZÎ→Zâtî ve irsî olmayıp sonradan hâsıl olan. Zâtî ve esastan olmayıp sonradan zuhur ve taalluk eden. Muvakkat geçici.

ÂRÎ→Pâk pislikten uzak. * Hür.

 

ÂRÎ→Hind-Avrupa dil ailesinden olan ırk veya kimse. * f. Evet.

 

ÂRİB→Halis Arap cinsinden olan.

 

ÂRİC→(Uruc. dan) Yukarı çıkıp yükselen. Çıkıp inen. Uruc eden. * Topal aksak noksan.

 

ÂRİF→(İrfan. dan) Bilen bilgide ileri olan. Aşinâ vâkıf. Hakkı hakkı ile bilen. * Sabırlı ve mütehammil. * Çok düşünmeğe ihtiyaç kalmaksızın tekellüfsüz gördüğünü bilen ve anlayan. * Zevkî ve vicdanî irfan sâhibi olan.

 

ÂRİF-İ BİLLAH→Mürşid ermiş evliyâ. Hakkın nuru ile Cenab-ı Hakk\'ı bilen. Âlemi hâdiseleri İlahî feyz ve ilim ile gören veli.

ÂRİF-İ ESRAR→İlâhî sır ve hakikatlara vâkıf olan.

 

ÂRİF-İ MÜNEVVER→Nurlanmış ve mesleğinin mütehassısı olmuş ve aklı ile beraber kalbi de nurlanmış âlim. Arif-i Billâh.

ARÎF→Çok irfanlı çok tanınmış meşhur âlim. * Bir işten iyi anlayan.

 

ÂRİFAN→f. Ermişler. Arifler.

 

ÂRİFANE→t. Arife yakışır surette. Bilene yakışır şekilde. İrfan sahibi olarak.

 

ARİFLERİN MEZAKLARI→Ariflerin zevkaldığı yer ve hususlar.

 

ARİG→f. Kırılma gücenme. * Kıskançlık kin nefret adavet düşmanlık.

 

ARİK→Asil haseb ve neseb ehli olan.

 

ÂRİM→İnatçı kafa tutan.

 

ARİN→Arslanın yerleşip yataklandığı yer. * Ağaçlar. * Et.

 

ARİR→Garip.

 

ARİS→Gerdek. Hacle.

 

ARİSTATALİS→Yunan feylesofu Aristo.

 

ARİSTO→(Doğum : M.Ö. 384) Yunan filozoflarından olup Eflatun\'un talebesidir. Mantık ahlâk siyaset iktisad felsefe kitapları vardır. Ruhun bakiliğine inanırdı. Tecrübeden ziyâde akla fazla kıymet verdiğinden çok yanılmıştır. (Silsile-i felsefenin en mükemmel fertleri ve o silsilenin dâhileri olan Eflatun ve Aristo İbn-i Sina ve Fârâbi gibi adamlar "İnsaniyetin gayet-ül gayâtı : (Teşebbüh-ü Bil-vâcib) dir. Yâni Vacib-ül Vücud\'a benzemektir." deyip fir\'avunane bir hüküm vermişler ve enaniyeti kamçılayıp şirk derelerinde serbest koşturarak esbabperest sanemperest tabiatperest nücumperest gibi çok enva-i şirk taifelerine meydan açmışlar. İnsaniyetin esasında münderic olan acz ve zaaf fakr ve ihtiyaç naks ve kusur kapılarını kapayıp ubudiyetin yolunu seddetmişler. Tabiata saplanıp şirkten tamamen çıkamayıp şükrün geniş kapısını bulamamışlar...Nübüvvet ise: Gaye-i insaniyet ve vazife-i beşeriyet ahlâk-ı İlâhiyye ile ve secaya-yı hasene ile tahalluk etmekle beraber aczini bilip kudret-i İlâhiyyeye iltica zaafını görüp kuvvet-i İlâhiyyeye istinad fakrını görüp rahmet-i İlâhiyyeye itimad ihtiyacını görüp gına-yı İlahiyyeden istimdad kusurunu görüp afv-ı İlahiyyeye istiğfar naksını görüp kemâl-i İlahiyyeye tesbihhan olmaktır diye ubudiyetkârane hükmetmişler.İşte diyanete itâat etmiyen felsefenin böyle yolu şaşırdığı içindir ki; ene kendi dizginini eline almış dalâletin herbir nev\'ine koşmuş. İşte şu vecihteki ene\'nin başı üstünde bir şecere-i zakkum neşvünema bulup âlem-i insaniyetin yarısından fazlasını kaplamış. S.)

ARİSTOKRASİ→yun. Âlimlerin ve cemiyette en iyilerin iktidarına dayanan hükümet şekli. Tarihte soylu imtiyazlı toprak sahibi zenginlerin hâkimiyetine dayanan hükümet şekli. Bu şekli ile oligarşi veya plütokrasi adıyla da anılmaktadır. İmtiyazlı azınlığın çoğunluğu idare etmesidir.

 

ARİSTOKRAT→yun. Sınıf farkını kabul eden ülkelerde asil sayılan kimse. Asilzâde sınıfından olan.

 

ARİŞ→f. Anlam mânâ kavram mefhum.

 

ARİŞÎ→f. Manevî. Mânâ ile ilgili.

 

ARİŞ→Samandan yapılan bir çeşit ev. * Çardak asma çardağı. * Sundurma takdim ettirme.

 

ARİYE→(Ariyet) Geri verilmek üzere alınan iğreti. Bir kimsenin geri almak üzere karşılıksız olarak başkasının faydalanmasına terk ettiği mal. Kullanılmak üzere alınan emanet mal.

 

ARİYETEN→İğreti olarak emâneten mânasında kullanılır.

 

ARİYY→(C: Erâri) Davar bağlanan yer ve ip.

 

ARİYYET→Ödünç verip almak.

 

ÂRİZ→Azarlayıcı.

 

ARİZ→Ardıç ağacı.

 

ARİZ→Enli geniş.

 

ARİZ VE AMİK→Enine ve boyuna genişliğine ve derinliğine tafsilâtlı şekilde.

 

ARİZA→Büyük bir kimseye hürmetle yazılan veya verilen şey istirhamnâme hediye.

 

ARİZE→Sâbit olmak. * Kuvvetli ve muhkem olmak. Bahil olmak.

 

ARK→Ulaşmak.

 

ARK→Tarla ve bostana su akıtmak için açılan yol cedvel hark.

 

ARKA→Çadıra diktikleri direk. * Duvar içinde ker*** ve taş arasına konulan ağaç.

 

ARKAN→Terleme.

 

ARKEOLOJİ→(Bak: Atikiyyat)

 

ARKES→Cem\'etmek toplamak.

 

ARKÎ→Balık avcısı.

 

ARKUB→Ökçe siniri. * Yalan ve kötü söz.

 

ARM→(Arem) İnatçılık muannitlik. * Kafa tutma.

 

ARMÂ'→Alaca yılan.

 

ARMADOR→İtl. Direk seren ip ve yelken gibi şeylerle gemiyi donatan usta.

 

ARMAN→f. Hasret özleyiş özleme. * Nedâmet pişman olma. * Eseflenme teessüf. * Sıkıntı rahatsızlık zahmet.

 

ARMANÎ→f. Müteessif kederli üzüntülü. Pişman nâdim.

 

ARMATÜR→Lât. Fiz: Kuvvet akımını toplu bir hale koymak için mıknatısın kutupları arasına yerleştirilen demir parçası. * Kondansatördeki iki iletken yüzeyden her biri.

 

ARMAZ→Kurbağa yosunu.

 

ARNAVUT→(Rumca ve Arnavutçadan) Balkan yarımadasının batı tarafında oturan bir kavimdir. Osmanlı devrinde Kosova İşkodra Manastır Yanya vilâyetleridir. Şimdi müstakil bir devlet olup Türkçede Arnavutluk şeklinde söylenir.

 

ARR→Uyuz hastalığı.

 

ARRA'→Sıtma tutmak titremek.

 

ARRADE→(C: Arrâdât) Küçük bir çeşit mancınık ki hareket eden tekerlek üzerine konurdu. * Dişi çekirge.

 

ARRAF→Falcı kâhin müneccim. * Hekim. * Göçebe Arab aşiretlerinin örfe vâkıf umumi bilgileri. (Müe: Arrâfe)

 

ARRAS→Gürleyen şimşek çakan. * şimşekli.

 

ARRE→Câriye. * Uyuz hastalığı.

 

ARS→İki duvar arasında olan duvar.

 

ARS→Şimşekli ve yıldırımlı bulut.

 

ARSA→(C: Arasât) Bina yapılacak boş arazi parçası. Üzerindeki binası yıkılmış veya yapıya tahsis olunmuş yer.

 

ARSA-İ ÂLEM→Alem arsası dünya meydanı.

 

ARSA-İ KÂR-ZÂR→Muharebe alanı savaş meydanı.

 

ARSAT→Semer ağaçlarına çakılan ağaç mıh.

 

ARŞ→Bağ çardağı. * Gölgelik. * Kürsü taht yüce makam. En yüksek gök. Allahın kudret ve saltanatının tecelli yeri. (Arş kâinatı kaplar. Allah\'ın kudreti ve ilmi de herşeyi kaplar.) * Fevkiyyet ulviyyet. * Arş-ı Alâ Arş-ı Rahman Arş-ı İlâhi Arş-ı Yezdan Felek-i Eflâk Felek-i Atlâs Felek-i Azâm gibi isimlerle Cenab-ı Hakkın izzet ve saltanatından kinaye olarak söylenir. (O.S) (... Arş: Zâhir Bâtın Evvel Âhir isimlerinin halita ve karışığıdır. Bu halitada dahil olan İsm-i Zâhir itibarı ile Arş Mülk; kevn Melekut olur. İsm-i Bâtın itibarı ile Arş Melekut; kevn Mülk olur. Demek Arşa ism-i Zâhir nazarı ile bakılırsa; kendisi zarf Kevn de mazruf olur. İsm-i Bâtın gözü ile bakılırsa; kendisi mazruf kevn zarf olur. Ve kezâ ism-i Evvel itibârı ile $ âyetinin işâret ettiği kevnin bidayetini içine alıyor. Ve ism-i Âhir itibarı ile $ hadis-i şerifinin ima ettiği kevnin nihâyetini içine alıyor. Demek Arş öyle bir halitadır ki şu dört isimden aldığı hisseler ile kevn ve vücudun sağını solunu üstünü ve altını ihata etmiş olur. M.N.) (... Arş sakf demektir ki bir binanın veya yerin muhit-i ulvisini teşkil eder. Bir eve nisbetle tavanı tavanına nisbetle üstündeki çatısı kubbesi tepesindeki köşkü tahtaboşu cihannüması hep arş medlülünde dahildir. Buna müteferri olarak çadır ve çardak gibi yükselen ve gölge veren her şeye de ıtlak olunur.) (E.T.)

 

ARŞ-I A'ZAM→En büyük arş. Cenab-ı Hakk\'ın arşı. (Bak: Arş)

 

ARŞ-I AZİM→(Bak: Arş-ı a\'zam)

 

ARŞ-I BERİN→Arş-ı âlâ. Göğün en yüksek tabakası.

 

ARŞ-I EHADİYET→Allahın ehadiyet tecellisinin arşı ve âlemi. Allahın ehadiyet tecellisini gösteren âlem.

 

ARŞ-ÜS-SÜREYYA→Ülker yıldızının altında yer alan bir yıldız topluluğu.

 

ARŞA→f. Güverte.

 

ARŞIN→f. Bir uzunluk ölçüsü. (68 cm. uzunluk.) Bir kol boyu. Büyük bir adım genişliği. * Zirâ\'.

 

ARŞİDÜK→Fr. Avusturya ve Macaristan İmparatorluk hanedanı prenslerine verilen ünvandır ve "Büyük Düka" demektir. Türkçe\'de Arşuduka da denmiştir. ARŞİV : Fr. Eski ve tarihçe kıymetli olan resmi kayıt ve kâğıtların saklandığı yer. * Bir mevzu hakkında toplanmış muhtelif vesikaların hepsi.

 

ARŞİYÂN→f. Arş\'ın etrafında tesbih ederek dolaşan melekler.

 

ARŞ U FERŞ→(Arş u zemin) Arş ve yeryüzü.

 

ARŞ U KÜRSÎ→(Arş ve Kürsî) Arş ile Kürsî.

 

ARŞ VE SÜLLEM→Delil-i Arşî ve Delil-i Süllemî\'den kinâyedir. (Bak: Delil).

 

ARTAL→Akranlarından ve benzerlerinden çok daha iri yapılı olan.

 

ARTEBE→Burun ucu.

 

ARTEBE→Davul.

 

ARTEL→Yoğun büyük nesne.

 

ARTEN→Bir ot cinsidir ki debbağlar onunla gön ve sahtiyan dibâgat ederler.

 

ARTEZİYEN→Fr. Burgu gibi bir âletle açılıp su fışkırtılan kuyu.

 

ARTI→Mat: (+) ile gösterilen toplama işaretinin adıdır.

 

ARUB→(C: Urub) Erkeğini seven kadın.

 

ARUBE→Fasih hatasız arabca konuşmak. Bu kelimenin mastarları: Araben arâbeten uruben urubiyyeten diye de okunur. * Cuma günü.

 

ARUF→Uzun zaman ıztırab elem çeken.

 

ARUG→f. Geğirme.

 

ARUGDE→f. Öfkeli kızgın.

 

ARUN→f. İyi vasıflarla meşhur olmuş güzel huylular.


ASABİYY-ÜL-MİZAC→Yaradılışça sinirli olan kimse. Yaradılışı itibâriyle asabi hırçın öfkeli olan.

 

ASABİYYET→Sinirlilik. Fart-ı gayret. İmân ve İslâmiyeti kendi akrabasını vatanını din veya milliyetini müdâfaa etmek gayreti. Hamiyyet.

 

ASABİYYET-İ CAHİLİYYE→İslâmiyetten evvelki câhiliyyet asabiyyeti. Menfi milliyet. Irkçılık yani aşırı derecede kendi kavim ve kabilesini koruma ve iltizam gayreti.(Asabiyyet-i cahiliyye birbirine tesanüd edip yardım eden gaflet dalâlet riya ve zulmetten mürekkeb bir mâcundur. Bunun için menfi milliyetçiler milliyeti mâbud ittihaz ediyorlar. Hamiyyet-i İslâmiyye ise nur-u imândan in\'ikâs edip dalgalanan bir ziyadır. M.N.)

 

ASABİYET-İ KAVMİYE→Vatanperverlik. Menfi milliyetçilik Asabiyet-i câhiliye asabiyet-i milliye asabiyet-i nev\'iyye gibi tabirler de aynı mânayı ifâde eder. (Bak: Asabiyet-i Câhiliyye).

 

ASABİYYETEN→Asabi olarak. Sâde kendi milliyetini soyunu sevmekle.

 

A'SAC→Saçları alnı üzerine dökülmüş.

 

ÂSAD→(Esed. C.) Esedler arslanlar.

 

ASAF→Süleyman Peygamberin (A.S.) veziri. Vezir. * Bir ot ismi.

 

ASAFÂNE→f. Bir vezire yakışır surette ve hâlde.

 

ASAFİR→(Usfur. C.) Serçe kuşları.

 

ASAF-REY→Düşüncesi Asaf\'ınki gibi akıllıca olan vezir.

 

ASAGİR→(Asgar. C.) Şeref ve itibar bakımından küçük olanlar. Çok küçük şeyler.

 

ASAGİR Ü EKÂBİR→f. İtibar ve mevkice küçükler ve büyükler.

 

ASAH→(Bak: Esahh)

 

ASAHİB→(Ashab. C.) Sahibler sahib olanlar. Ashablar.

 

ASAİB→Cemaatler tayfalar. * Başa sarılan sargılar nesneler.

 

ASAK→Darlık. * Hurma budağının yaramazı.

 

ASAK→Ucuzluk.

 

ASAKİR→(Asker. C.) Askerler. Erler.

 

ASÂKİR-İ BAHRİYYE→Bahriyeliler. Deniz askerleri.

 

ASÂKİR-İ BERRİYYE $→Kara askerleri.

 

ASÂKİR-İ MUNTAZAMA→Ordu askeri.

 

ASÂKİR-İ MUVAHHİDÎN→Allahın birliğine inanan askerler. İslâm ordusu.

 

ASAL→(Asil. C.) İkindi ve akşam arası mânasına öğleden geceye kadar olan müddet. * Zamanlar ve vakitler.

 

ASAL→Ahlâk. Karakter. * Alâmet işaret belirti.

 

ASAL→f. Temel kök.

 

A'SAL→Dişinin ucu eğri olan.

 

ASAL→(C: Asâl) Davarın kuyruğu devrik olmak. * Bağırsak.

 

ASALAK→Başka hayvan veya bitkilerin üstünde yaşayan ve onlara zarar veren hayvan veya bitki. Parazit. * Mc: Başkalarının sırtından geçinen kimse.

 

ASALE→Bal peteği petek.

 

ASALE→Zehiri çok tesirli ve korkunç olan yılan.

 

ASALET→Temiz soyluluk. Soy sop temizliği. Köklülük. * Rüsuh. * Metanet. Necabet. Zâdegânlık. * Kendi işi için bizzat ve kendisi nâmına hareket. * Edb: Yazıda veya sözde bayağı tâbirlerin bulunmaması.

 

ASALETEN→Vekil olmayış. Kendi işini kendi namına bizzat kendisi yapmak üzere. Kendi nâmına olmak üzere.

 

ASALETLÛ→Asâletli soy ve neseb sahibi necib asil. * Osmanlı İmparatorluğu zamanında resmi yazışmalarda büyükelçilere Hristiyan büyüklerine devlet adamlarına ve prenslerine denirdi.

 

ASALİT→Koyu sahin.

 

A'SAM→(Usme. C.) Ön ayakları beyaz olan at geyik veya koyun.

 

A'SÂM-ÜL YÜMNÂ→Sağ ayağı beyaz olan at geyik veya koyun.

 

ASAM→(İsm. C.) Günahlar.

 

ASAMM→Sağır. * Sert katı. * Güç tahammül edilmez. * Gr: Muzaaf olan fiil. (İkinci veya üçüncü harf-i aslisi şeddeli olan fiil)

 

ÂSÂN→f. Kolay. Suhuletli. Yesir. * Bükülmüş ipin her katı.

 

ÂSÂNÎ→Suhulet kolaylık.

 

ASAR→Toz. * Sığınak. * Atiyye hediye.

 

ASÂR→Fakirlik. * Güçlük. * şiddet.

 

AS'AR→Çok kibirli mağrur. * Çarpık suratlı eğri yüzlü eğri boyunlu.

 

ASAR→Vazifeler. * Yükler. * Cürümler. Kabahatler.

 

ÂSÂR→Öç almalar. İntikamlar. * Eserler. * İzler. Nişanlar. Abideler. * Âdetler.

 

ÂSÂR-I ATİKA→Eski eserler.

 

ÂSÂR-I EDEBİYYE→Edebî değeri olan eserler.

 

ÂSÂR-I MATBUA→Tabedilmiş basılmış olan eserler.

 

ÂSÂR-I MERGUBE→Muteber ve rağbet kazanmış olan eserler.

 

ÂSÂR-I SAN'AT→Sanat eserleri.

 

ASÂR→Kurumayıp daima sulanır çıban.

 

ASÂR→Yağcı yağ satıcısı.

 

A'SAR→(Asr. C.) Asırlar. Yüzyıllar.

 

A'SÂR-I SÂLİFE→Geçmiş yüzyıllar. Geçmiş asırlar.

 

ASARAN→(Bak: Asrân)

 

ASARE→Anber ve misk gibi şeylerin kokması.

 

ASARE→f. Sayı hesab.

 

ASARİM→(Asrâm. C.) Çadır toplulukları. Ayrı ayrı küçük insan grupları.

 

AS'AS→(C: Asâis) Bir yerin adı. * Kurt zi\'b. * Kirpi.

 

AS'AS→Kumdan yığılmış tepe. * Fesâd.

 

AS'ÂS→Gece çok gezip dolaşan kimse. * Kurt.

 

AS'ASE→Oturak yerin yumuşağı. * Helâk olmak. * Fesâd etmek.

 

AS'ASE→(Is\'as) Yönelme. Arka çevirme. * Gece karanlığı gelmeğe başlamak veya gitmek. * Bulutun yere yakın olması.

 

ASAT→Binâ.

 

ASATIB→(İstabl. C.) Ahırlar.

 

ASAY→f. Gibi. (Bak: Asâ)

 

ASAYİŞ→f. Emniyet güvenlik korku ve endişeden uzak hâl. Kanun nizam hakimiyeti. İnsan cemiyetlerinde iktidar hâkimiyet bir zümrenin bir sınıfın elinde olmaktan kurtulamamasından ve bir kısım insanlarca yapılan istedikleri zaman değiştirilen kanunlara diğer insanların saygısı temin edilemediğinden asayişin sağlanması gittikçe güçleşmektedir. Çağımızda maddeci düşünce ile yetişen insanlar ancak baskı tedbirleriyle itaat altına alınmağa çalışılıyor. Böylece kapitalist ülkelerde oligarşik diktatörlük sosyalist ülkelerde sınıf diktatörlükleri kurularak insanlar köleleştirilmektedir. İslâmda ise iktidar Allah\'ındır mülk de Allah\'ındır. İnsan insanın kulu kölesi değildir. Sınıf ve zümre diktatörlüğü yoktur. İnsan insan karşısında hür Allah karşısında kuldur ve herkes hukukta birbirine eşittir. İdareciler hakkın ve halkın hizmetkârlarıdır.(... Bu millet ve vatan hayat-ı içtimaiyesi ve siyasiyesi anarşilikten kurtulmak ve büyük tehlikelerden halâs olmak için beş esas lâzım ve zaruridir. Birincisi: merhamet; ikincisi: hürmet; üçüncüsü: emniyet; dördüncüsü: haram ve helâli bilip haramdan çekilmek beşincisi: serseriliği bırakıp itaat etmektir. İşte Risale-i Nur hayat-ı içtimaiyeye baktığı vakit bu beş esası te\'min edip hem asâyişin temel taşını tesbit ve te\'min eder. K.L.)

 

ASÂYİŞ-BERKEMÂL→Rahat ve huzur te\'min edilmiş.

 

ASÂYİŞ-CU→f. Rahat ve huzur arayan. Asâyiş isteyen.

 

ASÂYİŞ-PERVER→f. Asâyiş taraftarı. Sükûnet rahat ve huzur isteyen.

 

ASÂYİŞ-PERVERÂNE→f. Rahat huzur ve asâyiş taraftarına yakışacak şekilde.

 

ASB→Bağlamak. * Sağlam olarak dürmek. * İmâme sarık. * Yemen\'de yapılır bir nevi kumaş. * Firavun atı adı verilen bir deniz canavarının dişisi. * Kurumak. * Kızarmak. * Sarmaşık. * Sargı bağ. * Mendil.

 

ASBAB→(Sabeb. C.) Çukur yerler.

 

ASBAG→Alnı veya kuyruğunun ucu beyaz olan at. * Kuyruğunun ucu beyaz olan kuş.

 

ASBAG→(Sıbg. C.) Boyalar.

 

ASBAH→(Subh. C.) Sabahlar.

 

ASBAN→f. Değirmenci. Değirmen sahibi.

 

ASBANÎ→f. Değirmencilik.

 

ASBAR→(Sıbr. C.) Akbulutlar.

 

ASBEST→yun. Oldukça yumuşak ve ateşle hususiyeti değişmeyen lifli bir madde.

 

ASC→Gezi topluluğu.

 

ASCED→Halis karışıksız altın.

 

ASCEL→Karnı büyük olan kimse.

 

ASD→Cimâ etmek. * Döndürmek. * Bozmak.

 

ASDA→(Sadâ. C.) Sadâlar sesler.

 

ASDAF→(Sedef. C.) Sedefler.

 

ASDAG→Perâkende olmak.

 

ASDAG→(Sudg. C.) Tıb: Şakaklar yüzdeki şakaklar.

 

ASDAGAN→Tıb: Kollarımızdaki nabız damarları.

 

ASDAK→(Sıdk. C.) Samimi şeyler.

 

ASDER→Omuz menkıb.

 

ASDİKA→Sâdıklar. Sabık ve sadık dostlar. * İçi dışına sözü işine uygun olanlar.

 

ASED→Cimâ etmek. * İp bükmek.

 

A'SEF→Zulmedip zorla birşey alan.

 

ASEF→(Asf) Büyük kadeh. * Bir şeyi almak. * Yoldan çıkmak. Zulüm eylemek. Körü körüne gitmek. * Birisini istihdâm eylemek. Irgatlık etmek tarlada işçilik etmek. * Ölüm. (Kamus\'tan alınmıştır.)

 

A'SEL→Eğri olan şey. Eğri dişli veya bacaklı kimse.

 

ASEL→Bal. Şehd. * Tatmak. * Su akarken yüzünde hâsıl olan kabarcık. * Cennette bir su.

 

ASEL-İ MUSAFFA→Süzme bal.

 

ASELAN→Süngü titrediğinden acı çekmek. * Boynunu uzatıp sür\'atle gitmek.

 

ASELBENT→Tıbda ve kokuculukta kullanılan bir reçinedir ve aynı adla anılan ağacın kabuklarının çizilmesiyle elde edilir.

 

ASELÎ→Bal gibi sarı renkte olan. * Yahudilerin ayırdedilmek için omuzbaşlarına taktıkları sarı kumaş parçası. * Eskiden kullanılan bir kumaş çeşidi.

 

ASELİYYET→Bal hâli.

 

ASELLAK→Deve kuşunun erkeği.

 

ASEM→Kesbetmek. Kazanmak. çalışmak. * Dirsekten itibaren elin kuruyup çolak ve eğri olması. * Ayağın topuktan kuruyup eğilmesi ve aksak olması.

 

A'SEM→Eli bileğinden kurumuş kimse.

 

ASEMM→Çok sağır.

 

ASEMSEM→Kuvvetli büyük deve.

 

ASEN→Tütün duhan.

 

ASENN→Koltuğu kokan kişi.

 

ASER→Solak kimse solaklık.

 

A'SER→Çok zor ve çetin olan dayanılması çok zor. * Solak.

 

ASERAT→Sürçmeler yanılmalar. * Ayak kayması.

 

ASERE→Kanat teleklerinden evvel ucunda olan beyaz telekler.

 

ASES→Asâyişin muhafazası için geceleri dolaşan ve şimdiki polis vazifesini gören memurlar.

 

ASESBAŞI→Osmanlı İmparatorluğunun eski devirlerinde polis müdürü.

 

ASEV→(Asven) Serkeşlik. Taşkınlık serserilik.

 

ASEVSEL→Azâsı gevşek kimse.

 

ASF→Büyük kadeh. * Zulüm ve zorla bir şeyi almak.

 

ASF→Zulüm. Haksızlık. * Can çekişme. * Emek çekip kâr kazanma. * Bir tarafa eğilme. * Sür\'atle gitme. * Rüzgârın kuvvetle esmesi. * Taze ekin yaprağı.* Ekin taze iken biçme.

 

ASFAD→(Safed. C.) Suçluların el ve ayaklarına takılan kelepçeler.

 

ASFAF→(Saff. C.) Saflar hatlar.

 

ASFALT→yun. Siyah renkte şekilsiz bir bitüm.

 

ASFAR→Sıfırlar. Boş şeyler.

 

ASFENCAH→Akılsız ahmak adam.

 

ASFER→Sarı uçuk benizli. Soluk. * Kızıl. * Islık çalan.* Bomboş şey.

 

ASFİYA→Sâfiyet takvâ ve kemâlât sâhibi ve Peygambere (A.S.M.) vâris olup onun meslek ve gayelerini ihyaya ve tatbike çalışan muhakkik zatlar. (Derece-i şuhud derece-i iman-ı bilgaybdan çok aşağıdır. Yani : Yalnız şuhuduna istinad eden bir kısım ehl-i velâyetin ihatasız keşfiyatı Verâset-i Nübüvvet ehli olan Asfiya ve Muhakkikinin şuhuda değil Kur\'ana ve vahye gaybi; fakat sâfi ihatalı doğru hakaik-i imaniyelerine dâir ahkâmlarına yetişmez. Demek bütün ahval ve keşfiyatın ve ezvak ve müşâhedâtın mizanı : Kitab ve sünnettir. Ve mehenkleri Kitap ve Sünnetin desâtir-i kudsiyeleri ve Asfiya-i muhakkikinin kavanin-i hadsiyeleridir.M.)

 

ASFİYA-İ MUHAKKİKÎN→Hakikatı tam araştıran delillerle isbat eden ilim ve fazilette terakki etmiş olan büyük İslâm âlimleri.

 

ASFİYA-İ MÜDEKKİKÎN→İslâmî hakikatların tetkik ve bilinmesinde çok dikkatli ve sâdık olan büyük İslâm âlimleri.

 

ASGA→Öğrenmeğe çok hevesli. * Çarpık suratlı.

 

ASGAR→En küçük. Daha küçük.

 

ASGARAN→Kalb ile dil

 

ASGARÎ→En az. En küçük.

 

ASGÜN→Hazar Denizi\'ne verilen bir isim.

 

ASHÂB→(Eshâb) (Sahib. C.) Arkadaş olanlar. Sahip olanlar kullanma yetkisine sahip kişiler. * Halk ahali. * Sahabeler yani Peygamberimiz Hz. Muhammed\'i (A.S.M.) görmüş ve mü\'min olarak ona ve onun mesleğine bağlı kalmış olan zatlar. Bu kişiler insanlık doğruluk ve her türlü faziletlerde en ileri seviyede bulunan şahsiyetlerdir.Onlar Peygamberimizi (A.S.M.) her an yakın alâka ile takip ederler ve O\'na her cihetle ittibaa çalışırlardı. Dâima sıdk ve sadakatten doğruluk ve faziletten ayrılmamak cehdi içinde idiler. İslâmiyetin neşir ve tâmimi için her çeşit fedakarlıktan çekinmezlerdi. Risale-i Nur Külliyatından Mektubat isimli eserde denildiği gibi: "Âl ve Ashâb nâmında bu zevat-ı kirâm nev-i beşerin enbiyadan sonra ferâset ve dirâyet ve kemâlâtla en meşhur en muhterem en nâmdar en dindar ve en keskin nazarlı tâife-i azimesi" dirler.(R.A.)

 

ASHÂB-I BEDİR→Hz. Peygamber (A.S.M.) ile Bedir muharebesinde bulunan sahâbeler (R.A.)

 

ASHÂB-I CENNET→Cennet ehli. Cennetlik olanlar Cennetlik oldukları ümid edilenler veya cennete gidecekleri müjdelenmiş olanlar. (Bak: Aşere-i Mübeşşere)

 

ASHÂB-I DEVLET→Devlete mensub olanlar. Devlet adamları.

 

ASHÂB-I EYKE→(Ashâb-ı Leyke) Şuayb\'ın (A.S.) Allah tarafından kendilerine gönderildiği kavmin adı. Yerleri ağaçlı olduğundan bu isim verilmiştir.

 

ASHÂB-I FERÂİZ→Mirascılar. Ölen kimsenin malında hissesi olan akrabâları.

 

ASHÂB-I FİL→İslâmiyetten önce Kâbe-i Muazzamayı tahrib için Mekke\'ye hücum eden Habeş ordusunun ismi ( Önlerinde fil bulunduğundan zırhlı vasıtalar gibi ondan faydalandıklarından bu isim verilmiş olduğu nakledilir.

 

ASHÂB-I GÜZİN→Mümtaz ve en meşhur sahâbeler.

 

ASHÂB-I KALEM→Kalem ashabı. Memurlar.

 

ASHÂB-I KALİB→Bedirde öldürülüp kuyuya atılmış olan müşrikler.

 

ASHÂB-I KEHF→Kur\'ân-ı Mu\'ciz-ül Beyan\'da bahsi geçen ve devirlerinin zâlim padişahından gizlenerek ve onun şerrine âlet olmaktan çekinerek beraberce bir mağaraya saklanıp Rabb-ı Rahimlerine (C.C.) sığınan dindar ve makbul büyük zâtlar. İsimleri rivâvette şöyle sıralanır: Yemlihâ Mekselinâ Mislinâ Mernüş Debernüş Sâzenüş Kefeştatâyüş. Kendilerine sâdık köpeklerinin adı da Kıtmir\'dir.

 

ASHÂB-I KİRAM→Hz. Muhammedin (A.S.M.) Ashabı sahabeleri.

 

ASHÂB-I MATLUB→Huk : İflâs hâlinde bulunan şahsın kanuni alacaklılarının yekûnü.

 

ASHÂB-I MEŞ'EME→Uğursuz kötü dine muhalif olanlar.* Solak sol tarafta alçak mevkide bulunanlar.

 

ASHÂB-I MEYMENE→Dinen ihtiram mevkiinde bulunan yüksek haysiyet sahibleri. Hayırlı kimseler.

 

ASHÂB-I RESS→Kur\'anda bahsi geçen bir kavim adıdır. Kimler oldukları kati bir şekilde tesbit edilemiyor. Râvilerin ekserisi peygamberlerine isyan eden ve onu öldürüp kuyuya atan bundan dolayı da Cenab-ı Hakkın helâk ettiği bir kavim olduğu hakkında ittifak etmektedir. (Furkan Suresi 38 inci Ayet)

 

ASHÂB-I RIDVÂN→Cenab-ı Hakkın rızâsıyla müjdelenen sahâbeler. (R.A.) (Bak: Bi\'at-ı Rıdvan)

 

ASHÂB-I SUFFA→Suffa ehli. Bunlar Hz. Peygamberin (A.S.M.) mescidine bitişik üstü örtülü etrafı açık bir yerde otururlardı ve orada yaşarlardı. Bu zatların yaşayışları ve hâlleri din hizmeti hayatı bakımından büyük değer taşımaktadır. Bütün hayatları Peygamberimiz\'in (A.S.M.) yanında bulunarak Kur\'ânın en yüksek derslerini alır öğrenirler ve öğretirlerdi. İslâmiyeti öğrenmek öğretmek ve yaymak için her türlü şahsi menfaatlerini terkederek tam bir İslâm fedaisi olarak yaşarlardı. Bunlar evlenmezler ve dünya işleriyle uğraşmazlardı. Ashab-ı Suffa\'nın bu hizmetleri sebebiyle ve bu çok büyük fedakârlıkları vesilesiyle İslâmiyet az zamanda çok yayılmış ve kökleşmiştir. Peygamberimiz\'in (A.S.M.) hadis-i şerifleri mükemmel bir şekilde muhafaza altına alınmış ve zamanımıza kadar hatta kıyamete kadar sağlam bir şekilde devam etmesi sağlanmıştır.Bu Ehl-i Suffa\'nın ahvâli Kur\'an-ı Kerim hizmetine ilk ve en mühim başlangıç olduğu ve herkese büyük ibret ve ders teşkil edeceği için Sahih-i Buhâri Tercemesi Yedinci Cildinin 62 ve 63 üncü sahifelerindeki alâkalı kısmı naklediyoruz: "Suffa Kamus Müterciminin dediği gibi ve hepimizin bildiği veçhile eski yerlerdeki "sed" "seki" gibi yüksekçe eyvana denir. Lisanımızda tahrifle "sofa" tâbir olunur. Ehl-i suffa buna izâfe edilmiştir. Ashâb-ı Suffa; aileden cüdâ gaile-i dünyeviyeden âzâde ve bütün mânası ile feragatkâr bir hayata mâlik olan bir zümre-i mübârekenin ekseri vakitleri Resül-i Ekremin (A.S.M.) huzurunda geçerdi. Dâima Resul-i Ekrem\'den (A.S.M.) ahz-ı feyz ederlerdi. Taraf-ı Peygamberiden tâyin buyurulan muallimler mârifetiyle de kendilerine Kur\'ân tâlim edilirdi. Bunlardan yetişenler müslüman olan kabilelere tâlim-i Kur\'ân için gönderilirdi. Bu cihetle bunlara "Kurrâ" denilirdi. Bu suffaya da "Darul-Kurrâ" demek en münâsib bir isimdir. Nur-u Kur\'an\'ın "lemhat-ül basar" denilebilecek derecede az bir zaman zarfında âfâk-ı âleme intişar etmesi bu ilim ocağının yetiştirdiği güzideler sâyesinde müyesser olmuştur. Mütevâzi ve fakat çok feyyaz olan dörtyüz beşyüz raddesinde dâimâ Kur\'ân ile icâbında gazâ ile meşgul olan bir irfân-ı Kur\'ân ordusu bulunuyordu. İçlerinden teehhül edenler kadro haricine çıkardı. Fakat yenileri ile ikmal edilirdi. Burası bütün mânası ile leyli ve meccâni bir dâr-ul-ilim idi. Müdâvimleri ne ticaretle ne bir san\'at ve harâsetle iştigal etmezdi. Maişetleri taraf-ı risâlet-penâhiden ve ağniyâ-ı ashâb tarafından te\'min edilirdi. Bu hakikatı Ehl-i Suffa\'nın mübarek simâlarından birisi olan Ebu Hureyre (R.A.) kendisinin çok hadis rivâvet ettiğinden şikâyet edenlere karşı verdiği şu müskit cevabında pek güzel ifâde etmiştir: "Benim kesret-i rivâyetim çok görülmesin; muhacir kardeşlerimiz çarşıdaki pazardaki ticaretleri ile "Ensar" kardeşlerimiz de tarlalardaki bahçelerdeki ziraatleri ile meşgul bulundukları sırada Ebu Hureyre Peygamberin (A.S.M.) mübârek nasihatlerini hıfzediyordu..." demişti.Resul-i Ekrem (A.S.M.) Ashâb-ı Suffa\'nın maişeti ile tâlim ve terbiyesi ile pek yakından alâkadar olurdu. Hattâ saadet-hâneleri ihtiyacatı ile ikinci derecede meşgul bulunurdu. Bir kerre Hz. Fâtıma (R.A.) el değirmeni ile un öğütmekten usandığından şikâyet ederek bir hizmetçi istediğinde Resül-i Ekrem (A.S.M.) - "Kızım! Sen ne söylüyorsun?... Henüz Ehl-i Suffa\'nın maişetini yoluna koyamadım" buyurmuştu.Resul-i Ekrem\'in (A.S.M.) hiç bir mev\'izaları hiç bir hitâbeleri yoktur ki bunun irâdı sırasında Ashâb-ı Suffa orada hazır bulunmasın dinleyip hıfzederek diğer ashâba nakletmesin... Bu suretle ahkâm-ı İslâmiyyenin hıfz ve naklinde Ehl-i suffanın pek müstesna te\'sirleri görülmüştür.İçlerinde Ebu Hureyre (R.A.) gibi müstesnâlar yetiştiği gibi ilmi varlık göstermiyenler de vardı. Fakat hangi türlü tedris gösterilebilir ki umumi surette böyle sihir-âmiz bir feyz verebilmiş olsun.."Hak Dini Kur\'ân Dili Cilt 2 sahife: 939 940 941 de de şu izahat vardır:"Bir gün Resul-i Ekrem (A.S.M.) Ashâb-ı Suffa\'nın başlarında durmuş hallerini nazar-ı tetkikten geçirmişti. Fakirliklerini çekmekte oldukları zahmetlerini gördü ve kalblerini tatyib edip onlara buyurdu ki: - "Ey Ashâb-ı Suffa! Sizlere müjdeler olsun ki; her kim şu sizin bulunduğunuz hâl-ı sıfâtta ve bulunduğu halden râzı olarak bana mülâki olursa o benim refiklerimdendir... "

 

ASHÂB-I SUYÛF→Bizzat harbe iştirak edip kılıçları ile cihad edenler.

 

ASHÂB-ÜŞ-ŞİMÂL→Amel defterleri sol taraflarından verilecek olan cehennemlik kimseler. Solcular.

 

ASHÂB-I ŞUHÛD→(Bak: Ehl-i Şuhûd)

 

ASHÂB-I TAHRİC→(Bak: Tahric)

 

ASHÂB-I UHDÛD→Cenab-ı Hakka imân ve itâat edenleri çukurlara doldurup yakan veya sopa ile döven fir\'avn gibi zâlim kimseler.

 

ASHÂB-I YEMİN→Ahid ve yeminlerinde sebât edenler. Kendi kazançlarından ziyâde Cenab-ı Hakk\'ın lütuf ve ikrâmına kavuşacakları ümid edilenler. Allah\'a itâatleri ve amelleri iyi olup ahirette amel defterleri sağ taraftan verilecek olanlar. Sağcılar. Mukaddesatçılar. Kur\'an ve İmân yolunda Allah (C.C.) için çalışanlar ve bunlara taraftar olanlar. Sağlam ve helâl dâiresinde çalışan kimseler. Cennetlik olanlar.

 

ASHAME→Peygamberimizin zamanında Müslümanlığı kabul eden Habeş Necaşisinin ismi.

 

ASHAR→Saçı kızıl adam. Kırmızı tüylü hayvan.

 

ASHAR→(Sıhr. C.) Evlenme neticesinde akraba olan erkekler. (Kayınbiraderler kayınpederler güveyler.)

 

ASHEB→Tüyünün üstü kızıl içi beyaz olan deve.

 

ASIF(E)→(C.: Asıfât) Şiddetli rüzgâr sert fırtına. (Bak: Asf)

 

ASIFAT→(Asf. C.) şiddetli rüzgârlar.

 

ASIL→(Bak: Asl)

 

ASIM→Kendisini günahlardan men\'edip pâk ve ismetli tutan koruyan men\'eden.

 

ASIMA→Medine şehrinin diğer bir ismi.

 

ASIR→(Bak: Asr)

 

ASİ→Uygun elverişli.

 

ASİ→Çok isyan eden çok isyancı.

 

ÂSİ→İsyan eden. Emirlere itâat etmeyen. * Günah işleyen. * Meşru idâreyi tanımayıp baş kaldıran.

 

ÂSÎ→Hurma salkımı.

 

ÂSİ→Doktor cerrah tabib. * f. Kederli hüzünlü.

 

ASİB→Dolmuş bağırsak. * Katı nesne şedid. * Şiddetli sıcak çok sıcaklık. * Talihsizlik.

 

ASİB→Dağ cebel. * Kuyruğun bittiği yere "asib-ü zeneb" derler.

 

ÂSİB→f. Musibet belâ âfet felâket. * Çarpışma.

 

ASİB-İ RÜZGAR→Zamanın belâsı.

 

ASİB-RESAN→f. Zarar veren musibete atan belâya düşüren felâkete sevkeden.

 

ASİD→Başında bir zahmet olup boynunu döndüremeyen ve eğilemeyen burnundan sümüğü akan deve.

 

ASİDE→Bulamaç adı verilen yemek.

 

ASİF→(C.: Usefâ) Para ile tutulan işçi yevmiyeci gündelikçi.

 

ASİFE→Buğday ve arpa başağını örten yapraklar.

 

ÂSİL→(C.: Avâsil-Usûl) Kovandan bal alan kişi. * Yürürken aceleden yele yele yürüyen kimse.

 

ASİL→Esas. Yedek olmayan. * Köklü. * Edebli soylu. * Fık: Muamelâtta kendi nâmına hareket eden. * Akşam vakti. * Ölüm mevt.

 

ASİLÂNE→f. Asil olanlara yakışır şekilde. Asil ve neseb sahibine lâyık.

 

ASİLE→(C.: Asâil) Bir şeyin tamamı bütünü. * Öğleden sonranın son kısmı akşam üzeri. * Ölüm mevt.

 

ASİL-ZADE→f. Sülâlesi ve ailesi görgülü temiz ve asil olan.

 

ASİL-ZÂDEGÂN→(Asil-zâde. C.) Asilzâdeler soylu kişiler.

 

ASİM→Engel mâni muhafaza eden.

 

ASİM→Günahkâr. Günah işleyen.

 

ASİME→f. Akılsız şaşkın sersem.

 

ASİME-GÎ→f. Akılsızlık şaşkınlık sersemlik.

 

ASİME-SÂR→f. Kafası karışık.

 

ÂSİN→Pis kokulu. Bozulup kokan su.

 

ÂSİR→Bir efsaneyi rivayet eden.

 

ASÎR→Üsâre. Özsu. * Bir maddenin sıkılmış suyu. * Suyu alınmak için sıkılmış şey.

 

ÂSİR→Ayağı kayan.

 

ASİR→Ağır. Zor. Güç. Müşkül. Düşvâr.

 

ASİR→Karmakarışık. * Bitişik komşu.

 

ASİR(E)→Üzüm ve benzeri şeyleri şıra yapmak veya yağını almak için sıkan.

 

ASİRE→Üzerine bir yıl geçtiği hâlde hâmile olmayan dişi deve.

 

ASİRE→(C.: Asirât) Hayvanın ayağının arasına takılan köstek.

 

ASÎRE→Cibre posa.

 

ASİSTAN→Fr. Profesör veya hekim yardımcısı.

 

ASİT→Fr. Terkibindeki hidrojenin yerine element alarak tuz meydana gelmesine sebep olan ve mavi turnusolü kırmızıya çevirmek hâsiyetinde hidrojenli birleşik hamız.

 

ÂSİTAN→f. Kapı eşiği. * Dergâh. * Tekke.

 

ÂSİVEN→f. Şaşkın sersem aklı dağınık.

 

ÂSİYÂ→f. Su değirmeni.

 

ASİYÂ-BÂN→f. Değirmenci değirmen sahibi.

 

ASİYÂ-GER→f. Değirmen yapan değirmenci.

 

ASİYÂ-SENG→f. Değirmentaşı.

 

ÂSİYE→Kederli hüzünlü kadın. * Sütun kolon direk. * Hz. Musa\'yı (A.S.) Nil nehrinden çıkararak büyütüp yetiştiren kadın. Firavunun zevcesinin ismi.

 

ASK→Lâzım olmak lüzumlu olmak.

 

ASKA'→Atların ve kuşların başının ortasında beyazlık olanı. * Kanarya kuşu.

 

ASKÂ'→(Suk. C.) Çeşme duvarlarının bölmeleri.* Bölgeler.

 

ASKABE→Küçük salkım.

 

ASKALÂN→Şam diyârında bir şehrin adı. ("Arûs-üş Şam" da derler.)

 

ASKALE→Serap fazla olmak.

 

ASKAR→Üzüm şırası.

 

ASKAT→(Uydurukça kelimedir.) (Bak: Vâhid-i kıyasî)

 

ASKER→(C.: Asakir) Devlet ve memleketin muhafazası için ücretli veya ücretsiz olarak veya kur\'a ile toplanarak hazır bulundurulan ve resmi elbise giyen silahlı adamlar topluluğu. Er leşker nefer.

 

ASKER→f. Devredici seyyar.

 

ASKERE→Şiddet. * Asker hazırlamak.

 

ASKER-GÂH→f. Asker kampı askeriyeye ait kamp.

 

ASKERÎ→Askere veya askerliğe ait askere mahsus.

 

ASKUL→(C.: Asâkil) Beyaz büyük mantar.

 

ASL→Yelmek. Seğirtmek.

 

ASL→Temel esas kök. Bidâyet. Mebde\' dip hakikat. Hâlis sâfi. Haseb ve neseb. Soy sop. Zâten en ziyâde.

 

ASL-I MEYYİT→Huk: Ölen kimsenin babası babasının babası ve ilh...

 

ASLA'→Başının tepesinde ve önünde kıl olmayan. * Küçük başlı.

 

ASLA→Hiçbir zaman.

 

ASLÂB→(Sulb. C.) Sulbler beller.

 

ASLÂD→Sert katı ve düz. (Çakmak taşı hakkında). Ateşsiz. * Cimri hasis pinti.

 

ASLAH→Kulağı hiç işitmeyen.

 

ASLAH→En sâlih. Daha sâlih.

 

ASLAHAKELLAH→Allah seni ıslâh etsin (meâlinde duâ).

 

ASLAH TARİK→En selâmetli tarz. En salih usul yol.

 

ASLAT→Koyu sahin.

 

ASLEKA→Serabın fazla olması.

 

ASLEM→Kulağı kesik olan kesik kulaklı.

 

ASLEN→Kök veya soy bakımından aslında esasında; temelden kökten.

 

ASLÎ→Asla aid ve müteallik.

 

ASLİYYET→Asl\'ın hususiyeti ve hâli. Hususilik mümtaziyet seçkinlik. * Başka şeyler karışmamış olan bir şeyin ilk hali.

 

ASL Ü ESAS→Gerçek doğru.

 

ASM→Sargı. * Kırılmış kemiğe bağlanan ağaç.

 

ASMÂ→Ön ayağı beyaz olan dişi koyun.

 

ASMA'→Küçük kulaklı. * Zeki kimse.

 

ASMA→Elleri veya bacakları eğri olan.

 

ASMA'→Uyanık ve gözü açık (adam) * Keskin (kılınç).

 

ASMAH→Çok cesur pek kahraman.

 

ASMAÎ→Arapların şöhret bulmuş şairi.

 

ASMAN→f. Gökyüzü sema.

 

ASMANE→f. Dam tavan kubbe.

 

ASMAN-GÛN→f. Gök mavisi.

 

ASMANÎ→(C.: Asmâniyân) f. Gökyüzüne aya güneşe mensub. * Açık mavi.

 

ASMANÎ ÂHEN→f. Yıldırım.

 

ASMAR→f. Mersin ağacı.

 

ASMENDE→Şaşkın alık dalgın. Hile ile kandıran hileci.

 

ASMIHA→(Sımah. C.) Kulak kanalları.

 

ASNIM→(Sanem. C.) Putlar. * Sevgililer.

 

ASPİRATÖR→Fr. Hava emme cihazı.

 

ASR→Muttali olmak. Gözcülük etmek.

 

ASR→(C.: Evâsır) Kırmak. * Hapsetmek.

 

ASR→(Asır) Bir devrelik zaman. * İkindi vakti. * Zamanın bir cüz\'ü. * Konuşan kimselerin başkaları ile beraber yaşadığı müddet. * Yüz yıl. * Eskiden bazılarınca kırk elli veya altmış yıllık müddet. * İnsanın ortalama yaşayış zamanı. * Gece ve gündüzden her biri. * Birisinin aşireti. * Men\'etmek. * Suyunu çıkarmak için bir şeyi sıkmak.

 

ASR-I ÂHİR→Son asır son devir.

 

ASR-I CAHİLİYYET→Cahiliyyet asrı. Cahiliyyet devresi. * Arabistan\'da İslâmiyet\'ten önceki putperestlik ve vahşet devri.

 

ASR-I EHÎR→Son asır.

 

ASR-I EVVEL→İlk asır. * Ist: Fey-i zevâle ilâveten herşeyin gölgesi kendisinin bir misli daha uzadığı zamandan başlayıp iki misli uzayıncaya kadar süren ikindi vaktidir. (Fey-i zevâl; güneş tam ortada iken gölgenin uzunluğudur.)

 

ASR-I HÂZIR→Şimdiki asır yeni zaman.

 

ASR-I SAÂDET→Peygamberimiz Hz. Muhammed\'in (A.S.M.) peygamber olarak dünyada bulunduğu devir. (Bu sıdk ve kizb; küfür ve iman kadar birbirinden uzak. Asr-ı Saadet\'te sıdk vâsıtasıyla Muhammed\'in (A.S.M.) âlâ-yı illiyyine çıkması ve o sıdk anahtarıyla hakaik-ı imaniye ve hakaik-ı kâinat hazinesi açılması sırrıyla içtimaiyat-ı beşeriye çarşısında sıdk en revaçlı bir mal ve satın alınacak en kıymetli bir meta\' hükmüne geçmiş. Ve kizb vasıtasıyla Müseylime-i Kezzâbın emsâli esfel-i sâfiline sukut etmiş. Ve kizb o zamanda küfriyat ve hurafatın anahtarı olduğunu o inkılâb-ı azîm gösterdiğinden kâinat çarşısında en fena en pis bir mal olup; o malı satın almak değil; herkes nefret etmesi hükmüne geçen kizb ve yalana elbette o inkılâb-ı azîmin saff-ı evveli olan ve fıtratlarında en revaçlı ve medâr-ı iftihar şeyleri almak ve en kıymetli ve revaçlı mallara müşteri olmak fıtratında bulunan Sahabeler; elbette şüphesiz bilerek ellerini yalana uzatmazlar. Kizb ile kendilerini mülevves etmezler. Müseylime-i Kezzâb\'a kendilerini benzetemezler. Belki bütün kuvvetleriyle ve meyl-i fıtriyeleriyle en revaçlı mal ve en kıymettar meta\' ve hakikatların anahtarı Muhammed\'in (A.S.M.) âlâ-yı illiyyîne çıkmasının basamağı olan sıdk ve doğruluğa müşteri olup mümkün olduğu kadar sıdktan ayrılmamağa çalıştıklarından ilm-i Hadisce ve ulema-i şeriat içinde bir kaide-i mukarrere olan "Sahabeler daima doğru söylerler. Onlardaki rivâyet tezkiyeye muhtaç değil. Peygamberden (A.S.M.) rivayet ettikleri Hadisler bütün sahihtir." diye ehl-i şeriat ve ehl-i hadisin ittifakına kat\'î hüccet bu mezkûr hakikattır. H.)

 

ASR-I SÂNİ→İkinci asır. * Ist: Fey-i zevâle ilâveten herşeyin gölgesi kendi boyunun iki misli daha uzadığı zamandan başlayan ikindi vaktidir. (Fey-i zevâl; güneş tam ortada iken gölgenin uzunluğudur.)

 

ASRA'→Zor olan şey. Güç nesne. * Kanatlarının uçlarında beyazlıklar olan tavşancıl kuşu.

 

ASRAF→(Sarf. C.) Masraflar. * Değişiklikler.

 

ASRAM→(Sırm. C.) İnsan toplulukları insan kümeleri. * Çadır grupları.

 

ASRAN→(Asaran) İki devir. Gece ve gündüz. * İki asır. * Gündüzün zamanı.

 

ASRE→(C.: Aserât) Ayak kayma sürçme yanılma.

 

ASREM→Kulağı sakat hasta. * Ailesini geçindirmek için sıkıntı çeken (kimse). * Bölük bölük.

 

ASREMAN→Gece gündüz.

 

ASRÎ→Devre modaya ve israflı fantaziyelere uyan. Taklitçi. Zamana uygun. Bir devreye asra âit ve müteallik.

 

ASRİS→f. At koşturulan meydan hipodrom.

 

ASS→Her nesnenin aslı her şeyin esası.

 

ASS→Gece gezip dolaşmak.

 

ASS→Katı ve sağlam olmak berk olmak.

 

ASSÂB→İplikçi.

 

ASSÂL→Kovandan bal çıkaran bal satan balcı.

 

ASSALE→Arı bal arısı. * Arı kovanı kovan. * Petek bal peteği.

 

ASSUBAY→Ask: Çavuş üst çavuş ve başçavuş diye rütbeleri olan ücret alan ve resmi elbise giyen askerdir.

 

AST→Alt. * Birinin emri altında olan kimse mâdun. * Askerlikte rütbe veya kıdemce küçük olan asker.


ASTAN→f. Eşik atebe. * Dergâh tekye.

 

ASTANE→f. Eşik atebe. * Paytaht. * Mânevi büyüklerin kabri. * Büyük tekke. * Merkez. (Osmanlı İmparatorluğunun merkezi olması münasebetiyle İstanbul manasına da gelir.)

 

ASTÂNE-İ SAÂDET→Saadet eşiği. Sultan sarayı İstanbul.

 

ASTAR→(Satr. C.) Yazı satırları.

 

ASTİN→f. Esvap kolu yen.

 

ASTİN-BERÇİDE→f. Hazırlanan veya hazırlanmış (adam).

 

ASTİNE→f. Yumurta.

 

ASTİN-EFŞAN→f. Yen silken. * Mc: Vazgeçen.

 

ASTİN-MALİDE→f. Hazırlanmış hazırlanan (adam).

 

ASTRONOM→yun. Kozmoğrafya âlimi felekiyat ile uğraşan gök cisimleri hakkında bilgi edinmeye çalışan.

 

ASTRONOMİ→yun. Kozmoğrafya. Gök ilmi. Felekiyat.Astronomi ilmi dünyanın birgün hareketinin duracağını; coğrafya karaların alçalarak dünyanın sularla kaplanacağını iklimin değişerek canlılar için yaşanmaz hâle geleceğini; fizik güneşin birgün söneceğini kâinattaki enerjinin artık kullanılamaz işe yaramaz hâle geleceğini kâinatın öleceğini açıklamaktadır. İnsanların yaşanmaz hâle gelecek dünya ve güneş sisteminden başka sistemlere göç edeceklerini hayâl etsek bile kâinatın genel çöküşü karşısında kaçacak yer bulamıyacaklardır. Sonunda kıyamet kopması muhakkaktır ve Allah\'ın vaadi olan âhiret şüphesiz gelecektir.

 

ASTRONOT→yun. Feza yolculuğu yapan vasıtaları kullanan kişi. (Amerikada ve batıda astronot; Rusyada ve komünist ülkelerde kozmonot tâbiri kullanılmaktadır.)

 

ASÛB→Bey başbuğ. Hakan. * Arı beyi. (Bak: Ya\'sub)

 

ASÛDE→f. Rahat huzur içinde. Dinç. Müsterih. Sâkin. * Bir cins helva adı.

 

ASÛDE-DİL→f. Başı dinç huzuru yerinde gönlü rahat.

 

ASÛDE-DİLÎ→f. Gönül rahatlığı.

 

ASÛDE-GÎ→f. Huzur rahat asayiş.

 

ASÛDE-HÂL→f. Hâli rahat sıkıntısı olmayan.

 

ASÛDE-NİŞİN→f. Rahatça oturan. İstirahat eden.

 

ASUF→Hızlı ve çabuk yürüyen. * Çok şiddetli rüzgar.

 

ASUF→(Asf. dan) Çok zulüm eden. Çok zâlim.

 

ASUL→Gururlu mütekebbir zâlim kimse.

 

ASUM→Geçim derdi için çok çalışan kimse.

 

ASUM→Obur açgözlü arsız.

 

ASUMAN→f. Gökyüzü. Semâ. * Felek.

 

ASUMANÎ→Beşerî olmayan. Semavî olan. Göğe âit ve müteallik.

 

ÂSÛN→(Asi. C.) İsyan edenler. Günahkârlar.

 

ÂSÛR→(C.: Avâsir) Tuzak ağ. * Şer. * Şiddet.

 

ASÛR→Zorluk. Güçlük.

 

ASÛR→Eğri boyunlu.

 

ASÛS→Yalnız yürüyüp otlayan deve. * Yanından insanlar uzaklaşmayınca kendini sağdırmayan deve. * Av arayan kimse.

 

ASÜD→(Esed. C.) Arslanlar. * Yiğitler.

 

ASÜFTE→(Asügde) f. Ateşle islenmiş. * Hazırlanmış hazır.

 

ASVA→Sırtlan. * Yaşlı kadın.

 

ASVAD→(C.: Asâvid) Büyük emir.

 

ASVAT→(Savt. C.) Sesler.

 

ASVEB→(Sâib. den) En doğru ve iyisi. Çok isabetli.

 

ASVEB-İ AKVÂL→Kavillerin en muhkemi sözlerin en doğrusu.

 

ASVİNE→(Sunvân. C.) Elbise koymaya yarayan dolaplar. Gardroplar.

 

ASY→Yaşamak. * Kocamak ihtiyarlamak.


ASY→İsyan itaatsizlik.

 

ASYA→Dünyadaki kıt\'aların en büyüğü. * f. Değirmen. (Bak: As)

 

ASYAF→(Sayf. C.) Yaz mevsimleri.


ASYAR→Dayanmak. * Sürçmek.

 

 

 

【AH】
AHZAB SURESİ→Kur\'ân-ı Kerimde otuzüçüncü surenin adı olup Medine-i Münevvere\'de nâzil olmuştur.
AHZAD→Eğrilip bükülen esnek.
AHZAN→(Hüzn. C.) Hüzünler kederler sıkıntılar tasalar gamlar.
AHZAR→(Bak: Ahdar)
AHZAR→(Hazer. C.) Endişeler ihtiyatlar.
AHZEKA→Bodur ve şişman adam.
AHZEL→Yüksek olmak irtifa.
AHZEL→Beli kırılmış olan adam.
AHZEM→Erkek yılan.
AHZEM→İşini sıkı tutan ihtiyatlı tedbirli. * Yüksek yer. * Göğsü büyük.
AHZEN→Çok hüzünlü kederli. En tasalı daha gamlı.
AHZER→Devamlı gözünü kırpan adam. * Ufak gözlü olan kimse.
AHZ Ü GİRİFT→Ele geçirme yakalama. * Esir alma.
AHZ Ü KABZ→Kendine mal etme.
【Aİ】
AİB→(Bak: Ayib)
AİD→Geri gelen dönen. Râci. Dâir. * Bir kimse veya bir şeyle ilgili olan. * Hastayı ziyaret eden.
AİDAT→(Aide. C.) Gelirler kazançlar. * Resim vergi. İrad. Belirli sürelerde bir derneğe ödenmesi taahhüd edilen para.
AİDE→(C: Avâid - Aidat) Kâr kazanç fayda gelir.
AİDİYYET→Alâkalılık ilgililik. Aid olma. Birine mahsus olma.
AİK→(Aika ) Mâni\'. Alıkoyan. Engel. Meşgale. Bir işten alıkoyup men ve sarfeden.
AİKA→(C. Avâik) Alıkoymaya ve te\'hire sebep olan şey mâni engel.
AİL→Ailesini geçindiren idare eden. Kalabalık ailesi olan. Fakir.
AİLE→Erkeğin karısı. * Ev halkı. * Akraba. * Aynı işte olan aynı gaye için çalışanların hepsi.(Kadının aile hayatında müdür-ü dahilî olmak haysiyetiyle kocasının bütün malına evlâdına ve herşeyine muhafaza memuru olduğundan en esaslı hasleti; sadakattır emniyettir. Açık saçıklık ise bu sadakatı kırar; kocası nazarında emniyeti kaybeder ona vicdan azabı çektirir. Hatta erkeklerde iki güzel haslet olan cesaret ve sehâvet kadınlarda bulunsa bu emniyete ve sadakata zarar olduğu için ahlâk-ı seyyiedendir. Kötü haslet sayılırlar. L.)
AİLE-PERVER→f. Evine düşkün ailesine düşkün.
AİLEVÎ→Aile ile ilgili.
AİNNE→(İnan. C.) : Dizginler.
AİR→Göz ağrısı.
AİŞ→Yaşıyan. * Rahat yaşıyan.
AİŞE→(Bak: Ayişe)
AİZ→Yeni doğmuş deve yavrusu.
AİZ→Karşılık olarak veren. * Karşılık olarak verilmiş olan.
AİZZE→(Bak: Eizze)

【AJ】
AJ→f. Dinlenme rahat hâl istirahat.
AJAN→Fr. Bir şahsın bir şirketin veya bir devletin bazı işlerini gören kimse. * Gizli vazifeli olan kişi.
AJANDA→Akılda tutulması icab eden şeyleri not etmeye yarayan takvim şeklinde tanzim edilmiş defter.
AJANS→Fr. Her türlü havadisi toplayıp ilgili mevkilere bildiren kuruluş. * Ticari bir teşekkülün kolu.
AJEH→f. Vücutta çıkan pürtüklü küçük ur.

AJENDE→f. Çamur. * Binalarda kullanılan harç.

AJİG→f. Nefret kin ve düşmanlık.

AJİH→f. Kir küf. * Çapak.

AJİNE→f. Değirmen taşı gibi maddeleri yontup düzelten demir alet. Dişengi.

AJİR→f. Göl havuz. * Kalabalık izdiham. * Bağırma feryât. * Çekingen. * Akıllı uyanık. * Amâde hazır.

AJİRAK→f. Gürültü ses. Bağırış.

AJUR→Fr. Gözenek. Göz göz işlenmiş nakış.

AJÜG→f. Hurma lifi. * Ağaç budama.

【AK】

AKA→İran Türkleri "ağa" yerine kullanırlar.

AKAB→Topuk. Ökçe. * Bir şeyin hemen arkası. * Bir şeyin gerisinde olan zaman veya mekan.

A'KAB→(Akab. C.) Bir şeyin hemen sonrası.

AKABE→(C.: Akabât) Bâdire. Sarp ve çıkılması müşkül yokuş. * Tehlikeli geçit. Dar ve iki tarafı pusu yeri olan boğaz. * Muhatara tehlike. * Hastalığın veya başka bir halin en tehlikeli ve korkulur süresi. * Kızıldenizin kuzey ucunda Süveyş\'in doğu tarafında bulunan dar bir körfezin ismi.

AKABE BİATI→Nübüvvetin 11. senesinde Mekke\'nin haricindeki Akabe denilen yerde Medine ahalisinden bir cemaatın Hz. Peygamber\'le (A.S.M.) gürüşüp konuşarak İslâm\'ı kabul ve tasdik ettikleri biat hâdisesi.

AKAB-GİR→f. Peşe düşen kovalıyan.

AKABİNDE→Arkasından hemen arkadan. Hemen ardından.

AKAB-REV→f. Arkadan gelen. Peşe düşmüş arkaya takılmış.

AKADEMİ→yun. Yüksek mekteb. * Âlimler edebiyatçılar heyeti. * Eflatun\'un vaktiyle talebesine ders verdiği yer. * Çıplak modelden yapılan insan resmi. * Belli bir ilmin gelişme ve ilerlemesini te\'min maksadı ile müşterek tetebbularda veya serbest tedrisatta bulunan salâhiyetli kimseler topluluğu. (Huk. L.)

AKAĞA→Osmanlı saraylarında hizmet gören beyaz hadımağası.

AKAİD→(Akide. C.) Akideler. İtikad olunan hakikatlar. İtikada dâir kaziye ve hükümler esaslar.(Akaidî ve imanî hükümleri kavi ve sabit kılmakla meleke haline getiren ancak ibadettir. Evet Allah\'ın emirlerini yapmaktan ve nehiylerinden sakınmaktan ibaret olan ibadetle vicdanî ve aklî olan imani hükümler terbiye ve takviye edilmezse eserleri ve te\'sirleri zayıf kalır. Bu hale Alem-i İslâmın hâl-i hazırdaki vaziyeti şahittir. İ.İ)

AKAİD-İ DİNİYE→Dini akideler. İmâni esaslar.(Ben tahmin ediyorum ki: Eğer şeyh Abdulkadir-i Geylâni (R.A.) ve Şah-ı Nakşibend (R.A.) ve İmâm-ı Rabbâni (R.A.) gibi zâtlar bu zamanda olsa idiler; bütün himmetlerini hakaik-ı imâniyyenin ve akaid-i İslâmiyyenin takviyesine sarfedeceklerdi. Çünkü saadet-i ebediyyenin medârı onlardır. Onlarda kusur edilse şekavet-i ebediyyeye sebebiyet verir. M.)

AK'AK→Saksağan.

AKAK→(C.: Akâık ) Saksağan kuşu.

AKAK→Sıcak çok olmak.

AK'AKA→Saksağan sesi.

AKAKİR→(Akkar. C.) Tıb: İlaç yerine kullanılan nebâtî kökler.

A'KAL→En akıllı. Pek akıllı. Daha akıllı.

AKALA→Bir çeşit pamuk.

AK ALEM→Osmanlılarda saltanat sancağı.

AKALİD→Yoğurt.

AKALİM→(Ekalim) (İklim. C.) İklimler. * Dünyanın kıt\'a ve memleketleri.

AKALİT→Yoğurt.

AKALL→(Ekall) Daha az. En az.

AKALL-İ KALİL→En az. Azın azı.

AKALLİYET→(Ekalliyet) Azlık. Azınlık. * Bir ülkede hâkim unsurların haricinde olan ve ekseriyet teşkil edemiyen insanlar.

AKAM→Erkek ve dişi kısırlığı.

AKAM→Çocuksuz çocuğu olmayan kısır. * Tedavisi kabil olmayan hastalık.

AK'AM→Burnu eğri.

AKAM→Yük bağladıkları ip.

AKAM→(Bak: Ekkâm)

AKAMET→Neticesizlik. Kısırlık sonu alınmama.

AKAN→Deve ayağını bağladıkları ip.

AK ANBER→Beyaz cins anber.

AKANYILDIZ→Daha ziyade yaz geceleri gökyüzünde hızla geçip giden ışıklı iz şahap.

A'KAR→Kısır.

AKAR→Zayi etme kaybetme. * Kumlu yer. * Para getiren mülk. (Ev dükkân gibi.)

AKAR→Köşk yüksek bina. * Bâbil vilayetinde bir yer adı. * Dehşetli olmak. Yaralamak. Boğazlamak. * Korku ve dehşetten kişinin ayakları titreyip dövüşememesi.

【AM】

AMİS→Sirkeyle ıslanmış çiğ et.

AMİT→Yünü üstüne yumak edip sarmak.

AMİT→(C.: Amâmit) Zarif çeri değerli kimse.

ÂMİYANE→f. Âdice. Bayağıca. Cahillere yakışır surette.

ÂMİYY→Avama ait avamca.

ÂMİZ(E)→f. Karışık karışmış. (Âmihten) $ mastarından imtizaç etmek karıştırmak mânasındadır.

ÂMİZE-MU(Y)→f. Saçı sakalı kırlaşmış olan adam. Kır sakallı kimse.

ÂMİZE-MUYÎ→f. Kır saçlı ve kır sakallı kimse.

ÂMİZ-GÂR→f. Uygun münâsib yaraşır.

ÂMİZİŞ→f. Uysallık imtizaç uyuşma.

AMM→Amca. Babanın kardeşi. * Çok cemaat.

ÂMM→Herkese âit. Umuma âit. Hususi ve bazılara mahsus olmayan. Umumi.

ÂMM LÂFIZLAR→Aynı cinsin birçok fertlerine birden delâlet eden lâfızdır. "Kavil cemaat nisa" lâfızları gibi.

AMMA→(Bak: Emmâ)

AMMAL→Yapıcılar. * Devleti idare eden adamlar.

AMMAN→Şam diyârında Belka şehrinin adı.

AMMAR→Bayındırlaştıran imar eden.

AMMAT→(Amm. C.) Amcalar.

ÂMME→Tülbent sargı. * Su içinde üstüne binip yüzülen şişirilmiş tulum. * Umumi. Herkese ait.

AMME→Hala babanın kız kardeşi.

ÂMME→Baş yarığı insanın beynine kadar ulaşan baştaki yara.

AMME→$ den müteşekkil suâl cümlesi. Neden nelerden neyi?... meâlindedir.

AMME NEVALÜHÜ→Cenâb-ı Hakkın lütuf ve ihsanı herkese veya herşeye şâmildir. meâlinde.

AMMERED→Her şeyin uzunu. * Yaramaz huylu. * Belâ ve meşakkat.

AMMETEN→Umumi olarak herkese ait olarak genel tarzda.

AMMURİYYE→Ankara şehri. Türkiye\'nin başkenti.

AMMUS→Güçlü ve kuvvetli kişi.

AMNEZİ→Psk. Hafıza kaybı erken bunama ihtiyarlık bunaması histeri beynin zedelenmesi gibi hâllerde meydana gelir. Hafıza kaybı kısmî veya umumi (genel) olabilir. Hasta belli bir olaydan öncekini (retrofrat) yahut sonrakini (anterofrat) hiç hatırlamaz yahut tamamen hafızasını kaybeder.

AMORTİSÖR→Fr. Otomobillerde veya diğer makinelerde sarsıntı gürültü gibi şeyleri hafifletmeğe yarayan tertibat.

AMPER→Fr. Elektrik akımında şiddet birimi.

AMPERMETRE→Fr. Elektrik akımının şiddetini ölçmeye yarayan âlet.

AMPİRİZM→Fls. (Deneyci felsefe) Her çeşit bilginin kaynağının duyu organlarının kullanılması sonucu kazanılan tecrübe olduğunu duyu organlarının kullanılmadan hiçbir bilginin akılda yer alamıyacağını savunan felsefe. Akılcı felsefe gibi bu felsefenin de aşırı iddiasının yanlışlığını tenkitçi felsefe ve psikoloji göstermiştir. Bilgi için ne sadece tecrübe ne de düşünme gücü (akıl) yeterlidir.

AMPUL→Fr. İçinde elektrik akımı yardımıyla ışık vermeye yarayan bir iletken bulunan havası boşaltılmış olan cam şişe. * İçinde sıvı ilâç bulunan ağzı kızdırılarak kapatılmış küçük şişe.

AMR→Eski fetva metinlerinde erkeği temsil etmek için kullanılan umumi isimlerden birisi. (Bak: Zeyd-Amer)

AMR İBN-ÜL-AS (R.A.)→Sahabe olup kumandanlıklarda ve valilikte bulunmuştur. Çok zeki ve belâgatlı bir zât olduğu söylenir. Vefatı (Hi: 43) tür.

AMRUS→(C.: Amâris) Kuzu. * Çok yürütmek istediklerinde yürümeyen davar.

AMRUT→(C.: Amârit) Hırsız.

AMS→Eskiyip mahvolmak. * Bilirken bilmezlikten gelme.

AMŞUŞ→Üzerinden üzümü alınmış üzüm salkımı.

AMUC→Eğri giden ok.

AMUCAZADE→f. Amca oğlu.
AMUD→Dik dikine. Sütun direk.
AMUD-ÜL FECR→Sabah yeri ağarıp uzama.

AMUD-U NURANÎ→Nurdan sütun nurlu sütun.

AMUDE→f. Dizi dizilmiş.

AMUDEN→Dik olarak dikine. Dik surette.

AMUDÎ→Yukarıdan aşağıya dikey olarak. Direk gibi yukarıdan aşağıya düz ve şakulünde olarak.

AMUG→f. Uzun boylu adam. * Ciddiyet vakar.

AMUHTE→f. Öğrenmiş.

AMUHTE-GÂH→f. Muallimler öğretmenler.

AMÛMET→Amcalık.

AMÛR→İki diş arasında olan et.

AMUR→(C.: Âmar) Bekâ mânâsına. Ömür. Her kişinin hayât müddeti.

AMUS→Karanlık.

AMUT→Bir kimsenin peşinden ayıbını söylemek.

AMÛT→f. Yalçın kayalarda ve yüksek yerlerde yapılmış olan kuş yuvası.

AMUZ→f. Öğretmek mastarının emir kökü.

AMUZKÂRÎ→(Amuzgârî) Öğretmenlik öğreticilik muallimlik.

AMUZENDE→f. Talebe öğrenci. * Muallim öğretmen. Öğreten.

AMUZİŞ→f. Öğrenme. * Öğretme tedrisat.

AMUZKÂR→(Amuzgâr) f. Muallim. Öğretici.

AMÜRG→f. Fayda menfaat kâr. * Kader kıymet. * Zahire meyve. * Esas hülâsa özet. * Bir mikdar.

AMÜRZ→f. Afveden bağışlayıcı.

AMÜRZENDE→f. Bağışlayan afveden.

AMÜRZGÂR→f. Affeden bağışlayan. Günahları bağışlayan Allah.

AMÜRZİŞ→f. Bağışlayış afvediş.

AMYÂ→(Müe.) Kör a\'ma.

AMYANT→Kolayca bükülebilen ateşe dayanıklı liflerden yapılmış bir çeşit asbest.

【AN】
AN→En kısa bir zaman. Lahza. Dem. Cüz\'i bir zaman.
AN-I SEYYALE→Gelip geçici az bir an.(Vacib-ül Vücud\'a intisabını bilen veya intisabı bilinen herbir mevcud sırr-ı vahdetle Vâcib-ül Vücud\'a mensub bütün mevcudatla münasebetdar olur. Demek her bir şey o intisab noktasında hadsiz envar-ı vücuda mazhar olabilir. Firaklar zevaller o noktada yoktur. Bir ân-ı seyyâle yaşamak hadsiz envâr-ı vücuda medardır. Eğer o intisab olmazsa ve bilinmezse hadsiz firaklara ve zevallere ve ademlere mazhar olur. Çünki o hâlde alâkadar olabileceği herbir mevcuda karşı bir firakı ve bir iftirakı ve bir zevâli vardır. Demek kendi şahsi vücuduna hadsiz ademler ve firaklar yüklenir. Bir milyon sene vücudda kalsa da intisabsız - evvelki noktasındaki o intisabdaki - bir an yaşamak kadar olamaz. Onun için ehl-i hakikat demişler ki: "Bir ân-ı seyyâle vücud-u münevver milyon sene bir vücud-u ebtere müreccahtır." Yani: "Vücud-u Vâcibe nisbet ile bir an vücud nisbetsiz milyon sene bir vücuda müreccahtır." Hem bu sır içindir ki ehl-i tahkik demişler: "Envâr-ı vücud Vâcib-ül Vücudu tanımakladır." Yâni: "O hâlde kâinat envar-ı vücud içinde olarak melâike ve ruhaniyat ve zişuurlar ile dolu görünür. Eğer onsuz olsa; adem zulümatları firak ve zeval elemleri herbir mevcudu ihata eder. Dünya o adamın nazarında boş ve hâli bir vahşetgâh suretinde görünür." M.)
AN-I VÂHİD→Aniden birdenbire bir an.
ÂN→f. Uzağı gösteren işâret ismi. Şu. Bu. O. * Güzellik câzibesi. Melâhat. Güzellik. * Cemi edâtı. Kelimenin sonuna getirilerek cemi\' yapılır. Meselâ: Âlimân: Âlimler. Anân: Onlar. Merdân: Adamlar. İnsanlar. Zenân: Kadınlar.Kelimenin sonuna getirilerek sıfat edatı yapılır: Ters: Korku. Tersân: Korkak.Kelimeyi zarf yapar. Güyân: Söyliyerek.
AN→Arabçada harf-i cerrdir. Ekseri ismin kelimenin başına getirilir. Türkçe karşılığı "den dan" diyebiliriz. Bedel için olur. Meselâ: $Ona bedel ben geldim cümlesinde olduğu gibi. Tâlil için olur. Bu\'d yerinde kullanılır. Zarfiyyet için mücâveze için ve harf-i cerr olan "min" mânasına "bâ" mânasına istiâne için zâid olur. (Te\'kid için) Temim kabilesinin an\'anesine göre hemzeyi ayn harfine benzeterek "En: "yerinde (An: ile telâffuz edilir. Cânib (taraf cihet yan) mânasına da gelebilir.

AN-İL İMAN→İmandan.
AN-KARİBİN→Yakın vakitlerde.
AN-KASDİN→Kasd ve niyet üzere mahsusen.
AN-KÜMÂ→İkinizden.
AN-SAMİM-İL KALB→Derûn ve kalbden riyâdan âri ve hâli olarak. Kalbin samimiyyeti ile.
ÂNÂ→(Ani. C.) Gece yarısı vakitleri.
ÂNÂ-ÜL-LEYL→Gece yarıları gecenin geç vakitleri.
A'NÂ→(İnv. C.) Nahiyeler taraflar. * Cemaatler.
ANÂ'→Zahmet meşakkat güçlük zorluk.
A'NÂB→(İneb. C.) Üzümler. Yaş üzümler.
ANÂBİL→Kaba nesne.
ANÂDİL→(Andelib. C.) Bülbüller.
ÂNÂF→(Enf. C.) Burunlar.
ANÂFET→Kabalık sertlik.
ANAFOR→Denizde akıntının yanında veya altında onun ters istikametinde olarak akan su. Akıntı mukabili.
ANÂK→(C.: Ânuk) Dişi keçi yavrusu. * Zahmet meşakkat. * Karakulak dedikleri hayvan.
ANAK→En zarif en yakışıklı en güzel.* Çok ferah çok sürurlu.
A'NAK→(E\'nak) Boynu uzun.
A'NÂK→(Unk. C.) Boyunlar gerdanlar.
ANAKAT→Muvaffakiyetsizlik. Ümidi boşa çıkma.
ANÂKİB→(Ankebut. C.) Örümcekler.
ANALJEZİ→yun.Tıb: Acı hissinin kaybı.
ANALOJİ→Mant. Benzetme yoluyla sonuç çıkarma. Bilinmeyen bir durum bir hadise bir münasebet ve bir varlık hakkında hüküm vermek için bilinen bir benzeri hakkındaki bilgilerden faydalanılarak muhakeme yürütülmesidir. Bu tarz düşünce çok defa düşüneni yanlış sonuca götürür. Muhtemel olanın muhakkak zannedilmesine sebep olur. Hataya düşmemek için dikkatli olmak gerekir.
ANAMALCILIK→(Bak: Kapitalizm)
A'NAN→Ufuklar. * Ağacın ucu.
ÂNÂN→f. (An. C.) Onlar.
ANÂN→Bulutlar. * Gökyüzü semâ.
AN'ANÂT→(An\'ane. C.) Rivayetler. * Gelenekler an\'aneler âdetler örfler.
ANANE→Bir tek bulut.
AN'ANE→Âdet örf. * Ağızdan nakledilen söz haber. * Ist: Bir haberin veya bir hadis-i şerifin "an filân an filan" diye râvileri bildirilmek suretiyle olan nakil. * Silsile. * Müezzin ezân okurken "teganni" ederse; ona da "An\'ane" denir. (Bak: şeâir)(Ehl-i imana hücum eden ehl-i dalâlet - bu asır cemaat zamanı olduğu cihetiyle - cemiyet ve komitecilik mayesiyle bir şahs-ı mânevî ve ruh-u habis olmuş. Müslüman âlemindeki vicdan-ı umumî ve kalb-i küllîyi bozuyor. Ve avamın taklidi olan itikadlarını himaye eden İslâmi perde-i ulviyeyi yırtıyor; ve hayat-ı imaniyeyi yaşatan an\'ane ile gelen hissiyat-ı mütevariseyi yandırıyor. R.N.)

AN'ANELİ SENED→Hadis nakledenlerin veya bir haberi söyleyenlerin bu haberi kimden kime söylendiğini belli eden "An filan an filan" diyerek şahısların isimleriyle beraber rivâyet ve nakledilen kuvvetli ve şüphe götürmeyen sened. (Suâl : An\'aneli senedin fâidesi nedir ki; lüzumsuz yerde malum bir vâkıada "an filân an filân an filân" derler? Elcevab: Fâideleri çoktur. Ezcümle bir fâidesi şudur ki: An\'ane ile gösteriliyor ki an\'anede dâhil olan mevsuk ve hüccetli ve sâdık ehl-i hadisin bir nevi icmâını irae eder ve o senette dâhil olan ehl-i tahkikın bir nevi ittifakını gösterir. Güya o senette o an\'anede dâhil olan herbir imam herbir allâme; o hadisin hükmünü imza ediyor sıhhatine dâir mührünü basıyor. M.)
AN'ANEVÎ→An\'ane ile alâkalı.
AN'ANEVİYE→An\'aneciler. * An\'aneden gelen.
ANARŞİ→yun. Başıboşluk. Din ve nizam tanımamak. Din ve nizam düşmanlığı. Birden başıboş kalmak. Başta hükümet olmamak. Hükümetinin otoritesi kalmamış olan bir milletin durumu. (Bak: Ye\'cüc ve me\'cüc)(Bir Müslüman mümkün değil başka bir dine girip ya Hiristiyan ve Yahudi hususan bolşevik gibi olmak... Çünkü; bir İsevi Müslüman olsa İsâ aleyhisselâmı daha ziyade sever. Bir Musevi Müslüman olsa Musa aleyhisselâmı daha ziyade sever. Fakat bir Müslüman Muhammed Aleyhissalâtü Vesselam\'ın zincirinden çıksa dinini bıraksa daha hiçbir dine giremez anarşist olur; ruhunda kemalâta medar hiçbir hâlet kalmaz. Vicdanı tefessüh eder hayat-ı içtimaiyyeye bir zehir olur. R.N.)(..Hakiki bir Müslüman samimi bir mü\'min hiçbir zaman anarşiye ve bozgunculuğa tarafdar olmaz. Dinin şiddetle menettiği şey fitne ve anarşidir. Çünki anarşi hiçbir hak tanımaz. İnsanlık seciyelerini ve medeniyet eserlerini canavar hayvanlar seciyesine çevirir ki bunun âhir zamanda "Ye\'cüc ve Me\'cüc" komitesi olduğuna Kur\'an-ı Hakim işaret buyurmaktadır. Tr.)(Hem her bir şehir kendi ahalisine geniş bir hânedir. Eğer iman-ı ahiret o büyük aile efradında hükmetmezse güzel ahlakın esasları olan ihlâs samimiyet fazilet hamiyet fedakârlık Rıza-yı İlâhi sevab-ı uhrevi yerine garaz menfaat sahtekârlık hodgâmlık tasannu riyâ rüşvet aldatmak gibi haller meydan alır. Zâhiri asayiş ve insaniyet altında anarşistlik ve vahşet manaları hükmeder; o hayat-ı şehriyye zehirlenir. Çocuklar haylazlığa gençler sarhoşluğa kaviler zulme ihtiyarlar ağlamaya başlarlar. Ş.)
ANARŞİST→Anarşi taraftarı. Anarşi ve karışıklık çıkaran.
ANARŞİZM→Anarşiyi istiyen tahribci bir nazariye. Anarşistlik. İnsanın insan tarafından idaresi esasına dayanan her türlü devlet hukuk düzenlerinin adaletsiz haksız ve zulüm olduğunu iddia eden ve devletsiz kanunsuz her insanın kendi başına buyruk yaşıyacağı bir düzensizlik istiyenlerin görüşü.
ANÂSIR→(Unsur. C.) Unsurlar. Bir şeyin meydana gelmesine sebeb olan temel esaslar. Elementler.
ANÂSIR-I ERBAA→Dört unsur: Toprak hava su nur (veya ateş).
ANÂSIR-I HİSABİYYE→Mat : Bir hesabı yapmak için gerekli olan mâlûmatlar.
ANÂSIR-I KÜLLİYE→Külli ve dünyanın her tarafından yayılmış bulunan unsurlar.
AN-ASL→Aslında hakikatında aslından.
ANAT→(An. C.) Anlar zamanlar.
ANATOMİ→Canlıların yapısını ve bu yapıyı meydana getiren uzuvları inceleyen ilim dalı. Tıbtaki önemi çok büyüktür.
ANAYASA→(Bak: Teşkilât-ı esâsiye)
ANAZ→Bir büyük kuşun adı.
AN-BE-AN→Gittikçe yavaş yavaş zaman ilerledikçe.
ANBER→Güzel koku. Adabalığı ve kaşalot denilen büyük balıkların barsaklarında teşekkül eden güzel kokulu madde. * Derisinden kalkan yapılan bir balık.
ANBERA→İğde yemişi.
ANBER-BAR→f. Güzel kokulu. Anber kokulu.
ANBER-EFŞAN→f. Anber saçan.
ANBERÎ(N)→Güzel kokulu. Anber kokulu.
ANBER-NİSAR→f. Güzel koku yayan. Anber kokulu.
ANBER-SİRİŞT→f. Anber gibi güzel kokulu.
ANBER-TER→f. Güzellerin zülüfleri ve benleri. * Mc: Geceleyin.
ANBES→(C: Anâbis) Arslan.
ANCA→f. Orası ora orada.
ANCEC→(C: Anâcic) Büyük nesne. * Fesliğen adı verilen çiçek.
ANCEHANİYE→Kibir azamet.
ANCEHİYYE→Bilmezlik. Büyüklük. Ululuk.
AN-CEHLİN→Bilmezlikle bilmeyerek.
ANCERE→Dudak uzatmak.
ANDED→Ayrılık firak.
ANDEL(E)→Yaşı büyük deve. * Uzun tavil. * Avazla çağırmak.
ANDELİB→Bülbül. Seher kuşu. * Mc: Hz. Resul-u Ekrem\'in (A.S.M.) bir ismi.
ANDELİBÂN→f. Andelibler bülbüller.
ANDEM→Tıb: Kanı durdurmak için kullanılan bir çeşit reçine.
ANDEZİT→Yanardağ lâvlarının soğumuş kalıntısı.
ÂNE→f. Kelime sonuna getirilerek zarfiyet ifâdesi için kullanılan nisbet edatıdır. Meselâ: Mütefekkirâne (: Mütefekkire yakışır halde) kelimesinde olduğu gibi.
ÂNE→Bir aşiretin bütünlüğü veya işleri veya şerefi. * Dişi ve yabani eşek. * Yabani eşek sürüsü. * Cedi (keçi) burcundan bir kısım yıldızlar. * Kasık kılı. * Apış arası kasık.
A'NEB→Büyük burunlu adam burnu iri olan adam.
ANEBAN→Erkek geyik.
ANED→Cânib ve nâhiyeler.
ANEDE→Çok inatçılar. Muannidler.
ANEF→Kabalık (inceliğin zıddıdır).
ANEM→Bir ağaç cinsi ki kızıl yumuşak budakları olur.
ANEN→Arız olmak.
ANEN FE ANEN→Zamanla gittikçe devamlı.
ANESE→Ünsiyet etmek. Karşılıklı görüşmek arkadaş olmak yakınlık göstermek. (Vahşetin zıddı)
ANESTEZİ→yun.Tıb: Bütün vücutta veya vücudun bir kısmında hislerin az veya çok miktarda kaybı.
ANEŞNEŞ→Uzun boylu.
ANET→Cimâdan âciz olmak. * Ağaçtan yaptıkları deve ağılı.ANET : $ (C:Anât) Fâsık. * Diz kılı. * Yaban eşeği sürüsü. * Fırat ırmağı kenarında bir köyün adı.
ANET→Günah. Zinâ . * Helâk. * Fesâd. * Meşakkat. * Kalb darlığı. * Hata. Galat. * Tıb: Kırılan bir kemiğin sarıldıktan sonra tekrar kırılması.
ANEZE→Ucu demirli uzun ağaç (ki asâdan uzun süngüden kısa olur.)
ANFE→Dudak altında biten kıllar.
ANGÂH→(Angeh) f. O vakit. Ondan sonra.
ANGARYA→yun. Ücretsiz olan iş. Meccanen görülen iş. Baştan savma görülen iş. (Bak: Suhre)
ANGLİKAN→İngiliz kilisesine bağlı kimse.(Anglikan Kilisesine Cevap:Bir zaman bî-aman İslâmın düşmanı siyâsi bir dessas yüksekte kendini göstermek isteyen vesvas bir papaz desise niyetiyle hem inkâr suretinde hem de boğazımızı pençesiyle sıktığı bir zaman-ı elimde pek şematetkârane bir istifhamiyle dört şey sordu bizden. Altıyüz kelime istedi. Şemâtetine karşı yüzüne "Tuh!" demek desisesine karşı; küsmekle sükut etmek inkârına karşı da; tokmak gibi bir cevab-ı müskit vermek lâzımdı. Onu muhatab etmem. Bir hakperest adama böyle cevabımız var:O dedi birincide: "Muhammed (A.S.M.) dini nedir?" Dedim: İşte Kur\'andır. Erkân-ı sitte-i İman erkân-ı hamse-i İslâm esas maksad-ı Kur\'ân.Der ikincisinde: "Fikir ve hayata ne vermiş?" Dedim: Fikre tevhid hayata istikamet. Buna dâir şâhidim: $Der üçüncüsünde: "Mezâhim-i hâzıra nasıl tedavi eder?" Derim: Hurmet-i riba hem vücub-u zekâtla. Buna dair şahidim: $ da. $Der dördüncüsünde: "İhtilâl-i beşere ne nazarla bakıyor?" Derim: Sa\'y aslı esasdır. Servet-i insaniye zâlimlerde toplanmaz saklanmaz ellerinde. Buna dair şahidim: $
ANGLOSAKSON→Büyük Britanya\'da yerleşen Germen ırkından aşiretlerin adı. * Ana dili İngilizce olan şahıs.
ANHA MİNHA→Şundan bundan şöyle böyle ederek şu bu öteberi.
ANHÜ (ANHÂ)→Ondan. (İşaret zamiri).
ANHÜM→Onlardan (mânasına işaret zamiri).
ANHÜMÂ→Her ikisinden.
ANİ→Ansızın birdenbire. Bir anda. Hemen. * Son derece kızgın. * Olgunlaşmış kemale erişmiş.
ANİ→(C: Anat-Unât) Mütevazi alçak gönüllü. * Köle * Meşgul. * Iztırab çeken. Muztarib. * İşçi. * Müfettiş. * Tahsildar. (Müennesi: Aniye)
A'Nİ→Yani ben demek istiyorum ki (manasında).
ANÎD→(İnad. dan) Çok inadçı. * Daima suyu akıp iyileşmeyen yara. (Bak: Anud)
ANÎDE→Kabile ehl-i beyt.
ANİF→Sert kaba.
ÂNİF→Yakında geçen. Pek yakın geçmişte.
ÂNİF-ÜL BEYÂN→Biraz evvel bildirilen az önce beyan olunan.
ÂNİF-ÜZ ZİKR→Az önce bildirilen biraz evvel tebliğ edilen.
ÂNİFE→Gençlik çağının başlangıcı.
ÂNİFEN→Yukarıda. * Az önce biraz evvel.
ANİK→İnce zarif güzel. Acaib.
ANİK→Ense boynun arkası.
ANİK→Çok nesne. * Devenin ancak dizini çekip yürüyebildiği kumlu yer.
AN-İL-GIYAB→Kendisi yokken gıyabında arkadan.
ANİMİZM→Sosy: Ruhları İlâh sayan batıl bir din. Ruhlar cisimler gibi Allah\'ın mahlukudur. Onun emirlerine tâbidir.
ANİN→f. Yağ çıkarmağa mahsus olan yayık.
ANİS→Şişman ve iri deve. * İhtiyar bekâr. * İhtiyar kız.
ANİSE→Cana yakın kız veya kadın.
ANİSE→f. Sıkı bağlanmış. * Koyulaşmış katılaşmış şey. (Kan ve mürekkeb gibi akıcı maddeler.)
ANİYE→Son derece kızgın su.
ANİYE→(İnâ. C.) Yemek kapları tabaklar kap-kacaklar.
ANİZ→Iztırablı muztarib.
ANK→Kapı bâb. * Güzel hoş gökçek olmak.
ANKA→İsmi olup cismi bilinmeyen bir kuş. Çok büyük olduğu anlatılır. Zümrüd-ü Anka ve Simurg gibi isimlerle de anılır. * Uzun boyunlu kadın. * Arabdan bir kimsenin lakabı. * Zahmet meşakkat.
ANKA-YI MAĞRİB→Zümrüd-ü Anka kuşu.
ANKA-MEŞREBANE→Anka meşrebi halinde kanaat sahibi. Eski edebiyatta kanaat sahiplerine kinaye olarak söylenir.
AN-KARİB→Yakından çok zaman geçmeden.
AN-KARİB-İZ-ZAMAN→Yakın vakitten.
ANKAS→Erkek tilki yavrusu.
AN-KASDİN→Kasd ve niyet üzere mahsûsen.
ANKE→Sağlam olan nesne. * Ahmak.
ANKEB→Erkek örümcek.
ANKEBET→(C.: Anâkıb) Dişi örümcek.
ANKEBUT→Örümcek.(Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın Ebubekir-i Sıddık (R.A.) ile küffarın tazyikinden kurtulmak için tahassun ettikleri Gar-ı Hira\'nın kapısında iki nöbetçi gibi iki güvercinin gelip beklemeleri ve örümcek dahi perdedar gibi harika bir tarzda kalın bir ağla mağara kapısını örtmesidir ki: Örümcek zayıf ağı ile rüesa-yı Kureyş\'e galebe etmiştir. Ayet diyor ki: En zaif bir hayvana mağlup olacaklarını o müşrikler faraza bilseler bu cinayete ve bu suikaste teşebbüs etmiyeceklerdi... R.N.) (Bak: Beyt-i Ankebut)
ANKEBUT SURESİ→Kur\'an-ı Kerimin yirmidokuzuncu suresidir. Mekkidir. (Allahtan başkasına güvenenlerin dünyayı avlamak için kurdukları teşkilâtını bir örümcek ağına benzeten örümcek meseli zikrolunan bir suredir.)
ANKEBUTİYE→Örümcekler.
ANKUR→Her nesnenin aslı.
ANKÛT→Örümcek. Evcil al kumru.
AN-KÜM→Sizden.
AN-KÜMA→İkinizden.
AN-LA ŞEY'İN→Bilâ mucib sebebsiz.
AN MİM AMED→f. Tar: İslâmiyeti ve Türkçeyi öğretmek maksadıyla devşirilerek toplanan ve Türk köylülerine satılan acemi oğlanlardan müddetini tamamlayarak Rumeli Ağasının tezkeresiyle ulüfeye yazılanların kayıtlarına verilen işaret.
ANNAB→Üzümcü.
AN-NAKDİN→Nakit para olarak.
ANOFEL→yun. Sıtma mikrobunu taşıyan ve aşılayan sivrisinek.
ANONİM→yun. Yapıcısının adı belirtilmeyen eser. * Sermayesi hisselere bölünerek her ortağın mes\'uliyet ve salâhiyeti sermayedeki hissesiyle orantılı bulunan ortaklık şirket.
ANORMAL→Normal olmayan. İfrat veya tefrit hali.
ANOT→yun. Pozitif elektrot. Bir elektrolitte elektrik akımının içeri girdiği iletken uç.
ANS→Sağlam kuvvetli deve. * Yemen tâifesinden bir kabile. * Kız bâliğa olduktan sonra ailesinin evinde çok durması.
AN-SAMİM-İL KALB→Can ve yürekten kalbden.
AN-SAMİMİN→Kalbden. Riyasızlıkla. Samimiyetle. İçten.
ANSAR→(Bak: Ensar)
ANŞET→(C: Anâşit) Yaramaz. * Uzun.
ANSİKLOPEDİ→yun. Bir sahadaki bilgileri veya bütün bilgileri sistemli veya alfabetik bir şekilde sıralayan eser.
ANTER→(C: Anâtir) Gök sinek.
ANTİKA→yun. Kıymetli san\'at eseri. Eski zamandan kalma eser.
ANTİKOR→Fr. Vücuda giren hastalık mikroplarını zararsız kılmak için organizmanın bir kanun-u İlahî ile çıkardığı madde.
ANTROPOLOJİ→yun. İnsan dediğimiz varlığı inceleyen ilim. İnsan biyolojik özellikleri açısından incelendiğinde biyolojik antropoloji cemiyet halinde yaşıyan bir varlık olması açısından incelendiğinde sosyal antropoloji veya kültür antropolojisi insanın mahiyeti diğer varlıklardan farkı hayatının mânası dünyadaki yeri açısından incelendiğinde felsefi antropoloji adlarını alır. Allah insanın önce bedenini yaratmış sonra ona ruh vermiştir. Hiçbir varlığa vermediği kabiliyetler vermiştir. Allahı tanıdığı ve ona bağlandığı zaman Allahın muhatabı yeryüzünün halifesi ve efendisi olur. Allahı tanımadığı ve kendi keyfine tâbi olduğu zaman hayvanlardan aşağı bir mahluk olur. Dünya hayatı iyi ile kötülerin denendiği bir imtihan yeridir. İnsan ebed için yaratılmıştır. Ölüm ebedi hayata bir yolculuk bir terhistir. Mezar ya Cennete giden yolun kapısı veya Cehenneme giden yolun giriş yeridir.
ANTROPOMORFİZM→Sosy. İnsan şeklinde putlara inanma ve tapma esasına dayanan batıl bir din. Allah\'ı insan vasıflarıyla tasavvur eden dinî inançlar da antropomorfizm\'in başka kılıkta görünüşleridir. Meselâ aslı bozulmuş Musevilik ve Hıristiyanlıkta Allahın insan şeklinde düşünülmesi antropomorfizm denilen putperestliğe bir geri dönüştür. İslâm dini Allah\'ın varlığı sıfatları ve fiilleriyle eşsiz ve benzersiz olduğunu bildirmekle en üstün ve mükemmel din olmak şerefine hak kazanmıştır. İslâmın "Görmek işitmek konuşmak" gibi insani vasıfları Allaha atfettiğini ve bu sebeple antropomorfik dinler arasında yer aldığını iddia edenler ya bilgisiz ya da kasıtlı kimselerdir. Çünkü İslâm Allahın "Görmek işitmek konuşmak" fiilinde insanın muhtaç olduğu organ ve şartlara muhtaç olmadığını bilhassa belirtir ve insan fiili ile hiçbir surette benzerliği bulunmadığını açıklar. İslâm en cahil insandan en âlim insana kadar herkese hitap eden bir din olduğu için basit ve kaba düşünenlere hareketlerinin Allah\'dan gizli kalmayacağını anlatmak için Allah\'ın putperestlerin ilahları gibi konuşmaz görmez işitmez diye düşünmemelerini Allah\'ın her hal ve hareketlerinden haberdar olduğunu anlatmaktadır.
ANTÛT→Çöl ortasındaki küçük dağ ve tepe.
ANÛD→Muannid. Çok inatçı.
ANÛN→İsyankâr kavgacı. * Davarların önünde yürüyen davar.
ANVE→Kuvvet cebr zorakilik zorlama zor.
ANVET→Kahretmek. * Galip olmak.
ANYE→Güçlük engel zorluk meşakkat.
ANZAR→(Bak: Enzar)

【AP】
APOSTERİORİ→Fels: Tecrübe sonunda meydana gelen bilgi ve düşünceyi anlatmak için kullanılan bir sıfat. Meselâ ateşin yakıcı olduğunu denedikten sonra anlarız. Bu bilgi aposteriori bir bilgidir.
APRİORİ→fels. Tecrübeden önce insan aklında varlığı kabul edilen bilgi ve düşünceyi anlatmak için kullanılan bir sıfat. Meselâ: "Her sayı kendine eşittir" hakikatı hiçbir deneye baş vurmadan bilinen bir apriori bilgidir.
APSİS→Fr. Yönlü bir eksen üzerinde bulunan bir noktanın başlangıç noktasına olan uzaklığının cebirsel değeri. * Bir noktanın fezadaki yerini tesbite yarıyan ana çizgilerden yatay olanı.
APULET (APOLET)→Fr. Askerlerin sınıf ve rütbelerine göre sırma ipek veya yünden omuzlarına taktıkları saçak.
【AR】
ÂR→Utanma mahcubiyet. Utanılacak şey. Ayıp. Şiyb. Şerm. Haya.
ARUS→Süslenmiş gelin güveyi. * Güneş. Gök. * Kim: Kükürt.
ARUS-İ CİHÂN→Dünya.
ARUS-İ FELEK→Güneş.
ARUSÂN-I BÂĞ→Tarla çiçekleri.
ARUS-ÜL KUR'ÂN→(Bak: Rahmân)
ARUSAN→(Arüs. C.) f. Gelinler yeni evlenmiş kızlar.
ARUSAN-I HULD→Cennet hurileri.
ARUSANE→f. Geline yakışır şekilde.
ARUSEK→f. Küçük gelin. * Yeşil ve pembe dalgalı sedef.
ARUZ→Mekke-i Mükerreme ve Medine-i Münevvere etrafındaki nahiye ve köyler. * Edb: Şiirin ahenk ölçülerinden nazmın vezinlerinden bahseden ilim. Arap Fars Türk şiirinde kullanılan vezin ki hecelerin uzunluk (kapalılık) ve kısalık (açıklık) değerlerine dayanır. * Bir beytin birinci mısraının son kısmı. * Çadırın ortasına dikilen ve ona destek olan kazık. * Tas: Süluk edenlerin karşısına çıkan çok şeyler birisine ârız olan iş ve ihtiyaç. * Yan taraf. * Yanak. * Yol. * Usûl.
ARUZ KALIPLARI→(Bak: Bahr)
ARV→Sıtma ve diğer ateşli hastalıklarda gelen ilk titreme. * İş için birinin yanına varma. * Yemişsiz bir çeşit ağaç.
ARVANA→Boz dişi deve.
ARVEND→f. şan şeref ululuk yücelik azamet.
ARZ→(Erz) Yeryüzü toprak zemin dünya. * Aşağı ve alçak. * Memleket ülke. * Küre. * İklim. * Davarın ayağının altı.
ARZ-I A'ŞÂRİYE→Öşür (onda bir vergi) veren memleket.
ARZ-I BELDE→Ast: Herhangi bir bölgenin üstünden geçen arz dairesi.
ARZ-I BELDE TA'YİNİ→Ast: Herhangi bir bölgede kutup yıldızı veya diğer yıldızlarla astronomik hesaplar yapmak suretiyle o yerin arzını tayin etmek.
ARZ-I CENUBÎ→Cenub arzı. (Güney enlemi).
ARZ-I HARAC→Harac veya vergi veren memleket.
ARZ-I MUKADDES→Kudsi mübarek yer. Eski peygamberlerin çok eseri bulunan Kudüs Filistin. (Arz-ı mukaddes: Temiz yer (arz-ı mutahher) ve mübarek yer demektir ki Beyt-i Makdis\'in bulunduğu yerdir. Vaktiyle birçok enbiyanın makarrı olduğundan böyle tesmiye olunmuştur. Bir rivayete göre İbrahim (A.S.) Lübnan Dağına çıktığı zaman Allah Teâlâ: "Bak gözün nereye kadar yetişirse orası mukaddestir ve zürriyetine mirastır." buyurmuştur. Bunun tâyin ve tahdidinde tur yani cebel ve havalisi denilmiş. Dimeşk Filistin ve Ürdün\'ün bir kısmı denilmiş Arz-ı Şam da denilmiştir. Hz. Musa Mısır\'dan çıktıktan sonra Şamda iskân vadedildiği ve Beni İsrâil\'in buna Arz-ı Mevaid dedikleri de söylenmiştir. E.T.)
ARZ-I RUM→(Erzurum) Rum memleketi. Şimdiki Anadolu. Anadolunun şarkındaki bir vilâyet adı.
ARZ→f. Ardıç adı verilen bir ağaç.
ARZ→Bir büyüğe bir şeyi hürmetle vermek. Bir işi büyüğüne hürmetle anlatmak. İzâh etmek. Takdim etmek. Bir kimseye bir şeyi izhar etmek. * Kıymetli bir şeyi diğer bir şeyle değiştirmek. * Bir şeyin birden âniden meydana gelmesi. * Altın ve paradan gayrı mal metâ. Bir şeyin uzunluk mukabili olan genişliği. * Bir muamelede aldanmak. * Sağlam insanın hemen ölmesi. * Delirmek. * Coğ: Bir yerin yeryüzünde hatt-ı istivâdan (ekvatordan) olan uzaklığı. * Koz: Bir yıldızın mıntıkatulbürucdan olan uzaklığı.
ARZ-I CEMÂL→f. Güzelliğini göstermek. Arz-ı didar da denir.
ARZ-I ENDÂM→Boy-pos gösterme.
ARZ-I HÂCET→İhtiyacını muhtaç olduğunu bildirmek.
ARZ-I HÂL→Halini arzetme. İstida. Arzuhal.
ARZ-I HÜNER→Hüner gösterme marifet izhar etme.
ARZ-I HÜRMET→Hürmetini bildirme. Saygısını gösterme.
ARZ-I İFTİKAR→Hacatını arzetme ihtiyaçlarını meydana koyma.
ARZ-I NEFS→Hizmette ve fedakârlıkta nefsini ve kendini ileri sürme.
ARZ-I MAHZAR→Bir işin yapılması için yüksek bir mevkiye halk tarafından topluca verilen dilekçe.
ARZ-I MİNNET→Minnet gösterme.
ARZ-I KUDRET→Kudret gösterme.
ARZ-I TÂZİMÂT→Karşısındakine büyük bir hürmetle takınılan tavır ve hareket.
ARZA→şiddet. * Kuvvet.
ARZ→f. Sunma gösterme takdim etme.
ARZAN→Enine genişliğine.
ARZANÎ→Enine genişliğine olarak.
ARZ-GAH→f. Bir şey arzetmek için toplanma yeri.
ARZ-HANE→f. İstanbuldaki Topkapı sarayında bulunan Hırka-i Şerif odasının dışında kalan aralık oda.
ARZÎ→Genişliğine ait. Bir yerin enine ait.
ARZÎ→(Arziye) Toprağa ait ve müteallik. Yere ait toprakla alâkalı. * Semavî olmayan. Beşerî olan.
ARZÎN→(Arz. C.) Arzlar.
ARZİYAT→Jeoloji. Dünyanın yaradılışı ile tarih boyunca değişen vaziyetlerini tetkik eden ilim.
ARZİZ→f. Kurşun kalay.
ARZU→Meşhur halk hikâyelerinden olan Arzu ile Kamber hikâyesinin kadın kahramanı.
ARZU→f. İstek. Dilek. Meyil. Emel. Hahiş.
ARZU-YU BEKA→Ebedilik arzusu.
ARZU-YU HİLÂF→Muhalefet etme karşı koyma arzusu.
ARZU-DÂR→f. Hevesli talebli istekli arzulu.
ARZU-KEŞ→Yürekten isteyen isteyici.
ARZU-MEND→İstekli.
ARZU-MENDÎ→f. Taleb istek arzu heves.
ARZU-ŞİKESTEN→f. Arzunun olamaması yerine gelmemesi. Hayâl kırıklığı inkisar-ı hayâl.
ARZUHAL→(Arz-ı hâl) Bir iş için bir makam veya resmi daireye bir iş sahibinin verdiği dilekçe. İstida-nâme.

【AS】
AS→Mersin ağacı.
AS→Sansar cinsinden siyah kuyruklu beyaz tüylü kakum denilen bir hayvan çok kıymetli olan postu için avlanır.
AS→f. Değirmen. (Bak: Asya)
ASA→Genişlik. Zuhur meydana çıkma. Büyük kadeh.
ASA'→Yaş olan şey kuruyup katılaşmak.
ASA→Değnek. Baston sopa.
ASA-YI İNKÂR→İnkâr değneği. Kabul etmeme.
ASÂ-YI MUSÂ→Hz. Mûsânın (A.S.) Asâsı. * Kafir sihirbâzları Cenab-ı Hakkın izniyle mağlub eden ve taşa vurduğunda hemen Cenab-ı Hakkın izni ile su çıkaran Hz. Mûsânın (A.S.) mucizeli değneği. Bu mucizeye teşbih olarak her bir zerrede ve her şeyde Allahın (C.C.) varlığını birliğini ve kudsi sıfatlarını isbat ederek imân âb-ı hayatını gösteren ve bununla kâfirleri mağlub eden ehl-i mekteb ve ehl-i felsefeye çok lüzumu bulunan Risale-i Nur külliyatından bir eserin adı.(... Kur\'andan tavr-ı kalbe ilham edilen Asâ-yı Musa gibi mânevi bir asâ ihsan edilmiştir. Bu asâ ile kitab-ı kâinatın herhangi bir zerresine vurulursa derhâl mâ-i hayat çıkar. Çünki müessir ancak eserde görünebilir. Mânevi asansör hükmünde olan murâkabeler ile mâ-i hayatı bulmak pek müşküldür. Vesaite lüzum gösteren ehl-i nazar ise etraf-ı âlemi arşa kadar gezmeleri lâzımdır. Ve o uzun mesâfede hücum eden vesveselere vehimlere şeytanlara mağlub olup caddeden çıkmamak için pekçok bürhanlar alâmetler nişanlar lâzımdır ki yolu şaşırtmasınlar. M.N.)
ASA→f. (Gibi) manasına gelerek birleşik kelimeler yapılır. (Teşbih edatıdır.)
ASA→f. Esneme. * Vakar ciddilik. * Süs zinet.
ASÂ→(Fiil veya harftir) Ümid veya korku bildirir. Şek ve yakin manalarına delalet eder; (ola ki şayet ki meğer ki olur gerektir) manalarına gelir. (Kâde) $ fiiline benzer. Ekseri (lâkin) (leyte) mânasına temenni için kullanılır. Hitab-ı İlahî kısmında yakîn ve vücubu ifade eder.
A'SA→(Asâ. C.) Değnekler sopalar bastonlar.
ASÂB→Geyik gazâl.
ASAB→Sinir. Damar.
A'SÂB→(Asab. C.) Sinirler. Damarlar.
A'SÂB-I GÛŞ→Kulak sinirleri kulaktaki sinirler.
A'SÂB-I MUHARRİKE→Hissi duyguyu vücuttaki haber merkezine bildiren sinirler. Hareket ettirici sinirler.
ASABE→Kuvvet şiddet. * Bir tek sinir. * Baba tarafından akraba olanlar. * Bir kimseye yardım ve takviye eden akrabası takımı. * Fık: Eshab-ı Feraiz hisselerini aldıktan sonra geri kalanı terekeyi alan kimse. (Babası ve evladı olmayan kimseye vâris olan.)
ASABİ'→(Usbu\'. C.) Parmaklar.
ASABÎ→Sinirli. Öfkeli.

【AV】
AVRUPAÎ→Avrupalılara ait ve onlarla alâkalı Avrupalılar gibi.
AVRUPALILAŞMAK→Avrupalıların fikirlerini ve yaşayış tarzını benimsemek. Türkiye\'de batılılaşma olarak kullanılmaktadır. Avrupa zamanımızda ilim ve teknikte ilerlemiş olmakla beraber inanışları ahlâkları felsefeleri ve yaşayış tarzı ile geri bir düşünüşü temsil eder. Avrupaya batıya özenmek eşkiyanın gasbettiği servetine özenmeğe benzer. Batının mazlum milletleri ezmek için vasıta ve silah olarak kullandığı ilim ve tekniğe sahip olmak İslâm\'ın hakkıdır. İslâm dünyası ilim ve tekniğe sahip olmakla hem batının zulmüne son verecek hem de bunu insanlığın hayrına barış için ve insanlığın saadeti mutluluğu için kullanacaktır. Amma batının hayat felsefesi insanlık için bir zehirdir ve onu reddeder. (Bak: Asrî)
AVRUPAZÂDE→f. Avrupa\'dan doğan. Avrupa te\'siri ile olan. Avrupalıyı taklid eden.
AVŞİN→f. Kekik otu.
AVUKAT→Mahkemede ücret mukabilinde taraflardan birinin müdafaasını ve davasını üzerine alan hukukçu. * Mc: Müdafaaya muktedir çeneli cerbezeli.
AVUNMAK→t. Oyalanmak kendi kendini eğlendirmek. * İnek vs. nin gebe kalması.
AVVA→Bir yıldız kümesi.
AVVAC→Fildişi satan. Fildişi işçisi.
AVZ→Hâcet. İhtiyaç. Bir şeyin bulunmaması. * Fakir. * Fakirlik muhtaç olma.
AVZ→(Avez) (İyâz meaz meâze) Sığınma. Sığınak. Melce. Sığınacak yer.
AVZEN→(Zenav) (Kürdçe) Suların biriktiği yer. Havuz göl.

【AY】
AY→(Bak: Ayât)
AYÂ→Tedavisi mümkün değil iyileştirilmez. * Kabiliyetsiz kudretsiz.
ÂYÂ→(Şüphe ve tereddüt bildiren edât; hayret ve taaccüb soru ile beraber ümid ifâde eder) Acabâ. Âyâ nasıl oluyor. Hayret sen bu işi nasıl olur da yaparsın?.. der gibi.(Ey bu vatan gençleri! Frenkleri taklide çalışmayınız! Âyâ Avrupa\'nın size ettikleri hadsiz zulüm ve adavetten sonra hangi akıl ile onların sefâhet ve bâtıl efkârlarına ittiba edip emniyet ediyorsunuz? Yok! Yok! Sefihane taklid edenler ittiba değil; belki şuursuz olarak onların safına iltihak edip kendi kendinizi ve kardeşlerinizi idam ediyorsunuz. Âgâh olunuz ki siz ahlâksızcasına ittiba ettikçe hamiyet davasında yalancılık ediyorsunuz! Çünki şu surette ittibaınız milliyetinize karşı bir istihfaftır ve millete bir istihzâdır! L.)
A'YA→En kudretsiz kabiliyetsiz. İktidarı hiç olmayan.
A'YAD→(İd. C.) Bayramlar.
AYAL→(Bak: Iyal)
A'YAN→(Ayn. C.) Gözler. * Bir yerin ileri gelenleri. * Meclis âzaları. Senato âzaları. * Muayyen ve müşahhas olan şeyler. * Altınlar. * Kaymakam.
A'YAN-I SÂBİTE→Tas: İlm-i İlâhide eşyanın ezelden beri sâbit olan sûret ve hakikatları. Mevcudat-ı ilmiye. (Bak: Adem-i hâricî)
AYAN→(İyân) Aşikâr. Belli. Herkesin bilebileceği ve görebileceği. * Çiftçi âletlerinden olan saban okunun bileziği.
AYAR→Altın ve gümüşten yapılmış şeylerin saflık ve hafiflik derecesi. *Saadete mutluluğa doğru gitme.
A'YAR→(Ayr. C.) Eşekler.
AYAR-DAN→f. Ölçüden anlar değerbilir.
AYASOFYA→İstanbul\'daki bu ilk kilisenin açılış resmi Mi : 325 tarihinde yapılmıştır. 513 senesi Ocak ayının 13-14. gecesi bir yangın esnası bina kâmilen yanmış. O zaman İmparator Justinyanus yeniden yaptırmış. 573 de binanın resm-i küşâdı yapılmıştır.Osmanlılarca 29 Mayıs 1453\'de İstanbul fethedilince Fatih Sultan Mehmed yaya olarak Kiliseye girmiş ve müezzine ezan okutarak maiyeti ile beraber namaz kılmıştır. Ayasofyanın câmi halinde kıyâmete kadar devamını vasiyet etmiş fakat maalesef câmi 1934 de bir müze haline getirilmiştir.

AYASTAFANOS→İstanbul\'da Yeşilköy semtinin eski adı.
AYASTAFANOS MUAHEDESİ→3 Mart 1878 Rusya ile Osmanlılar arasında ilk olarak yapılan bir anlaşmadır. (28 Safer 1295) Tarihte buna "Ayastafanos Mukaddemat-ı Sulhiyesi" denir. Anlaşma maddeleri tatbik edilememiştir.
ÂYÂT→(Âyet. C.) Âyetler. * Cenab-ı Hakk\'ın sıfât ve kudreti hakkında görülen âşikâr deliller bürhanlar. * Menziller. Mekânlar.
ÂYÂT-I KİBRİYÂ→Allah\'ın kibriyasını ve büyüklüğünü gösteren âyetler deliller ve eserler.
ÂYÂT-I KUR'ÂNİYE→Kur\'ânın âyetleri.
ÂYÂT-I MENSUHA→Sâbık olan geçmişte olan hükümleri beyân eden âyetler.
ÂYÂT-I MUHKEMÂT→Manası kat\'i ve açık olan Kur\'an âyetleri.
ÂYÂT-I NÂSİH→Sâbık olan şer\'i hükmün kaldırıldığını beyan eden âyetler. (Bak: Nesh)
ÂYÂT-I TEKVİNİYE→Tekvinî âyetler. (Bak: Tekvin)
AYB→Kusur. Leke. Utandıracak hal.
AYB-I HÂDİS→Huk: Satılan eşya müşteri elinde iken ârız olan ayıb. (Müşterinin satın aldığı kumaşı kesip biçmesiyle meydana gelen hâl gibi)
AYB-CÛ→f. İnsanın ayıplarını araştıran herkesin ayıbını noksanını meydana çıkarmak isteyen.
AYBE→(C.: İyâb) Heybe deri çanta.
AYB-GÛ→Fitneci fitnekâr dedikoducu.
AYB-GÛYÎ→f. Dedikoduculuk.
AYB-NÂK→f. Noksan kusurlu.
AYC→Razı olmamak. * Tasdik edip inanmamak. * Menfaatlenmemek faydalanmamak.
AYDAN→(Uvd. C.) Uzun hurma ağaçları.
AYDANE→Uzun hurma ağacı.
AYDE→Yaramaz huylu.
AYDIN→Aydınlık. * Açık âşikâr açıkça görünen. * Mübârek mesut. Bilgili okumuş görgülü.Bugün bazı çevrelerde batı ilim ve felsefesini tahsil edip benimseyenlere de "aydın" denilmektedir. Aklı gözüne inmiş yani herşeyi maddi ölçülerle yorumlamaya alışmış kalbi maddeci felsefe ile kararmış insana aydın demek yanlıştır. Böylelerine "zulmetli münevver" yani kalbi ve aklı kararmış okumuşlar demek daha doğru olur.
A'YEN→Büyük ve iri gözlü. * Bakılan yer. * Çok açık pek belli bâriz.
ÂYEN→f. Demir.
ÂYENDE→(C.: Âyendegân) f. Gelen geçici.
A'YES→(C.: İys) Beyaz deve.
AYES→Beyazlık aklık.
ÂYET→Eser. * Kimsenin inkâr edemiyeceği açık delil. Nişân. Alâmet. İşaret. * Menzil mekân. * Kur\'ân-ı Kerim\'deki her bir cümle. Mânen uyanmağa intibâha sebeb olan hâdise. (Kur\'ân-ı Kerim\'de 6666 âyet vardır.)
ÂYET-İ MÜDÂYENE→Kur\'an-ı Kerim\'de (Sure-i Bakara 281. âyet) borçlu ve alacaklı hakkındaki âyet. (Bu âyet vasatî olarak bir sahife uzunluğundadır.)
AYFE→Hayret. * Tereddüt. * İğrenmek.
AYHEKA→Neşat sevinç neşe sürur. * Bir kuş adı.
AYHEM→Katı sağlam nesne.
AYHÜM→Ağaç kökü. * Kırmızı sahtiyan.
AYIKLANMA→t. (Biyolojide) Çevre şartlarına en iyi uyabilen canlıların hayatta kalıp çoğaldığı uyamıyanların öldüğü ve nesillerinin yok olduğu böylece canlılardan tabii bir tekâmül (evrim) meydana geldiğini savunanların ileri sürdüğü bir tâbirdir. Ayıklanma ile tekâmül görüşü tabiatta herşeyin tesadüfle meydana geldiği peşin hükmüne dayanır. Hayatı ve kâinatı tesadüfle açıklamak hem ilmi hem aklı inkârdan başka birşey değildir. Canlıların bulunduğu çevre şartlarına göre cihazlarla donatılması; onların Hâlık\'larının Rab\'lerinin sonsuz merhametini ilmini ve iradesini gösteren inkâr edilemez delilleridir. Bunlar kör tesadüfün şuursuz maddenin işleri değildir ve olamaz. Dünyaya bir yavru getiren annenin memelerinden süt gelmesi ve yavrunun kimseden öğrenmeden memeyi arayıp süt emmesini başarması tesadüf mü yoksa Allah\'ın sonsuz merhameti ilmi ve iradesini göstermez mi? Bunu zerre kadar aklı olan anlamaz mı?
AYIN→Arap alfabesinin onsekizinci ve Osmanlı alfabesinin yirmibirinci harfi olup ebced hesabında yetmiş sayısına tekabül eder.
AYİB→Dönüp çekilen. Geri dönen. Tövbe eden.
AYİDE→Fayda menfaat. * Muhabbet sevgi.
AYİJ→f. Kıvılcım şerâre.
AYİL(E)→Ailesi kalabalık olan. * Ailesini besleyen. * Aşırı. * Fakir. * Dengede olmayan terazi.
ÂYİN→Gözü değen kişi. Nazarı değen kimse.
ÂYİN→Merâsim. Usûl. Görenek. Dinî âdâb. Âdet örf ve kanun. * Ziynet süs.İslâm\'da fıkıh lisânı âyin kelimesini kabul etmemiştir. Bazı vakıflar filân câmide herhangi bir tarikat âyini icra için te\'sis yapacakları zaman vaki olan müracaatlarında fetvahâne tarafından verilen müsaadelerde âyin sözü kullanmayıp "İcra-yı zikrullah" tabiri kullanılırdı. Sofiyede âyin lâfzı muteberdir. Turuk-u âliye tekkelerinde icra edilen şekil ve merasime âyin ıtlak edilir. "İcra-yı âyin-i ehlullah" tabirdendir. Bu sûretle her tarikata mensub tekkelerde yapılan dinî merasime âyin ismi verilmiştir. Bu âyinlerden herbirinin ayrı ismi ve şekli vardır. Yaptıkları âyine Mevleviler: Semâ; Kâdirîler: Devran; Rıfailer ve Sa\'diler: Zikr-i kıyam; Halvetiler: Darb-ı esmâ; Nakşibendiler: Hatm-i hâcegân isimlerini verirler. Diğer turuk-u âliye de bu esaslardan münşaib olduğuna göre âyinleri bu esaslara bağlıdır. (T.İ.A.)
AYİNE→f. Ayna. Mir\'ât. Kendisine tecelli ve aksedeni gösteren veya bildiren şey. (Ayna ışığı aksettirip gösterdiğinden dolayı esmâ-i İlâhiyeyi de bize gösteren ve Cenab-ı Hakk\'ın sıfatlarına âyinelik eden mevcudata da mecazen "âyine" denilmektedir.) * Vasıta ve mazhar mânasına da gelebilir.
AYİNE-İ ÂSMÂN→Güneş.
AYİNE-İ EHADİYET→Ehadiyetin ayinesi. Cenab-ı Hakk\'ın ekser isimlerinin tecellisine mazhar olan şey.(Hayat birşeye girdiği vakit o cesedi bir âlem hükmüne getirir; cüz ise küll gibi cüz\'iye dahi külli gibi bir câmiiyyet verir. Evet hayatın öyle bir câmiiyyeti var; âdeta umum kâinata tecelli eden ekser Esmâ-i Hüsnayı kendinde gösteren bir câmi âyine-i ehadiyettir. Bir cisme hayat girdiği vakit küçük bir âlem hükmüne getirir âdeta kâinat şeceresinin bir nevi fihristesini taşıyan bir nevi çekirdeği hükmüne geçiyor. Nasıl ki bir çekirdek onun ağacını yapabilen bir kudretin eseri olabilir; öyle de: En küçük bir zihayatı halkeden elbette umum kâinatın Hâlıkıdır. L.)
AYİNE-İ ERVAH→Ruhlar âyinesi. Esmâ-i İlâhiyenin tecellisine mazhar olan ruhlar.(... Muhabbetten yetimâne bir şefkat me\'yusâne bir rikkat tevellüd eder. Bütün zihayatlara acır; hatta güzel ve zevâle maruz bütün mahlukata bir rikkat ve bir firkat hisseder; elinden birşey gelmez ye\'s-i mutlak içinde elem çeker. Fakat gafletten kurtulan evvelki adam o şedit şefkatin elemine karşı ulvi bir tiryak bulur ki: Acıdığı bütün zihayatların mevt ve zevalinde bir Zât-ı Bâki\'nin bâki esmâsının dâimi cilvelerini temsil eden âyine-i ervahları bâki görür; şefkati bir sürura inkılâb eder. M.)
AYİNE-İ İSKENDER→Makedonya kralı Büyük İskender\'in aynası. Rivayetlere göre bu ayna Aristo tarafından yapılmış ve İskenderiye şehrinde yüksekçe bir yere konulmuştur. Bu sayede İskender yüz fersah uzaklıktaki düşmanlarını aynada görürmüş.
AYİNE-İ ZİŞUUR→Şuur sahibi âyine. (Yani: İnsan cin melek)
AYİNEDAR→f. Ayna tutan. * Eskiden bir büyük adamın giyinirken aynasını tutmakla vazifeli hizmetçi. * Berber.
AYİNE-RÛ→f. Yüzü ayna gibi parlıyan.
AYİNE-SAZ→f. Aynacı.
ÂYİN-HAN→f. Mevlevihâne ve semâhânelerde sema edilirken yüksek bir yerde bulunan ve mutribhâne adı verilen mahfilde âyin okuyan kimse.
AYİR→Tereddütlü kimse.
AYİS→(Bak: Sinn-i iyâs)
AYİŞ(E)→Bolluk içinde rahat yaşayan. * Hz. Peygamber\'in (A.S.M.) zevcesi ve mü\'minlerin vâlidesi Hz. Ebu Bekir\'in (R.A.) kızının bir ismi. Aişe-i Sıddıka diye de anılır. Hayret edilecek derecede takva iffet ve zekâvet sahibesi olup 2210 Hadis-i Şerif nakletmiştir. Hicretin 57. yılında vefat etmiştir. (R.A.)
AYİŞNE→(Ayişte) f. Casus ajan. * Dalkavuk.
AYİZ(E)→Mukabil olarak veren. Karşılık olarak verilmiş.
AYİZ→(C.: Ayizât) Yeni doğurmuş hayvan.
AYK→Nâhiye. * Kenar. * Taife.
AYKA→Deniz kenarı. * Ev ortası.

【AC】
ACZ-MEND→Acizlik mahviyet sâhibi.

【AŞ】
AŞ→f. Muharrem ayında pişirilen aşure. * Yemek taam.
AŞA→(C.: A\'şiye) Akşam yemeği.
A'ŞA→Gözleri dumanlı olan adam. * Çeşitli yüzyıllarda yaşamış olan birkaç Arap şairinin adı. * Gece vakti gözleri görmeyen kimse.
AŞA→(C.: Aşâ-Aşvâ) Gece gözlerin görmeyip gündüz görmesi.
A'ŞAB→(Aşb. C.) Tâze otlar.
AŞABE→Yaş otun çok olması.
AŞAİR→(Aşiret. C.) Aşiretler. Kabileler.
AŞAK→Sarmaşık.
AŞAM→f. Yiyecek ve içecek. * İçen içici manasına birleşik kelimeler yapılır.
AŞAMİDENÎ→f. İçilebilen veya yenilebilen.
A'ŞAR→(Öşür. C.) Öşürler. Arazi mahsüllerinden alınan onda bir nisbetindeki vergiler. * Mahsül alan zengin müslümanların zekâtları.
A'ŞARÎ→Ondalığa âit. Öşür hesapları nev\'inden. On sayıları. Ondalık.
AŞAVET→Gündüz görüp gece görmeyen ve tavukkarası adı verilen göz hastalığı.
AŞAYA→(Aşi. C.) Akşamlar mağribler.
AŞB→(C.: A\'şâb) Yaş ot.
AŞEBE→Zayıflığından gövdesi kurumuş olan yaşlı kimse. * Büyük azı dişi. * Küçük adam.
AŞEM→Kuru ekmek.
AŞEME→Kuru ekmek parçası. * Büyük azı dişi.
AŞEN→Her nesnenin aslı ve kökü. * Sözü kendi kanaatine göre söylemek.
AŞENNET→(C.: Aşânit) Yaramaz huylu kimse.
AŞENZER→Katı sağlam nesne.
AŞERAT→(Aşere. C.) On sayıları.
AŞERE→On. On rakamı.
AŞERE-İ MÜBEŞŞERE→Hz. Peygamber\'in (A.S.M.) kendilerine Cennetlik olduklarını müjdelediği sahabelerdir. Bu kişiler Allah\'ın emirlerine bağlılıkta ve din hizmetindeki fedailikte Allah\'ın rızasını tam kazanmışlardır. Bu zatlar şunlardır: Hz. Ebu Bekir Hz. Ömer Hz. Osman Hz. Ali Hz. Abdurrahman bin Avf Hz. Ubeyde bin Cerrah Hz. Said Hz. Sa\'d bin Ebi Vakkas Hz. Talha Hz. Zübeyr İbn-ül Avvam (R.Anhüm).
AŞEVÎ→Akşam akşam vaktine dair.
AŞEVİ→Yoksullara parasız olarak yemek yedirilen veya dağıtılan yer aşhane. * Para ile yemek yenilen yer lokanta. * Düğün gibi toplantılarda yemekleri hazırlamak için iğreti mutfak olarak kullanılan yer. * Bazı tekkelerde yemek pişirilen yer.
AŞEVSEC→Büyük karınlı iri deve.
AŞEVZEN(E)→Galiz katı nesne.
AŞ-HANE→f. Aşevi mutfak.
AŞI→Birşeyden alınıp diğer birşeye aktarılan madde. * Çeşitli tehlikeli hastalıkların önünü almak için aşılanan madde. * Yabani veya cinsi âdi bir ağaca cinsine yakın diğer iyi bir ağaçtan vurulan kalem veya yaprak aşısı.
ÂŞIK→Çok fazla seven. Mübtelâ. Birisine tutkun. * Saz şairi. * (Cümledeki yerine göre) : Ahbab hazret ma\'hut seninki gibi mânâlara gelir. (Müennesi: Aşıka)
ÂŞIK-I DİDÂR-I PÂK→Temiz yüzün âşıkı. * Edb: Evvelce ordularda kışlalarda köy odalarında ve mahalle kahvelerinde gerek kendinin gerek başkalarının sözlerini sazla dile getiren kimse; halk şâiri.
ÂŞIKAN→(Âşık C.) f. Âşıklar tutkunlar.
AŞİ→(C.: Avâş) Kastedici.
AŞİ→Akşam. * Akşam yemeği. * Tavuk karasına tutulan kimse.
AŞİHE→f. Kişneme.
AŞÎK→Fazla âşık çok tutkun.
AŞİKÂR(E)→f. Belli meydanda açık. Bedihi.
AŞİNA→f. Mâlumatlı haberli olan. Arif. Bilgili. Mâlik. Tanıdık. Yabancı olmayan. * Yüzücü.
AŞİNE→f. Yumurta.
AŞİR→Onuncu. * Eskiden öşür toplayan vergi memuru. (Bak: Amil)
AŞİR→Onda bir. On kısma taksim edilen bir şeyin herbir parçası. * Kur\'an-ı Kerimin on cüz\'ünden herbiri veya on âyetlik bir parçası. * Dost yardımcı yardak. * Koca. * Kabile. * Kötülükte yardımcılık eden. * Sahip. * Toz. (Bak: Aşr)
AŞİRE→Onuncu. Tâsia\'nın altmışta biri.
AŞİREN→Onuncu olarak onuncu derecede.
AŞİRET→Kabile oymak göçebe halinde yaşıyan ekseri bir soydan gelen cemaat. Yakın akraba âile.
AŞİRET-İ GALİB→Galip gelen aşiret. * Aşiretin ekseriyeti çokluğu.
AŞİYAN (E)→f. Kuş yuvası. * Mc: İkâmetgâh. Ev mesken.
AŞİYAN-I HARÂB→Yıkılmış yuva tahrib edilmiş mesken.
AŞİYAN-SÂZ→f. Yuva kuran mesken yapan.
AŞİYY→Akşam akşam üzeri.
AŞK→(Işk) Çok ziyâde sevgi. Şiddetli muhabbet. Sevdâ. Candan sevme. * İttibâ\'. Alâka.(İnsanın mahiyeti ulviye; fıtratı câmia olduğundan; binler envâ-ı hâcât ile binbir esmâ-i İlâhiyyeye herbir ismin çok mertebelerine fıtraten muhtaçtır. Muzaaf ihtiyaç iştiyaktır. Muzaaf iştiyak muhabbettir. Muzaaf muhabbet dahi aşktır. Ruhun tekemmülâtına göre merâtib-i muhabbet meratib-i esmâya göre inkişaf eder. Bütün esmâya muhabbet dahi -çünki o esmâ Zât-ı Zülcelâl\'in ünvanları ve cilveleri olduğundan- muhabbet-i zâtiyyeye döner. S.)
AŞK-I EFLÂTUNÎ→Maddeci olmayan aşk.
AŞK-I HAKİKÎ→Hakiki aşk. Allah için sevmek. Allah sevgisi.
AŞK-I KİMYEVÎ→Fıtrî meyil ve alâka. Kimyevî unsurlar arasında birbirlerine karşı olan cazibe ve birleşme meyelanları ki; birer İlâhi emir ve kanunlardır.Fransızcası: Affinite (afinite) dir. (Sani-i Hakîm havada iki unsur halk etmiştir. Biri azot biri müvellid-ül humuza. Müvellid-ül humuza ise: Nefes içinde kana temas ettiği vakit kanı telvis eden karbon unsur-u kesifini kehribar gibi kendine çeker. İkisi imtizac eder. Buharî hâmız-ı karbon denilen (semli havâi) bir maddeye inkılâb ettirir. Hem hararet-i gariziyeyi te\'min eder hem kanı tasfiye eder. Çünki: Sani-i Hakîm fenn-i kimyada aşk-ı kimyevî tabir edilen bir münasebet-i şedideyi müvellid-ül humuza ile karbona vermiş ki: O iki unsur birbirine yakın olduğu vakit o kanun-u İlâhî ile o iki unsur imtizac ederler. Fennen sabittir ki: İmtizacdan hararet hâsıl olur. Çünki imtizac bir nevi ihtiraktır. Şu sırrın hikmeti şudur ki: O iki unsurun her birisinin zerrelerinin ayrı ayrı hareketleri var. İmtizac vaktinde her iki zerre yani onun zerresi bunun zerresiyle imtizac eder bir tek hareketle hareket eder. Bir hareket muallâk kalır. Çünkü: İmtizacdan evvel iki hareket idi. Şimdi iki zerre bir oldu. Her iki zerre bir zerre hükmünde bir hareket aldı. Diğer hareket Sani-i Hakîm\'in bir kanunu ile hararete inkılâb eder. Zaten "Hareket harareti tevlid eder" bir kanun-u mukarreredir. İşte bu sırra binaen beden-i insanîdeki hararet-i gariziye bu imtizac-ı kimyeviyye ile te\'min edildiği gibi kandaki karbon alındığı için kan dahi sâfi olur. İşte nefes dâhile girdiği vakit vücudun hem âb-ı hayatını temizliyor. Hem nâr-ı hayatı iş\'al ediyor. Çıktığı vakit ağızda mu\'cizât-ı kudret-i İlâhiye olan kelime meyvelerini veriyor. S.)
AŞK-I LÂHÛTÎ→Cenab-ı Hakk\'a olan sevgi ve muhabbet. Aşk-ı İlâhî aşk-ı hakikî aşk-ı mânevî gibi tâbirler Cenab-ı Vacib-ül Vücud\'a dâir şiddetli muhabbet ve sevgiyi ifâde eder.
AŞK-I MECAZÎ→Fâni şeylere olan aşk. Nefis ve şehvet arzusuna dayanan aşk. * Tas: Kâmil bir zâtın Cenab-ı Hakk\'a dâir şiddetli muhabbetinden evvel fani dünyevî şeylere dair olan aşkı.(Mahbublara olan aşk-ı mecazî aşk-ı hakikiye inkılâb ettiği gibi acaba ekser nasda bulunan dünyaya karşı olan aşk-ı mecazî dahi bir aşk-ı hakikiye inkılâb edebilir mi?Elcevab: Evet dünyanın fâni yüzüne karşı olan aşk-ı mecazî eğer o âşık o yüzün üstündeki zeval ve fena çirkinliğini görüp ondan yüzünü çevirse bâki bir mahbub arasa dünyanın pek güzel ve âyine-i esmâ-i İlâhiye ve mezraa-i âhiret olan iki diğer yüzüne bakmağa muvaffak olursa o gayr-i meşru mecazî aşk o vakit aşk-ı hakikiye inkılâba yüz tutar. Fakat bir şart ile ki kendinin zâil ve hayatiyle bağlı kararsız dünyasını haricî dünyaya iltibas etmemektir. Eğer ehl-i dalâlet ve gaflet gibi kendini unutup âfaka dalıp umumi dünyayı hususi dünyası zannedip ona âşık olsa tabiat bataklığına düşer boğulur. Meğer ki hârika olarak bir dest-i inayet onu kurtarsın. Şu hakikatı tenvir için şu temsile bak. Meselâ:Şu güzel zinetli odanın dört duvarında dördümüze ait dört endam âyinesi bulunsa o vakit beş oda olur. Biri hakiki ve umumi dördü misâli ve hususi... Herbirimiz kendi âyinemiz vasıtasiyle hususi odamızın şeklini hey\'etini rengini değiştirebiliriz. Kırmızı boya vursak kırmızı; yeşil boyasak yeşil gösterir. Ve hâkezâ... âyinede tasarrufla çok vaziyetler verebiliriz; çirkinleştirir güzelleştirir çok şekillere koyabiliriz. Fakat hârici ve umumi odayı ise kolaylıkla tasarruf ve tağyir edemeyiz. Hususi oda ile umumi oda hakikatta birbirinin aynı iken ahkâmda ayrıdırlar. Sen bir parmak ile odanı harab edebilirsin ötekinin bir taşını bile kımıldatamazsın.İşte dünya süslü bir menzildir. Herbirimizin hayatı bir endam âyinesidir. Şu dünyadan her birimize birer dünya var birer âlemimiz var. Fakat direği merkezi kapısı hayatımızdır. Belki o hususi dünyamız ve âlemimiz bir sahifedir. Hayatımız bir kalem... onunla sahife-i a\'mâlimize geçecek çok şeyler yazılıyor. Eğer dünyamızı sevdikse sonra gördük ki: Dünyamız hayatımız üstünde bina edildiği için hayatımız gibi zâil fâni kararsızdır hissedip bildik. Ona ait muhabbetimiz o hususi dünyamız âyine olduğu ve temsil ettiği güzel nukuş-u esma-i İlâhiyeye döner; ondan cilve-i esmâya intikal eder. Hem o hususi dünyamız âhiret ve Cennet\'in muvakkat bir fidanlığı olduğunu derkedip ona karşı şedit hırs ve taleb ve muhabbet gibi hissiyatımızı onun neticesi ve semeresi ve sünbülü olan uhrevî fevâidine çevirsek o vakit o mecazî aşk hakikî aşka inkılâb eder. Yoksa $ sırrına mazhar olup nefsini unutup hayatın zevâlini düşünmeyerek hususi kararsız dünyasını aynı umumi dünya gibi sabit bilip kendini lâyemut farzederek dünyaya saplansa şedit hissiyat ile ona sarılsa onda boğulur gider. O muhabbet onun için hadsiz bela ve azaptır. Çünki o muhabbetten yetimâne bir şefkat meyusâne bir rikkat tevellüd eder. Bütün zihayatlara acır; hatta güzel ve zevâle mâruz bütün mahlukata bir rikkat ve bir firkat hisseder; elinden bir şey gelmez ye\'s-i mutlak içinde elem çeker. Fakat gafletten kurtulan evvelki adam o şedit şefkatin elemine karşı ulvi bir tiryak bulur ki: Acıdığı bütün zihayatların mevt ve zevâlinde bir Zât-ı Bâki\'nin bâki esmâsının dâimi cilvelerini temsil eden âyine-i ervahları bâki görür; şefkatı bir sürura inkılâb eder. Hem zeval ve fenâya mâruz bütün güzel mahlukatın arkasında bir cemâl-i münezzeh ve hüsn-ü mukaddes ihsas eden bir nakş ve tahsin ve san\'at ve tezyin ve ihsan ve tenvir-i dâimîyi görür. O zeval ve fenâyı tezyid-i hüsn ve tecdid-i lezzet ve teşhir-i san\'at için bir tazelendirmek şeklinde görüp lezzetini ve şevkini ve hayretini ziyadeleştirir. M.)
AŞKAR→Koyu kırmızı. * Kırmızı saçlı adam. * Doru at.
AŞ-KÂRE→f. Aşçı.
AŞKBAZÎ→f. Aşk oyunu. Sever görünmek. Aşk-ı kâzib.
AŞKNÜMA→f. Aşkını bildiren. Aşkını gösteren.
AŞKÛ→f. Tavan; kat tabaka. * Gökyüzü. Gök.
AŞNA→f. Yüzücü. * Yüzme. * Tanıyan yabancı olmayan. (Bak: Aşina)
AŞNAGER→f. Yüzücü. Yüzgeç.
AŞNAGERÎ→f. Yüzme yüzücülük.
AŞNAB→f. Yüzen yüzücü.
AŞNA-YAN→(Aşnayî. C.) f. Dostluklar âşinalıklar haberdarlıklar.
AŞ-PEZ→f. Ahçı aşçı.
AŞR→(Aşir) On. * On adetten birisini almak. On etmek. * Kur\'ân-ı Kerim\'den on âyet mikdarı kısım.
AŞR-İ ÂHİR→Ist: Ramazan ayının son on günü.
AŞR-İ MİŞAR→(Bak: Öşr-ü mişar)
AŞRA'→Muharrem ayının onuncu günü. * On aylık vazife. * On aylık hâmile deve.
AŞREFE→Bir cins misvak ağacı.
AŞŞ→Zayıf adam.* Az kalil. * Kuş yuvası.
AŞŞAB→(Aşşeb. den) Nebatları bitkileri toplayarak ve misallerini kurutarak her biri üzerinde ilmî incelemeler yapan âlim.
AŞŞAR→A\'şar tahsildarlığı yapmış olan kimse. Öşürcü ondalıkçı.
AŞŞE→Yaprağı uzun ve ince olan hurma ağacı. * Zayıf vücutlu uzun boylu kadın.
AŞTÎ→f. Barışıklık sulh.
AŞTÎ-HÛRE→f. Barış ziyafeti.
AŞTÎ-PERVER→f. Barış taraflısı sulh.
AŞTÎ-PERVERANE→f. Barış taraftarına yakışacak şekilde.
AŞTÎ-SÂZ→f. Sulhsever sulh taraftarı. Barışsever barışçı.
AŞTÎ-SÂZÎ→f. Barışseverlik sulhseverlik.
AŞU→Kör olmak. Görmemek. * Mc: Görmemezlikten gelmek.
AŞÛB→f. Karıştırıcı karıştıran mânalarına gelir ve birleşik kelimeler yapılır.
AŞÛB-ENGİZ→f. Karışıklığa medar olan kargaşalığa sebebiyet veren.
AŞÛB-GÂH→f. Gürültülü patırtılı yer. Kargaşalık ve karışıklık yeri.
AŞUG→f. Bilinmiyen meçhul yabancı. * Serseri.
AŞUM→Bir ot cinsi.
AŞURE→(Aşurâ) Arabi aylardan olan Muharrem ayının onuncu günü. Aynı günde çeşitli hububat ve kuruyemişler katılarak yapılan tatlı.
AŞÜFTE→f. Sevgiden kendinden geçen. Çıldırırcasına seven. * İffetsiz kadın.
AŞÜFTE-DİL→f. Gönlü perişan olmuş.
AŞÜFTE-DİMAĞ→f. Aklı perişan.
AŞV→Kasdetmek.
AŞVA'→Geceleyin gözü görmeyen kadın veya kız. * Önüne bakmayıp her ne olursa basan deve.
AŞVE→Akşam karanlığı. * Akşam yemeği.
AŞVEZ→(C.: Aşâviz) Sağlam yer. * Sağlam ve geçirimsiz yerlerde oluşan göl. * Sağlam kuvvetli deve. * Çok et.
AŞY→Akşam yemeği.
AŞYAN→Akşam yemeği yiyen kişi.
AŞYERE→Dayanmak. Sürçmek.
AŞZAN→Ayağı kesilmiş gibi emekleyerek yürümek.

【AT】
ATA→t. Baba veya ecdaddan olan büyük. Önceden gelen. * Aynı soyun büyüğü.
ATA→(İtyan. dan) Verdi veren. Geldi gelen (mânasına da olur fiildir).
ATA→Verme. Bağışlama. Bahşiş. Lütuf. İhsan.
ATAB→Mahvolma ölme.
ATA-BAHŞ→f. Bahşiş veren.
ATABEY→(Atabek) Selçuklular devrinde şehzadelere mürebbilik eden şahıs lala.
ATAD→İşe yarayan âletlerin takımı. * Büyük kadeh. * Hazırlık.
ATA ENDER ATA→Lütuf içinde lütuf ihsan üzerine ihsan.
A'TAF→(Atf. dan ) En âtifetli. Pek müşfik çok merhametli adam. * Boynuzları birbirine eğilmiş koyun. (Müe: Atfâ\')
A'TAF→(Atf. C.) Meyiller. * Merhametler şefkatler lütuflar ihsanlar.
ATAİM→(Atime. C.) Ocaklar.
ATAK(AT)→Azad izin.
ATAL→(C. A\'tâl) Vücudun örtüsüz yeri bilhassa ense. * Bir kişinin güzelliği. * Vücudun tamamı. * Boyuna asılan gerdanlığı kaybetmek.
ATAL→(Itl. C.) Koltuk altları. * Yanlar kenarlar. * Böğürler.
ATALET→(Utlet) Boş durma. Tembellik. İşsizlik. Hurma salkımı.(En bedbaht en muztarib en sıkıntılı işsiz adamdır. Zirâ atâlet ademin birâderzâdesidir. Sa\'y vücudun hayatı ve hayatın yakazasıdır. M.)
ATALET KANUNU→Fiz: Duran bir cisim bir kuvvetin etkisi olmadan hareket edemez; ve hareket hâlindeki bir cisim bir kuvvetin etkisi olmadan hızını ve yönünü değiştiremez.
ATAM→(Utum. C.) Yüksek binalar köşkler hisarlar.
ATAN→(C.: Atân) Kovası el ile çekilen kuyu. * Kuyunun ve havuzun etrafında deve çekip duracak yer. * Su kenarı. * Kokmak. * Dibâgat etmek.
ATANİB→(İtnâbe. C.) Kısa ipler. * Uzun ipler. Sicimler. * Sâyebanlar.
ATARAKSİYA→yun. Tesirlere (etkilere) karşılık göstermeme durgunluk hâli. * (Fels.) Ruhun sükunete ulaşması arzu ve ihtiraslardan uzak kalma. Eski çağ felsefesi hayatın gayesi saadet olarak duygusuzluk halini gösteriyordu. İnsan arzuları sonsuz düşmanları sonsuzdur (mikroptan kuyruklu yıldıza kadar) ama iktidarı hiç denecek kadar az zayıf bir mahluktur. Allah\'ı tanımaz ve Onun kudretine dayanmazsa işte böyle saçmalıklara düşer. Devekuşu gibi başını kuma sokmakla kurtulacağını umar. Kurtuluş ise ancak İslâm\'da ve Allah\'a imandadır.
ATARDAMAR→Tıb: Kanın kalbden vücudun her tarafına (akciğerlere de) gitmesine yarayan damar. Şiryan.
ATAŞ→Susama. Hararet.
ATAŞA→(Atşân. C.) Susamış olanlar susuzlar.
ATAŞE→Fr. Elçiliklerde vazifeli memur.
AT'ATA→Birbiri ardınca çağırmak. * Kavga etmek.
ATAVİL→(Atvel. C.) Seçkin kimseler. * Uzun boylular.
ATAYA→(Atiyye. C.) Bahşişler. İhsanlar. Lütuflar.
ATAYA-YI SENİYYE→Padişahın hediye ve ihsanları.
ATAYIB→(Atyeb. C.) En iyiler. Çok hoş olanlar.
ATB→Hışım etmek. * Fesad. * İkrah olunan kerih görülen.
ATBA→(Taby. C.) Meme başları uçları.
ATBA'→(Tıb\'. C.) Akarsular çaylar dereler kanallar sel yatakları.
ATBA'→En pis.
ATBAK→(Tabak. C.) Tabaklar. Kapaklar.
ATBAL→(Tabl. C.) Davullar.
ATBAN→Tek ayak üstüne sıçramak. * Davarın üç ayak üstüne yürümesi.
ÂTBİN→f. Sözü doğru faziletli kimse.
ATEBAT→(Atebe. C.) Eşikler basamaklar.* İranlıların mukaddes ziyaret yeri.
ATEBE→(C. Atebât) Basamak eşik.
ATEBE-İ FELEK-MERTEBE→Osmanlı Padişahlarının sarayı.
ATEH→Bunama bunaklık. (Ateh getirmiş bir ihtiyar)
ATEH KABL-EL MİÂD→Erken bunama.
ATELE→(C.: Utül) Rende. * Kalın ve büyük asâ. * Fârisi yayı. * Doğurmamış dişi deve.
ATEME→Gecenin ilk üçte bir bölümü. Yatsı namazı vakti. * İşsizlik tembellik atalet üşengeçlik. * Akşam vaktine kadar hayvanın memesinde bâki kalan süt.
ATER→Arap kadınlarının misk ve başka güzel şeylerle yoğurup boyunlarına taktıkları gerdanlık.
ATEŞ→f. Odun vs. gibi maddelerin yanmasından hasıl olan hâl. Od nâr. * Kızgınlık hararet. * Hiddet gazab şiddet. * Hayvanın çevik hareketli ve oynak olması. * Yangın. * Gözyaşı. * Hastalık. * Harb savaş.(Ateş unsuru kâinatın bütün kısımlarını istilâ etmiş pek büyük bir unsurdur. Bir damar gibi kâinatın yaratılışından başlayarak her tarafa dalbudak salıp gelen şu şecere-i nâriyeye nazar-ı hikmetle dikkat edilirse bu şecerenin başında yani sonunda büyük bir meyvenin bulunduğu anlaşılır. Evet toprağın içinde büyük ve uzun bir damarı gören adam o damarın başında kavun gibi bir meyvenin bulunduğunu zannetmesi gibi âlemin her tarafında damarları bulunan şu şecere-i nâriyenin de Cehennem gibi bir meyvesinin bulunduğuna bilhads yani sür\'at-i intikal ile hükmedebilir. İ.İ.)
ATEŞ-İ ÂB-PERVER→Mc: Hançer kama kılınç.
ATEŞ-İ BAHAR→Lâle. * Kırmızı renkli gül.
ATEŞ-İ BESTE→Hâlis kırmızı renkli altın. * Donmuş ateş.
ATEŞ-İ HECR→Firak ateşi ayrılık acısı.
ATEŞ-İ RUMÎ→Eskiden kullanılan bir silâh çeşitidir. Kara ve deniz muharebelerinde yangın çıkartmak için kullanılırdı.
ATEŞ-İ TER→Kırmızı şarap.
ATEŞ-BÂR→f. Ateş yağdıran.
ATEŞ-BÂZ→f. Ateşle oynayan. Hokkabaz.
ATEŞ-BESTE→f. Hâlis altın kırmızı altın.
ATEŞ-DÂN→f. Mangal ocak.
ATEŞ-DİDE→f. Ateş görmüş ateşten geçmiş. * Mc: Büyük ıztırab çekmiş ve tecrübe geçirmiş adam.
ATEŞ-DİL→f. Sözü dokunaklı olan. * Her gördüğü güzeli seven. * Pek zeki adam.
ATEŞ-EFRÛZ→f. Ateş yakan ateş tutuşturan.
ATEŞ-EFŞÂN→f. Ateş saçan.
ATEŞEK→f. Küçük ateş. * Ateş böceği. * Frengi. * Berk şimşek.
ATEŞ-ENGİZ→f. Dağlama aleti. * Mc: Fesatçı ifsad yapan.
ATEŞ-FÂM→f. Ateş renkli kırmızı.
ATEŞ-GEDE→f. Mecûsilerin tapındıkları yer. Mecusi mabedi.
ATEŞ-GİRE→f. Çıra. * Maşa.
ATEŞ-GÛN→f. Ateş gibi kıpkırmızı.
ATEŞ-HÂR→f. Keklik. * Merhametsiz şefkatsiz ve zalim adam.
ATEŞ-HİRÂM→f. Süratle yürüyen hızlı yürüyen.
ATEŞ-HÎZ→Ateşliyen ateş veren.
ATEŞ-HULK→f. Sert tabiatlı huysuz.
ATEŞÎ→f. Hararetli ateşli; dokunaklı. * Ateş renginde. * Hiddetli öfkeli.
ATEŞÎN→f. Ateşli canlı ateşten. * Mc: Şiddetli hiddetli.
ATEŞ-KÂR→f. Külhancı. * Mc: Aceleci kızgın veya merhametsiz adam.
ATEŞ-MİZAC→f. Huysuz geçimsiz sert tabiatlı kimse.
ATEŞ-NÂK→f. Ateşli.
ATEŞ-NİSAR→f. Ateş saçan.* Mc: Çok öfkeli çok kızgın.
ATEŞ-NÜMÂ→f. Ateş gösteren.
ATEŞ-PÂ→f. Ateş gibi. * Mc: Atik çevik.
ATEŞ-PARE→f. Ateş parçası. Ateş gibi. * Mc: Çok zeki çok akıllı. * Durup dinlenmeyen.
ATEŞ-PAŞ→f. Ateş saçan.
ATEŞ-PEREST→Ateşe tapan. Mecusi müşrik.
ATEŞ-RENG→f. Ateş renginde kızıl renkli.
ATEŞ-SUHAN→f. Dokunaklı kalb kıracak şekilde ağır söz söyliyen.
ATEŞ-ZEBÂN→f. Ateş dilli. Çok dokunaklı söz veya şiir söyleyen.
ATEŞ-ZEDE→f. Yakılmış yakılan.
ATEŞ-ZEN→f. Ateş yakmak için kullanılan alet çakmak.
ATF→Bağlama. Bağ. Ekleme. * Meyletme. * Şefkat. Sevgi. * Eğilme. * İkiye bükme. İki kat eyleme. * Çevirme. * Geri döndürme.* Bir kimse üzerine tekrar hamle eylemek. * Gr: Bir kelimeyi diğer bir kelimeye harf-i atıf vasıtasiyle ilhak eylemek. (Bak: Harf-i atıf)
ATF-I BEYAN→Mâkablini yâni mâtufun aleyhin mefhumunu izah ve te\'kid için atfolunan tâbir. Meselâ: "Meseleyi izâh ve teşrih eyledi" cümlesindeki "ve" gibi.
ATF-I NİGÂH→Bakma göz atma.
ATF-I TEFSİR→Bir mânada olup mücerred tasdik ve te\'kid için "ve" ile müteradifine (aynı mânadaki kelimeye) atfolunan kelime. Meselâ: "İhsan ve kerem hüzün ve keder" ifadesindeki "ve" ler gibi. Diğer bir ifade ile: Aynı olan ayrı iki kelimenin birlikte kullanılması. ("deli divâne"de olduğu gibi.)
ATFEN→Birisinin adına. Birisine yükleyerek.
ATFETMEK→Meyletmek. Sevgi beslemek. * Gr: Mânâyı birbirine bağlamak.
ATHAL→Kül renginde.
ATHAR→(Tâhir. C.) Kadınların aybaşı ve doğumdan çıktıkları zamanlar.
ATHAR→Daha tâhir. En temiz.
ÂTIF→(Atf. dan) Yüzünü çeviren bakan. Meyleden yönelen. * Bağlaç. * Şefkat edici kimse. Merhametli müşfik. * Yarış atlarının altıncısı. * Gr: İki kelimeyi birbirine bağlayan harf veya kelime.
ATIFET→Koruma sevgi Acıma. Şefkat. Esirgeme. * Hüsn-ü zan. Karşılıksız sevgi.
ATIFET-KÂR→f. Esirgeyip muhafaza eden gözetip koruyan.
ÂTIK(A)→Azad edilmiş Serbest bırakılmış kimse. * Yaşlı. * Genç kız.* Temiz soylu. * Eski. * Yavru kuş.
ÂTIL→(Âtıla) İşlemez. Boş. Tenbel. * Bozulmuş.
ÂTIM→Ölen mahvolan.
ATIM→t. Ateşli silahların boşaltılması atılması. * Kurşun menzili kurşunun gidebildiği yetiştiği mesâfe. * Silahın bir defa atılması için lâzım gelen barut vesaire.
ATIR→(Itr. dan) Güzel kokulu ıtırlı. * Kokuları seven kimse.
ATIS→Şafak. * Aksıran.
ATİ→Önde. Aşağıda. Sonra. Vâki olan. Gelecek zaman.
ATİ→İnatçı muannid. Kalın kafalı.
ATİ(YE)→(Utv. dan) İsyan eden kafa tutan. Asi. Sert başlı serkeş.
ATİD→Tedarik olunmuş. Hazır ve müheyya. * Günah ve sevabları yazan melek.
ATİDE→Elbise sandığı.
ATİH(E)→İsyan eden kafa tutan âsi olan.
ATİK→Sâfi nesne saf olan şey.
ATİK→(C.: Avâtik) Sırtın üst kısmı. Omuz ile boyun arası. * Eski şarap.
ATİK→(Atika) Esaretten serbest bırakılmış olan. * Soyu temiz. Necib. * Genç kız. * Kadim. İhtiyar. * Yavru kuş. * Eski. * Hz. Ebû Bekir\'in (R.A.) bir nâmı.
ATİK→Çabuk davranan çevik.
ATİK→Berrak saf temiz karışmamış değerli.
ATİKIYYAT→Eski eserler. Eski devirlerden kalma eserleri - daha ziyade tarih ve san\'at bakımından- tetkik eden ilim. Arkeoloji.
ATİL→Şerli şerir yaramaz kişi.
ATİL→Para karşılığı tutulan yardımcı asistan.
ATİ-L-BEYAN→Aşağıda sözü geçen aşağıda zikredilen.
AT'İME→(Bak: Et\'ime)
ATİME→(C: Atâim) Ateş yakılan ocak; mangal.
ATİM(E)→Yavaş sessiz ağır.
ATİRE→Receb ayında keferenin putları için boğazladıkları koyun ki o puta "itrâ" derler.
ÂTİŞ→(Atişe) Susuz susamış.
ATİT→Gıcırtı. * Ses.
ATİY→(Utiy) Haddi tecavüz etme. * Çok ihtiyar olma. * Kibirlenme.
ATİYE→Azgın. * Büküp büküp atan.
ATİYEN→Aşağıda. * İlerde gelecekte.
ATİYYAT→(Atiyye. C.) Hediyeler. İhsanlar. * Büyük bir kimsenin bahşişleri.
ATİYYE→Hediye. Bahşiş. Lütüf ve ihsan.
ATK→Bulaşmak. * Kurumak.
ATK→Esiri serbest bırakmak. Köleyi âzat eylemek. (Bak: Itk)
ATL→şerir. Sert tabiatlı. Yaramaz. * Şiddetle çekmek.
ATLAB→(Tâlib. C.) Arayanlar talibler; bilhassa talebeler.* (Tılb. C.) Kadın peşinde dolaşanlar zamparalar.
ATLAL→(Talel. C.) şekiller biçimler.
ATLAS→İpekten yapılmış kumaş. Üstü ipek altı pamuk kumaş. * Düz tüysüz. * Büyük harita. * Atlas Okyanusu.
ATLAS→(Talas. C.) Eskitmeler yıpratmalar. * Eski aşındırılmış yıpranmış.
ATLE→(C. Utül) Rende. * Yoğun büyük asâ. * Büyük iğne demiri. Farisî yayı. * Doğurmamış dişi deve.
ATLES→Eski yırtık yıpranmış aşındırılmış.
ATLETİZM→yun. Çeviklik atiklik kuvvet gibi beden kabiliyetlerini inkişaf ettirmeğe yarayan ve koşu atlama ağırlık kaldırma ve atma gibi tek başına yapılan bedeni çalışmalar.
ATLİYE→(Tılâ. C.) Merhemler.
ATM→Geciktirmek eğlendirmek.
ATMAR→(Tımr. C.) Paçavralar. Eski yıpranmış elbiseler.
ATME→Ateş kaynağı volkanın tepesindeki lâvın çıktığı yer krater.
ATMOSFER→Dünyanın çevresini kuşatan 100 km. kalınlığında çeşitli gazlardan meydana gelen gaz tabakası. Başka gök cisimlerini kuşatan gaz tabakalarına da atmosfer denir. * Bir yerdeki mânevi hava. * Basınç birimi. 0 derecede 76 cm. yükseklikteki bir civa sütununun 1 cm. karelik alan üzerine yaptığı basınca 1 atmosfer denir. Bu basınç 1.033 kilogramdır. Deniz seviyesinden yükseldikçe basınç azalır.
ATNAB→(Tınâb. C.) Çadır ipleri. * Ağaç kökleri. * Tıb : Vücuttaki sinirler.
ATOL→Mercan adası. Mercan iskeletlerinin birikmesiyle meydana gelmiş olan halka biçiminde ve ortasında bir göl bulunan adacık.
ATOM→yun. Maddenin bölünemez en küçük parçası manasında eski çağ felsefesinde kullanılan bir tâbir günümüze kadar gelmiş ve ilmî tabir olarak kalmıştır. Atom maddenin bölünmez bir parçası değil kendisi de daha küçük parçalardan yaratılmış çok küçük bir âlemdir. Dünyada kâinatta ve atom âleminde hep aynı nizam hâkimdir. Bugün dün olduğu gibi maddeci felsefe maddenin mahiyetini anlamaktan âcizdir.
ATR→Depretmek. * Titremek.
ATR→İyi kokulu şeyler sürünmek.
ATRAB→Oyunlar. Eğlenceler. Şenlik ve ferahlıklar.
ATRAF→(Tarf ve Taraf. C.) Gözler. * Taraflar. Kenarlar.
ATRAK→(Târık. C.) Gecegelen seyyahlar.
ATRAR→(Turra. C.) Kenarlar uçlar.
ATRAS→(Tırs. C.) Yazılmış sayfalar.
ATRESE→şiddetle ve zorla almak. * Gadap etmek.
ATREŞ→Sağır işitmeyen.
ATRUK→(Tarik. C.) Tarikler yollar.
ATS→Aksırık. * Şafak sökme.
ATSE→Aksırma tek aksırık.
ATŞ→Susuzluk. Susama.
ATŞÂN→Susamış teşne. Susuz.
ATT→Sözü tekrar tekrar söylemek.
ATTAR→(Itr. dan) Güzel koku veya iğne iplik gibi şeyler satan.
ATTAS→Devamlı aksıran.
ATTAT→Çok bağırıp çağıran gürültücü adam.
ATÛB→İnatçı muannid.
ATÛD→(C: Atedân) Bir yaşında ve iyi beslenmiş oğlak.
ATÛF→Çok acıyan pek merhametli.
ATÛFET→Şefkat. Çok merhametli oluş.
ATÛH→Mâtuh. Bunak. Şuurunu kaybetmiş ihtiyar.
ATÛM→Su kaplumbağası.
ATÛM→Akşam vaktinin dışında sütünü vermeyen deve.
ATÛS→Enfiye aksırtıcı şey.
ATV→El ile alıp yiyip içmek.
ATVAD→(Tavd. C.) Dağlar.
ATVAK→(Tavk. C.) Tasmalar. Gerdanlıklar boyuna takılan mücevherler. * Tâkatler kuvvetler. * Boyundaki halka çizgiler.
ATVEL→(Tavil. den) Çok uzun.
ATYAN→(Tîn. C.) Çamurlar balçıklar.
ATYEB→Pek güzel. Daha güzel.
ATYEB-İ ME'KÜLÂT→Yiyeceklerin en güzeli. En güzel yiyecekler.
ATYER→Çabuk uçan. Derhal kaybolan.
ATYEŞ→Gayet tez uçar bir kuş.

【AV】
ÂVÂ'→Şiddet. * Kıtlık kaht.
AVA'→Alçak kimse. * Menazil-i kamerden bir menzildir ve beş yıldızlıdır.
AVABİS→Müdhiş çetin günler. * Yüzü abûs kimseler.
AVACİM→Dişler.
AVAD→Ud çalan kimse.
AVADANCI→Tar: Osmanlı sarayında bir hademe sınıfı.
AVADİ→(Adiye. C.) Zulmedenler zâlimler.
AVAH→Eyvah yazık! gibi teessüf ifâdeleri. * Rızık kısmet nasib. (Bak: Evvâh)
AVAİD→(Âide. C.) İratlar gelirler. Aidat. * Tahsisât.
AVAİK→(Âika. C.) Mânialar. Engeller. Müşküller. * Nuh (A.S.) Kavminin sonradan taptıkları bir put ismi.
A'VAK→(Avk. C.) Mani olmalar. Alıkoymalar durdurmalar. Vazgeçirmeler.
AVAKIB→(Akibet. C.) Encamlar. Akibetler. Sonlar.
AVAKIB-I AHVÂL→Durumların neticesi hâllerin sonu.
AVAKIB-I UMUR→İşlerin neticesi.
AVAKIR→(Akıra. C.) Fakirler yoksullar. * Kısırlar verimsiz olanlar. * Kudurmuş olanlar.
AVAL→Fr: Bir ticaret senedine yazılan kefillik. Böyle bir kefalete girişen kimse.
AVAL→Sersemlik derecesinde saf olma bönlük.
AVALÎ→Büyük ve sayılı kimseler. Büyükler. Yüceler. * Medine etrafındaki semtler.
AVALİM→(Âlem. C.) Âlemler. Cihanlar.
AVAM→Halktan ilmi irfanı kıt olan kimse. Okuyup yazması az olan. Fakirler sınıfından. * Tas : Hakikata tam erememiş tevhidin derin hakikatlarından haberi olmayan. * Halkın ekseriyeti.
A'VAM→Yıllar. Seneler.
AVAM-FİRİB→f. Halkın hoşuna gidecek tarzda hareket eden halkı avlıyan demagog.
AVAMİL→(Amil. C.) Sebepler. * Ayaklar. * Valiler. Hâkimler. * Gr: Arabçada kelime sonlarının okunuşuna te\'sir eden hususları öğreten ilim ve ona dâir kitab. * Birgivi Hazretlerinin "Nahiv" ilmine dâir olan kitabının ismi.
AVAM-PERESTANE→f. Avam kimselere yakışır şekilde. * Şiddetli halk taraftarı olan birine yakışır sûrette.
AVAM-PESEND→f. Halk tarafından beğenilecek olan şey.
AVAN→(C.: Uven) Her şeyin orta yaşlısı. * (C.: Avine-Avân) Esir. * Yardımcı nâsır.
AVAN→Anlar. Zamanlar. Vakitler.
AVAN-I TEKÂMÜL→Tekâmül olgunlaşma ve terakki zamanları.
A'VAN→Yardımcılar. Etbâlar.
AVANE→Uzun hurma ağacı.
AVANİ→Kapkacak yemek takımları. * "Beni koru hıfzeyle" meâlinde dua.
AVANS→Fr. İlerideki bir alacağa mahsuben önceden verilen para.
AVAR→Ayıp kusur eksiklik. Fesad.
AVARE→f. Başıboş serseri boş gezen. İşsiz güçsüz.
AVAREGÎ→f. Avarelik serserilik işsiz güçsüzlük aylaklık.
AVARESER→f. Başıboş.
AVARIZ→Arızalar. Sonradan olan noksanlıklar. * Girinti çıkıntı noksanlık. * Mânialar. Engeller. * Fevkalâde hallerde ve bilhassa harp sebebi ile geçici olarak alınan vergi.
AVARIZ-I DİVANİYE→Tanzimat-ı Hayriye\'den önce geçerli olan kanunlara göre alınan vergiler.
AVARIZ-I MÜKTESEBE→Cehil sarhoşluk hezel sefeh hata ikrah gibi insanın ibtidâen dahli bulunan şeyler.
AVARIZ-I SEMAVİYE→Delilik küçüklük bunaklık ölüm gibi kesbî ve ihtiyarî olmaksızın insana ârız olan şeyler.
AVARÎ→(Ariyyet. C.) Ödünç verilen şeyler.
AVARİF→Mârifetler. * Arifler. İşten anlar olanlar. * Güzel ahlâk.
AVASIF→(Asıta. C.) Sert ve kuvvetli rüzgârlar. Fırtınalar.
AVASIM→(Asıme. C.) Temiz ismetli kimseler. * Hudut şehirleri.
AVATIF→(Atıfet. C.) Atıfetler. Hediyeler. İhsanlar.
AVATIK→(Atık. C.) Yaşlılar. * Genç kızlar. * Hür ve serbest olanlar. * Yavru kuşlar.
AV'AVE→Havlama köpeğin havlaması. * Mc: Hezeyan saçma sapan konuşma.
AVAZ→Nefret. İkrah. Bir şeyi kerahetle yapma. Kerahet.
A'VAZ→Karşılıklar. Bedeller. (Bak: İvâz)
ÂVÂZ→f. Sadâ Yüksek ses. * şöhret.
ÂVÂZ-I RA'D U SÂİKA→Gök gürlemesinin ve yıldırımın âvâzı sesi.
AVAZE→f. Nam şöhret ün. Yüksek ses.
AVAZİL→(Âzil. C.) Başa kakıcı kimseler.
AVCA→(Müe.) Eğri. Şaşı. * Yay. Kavs. * Arık zayıf deve.
AVD→Dönme geri gelme. Aleyhine veya lehine dönme.
AVDET→Dönüş geri gelme dönme. Rücu\'.
AVDETÎ→Dönme. * Aslına Müslümanlığa dönen.
A'VEC→Eğri büğrü.
A'VED→Ençok faydalı.
AVEMEN→Deve veya at gidişi. * Yüzme.
AVEN→Çok sâkin en sâkin.
AVEND→f. Sicim ip.* Senet delil. * Kapkacak. * Taht yüksek mertebe. * Satranç oyunu. * Evvel önce ilk.
AVENE→Beraber olanlar. Yardım edenler.* Taraftarlar.
AVENGÂN→f. Asılı sarkık. * Çengel. * Çivi.
AVER→f. Averden "getirmek" fiilinin emir köküdür kelime sonuna getirilerek; yapan eden olan veren götüren gibi manalara sebeb olur.
A'VER→Tek gözlü. Bir gözü kör. Yek-çeşm.(Âhirzamanda gelecek Süfyan adındaki bir zâlimden "Aver" diye rivayetlerde bahsedilmesi sadece dünyayı görecek bir gözü olduğu ve âhireti görecek imân gözünün olmadığından kinayedir.)
AVERD→f. Harp muhârebe savaş cenk.
AVERD-GÂH→f. Muharebe meydanı savaş alanı.
AVERDE→f. Getirilmiş nakl olunmuş.
AVERDİDE→f. Saldırılmış hücum edilmiş.
AVEZ→Fakirlik yoksulluk. Sıkıntı.
A'VEZ→Mânâsı anlaşılmayan şey. * Anlaşılması zor olan şiir.
AVHAK→Uzun nesne. * Kara karga. * Büyük kara deve.
AVHEC→Yılan. * Uzun boyunlu. * Dişi deve.
AVİ→Uluyan. Hırlayan.
AVİHTE→f. Asılmış şey asılı nesne.
AVİJE→f. Has hâlis hakiki temiz.
AVİJGAN→f. Mahremler yakınlar. * Güzeller gençler.
AVİL→Yüksek sesle ağlama. Acınma. Feryâd. * Meyletme.
AVİND→f. İlk evvel önce.
AVİNE→(Evân. C.) Vakitler zamanlar anlar. Devirler.
AVİNETEN→Ara sıra tesadüfen.
AVİŞE(N)→f. Kekik otu. * Sarılma sıyırarak çıkma. Saldırma.
AVİZ→f. Asılan asılı bulunan.
AVİZE→f. Lamba fener gaz veya mumları havi olarak tavana asılan maden veya billurdan süs eşyası.
AVİZE-İ GÛŞ→Küpe.
AVK→(C: A\'vâk) Mâni olma alıkoyma durdurma vazgeçirme geciktirme.
AVL→Feryat sıkıntı sebebi. Acınma.
AVLAK→yun. Dere. Vadi su cedveli.
AVLE→Bağırma feryat.
AVN→Yardım. İmdâd. * Mededkâr. Yardım eden. Yardımcı. Zahir.
AVN-I İLÂHÎ→Cenab-ı Hakk\'ın yardımı.
AVNÎ→Yardıma âit yardıma dâir.
AVNİYE→Serasker Hüseyin Avni Paşa tarafından ilk olarak daha sonra da Sultan Mecid ve Sultan Aziz zamanında giyilen kolsuz asker kaputu. * Bir nevi yağmurluk.
AVR→Bir kimseyi kör etme. * A\'ver kılma. Bir şeyi alıp götürmek. * Telef etme. * Gözsüzlük.
AVRA→Şaşı. Kör kadın. Tek gözlü. * Mc: Kör fikir. * Çirkin ve kabih söz. * Sâdece dünyayı düşünüp âhireti unutan.
AVRAT→(Averât) (Avret. C.) Kadınlar. * Gizli yerler. * Mahrem zamanlar.
AVRET→Eksik. Gedik. Gizlenmesi lâzım gelen şey. Dinen örtülmesi vâcib olan âzâ ud yeri. Utanılacak ve hayâ edilecek şey. Erkeklerde göbek ile diz kapağı arasındaki kısım. * Kadın. Zevce. Nikâhlı. * Gece uykuya yatacağı vakit ve seherden evvel uykudan kalkılacak saate de şeriat örfünde "avret" denir. Öğlen ve öğle uykusu zamanına da kezâ aynı isim verilmiştir. (Çünkü o anlarda uyku ve sair sebepler dolayısıyle insan açık saçık bulunabilir. İzinsiz haber vermeden kimse başkasının yanına bu vakitlerde girmemesi İslâm âdâbından ve Kur\'ân emirlerindendir.) * Siper. Hududda pusu yeri. Harpte zarar gelecek yer. (Bak: Tesettür)
AVRUPA→Dünyadaki kıtalardan biri.(Avrupa ikidir. Birisi İsevilik din-i hakikisinden aldığı feyz ile hayat-ı içtimaiye-i beşeriyeye nâfi sanatları ve adalet ve hakkaniyete hizmet eden fünunları takip eden bu birinci Avrupaya hitap etmiyorum. Belki felsefe-i tabiiyyenin zulmetiyle medeniyetin seyyiatını mehâsin zannederek beşeri sefahete ve dalâlete sevkeden bozulmuş ikinci Avrupaya hitab ediyorum. L.)

【AY】
AYKE→Sık koruluk.
AYLE→Fakirlik.
AYLEM→(C.: Ayâlim) Yumuşak nesne.* Suyu çok olan kuyu.
AYMAN→Süt içmeğe iştihası olan erkek. * Malı gitmiş kişi.
AYME→Süt içmeğe iştihası olmak. * Malın iyisi.
AYN→(C.: A\'yan-A\'yun-Uyûn) Göz. * Pınar kaynak. Çeşme. * Tıpkısı tâ kendisi. * Zât. * Eşyanın hakikatı. * Kavmin şereflisi. * Diz. * Altın. * Nazar değme. * Casus. * Her şeyin en iyisi. * Muayene etmek.
AYN-İ VÂHİD→Tek gözlü.
AYN-EL YAKÎN→(Ayn-ül yakîn) Göz ile görür derecede görerek müşâhede ederek bilmek. (Bak: Yakîn)(İman-ı tahkikîde pek çok meratib var. O mertebelerden ilm-el yakîn mertebesi çok bürhanların kuvvetleriyle binler şüphelere karşı dayanır. Halbuki taklidî iman ise bir şüpheye karşı bazan mağlup olur. Hem iman-ı tahkikînin bir mertebesi de ayn-el yakîn derecesidir ki çok mertebeleri var. Belki Esma-i İlâhiye adedince tezahür dereceleri var. Bütün kâinatı bir Kur\'an gibi okuyabilecek derecesine gelir. Ve bir mertebesi de hakk-al yakîndir ki onun da çok mertebeleri var. Böyle imanlı zatlara şübehat orduları hücum da etse bir halt edemez. R.N.)
AYN-ÜL HAYAT→Hayatın tâ kendisi.
AYN-ÜL KITR→Bakır kaynağı.
AYN-ÜL LİKA→İstenilen kavuşma ve sevilenin tâ kendisi.
AYN-ÜR RIZÂ→Rıza gözü. Kusuru görmeden bakan muhabbet gözü.
AYN-ÜS SEVR→Boğa gözü. * Koz: Semânın kuzey yarım küresinde bulunan boğa burcunun en parlak yıldızı.
AYN-ÜS SUHT→Kızgınlık ile bakış hiddet gözü.
AYNA→(C.: În) Gözü güzel ve iri olan.
AYNAN→Akmak seyelan.
AYNEN→Bir şeyin aslı veya kendisi olarak. Tıpkısına hiç bir şeyi değiştirmeden aynı olarak.
AYNİYYAT→(Ayniyye. C.) Kullanılmaya veya harcanmaya elverişli olup taşınabilen ve para eden şeyler.
AYNİYYE→Göz hastalıkları kliniği. * Pahada ağır olan ve taşınabilen şeyler.
AYNİYYET→Bir şey veya şahsın aynı veya kendisi olması.
AYR→(C.: A\'yâr) Eşek himar. * Medine-i Münevvere yakınında bir dağ. * Uzun demir mıh.
AYS→Fesâd ve ifsâd etmek.
AYS→Cimâ etmek. * Meni denilen su.
AYS→Sık ağaçlık yer. Koruluk.
AYSE→Yumuşak yer.
AYSELE→Gözsüz a\'mâ kör.
AYSUM→Filin dişisi. * Sırtlan. * Büyük deve. * Süsen çiçeği.
AYŞ→Yaşayış yaşama. Yiyip içme. Zevk u safâ. * Dirilik. Hayat.
AYŞE→Dirilik hayat yaşama.
AYŞ U İŞRET→Yiyip içme. (Bak: Îş)
AYŞÛM→Nebatattan bir ot.
AYŞ Ü NÛŞ→Yiyip içme. (Bak: Îş)
AYŞ U TARAB→Yeme içme eğlence.
AYT→Uzun boyunlu.
AYTA'→Uzun boyunlu kadın. * Uzun boyunlu dişi deve.
AYTEL→Uzun boyunlu.
AYTEMÛS→(C.: Atâmıs) Bütün vücut organları yerli yerince ve tam olarak yaratılmış olan.
A'YÜN→(Ayn. C.) Gözler aynlar. * Çeşmeler pınarlar. Menba\'lar.
AYYAB→Kusur görücü ayıb gören.
AYYAN→Yorgun. Bitkin. * Ne yapacağını bilmeyen.
AYYAR→Hırsız. Hileci dolandırıcı hilebaz dessas. * Zeki kurnaz.
AYYARÎ→f. Dolandırıcılık hilecilik.
AYYAŞ→Haram içki içen. şarhoş.
AYYİL→(C.: İyâl) Nafakası lâzım olan kişi.AYYUK : Samanyolunun dâima sağ tarafında olan çok parlak ve uzak bir yıldızın ismi. * Mc: Gökyüzünün pek yüksek yeri.
AYZAN→Yaban eşeğinin erkeği.
AYZEMÛR→Yük taşıyamıyan büyük ve yaşlı deve.

【AZ】
AZA'→Başa gelen musibete sabretmek. * Bir kimseyi babasına nisbet etmek.
A'ZA→(Uzv. C.) Bedenin her bir uzvu. * Bir cemiyete mensup kimse.
A'ZA-YI DÂHİLİYE→İç organlar.

AZA→(C.: Uzâ) Kertenkele.

AZAB→Dünyada işlenen suç ve kabahate karşılık olarak âhirette çekilecek ceza. * Eziyet. Büyük sıkıntı. Şiddetli elem.

AZAB-I CEHENNEM→Cehennem azabı. * Mc: Büyük ıztırab sıkıntı.

AZAB-ENGİZ→f. Azab verici keder verici.

AZAD→f. Serbest. Hür. Kimseye bağlı olmayan. Kölelikten kurtulmuş olan. * Dünya alâkasından kesilmiş. * Serbest fikirli.

AZAD→Kısa ve sık olarak dikilmiş.

AZADE→f. Bağlardan kurtulmuş. Serbest. Kayıtsız. Hür. Sâlim. Müberrâ.

AZADE-DİL→f. Gönlü bir şeye bağlı olmayan.

AZADE-GÂN→f. (Azâde. C.) Azadeler. Bağımsız serbest ve hür olanlar.

AZADE-GÎ→f. Hürlük âzâdelik serbestlik.

AZADE-HÂTIR→f. Başı dinç gönlü hoş olan.

AZADE-HAYAT→f. Hayattan kurtulmuş. Ölmüş.

AZADE-SER→Başı boş. Hür.

AZADÎ→Serbestlik. Hürriyet. * şükür.

AZ'AF→(Bak: Ez\'af)

AZAHÎ→(Bak: Adâhi)

AZAİM→(Azime. C.) Mühim ve büyük işler. Kararda kesinlik.

AZAİM→Büyük iş. * Büyük belâlar. Büyük günahlar.

AZAİM→Kötü şeyleri defetmek için yazılan duâlar.

AZAL→(Ezel. C.) Ezeller. Başlangıcı olmayan zamanlar.

AZALİL→(Uzlûle. C.) Yanlışlar yanılmalar. Doğru olmayanlar.

AZAM→(C: Azamât) Kin husûmet adâvet garaz fena niyet. * Öfke hiddet. * Kıskançlık.

A'ZAM→Çok büyük. En büyük. Daha büyük.

A'ZAM-I ESBAB→Sebeplerin en büyüğü.

AZAME→Eskiden büyük görünmesi için kadınların bağladıkları arkalık.

AZAMET→Büyüklük. Cenab-ı Hakk\'ın büyüklüğü. * Kibirlilik.(Beşerin zihni ve fikri Cenab-ı Hakk\'ın azametine bir mikyas kemalâtına bir mizan evsafının muhakemesine bir vasıta bulmak vüs\'atinde değildir. Ancak cemî masnuatından ve mecmu asarından ve bütün ef\'âlinden tahassül ve tecelli eden bir vecihle bakılabilir. Evet zerre mir\'ât olur fakat mikyas olamaz. Bu meselelerden tebârüz ettiği vechile Cenab-ı Hakk\'ın mümkinata kıyas edilmesi ve mümkinatın onun şuunâtına mikyas yapılması en büyük cehâlet ve hamakattır. İ.İ.)

AZAMET-FÜRÛŞ→Kibirlenen. Büyük görünmek isteyen.

A'ZAMÎ→En fazla en çok nihayet derecede.

AZAMİM→(Izmâme. C.) Desteler kümeler topluluklar zümreler.

A'ZAMİYYET→En fazla oluş. En fazlalık.

AZAMÛT→(Mübalâğa sigası ile) Azamet. Kibriya. Allah\'a mahsus olan büyüklük.

AZAN→(Üzn. C.) Kulaklar.

A'ZAR→(Özr. C.) Özürler mâniler bahaneler engeller.

AZAR→f. İncitme. Tâzib. Kırılma. Tekdir. Zulüm. Ukubet.

AZÂR-I DİL→Gönül kırıklığı.

AZAR→f. Mart ayı.

AZAR-DİDE→f. Zulüm görmüş. Küskün.

AZARENDE→f. Azarlıyan tekdir eden. * Kalb kıran inciten.

AZARÎ→f. Muzırlık. Küfürbazlık. * Fenalık görmüş kalbi kırılmış incitilmiş olma.

AZARİŞ→f. İncitme kalb kırma.

AZAR-MEND→f. İncitilmiş zulmedilmiş.

AZAR-MENDÎ→f. İncitilmiş kırılmış olma.

AZARR→(Zarar. dan) Çok zararlı.

AZAR-RESİDE→f. Zulüm görmüş kırılmış incitilmiş.

AZAYE→(C.: Izâ-Izâyâ) Kertenkele.

AZAZ→Bir tek lokma.

AZÂZE→Kuvvet. * Azamet büyüklük. * Şiddet. * Azlık. * Gâlip olmak.

AZAZİL→Şeytan. (İblisin bir adı) Şerlerin temsilcisi.

AZB→Kesme. * Isırma. * Azarlama. * Hastalıktan hırpalanma.

AZB→Tatlı lâtif hoş ve şirin olan yiyilecek ve içilecek şey. * Fazla susuzluktan yemek yemeği terketme. * Men\'etme. * Feragat.

AZB→Gizli kalma. Görünmez olma.

AZBA'→(Zab\'. C.) Kolun yukarı kısmı dirseğin üst tarafı.
AZBE→(C.: Uzeb-Azebât) Su içinde olan çerçöp. * Her bir şeyin ucu tarafı.

AZBÎ→Güzel ahlâklı.

AZBU→(Zebu. C.) Sırtlanlar.

AZD→(Azid azud) Kolun üst kısmı. * Destek. * Kuvvet kudret. (Bak: Adud)

AZDAD→(Bak: Ezdâd)

AZDE→f. Boyalı boyanmış. * Ucu sivri olan bir âletle delinmiş.

AZEB→Bekâr. Mücerred. Evlenmemiş. Zevcesi olmayan.

A'ZEB→Çok tatlı. Pek hoş.

A'ZEB→Karısı olmayan erkek.

AZEBE→Kocası olmayan kadın.
AZEH→f. Vücutta çıkan siğil.

AZEKA→Alâmet nişan işâret.

A'ZEL→Yalnız veya silâhsız bulunan.

AZER→f. Ateş. * Şemsî senenin dokuzuncu ayı. Kasım. Her şemsî ayın dokuzuncu günü. * Mecusilere göre güneşe memur meleğin adı. * Hz. İbrahim\'in (A.S.) babasının veya amcasının ismi.

AZERAHŞ→f. Yıldırım.

AZERBAYİGAN→f. Azerbeycan.

AZERD→Boya renk.

AZERET→Yetişip kuvvetlenme. * Kalınlaşma. * Ekinin yetişip tanelerinin çıkması. (Bak: Muâzere)

AZER-GÛN→f. Ateş renginde olan kızıl kırmızı. * Ay çiçeği.

AZERÎLER→Kafkasyanın Azerbeycan bölgesinde yaşamış Türk kavmi.

AZERM→f. şefkat merhamet. * Haşmet büyüklük azamet. * Haya utunma.

AZERM-CÛ→f. Hayâlı utangaç. Terbiyeli nâzik.

AZERPEREST→Ateşe tapan mecûsi.

AZERŞEB→f. Batıl bir inanışa göre ateş içinde yaşadığı sanılan ve semender denilen bir hayvan. * Şimşek berk.

AZF→Yemek.

AZF→Zâhidlik. Nefsini bir şeyden döndürmek.

AZFAR→(Zufr. C.) Tırnaklar.

AZFENDAK→f. Gökkuşağı.

AZGAN→(Zıgn. C.) Kinler garazlar.

AZGAS→(Bak: Adgas)

AZHA→(Zahve. C.) Su havuzları. Göller.

AZHAR→En zâhir. En açık. Besbelli. Bedihi olan rûşen. * Bir ibârenin en açık ve kat\'i olan mânası.

AZIRRA→(Zarir. C.) Körler âmâlar gözleri görmiyenler.

AZİB→Susuzluktan yem ve yulaf yemeyen yorgun hayvan.

AZİB→Uzak merâ otlak ve çayır.

AZİDE→f. Ucu sivri bir aletle delinmiş olan.

AZİF→Sazcı çalgıcı.

AZİFE→Yaklaşan. Yaklaşmakta olan. * Kıyamet.

AZİG→f. Nefret kin garaz. * İğrenme tiksinme.

AZİHE→Yalan iftira.

AZİK→Hoşa giden.

AZİL→Islah edilmesi mümkün olmayan. Muannid inatçı.

AZİL→(Bak: Azl)

ÂZİM→Dudaklarını yumup susan kişi.

AZÎM→Büyük. Yüce. Çok ileri.

AZÎM-ÜŞ ŞÂN→Şânı büyük. Namı çok yüce.

AZÎM→Azimet eden. Gidici.

ÂZİM→Bir yere gitmeğe karar veren. Bir iş hakkında kat\'i karar ve niyet sahibi.

AZİMAT→(Azime. C.) Kıtlık yılları.

AZİME→(C.: Azâim) Büyük iş fevkalâde ve çok mühim iş. * Tılsım efsun sihir. * Sebat. Verilmiş olan kararda kat\'ilik. * Kasdetmek yemin etmek.

ÂZİME→Azı dişi. * Kıtlık senesi.

AZİMET→Takvâ ile amel etmek. Allah\'ın emirlerini en mükemmel ve eksiksiz yapmağa çalışmak. * Kesin karar vermek. * Yola çıkmak gitmek.

AZİMET-RÂH→Yola çıkma.

ÂZİN→Kefil. Birinin yerine kefalet eden. * Kapıcı perdeci. * İzin veren.

ÂZÎN→f. Kaide kanun. * Süs zinet güzellik. * Yoğurttan yağ çıkarmak için hususi olarak yapılmış yayık.

ÂZÎNE→f. Cuma veya bayram günü.

ÂZÎR→f. Iztırab sıkıntı. Ağrı sızı. * Azar tekdir.

AZÎR→Biçilmiş olan ekinin tarlada satılması.

AZİR→Özür dileyen özrünün afvedilmesini isteyen. * Özür. * Sünnet düğünü.

ÂZİR→Yara izi.

ÂZİRE→Hayızlı kadın.
AZİRE→(C.: Uzrât) Ön yanı önü.

AZİŞ→f. Talaş yonga ağaç ve tahta kırığı. * Eşik tahtası.

AZİYY→(C.: Ezavî) Deniz dalgası.

AZÎZ→İzzetli. Çok izzetli. Sevgili. Çok nurlu. * Dost. * Şerif. * Nadir. * Dini dünyaya âlet etmeyen. * Sireti temiz. * Ermiş. Mânevi kudret ve kuvvet sahibi. * Mağlup edilmesi mümkün olmayan ve daima galib olan manasında Cenab-ı Hakk\'ın bir ismidir. * Hristiyanlıkta kudsî kabul edilen daimî reis.

AZİZÂN→f. Azizler.

AZİZE→(Müe.) Aziz olan. * Hristiyanlıkta kadın rahib. Rahibe.

AZK→Hurma ağacı. * Nişan alâmet işâret.

AZK→Yarmak. * Sürmek.

AZKA→İri yünlü koyun.

AZL→(Azel) Levmetmek kınamak. Azarlamak.

AZL→Bir şeyi yerinden veya güruhundan veya işinden ayırmak. Birisini işinden veya makamından ayırmak.

AZLA'→(C.: İzâl) Kırba ağzı.

AZLAF→(Zılf. C.) Zool: Çatal tırnaklı olan hayvanların tırnakları. Toynaklar.

AZLAL→(Zıll . C.) Gölgeler.

AZLEM→Çok zâlim. Pek zâlim. * Çok karanlık.

AZM→(Azim) Kasd niyet. Sağlam ve kat\'i karar. Sebât.

AZM-İ KAT'Î→Kesin karar kat\'î azim.

AZM→Büyüklük ululuk. * (C: İzâm) Kemik.

AZM-İ ACZ→Tıb: Sağrı kemiği. Kuyruk sokumu kemiği.

AZM-İ ADESÎ→Tıb: Mercimek kemiği.

AZM-İ ADUD→Tıb: Pazı kemiği.

AZM-İ AKAB→Tıb: Ökçe kemiği.

AZM-İ ENFÎ→Tıb: Burun kemiği.

AZM-İ KASABA→Tıb: Baldır kemiği.

AZM-İ KİTF→Tıb: Kürek kemiği omuz kemiği.

AZM-İ KU'BERE→Tıb: Kolumuzun ön tarafında bulunan önkol kemiği. (Önkol kemiğinin arkasında dirsek kemiği bulunur).

AZM-İ TERKOVA→Tıb: Köprücük kemiği.

AZM-İ US'US→Tıb: Kuyruk kemiği.

AZM-İ VECENÎ→Tıb: Elmacık kemiği.

AZM-İ ZEND→Tıb: Dirsek kemiği.

AZM-İ ZIFRÎ→Tıb: Tırnaksı kemik.

AZMA(Y)→f. Denemiş.

AZMAYİŞ→f. Deneme sınama tecrübe. * Tar: Emekdar tirendâzların kullandığı bir çeşit ok.

AZMAN→Cins ve nev\'inin icabından fazla büyümüş çok iri. * Melez. İki ayrı cins hayvandan doğma.

AZMEN→Pek fazla şeyler içine alabilen. * En çok güvenilen.

AZMEND→f. Haris açgözlü tamahkâr cimri.

AZMÎ→Kemikli kemikten yapılmış.

AZMÛDE→f. Tecrübe etmiş olan. Tecrübeli. * Tecrübe olunmuş denenmiş.

AZMÛDEGÎ→f. Tecrübe deneme imtihan.
AZMÛN→f. Tecrübe deneme imtihan.

AZOİK→En eski jeolojik zaman. * İçinde fosil bulunmayan toprak.

AZR→Sünnet etmek.

AZRA→Medine-i Münevvere\'nin bir ismi. * Sevgili. Mahbûbe. * Delinmemiş inci. * Üzerinde yürünmemiş kum. Kız olan kız. * Hz. Meryem\'in bir vasfı.

AZRAİL→Ölüm meleği. Dört büyük melekten biridir ölenlerin ruhlarını almak görevi vardır. Diğer bir ismi de "melek-ül mevt: Ölüm meleği"dir. Yeryüzünde hayatın var olması insanın yaratılışı tesadüfle açıklanamıyacağı gibi ölüm de tesadüfle açıklanamaz. Hayatı yaratan ölümü de yaratmıştır. Hayat gibi ölüm de bir rahmettir. Ölüm meşakkatli dünya hayatından terhis olma ve ebedî âleme yolculuktur. İnanmıyanların ölümden çok korkmaları ve hatırlarına getirmekten ürkmeleri bundandır. Azrail (A.S.) müslümana göre ebediyet âlemine yolculuğun dâvetçisi; hastalık kaza vs. sebepler ölüm için bahane ve sebeplerdir. Azrail (A.S.) bu sebeplerin arkasında görevini yerine getirir.(Azrail Aleyhisselâm Cenâb-ı Hakk\'a münâcât edip demiş: "Kabz-ı ervah vazifesinde senin ibâdın benden küsecekler şekvâ edecekler." Ona cevaben denilmiş: "Senin vazifene hastalıkları ve musibetleri perde yapacağım; tâ ibâdımın şekvaları onlara gitsin sana gelmesin." Aynen bu perdeler gibi Azrail Aleyhisselâm\'ın vazifesi de bir perdedir. Tâ haksız şekvâlar Cenâb-ı Hakk\'a gitmesin. Çünkü; ölümdeki hikmet ve rahmet ve güzellik ve maslahat cihetini herkes göremez. Zâhire bakıp itiraz eder şekvaya başlar. İşte bu haksız şekvâlar Rahim-i Mutlaka gitmemek hikmetiyle Azrail Aleyhisselâm perde olmuş. Aynen bunun gibi bütün meleklerin belki bütün esbab-ı zâhiriyenin vazifeleri izzet-i rububiyetin perdeleridir. Tâ güzellikleri görünmeyen ve hikmetleri bilinmeyen şeylerde kudret-i İlâhiyenin izzeti ve kudsiyeti ve rahmetinin ihatası muhafaza edilsin itiraza hedef olmasın ve hasis ve ehemmiyetsiz ve merhametsiz şeyler ile kudretin mübaşereti nazar-ı zâhirîde görünmesin. Ş.)

AZRAR→(Zarar. C.) Zararlar ziyanlar kayıplar.

AZREC→Seri hafif nesne. Vâhid tek.

AZREF→Çok zarif. Zariflerin zarifi. * Çok zeki.

AZREF-İ ZÜREFÂ→Zariflerin zarifi.

AZRENG→f. Çok üzüntü meşakkat eziyet. * Son derece sert ve katı.

AZÛF→Yiyecek erzak. Azık.

AZÛG→f. Kir pas.

AZÛK→İçi henüz olmamış fıstık yemişi.

AZÛL→Çok azarlayan çıkışan paylıyan.

AZÛMET→Eğlence. Neşeli ve hoşça vakit geçirten şey.

AZÛN→f. Öylece onun gibi bunun gibi böylece.

AZUR→(Azver) f. Açgözlü. Hırslı. Tamahkâr. Cimri. Hasis.

AZURDE→(Bak: Azürde)

AZÛZ→Memelerinin delikleri dar olan deve ve koyun.

AZÛZ→Isırıcı ısıran.

AZÜG→f. Hurma lifi. * Ağaç ve asma budantısı.

AZÜRDE→f. Azar görmüş incinmiş gücenmiş. Kalbi kırılmış üzülmüş.

AZÜRDE-DİL→Kalbi kırık. Müteessir.

AZÜRDE-GÎ→f. Gücendirilmiş incitilmiş olma.

AZÜRDE-HÂTIR→f. Gönlü kırılmış hatırı kırılmış.

AZÜRDE-PÜŞT→f. Beli bükülmüş ihtiyar.* Yükten sırtı berelenmiş olan hayvan.

AZV→İftira. Birisine bir şey isnad etme. Nisbet etme.

AZV-İ CİNNET→Delilik isnadı.

AZVA→(Zav ve Zû. C.) Parıltılar ışıklar aydınlıklar.

AZVER→(Bak: Azûr)

AZVİYAT→(Azv. C.) Yalanlar iftiralar.

AZY→Bir kimseyi bir kimseye veya bir şeye nisbet etme.

AZYAK→Daha dar en dar.

AZZ→şiddet.

AZZ→Galib olmak. * Çok yağmur yağmak.

AZZ→(Add) Isırmak. Dişlemek.

AZZ-İ BENÂM→Parmak ısırma.

AZZA'→Şiddet ve kıtlık yılı.

AZZE→Aziz ve şânı büyük olsun büyük ve aziz oldu (meâlinde).

AZZE ENSÂRUH→Yardımı çok olsun. (Bu tabir padişahlara ait dua yerinde olup eski fermanlarda geçer.)

AZZE VE CELLE→Aziz ve Celâl olsun oldu... (meâlinde Cenab-ı Hakkın isminden sonra hürmet maksadı ile söylenir.)
AZZET→Geyik buzağısı.

Osmanlıca Sözlük  / Osmanlıca  Sözlüğü 
【 Bölüm  Bb】

奥斯曼突厥语词典-Bb


【BA】

BÂ→Arabçaya göre harfinin okunuşu. Ebced hesabında iki sayısını ifade eder. Mektup ve eski evraklarda Receb ayına işarettir.
BÂ-İ CERRE→Arabçada kendinden sonraki kelimeyi "esre" okutan bâ. (Bismillâhi\'deki gibi).
BÂ-İ KASEM→Arabçada yemin maksadı ile kelime başına getirilen bâ. $ "Billâhi" gibi. * Farsçada: Bâ $ diye yazılırsa; ile beraber birlikte sâhip mânalarına gelir. Arapçadaki Zû gibidir.
BA'→Kulaç. * Erişme. * Yetme. * Kuvvet kudret beceriklilik. * şeref kerem. * Vergili verimli olma.
BAAD→Helâk olmak.
BA-ANKİ→Şu sûretle ki o şartla ki.
BAAS→(Bak: Ba\'s)
BA-ASAM→Günahlarla.
BÂB→Kapı. * Kısım. * Mevzu. * Fasıl. Bölüm. Parça. Kitab. * Hususi madde. * Sığınacak yer. * İş. * Şekil. * Tövbe.
BÂB-I ÂLEM→Âlemin kapısı. Herkesin girip çıktığı yer.
BÂB-I ÂLÎ→Yüksek kapı. * Tanzimattan önce sadrazam kapılarının daha sonra da hükümet dairelerinin çoğunun içinde toplandığı bina. * Mc: Osmanlı Hükümeti.
BÂB-I ÂSAFÎ→Tar: Sadrazam konağı.
BÂB-I FETVA→Eskiden şeyhülislamların oturduğu daire. Fetvalar burada verilirdi.
BÂB-I HÂNE→f. Hırsızların yeri. * Fuhuşhane. * Tembeller yurdu.
BÂB-I HIFZ VE HAFÎZİYET→Cenab-ı Hakk\'ın herşeyi muhafaza edip varlığını devam ettirmesi bahsi.
BÂB-I HİKMET→Cenab-ı Hakk\'ın herşeyi hikmetli ve maslahatlı yaratması bahsi.
BÂB-I HÜKÜMET→Hükümet dairesi hükümet kapısı.
BÂB-I HÜMAYUN→Topkapı Sarayı\'nın ilk kapısı.
BÂB-I İHYA VE İMATE→Öldürmek ve diriltmek bahsi ve mevzuu.
BÂB-UL MENDEB→Kızıldeniz\'de Hint Denizi yakınlarında bulunan bir boğazın adı.
BÂB-I SAADET→Saadet kapısı. * Sultanın sarayı. * İstanbul şehri.
BÂB-I SERASKERÎ→Serasker kapısı. Eski Milli Müdafaa Vekâleti. Milli Savunma Bakanlığı. Şimdiki İstanbul Üniversitesi\'nin kapısı.
BÂB-I ŞERÎF→Konya\'da bulunan Mevlana türbesinin kapısı.
BÂB→f. Lâyık uygun münasib elverişli. * Hayır uğur.
BAB(A)→f. Evlat sahibi erkek. Ata ecdat. * Gemi halatlarının bağlandığı yer. * İnşaatta ağırlıkların bindirildiği direk. * Mânevi rehber şeyh. * Bektaşi şeyhi. * Hayırhah ve muhterem. * Daha çok zencilerde olan bir hastalık cinsi.Aile reisi babadır. Babanın hayatta en büyük eseri yetiştireceği hayırlı evlâttır. Evlâdın yaptığı hayır ve sevap işleri onu yetiştiren babanın amel defterine de geçer. Her baba çocuğunu müslüman olarak yetiştirmekle görevlidir. Evlâd da dine aykırı olmayan emirlerini saygı ile yerine getirmekle yükümlüdür. İslâm ailesinde baba-evlat ilişkisi sadece bu dünya hayatıyla sınırlı değildir. Ebedi âlemde de devam edeceği esasına göre olur.
BABA-YI ÂLEM→Hz. Adem (A.S.)
BABA-YI ATİK→Babaeski. (Trakya\'da bir şehir)
BABACAN→Biraz kalender davranışlı cana yakın.
BABAYAN→(Baba. C.) f. Tarikat babaları şeyhleri. Bektaşi şeyhleri.
BABAYİĞİT→Yetişmiş delikanlı tam bedenî kuvvetini almış genç. Cesur yiğit.
BA-BERAT→Berat ile.
BABET→f. Bent fırka. * Münasip bir şey. Taalluk münasebet alâka ilişki.
BABEYN→İki kapı. * Mc: Dünya ve âhiret.
BAB HARCI→Mahkemelerde kadıların naiblerin mal ve mukataa kalemlerinde bulunan memurların aldıkları bir nevi harç.
BÂBİL→Asurlular devrinde Irak\'ta kurulan şehirlerden biri. Bağdat\'ın aşağı tarafında bulunan ve büyücülüğünden dolayı eski edebiyatımızda "Çeh-i Bâbil" olarak yer alan ve birçok dillerin meydana gelmesi bakımından da adı geçen "Bâbil Kulesi"nin bulunduğu ilkçağdan kalma bir şehir.
BÂBİL KULESİ→Tevrat\'ın rivayetine göre Hz. Nuh\'un (A.S.) oğulları tarafından gökyüzüne ulaşmak için yaptırılmış büyük bir kuledir. Rabbimiz bu kulede çalışmakta olanların dillerini değiştirmiş ve birbirlerini anlamaz hale getirmiştir. Bundan dolayı tamamlanamamış ve 72 dil burada meydana gelmiştir. (Buna "tebelbül-i akvam" denir.) Müslümanlıkta bu kuleyi Nemrud\'un gökyüzüne yükselerek Allah\'ın işlerine karışmak maksadıyla yaptırmış olduğu rivayet edilir. Milâttan önce yaşamış olan eski Yunan tarihçisi Herodot Bâbil\'deki Baal Ma\'bedinin gayet yüksek bir kule olduğunu seyahatinde görerek anlatmıştır ki; Bâbil ve Nemrut Kulesi denen şeyin bu olması ihtimali vardır. (T.L.)
BABUR→(Zahirüddin Muhammed) Hindistan\'da büyük Müslüman Türk devletinin kurucusu ve Timur\'un beşinci göbekten torunudur. Fergana Emiri olan babası Ömer Şeyh\'in ölümünden sonra tahta geçmiştir. (1494)
BABUR-NAME→f. Bâbur Şah\'ın Vekayi ismindeki meşhur hatıra kitabı.
BABÜK→Ahmak sersem adam.
BABZEN→f. Ağaçtan veya demirden yapılmış olan kebap şişi.
BA'C→Karına dürtmek karın yarmak.
BÂC→f. Vergi. * Kudretli hükümdarın zayıf olan hükümdardan aldığı vergi. * Eskiden halktan alınan öşür veya haraç ve gümrük vergisi. * Renk. * Çeşit.
BÂC-I KIRTIL→Hayvanlardan alınan vergi.
BÂC-BÂN→f. Geçiş vergisi tahsildarı. Bac toplayan memur.
BACENG→f. Baca. * Ufak pencere. Tepe penceresi.
BÂC-GİR→f. Vergi toplayan kimse. Vergi toplama memuru.
BÂC-GÜZAR→f. Vergi veren haraç veren. * Geçiş parasına tâbi.
BÂD→f. Yel. Rüzgâr. Soluk. Nefes.
BÂD-I BERÎN→Sabah rüzgârı. * Lâtif hava.
BÂD-I CEM→Hz. Süleyman Peygamberin hükmettiği yel rüzgar.
BÂD-I CENUBÎ→Güney rüzgârı.
BÂD-I HAZÂN→Sonbahar rüzgârı.
BÂD-I HEVÂ→Hevâ ve heves. Eğlence. Bedava. Boş.
BÂD-I PÜRGÛ→Devamlı sesler çıkaran ıslık çalan rüzgar.
BÂD-I SABÂ→Baharda esen hafif ve hoş rüzgar seher yeli.
BÂD-I SEMÛM→Çölde sıcakta gündüz esen sıcak yel. Sam yeli. Zehirli rüzgâr.
BÂD-I SUBH→Sabah rüzgârı.
BÂD-I ŞİMALÎ→f. Kuzey rüzgârı. * Nefes soluk. * Ah sesi ah çekme. * Allah\'ın inâyeti. * Medih. * Söz. * Büyüklük taslama kibirlilik. * şarap.
BÂD-I TECELLİ→Tecelli rüzgârı. * Kader.
BÂDÎ→Rüzgâra ait. * Muvakkat. Geçici.
BÂD→f. "Olsun ola olaydı" mânasına gelir ve kelimelerin sonuna getirilir. Meselâ: Aferin bâd $ : Aferin olsun. Çok yaşa. Afiyet bâd $ : Afiyet olsun.
BA'D→Zaman zarfıdır ve te\'hir ifade eder. * Helâk olmak mânâsına mastardır.
BAD'→Kesmek. Yarmak. * Suya kanmak.
BAD'A→(C.: Bida\') Et parçası.
BA-DAD→f. Adaletli âdil sâdık doğru.
BADAM→f. Badem.
BADAME→f. İpek kurdu. * Zincir halkası. * Et beni. * Nazarlık. * Süslü şey. * Eski hırka.
BADAŞ→f. Mükâfat.
BAD-BAN→f. Yelken. * Gemi sereni.
BAD-BAZ→f. Yelpaze.
BAD-BEDEST→f. Elinde avucunda birşey bulunmayan. İflas etmiş.
BAD-BER→f. Uçurtma. * Daima kendini methettiği halde elinden bir iş gelmiyen kimse.
BAD-BİZ→f. Yelpaze.
BADD→Az az akmak. * Nazik deri.
BERK-ÂSÂ→şimşek gibi. Berk gibi.
BAĞ-ÇE→Küçük bağ bahçe.
BÂRÂN Ü TEGERG→Yağmur ve dolu.

BAD-DAR→f. Mağrur kibirli. * Divane deli. * İri vücut şişman. * Hiç bir işle alâkası bulunmayan kişi.
BA'DE→Sonra.
BÂDE→f. şarap içki. Kadeh. (İçkinin her çeşiti haramdır büyük günahtır. İnsan sağlığına zararları ilmî bir gerçektir. Aile cemiyet hayatı ve ahlâk için de yıkıcıdır. İçkiden ve içenlerden uzak durmak gerekir.)
BÂDE-İ İKBAL→İkbal şarabı. Yüksek mevkide bulunmanın verdiği geçici neşe ve keyif.
BA'DE BU'DİN→Hayli zaman geçtikten sonra neden sonra.
BAD-EFRA(H)→f. Mücazât ceza. * Bir çeşit fırıldak.
BA'DEHÂ BA'DEHÛ→Bundan sonra. Ondan sonra.
BA'DE HARAB-İL BASRA→Basra harab olduktan sonra. * Mc: İş işten geçtikten sonra.
BA'DEHUM→Onlardan sonra.
BÂDEKEŞ→İçki içen.
BA'DEL EDA→(Ba\'de-l edâ) Yapıldıktan sonra.
BA'DEL HARB→(Ba\'de-l harb) Muharebeden harpten sonra.
BA'DEL İFA→(Ba\'de-l ifâ) Yapıldıktan ifâ edildikten sonra.
BA'DEL MEVT→(Ba\'de-l mevt) Ölümden sonra.
BA'DEL MİLAD→(Ba\'de-l milâd) Milâddan sonra. Tarih başlangıcı kabul ettikleri seneden sonra.
BA'DEL MUSÂLAHA→(Ba\'de-l musâlaha) Musâlahadan barıştan sonra.
BA'DEL MÜTÂLAA→(Ba\'de-l mütâlaa) Mütâlaa ettikten sonra okuduktan sonra.
BA'DEL YEVM→(Ba\'de-l yevm) Bugünden sonra.
BA'DEMA→(Minba\'d fimâba\'d) Ondan sonra. Bundan sonra. Bundan böyle.
BADEMCİK→Tıb: Boğazın iki tarafında badem biçimindeki bezler.
BADEN→Semiz iri gövdeli kimse.
BA'DETTEŞEKKÜL→(Ba\'de-t teşekkül) Teşekkül ettikten sonra oluştuktan sonra.
BA'DEZA→(Ba\'dezin) Bundan sonra.
BA'DEZZEVAL→(Ba\'de-z zevâl) Zevalden sonra sona erdikten sonra.
BA'DEZZUHR→(Ba\'de-z zuhr) Öğleden sonra.
BAD-GÂN→f. Bekçi gözetici gözeten. * Hazinedar.
BAD-GÂNE→f. Kafesli pencere.
BAD-GERD→f. Kasırga.
BAD-GÎR→f. Vantilatör. * Baca. * Semaver ve nargilenin başlığı.
BAD-HERZE→f. Büyü sihirbazlık. * Letâfet güzellik.
BADİ'→Deniz içinde olan ada. * Et. * Deri.
BADİ→f. Geçici. * Havaya veya rüzgâra âit.
BADİ→Sebeb. İllet. Mûcib. Vesile. * Zâhir ve âşikâr olan. * Halkeden. Hâlık. Yaratan.
BADİA→Derisini ve etini yarıp kanatmış olan fakat kanı çıkmayıp akmayan baş yarası.
BADİH→(Bâdihe) Beklenmedik ziyaret. * Erkek ziyaretçi. * Birden bire gelen ilham. * Ansızın âniden.
BADİLE→(C.: Bâdil) Koltukla meme arasında olan et.
BADİN→Şişman bedeni büyük iri vücutlu.
BADİNC→f. Hindistan cevizi.
BADİNCAN→f. Patlıcan.
BADİR→Hemen yapmak isteyen. * Birdenbire vuku bulan. * Dolunay. * Büyümüş (çocuk). * Olgun (meyva).
BADİRE→Birdenbire meydana gelen hâl. Felâket. Musibet. * Kabahat. * Birden zahmetsizce söylenen söz. * Kılıcın namlunun veya her çeşit nebatın ucu. * Zor geçit.
BÂDİYE→f. Kır. Ova. * Sahrâ. Çöl.
BÂDİYET-ÜŞ-ŞAM→Fırat ve Dicle nehirlerinin birleşip denize döküldükleri yerden batıya doğru uzanan çöl.
BADK→Tükürmek.
BAD-NÜMA→f. Rüzgârın esme istikametini gösteren âlet. * Fırıldak.
BAD-PA(Y)→f. Ayağı çabuk olan (at ve sâire).
BAD-PER→f. Kağıttan yapılmış olan uçurtma. * Hodbin kendini beğenen ve öven kimse. * Kamçı topacı.
BAD-PEYMA→f. Başıboş boş gezen âvâre serseri.
BAD-REFTAR→f. Rüzgâr gibi hızlı yürüyen. Çabuk ve hızlı koşan sür\'atli.
BAD-SENE→f. Kibirli mağrur. Büyüklük taslıyan. * Kötü niyetli.
BAD-SER→f. Mağrur kibirli. * Serkeş isyânkar âsi. * Taassub ehli mutaassıb.
BAD-SEYR→f. Hızlı yürüyen rüzgâr gibi koşan ayağına çabuk.
BAD-SÜVAR→f. Koşu atı hızlı yürüyen at. * Hızlı giden atlı.
BAD-ZEHR→f. Panzehir.
BAD-ZEN→f. Yelpâze.
BÂF→f. Dokuyan dokuyucu mânâsına gelir ve birleşik kelimeler yapılır. Meselâ:
BAĞ→f. Büyük bahçe. Bostan. * Üzüm asmaları bulunan yer. * Üzüm asması.
BAGAJ→Fr. Yolcu eşyası. * Yolcu eşyası koymaya mahsus yer yolcu eşyası vagonu.
BAGAL→(C.: Bigâl) Katır.
BAGAL→f. Koltuk.
BAGAN→f. Bahçeler. Bostanlar.
BAGAR→Bir yakıcı hastalıktır ki devede vâki olur; suyu içip kanmaz ve sonunda ondan helâk olur.
BAGARE→Şiddetle yağan yağmur.
BAGAT→(Bağ. C.) Bağlar üzüm bağları.
BAGAYA→(Bagiyy. C.) Fahişeler.
BAGBAGA→Evmek acele.
BAG-BAN→f. Bahçıvan bağcı. Bahçe bekçisi.
BAG-BANÎ→f. Bahçıvanlık bağcılık. Bağ bekçiliği.
BAG-ÇE→f. Bahçe.
BAGDA'→şiddetli nefret hiç sevmemek.
BAĞDADÎ→Bağdad şehrine mensub. Bağdad ahalisinden olan. Bağdadlı. * Dar ensiz tahta pervazlarından yapılmış ve üstü sıvanmış bölme veya tavan.
BAGEL→f. Ilık su. Sıcak ve soğuk olmayan harareti ikisinin arasındaki bir ısıda olan su.
BAGGAL→(Bagl. dan) Katırcı.
BAGİ→İsteyen. * Zâlim. * İsyan etmiş. Asi. Yoldan sapmış. * Fık: İmâm-ı Adile âsi olan.
BAGİLİK→Serkeşlik âsilik.
BAĞİSTAN→f. Bağlık ve bahçelik yer.
BAGİYANE→f. Allah\'a isyan edenlere ve âsilere yakışır surette. * Zâlimlere yakışır şekilde.
BAGİYY→(C.: Begâyâ) Haddini tecavüz eden. * Zina edici zâni.
BAGİZ→Adavet olunmuş düşmanlık yapılmış.
BAGİZ→(Bugz. dan) Herkese nefret eden buğzeden. Hiç kimseyi sevmeyen. Tiksinen.
BAGL→Katır ester.
BAGLE→Dişi katır.
BAGSA'→Tüyü siyahlı beyazlı olan ve yer yer de benler bulunan koyun.
BAGŞE→(C.: Buguş) Çisenti yağmurdan biraz fazlaca olan yağmur.
BAGT→Ansızlık. Ansızdan gafil iken gelmek.
BAGTETEN→Ansızın. Füc\'eten. Birdenbire. Apansız.
BAG-VAN→f. Bahçıvan bağcı.
BAGY→Azgınlık. Zulüm İsyan. * İstemek talep etmek. * Haddini tecâvüz etmek. * Yaranın şişmesi. * (Yağmur) şiddetle yağmak.
BAGZA→şiddetli nefret hiç sevmeme.
BAG-ZAR→f. Bağlık yer bağ bostan.
BAH→şehvet.
BAH'→Helâk etme.
BÂHA→Ev ortası.
BÂHÂ→Suyun derin yeri. * Açık meydanlık. Alan. * Bir evin çevresindeki kapalı avlu veya bahçe.
BAHÂ→f. Kıymet. Değer. Bedel. Pahâ.
BAHÂ→Güzellik. Zariflik. * Zinet. * İzzet. * Bir şeye alışıp ünsiyet etmek.
BÂ-HABER→Haberi olan haberli. * Zeki akıllı. * İhtiyatlı tedbirli.
BÂ-HABERAN→(Bâ-haber. C.) Haberliler haberi olanlar. Akıllı zeki ihtiyatlı kimseler.
BAHA-DAR→f. Pahalı değerli kıymetli.
BAHADIR→f. Kahraman. Cesur. Yiğit. Dilâver.
BAHADIRANE→f. Yiğitçesine kahramana yakışır surette.
BAHADIRÎ→f. Yiğitlik bahadırlık kahramanlık.
BAHAİM→(Bak: Bahayim)
BAHAK→Göz patlama veya patlatma.
BAHAL→Malını kimseye vermeyip saklamak.
BAHANDAT→Gövdeli besili kadın.
BAHANE→f. Vesile. Sebeb. * Yalandan özür. * Kusur. Noksan. * Garaz.
BAHANE-CÛ→f. Bahane arayan fırsat kollayan.
BAHAR→Güzellik. * Güzel. * Papatya. * Ölçek. * Put sanem. * Atılmış pamuk. * Tarçın karanfil ve karabiber gibi güzel kokulu ve ısıtıcı tohumlar ki bazı yiyecek ve içeceklere de karıştırılır. * Sığır gözü. * İyi kokulu bir sarı çiçek.
BAHAR→f. Kış ile yaz arasındaki mevsim. İlk bahar. Rebi\'.
BAHAR-I HAYAT→Hayatın baharı olan gençlik çağı.
BAHAR-I ÖMR→Ömrün baharı gençlik.
BAHAR→Ağız kokusu.
BAHARAT→Karanfil tarçın karabiber gibi sert kokulu şeyler.
BAHARET→Üstünlük seçkinlik.
BAHARET→Galip olmak.
BAHARÎ→İlkbahara âit. İlkbaharla ilgili.
BAHARİSTAN→f. İlkbaharın hüküm sürdüğü zaman. * Yeşil ve çiçekli yer. * Molla Câmi\'nin eseri.
BAHARİYYE→Edb: Birini övmek için yazılan ve bahar tasviriyle başlayan kaside. * Tar : Yeniçeri ağasından itibaren padişah tarafından Yeniçeri kâtibiyle ocak ağalarına verilen baharlık.
BAHAS→Deve tırnağı. * Ayak eti. * Parmak diplerinin ayak tarafındaki etleri. * Gözün üstünde veya altında beliren yumruca et.
BAHATİR→(Bühter. C.) Kısa boylu kadınlar bodur kimseler.
BAHAYİM→(Behaim) (Behime. C.) Suriye\'de bir sıradağ ismi. * Canavarlar. * Dört ayaklı hayvanlar.
BAHBAH→Şâdlık şenlik.
BAHBAH→İyi iyi demek.
BAHBAHA→Boğazdan boğuk ses çıkartmak.
BAHBAHA→Devenin kükreyip ses çıkarması. * Çıtırdama. Mışıldama. * Deve çağırmak.
BAHDELE→İşte çabukluk gösterme. * Eğilme kırılma. (Kürek kemiği için).
BAHE→f. Kaplumbağa.
BAHEK→f. İşkence eziyet.
BA-HEM→f. Birlikte. Beraber. (Arabçadaki "Maa" mânasına)
BAHH→Ses kesilmek boğaz kısılmak.
BAHHA'→Sesi kesilmiş olan kadın. (Müz: Ebahh)
BAHHAL→(Buhl. dan) Çok bahil çok tamahkâr pek cimri. Çok alçak adam.
BAHHAR→(Bahr. den) Gemici denizci.
BAHHAS→(Bahs. den) Çok bahseden bahsetmeyi seven.
BAHÎ→şehvete dâir. şehvetle ilgili.
BAHİCE→Ses savt sadâ.
BAHİK→Tek gözü kör olan adam.
BAHİKA→Görmiyen kör (göz).
BAHÎL→Hasis. Cimri. Tamahkâr. Hayırlı işlere malını (varsa bile) harcamayan.
BAHÎLÂN→f. Bahiller cimriler tamâhkârlar.
BAHİL→Avâre başıboş serseri. * Yularsız deve. Deyneği olmayan çoban.
BAHİLE→Arap kabilelerinden birinin ismi. * Dul kadın.
BÂHİR→Yalancı. Ahmak serseri adam. * Kırmızı kan.
BAHİR→(Bak: Bahr)
BÂHİR→Aşikâr. Açık. Belirli. Apaçık. * Güzel. * Meşhur namdar. * Galip.
BAHÎRA→Süryâni rahiblerindendir. Zamanın ilim ve fenlerine vâkıf ve bilhassa hey\'et ve nücumda ihtisas sahibiydi. Bu sebepten rahiblerin câhilleri kendisinden hoşlanmazlardı. Hazret-i İsâ\'nın ulûhiyetini ve Hz. Meryem\'in ümmullah olduğunu inkâr ve ilân ettiğinden bulunduğu manastırın reisi tarafından kovulmuş ve Şam yolu üzerinde Busra civârında bir manastır edinmişti.İbn-i Hişam\'ın siretinde İbn-i İshak\'tan rivâyet olunarak: "Bahîra kilise âleminde büyükten büyüğe intikal edip gelen bir kitaba malik bulunuyordu. Resül-i Ekremin bütün ahvâl ve evsafı bu kitabda yazılıydı." deniliyor ki bu kitab "El-Enbâ" ünvânıyla bıraktığı rivâyet olunan bir kitab olacaktır. Kitabın başlıca bahisleri yakında Arabistanda bir Nebi-i Zişân çıkacağı tevhid itikadına dâvet edeceği ve putlara ibâdetten nehyedeceği mevzuu etrafında toplanıyordu.(Meşhur Bahîra-yı Rahib\'in meşhur kıssasıdır ki: Nübüvvetten evvel Resül-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm amcası Ebu Tâlib ve bir kısım Kureyşî ile beraber Şam tarafına ticarete gidiyorlar. Bahira-yı Râhib\'in Kilisesi civarına geldikleri vakit oturdular. İnsanlar ile ihtilât etmiyen münzevi Bahira-yı Râhib birden çıka geldi. Kafile içinde Muhammed-ül Emin\'i (A.S.M.) gördü. Kafileye dedi: "Şu Seyyid-ül-Alemîndir ve Peygamber olacaktır." Kureyşîler dediler: "Neden biliyorsun?" Mübarek Râhib dedi ki: Siz gelirken baktım ki havada üstünüzde bir parça bulut vardı. Siz otururken şu Muhammed-ül-Emin (A.S.M.) tarafına bulut meyletti gölge yaptı. Hem görüyordum ki: Taş ağaç ona secde eder gibi bir vaziyet gördüm. Bu ise nebilere yapılır. M.)
BÂHİRE→Dikenli ağaç. * Çok koşan cins bir deve.
BÂHİRE→Vapur. Gemi.
BAHİRE→Kulağı kesik deve.
BÂ-HİRED→f. Akıllı zeki.
BÂHİS→Anlatan. Bahseden. Araştıran. Araştırıcı. * Bir şeye dâir bilgileri içine alan. Bir mes\'eleye dair beyanatı ihtiva eden.
BAHİT→Baht ve ikbalden vasıftır. Tâlii yaver olan adama denir. (Kamus\'tan)
BÂHİZ→Güçsüz âciz. Meşakkatli.
BÂHİZA→Musibet. Belâ.
BAHKA'→Gözü çıkmış.
BAHL→Cimrilik.
BAHR→(C.: Bihâr - Ebhâr - Ebhur - Buhur) Deniz. * Âlim. Çok bilen. * Büyük göl veya nehir. * Yarmak yırtmak. * Çok yürüyen at. * İyi kimse. * Deve hastalığı. * Aruzda aslî bir vezinle ondan tevellüd eden vezinler mecmuası. Bunlardan Arap nazmı haricinde kullanılan bahirler şunlardır:1- Hezec (Neş\'eyle şarkı söyleme):a) Mefâîlün mefâîlün mefâîlün mefâîlün.b) Mefâîlün mefâîlün feûlün.c) Mefâîlün feûlün mefâîlün feûlün.d) Mef\'ûlü mefâîlün mef\'ûlü mefâîlün.e) Mef\'ûlü mefâîlü mefâîlü feûlün.g) Mef\'ûlü mefâîlü feûlün.2- Recez (Titrek):a) Müstef\'ilün müstef\'ilün müstef\'ilün müstef\'ilün. b) Müfte\'ilün müfte\'ilün müfte\'ilün müfte\'ilün.c) Müfte\'ilün mefâilün müfte\'ilün mefâilün.d) Müfte\'ilün müfte\'ilün fâilün.e) Müstef\'ilâtün müstef\'ilâtün.f) Mefâilün mefâilün mefâilün mefâilün.3- Remel (Koşan):a) Fâilâtün fâilâtün fâilâtün fâilün.b) Fâilâtün fâilâtün fâilün.c) Fâilâtün (feilâtün) feilâtün feilâtün feilün (fa\'lün).d) Fâilâtün (feilâtün) feilâtün feilün (fa\'lün).4- Münserih (Akıcı):a) Müfte\'ilün fâilün müfte\'ilün fâilün.b) Müstef\'ilün feûlün müstef\'ilün feûlün.5- Muzari\' (Benziyen):a) Mef\'ûlü fâilâtü mefâîlü fâilün.b) Mef\'ûlü fâilâtün mef\'ûlü fâilâtün.6- Müctes (Kopmuş): a) Mefâilün feilâtün mefâilün feilâtün.b) Mefâilün feilâtün mefâilün feilün (fa\'lün).7- Seri\' (Çabuk):a) Müfte\'ilün müfte\'ilün fâilün.8- Hafif:a) Fâilâtün (feilâtün) mefâilün feilün (fa\'lün)9- Mütekarib (Yakın):a) Feûlün feûlün feûlün feûlün.b) Feûlün feûlün feûlün feûl.10 - Kâmil:a) Mütefâilün mütefâilün mütefâilün mütefâilün. b) Mütefâilün feûlün mütefâilün feûlün.
BAHR-İ AHDAR→Hint Okyanusu.
BAHR-İ AHMER→Kızıl deniz Şap Denizi.
BAHR-İ BÎKERÂN→Hudutsuz sınırsız deniz.
BAHR-İ BÎPAYAN→Çok büyük sonsuz deniz.
BAHR-İ EBYAZ→Beyaz Deniz İskandinavya Yarımadasının doğusunda Kanin Yarımadasına kadar olan deniz.
BAHR-İ HAZER→Hazer Denizi.
BAHR-İ LÛT→Filistinde seviyesi denizden aşağıda olan şaplı bir göl.
BAHR-İ MUHİT-İ ATLASÎ→(Bahr-ı Muhit-i Garbî) Atlas Okyanusu.
BAHR-İ MUHİT-İ HAVAÎ→Yıldızların seyyarelerin içinde dolaştığı feza. Büyük feza denizi.
BAHR-İ MUHİT-İ HİNDÎ→(Bahr-i Muhit-i Şarkî) Hindistan Yarımadasının doğusunda kalan deniz.
BAHR-İ MUHİT-İ KEBİR→(Bahr-i Muhit-i Mutedil) Büyük Okyanus. Pasifik Okyanusu.
BAHR-İ MUHİT-İ ŞİMALÎ→İskandinavya Yarımadasının batısından İngiliz Adalarına kadar uzanan deniz.
BAHR-İ MUTAVASSIT→Akdeniz.
BAHR-İ MÜNCEMİD-İ CENUBÎ→Güney kutbunu çeviren deniz. Güney Buz Denizi.
BAHR-İ MÜNCEMİD-İ ŞİMALÎ→Kuzey kutbunu çeviren deniz. Kuzey Buz Denizi.
BAHR-İ RECEZ→(Bak: Bahr)
BAHR-İ RUM→(Bahr-i Sefid) Akdeniz.
BAHR-İ SİYAH→Karadeniz.
BAHR-İ SÜKÛN→(Lût Denizi) Sularının kesif ve dalgasızlığından dolayı bu isim verilmiştir.
BAHR-İ UMMAN→Arabistan ve İran\'ın güneyinde kalan deniz.
BAHRE→Arz belde.
BAHREN→Denizden. Deniz yolu ile.
BAHREYN→İki deniz. (Basra Körfezi ile Hind Denizi veya Karadenizle Akdeniz. Yahut da Akdenizle Hind Denizi) * Basra Körfezi\'nde bulunan bir devlettir. 1971 yılında İngilterenin körfezden çekilmesi üzerine istiklâliyetini ilân etmiştir. Bahreyn Manama ve Muharrak Adalarından müteşekkildir. Halkı Arap ve Acemlerdir. (Yüzolçümü 662 km2 nüfusu 1972\'de 216 078) * İki büyük esas ve temel şey.
BAHRÎ→Denize âit denize mensup denizle alâkalı.
BAHRİYE→Donanma ile ilgili işler. Devletin donanma ve deniz askerleri.
BAHRİYYUN→Gemiciler ve kaptanlar gibi deniz işlerini bilen kimseler.
BAHS→Kazmak. * Ayırmak. * Saçmak. * Birşey hakkında etrafiyle söz söyleyip hakikatı araştırma. Konuşulan şey. * Teftiş. * Söz münazarası muaraza mübahese. * Bir mevzû hakkında tafsilât açıklama. * İddialaşma.
BAHS→Noksanlık. Azlık. Nâkıs. Az. * Akarsu ile sulanmayıp yağmur suyu ile mahsül alınabilen tarla.* Zulüm. İşkence. * Uzaklık. * Gümrük almak. * Göz çıkarmak.
BAHSAN→f. Bozuk soluk. * Salına salına yürüyen. * Kıyafeti bozuk pejmürde.
BAHSERE→Dağıtma. * Gizli bir şeyi aşikâr yapma meydana çıkarma. * Kesilerek tane tane olma.
BAHSET→f. Uykuda ağırlık basma. * Uyurken olan horultu.
BAHSÎ→(Bahs. den) Bahisle ilgili bahse ait.
BAHŞ→f. Bağış. Verme. İhsan.
BAHŞ-I KALENDERÎ→Cömertçe ihsan yapma dağıtma.
BAHŞAYENDE→f. Bağışlayıcı afvedici.
BAHŞAYİŞ→f. Bağışlayış. İhsan. İhsan etmek. Afv. Atiyye.
BAHŞENDE→f. Bağışlayan ihsan eden. Afveden.
BAHŞİŞ→f. Lütfedip verilen para. Fazladan iyilik olsun diye verilen. İhsan. Hediye mükâfat.
BAHŞÛDE→f. Bağışlanmış verilmiş. * Afvedilmiş.
BAHT→Öz. Hâlis. Saf. Sade.
BAHT→f. Kader. Tâli. Uğur. Alın yazısı. Kısmet. İkbal. * Saadet. Lezzet.
BAHT-I BÎDÂD→Kötü şans insafsız tâlih.
BAHTAK→f. Evvelce savaşlarda başa giyilen demirden yapılmış başlık. Miğfer.
BAHT-AVER→f. Talihli şanslı bahtlı.
BAHTE→Semiz besili koyun. * Burulmuş üç yaşında koç.
BAHTEK→f. Uykuda iken ağırlık basma. * Fena tâlih küçük şans.
BAHTERÎ→Salına salına yürüyen yürüyüşü güzel olan adam. * Mağrur kibirli. Kendini beğenmiş.
BAHTİYAR→f. Bahtlı talihli mes\'ud mutlu şanslı.(Elbette en bahtiyar odur ki: Dünya için âhireti unutmasın. Âhiretini dünyaya feda etmesin hayat-ı ebediyesini hayat-ı dünyeviye için bozmasın mâlâyâni şeylerle ömrünü telef etmesin. Kendini misafir telâkki edip misafirhane sahibinin emirlerine göre hareket etsin. Selâmetle kabir kapısını açıp saadet-i ebediyeye girsin. M.)(Bahtiyar odur ki: Kevser-i Kur\'anîden süzülen tatlı büyük bir havuzu kazanmak için bir buz parçası nev\'indeki şahsiyetini ve enaniyetini o havuz içine atıp eritendir. L.)
BAHTİYARANE→f. Bahtiyarcasına mutlucasına mesut olana yakışacak şekilde.
BAHTİYARÎ→f. Bahtiyarlık saadetlilik mutluluk. * İran\'da bulunan şöhretli bir kavim.
BAHUR→Çok sıcak. Çok sıcaklık.
BAHÛR→Sıcakta yerden yükselen buhar. * Tütsü. Yakılarak güzel kokular elde edilen ot ve sâir şey.
BAHÛRDÂN→f. İçinde tütsü yakılan kap.
BAHUSUS→Hususiyle. En çok. Hele.
BAHUZÛR→Huzur ile. Huzuru ile.
BAHV→Hurmanın yaş olanı.
BAHYE→f. Dikiş teyel.
BAHYE-ZEN→f. Terzi dikiş diken dikişçi.
BAHZ→Sıkıntılı olma can sıkma. * Yük ağır gelip hayvanı çökertme. * Bir adamı çenesinden sakalından tutup çekme.
BAHZEC→Yaban sığırının buzağısı.
BAİD→(Bu\'d. dan) Uzak. Irak. * Umulmadık.
BAİD-ÜL İHTİMÂL→İhtimalden uzak.
BAİKA→(C.: Bevâik) Belâ felâket musibet.
BAİM→Heykel put sanem. * Bön adam câhil kimse.
BAİN→Dibi geniş olan bostan kuyusu. Geniş dipli kuyu. (Bak: Bâyin)
BAİR→Erkek deve.
BAİR→Şaşkın şaşırmış. Perişan durumlu.
BAİRE→Sürülmemiş ekilmemiş sert toprak.
BAİS→Fakir. * Şiddet ve zahmete uğramış kimse.
BAİS→(Ba\'s. dan) Gönderen. Sebeb olan. İcab ettiren. * Yeniden yaratan. Ölüleri tekrar dirilten. * Peygamber gönderen (Allah C.C.)
BAİS-İ MESERRET→Sevinmeye sebep olan sevinç sebebi.
BAİS-İ SÜR'AT→Hızlı gitmesine sür\'atli olmasına sebeb olan.
BAJ→f. Haraç. Gümrük parası.
BAJ-BÂN→f. Haraççı gümrükçü.
BA-JURNAL→Zabıt varakası ile.
BÂK→f. Korku havf çekinme sakınma.
BAK'→Geniş olmak büyük olmak.
BÂKA→Tutam demet deste. * Tere ve sebzevat destesi.
BAK'Â→Siyah beyaz alacalı koyun. * Belde ismi. * Ucuzluk ve biraz kıtlık olan yıl.
BAKALORYA→Fr. Lise tahsilinden sonra imtihan neticesi kazanılan olgunluk. Olgunluk imtihanı ve diploması.
BAKAN→(Bak: Nâzır)
BAKAR→(C.: Bukur-Bikar) Öküz. Dana. Sığır.(Bakr yarmak demek olduğundan bu hayvan dahi toprağı sürüp yarmak için kullanılması itibariyle bu isim verilmiştir. E.T.)
BAKARA→İnek. Dişi sığır.
BAKARA SÛRESİ→Kur\'an-ı Kerim\'in 2. Sûresi olup Medine-i Münevvere\'de nâzil olmuştur. (Bu sûre Mûsâ Aleyhisselâm\'ın risâleti ile o milletin seciyelerine girmiş olan bakarperestlik mefküresini kesip öldürdüğünü bir bakarın zebhi ile anlatır ve şu cüz\'i hadise ile beşerin dünyevî menfaatlarına en çok vesile olan şeylere perestiş etmesi gibi gaflet ve dalâletin köklerini kesecek bir külli düsturu her vakit hem herkese gayet lüzumlu bir ders-i hikmet olarak ulvi bir icaz ile beyan eder. Asrımızda hâlâ ineğe tapanların mevcudiyyeti ve bu sureye El-Bakara isminin verilmesi ne kadar mânidâr olduğunu akıl sahiplerine bildirir ihtar eder...)
BAKAR-PEREST→f. Öküzü mâbut yapan. Öküz ve emsalini put yapıp ona ibâdet eden sapkınlar. Ehl-i dalâlet.
BAKAYA→Artıklar fazlalıklar. * Ask: Son yoklamaları yapıldıktan sonra istenildiklerinde gelmeyen veya gelip de kıtalarına varmadan savuşanlar. (Bakayadan sayılmak suçtur.)
BAKBAK→Çok söyleyici. Çok konuşan.
BAKBAKA→Desti ve bardaktan çıkan ses.
BAKIA→Dert belâ musibet.
BAKIL→Sakalı belirmiş kişi.
BAKIR→Çobanları ile beraber olan sığır sürüsü. * Geniş. * Aslan.* Göz damarı. * Hz. Hüseyn\'in (R.A.) torunu İmâm-ı Bâkır\'ın bir lâkabı.
BÂKİ→Ebedî dâimî. Sonu gelmez. Ölmez. * Sonsuz. * Cenab-ı Hak. * Artan. Geri kalan. * Bundan başka.(Madem beka Bâki-i Zülcelâl\'e mahsustur ve mâdem Bâki\'nin esması bâkiyedir ve mâdem Bâki\'nin âyineleri Bâki\'nin rengini hükmünü alır ve bir nevi bekaya mazhar olur. L.)
BÂKÎ→Ağlayan.
BÂKİ'→Geniş vâsi.
BAKÎ'→(C.: Buk\'ân) Medine şehrinde bir makbere yeri.
BÂKİR→Tâze. El sürülmemiş. Bozulmamış. * Erken.
BAKÎR→Yensiz gömlek. * Sığır sürüsü. * Karnı yavrusundan dolayı yarılan deve.
BÂKİRE→Kız. Kızlığı izale edilmemiş. * El sürülmemiş.
BÂKİYÂNE→f. Ağlayarak.
BÂKİYÂNE→f. Bâki olana yakışır surette. Ebediyyete yakışır şekilde. Sonsuzca.
BÂKİYÂT→Bakiler. Devam edenler. Geri kalanlar.
BÂKİYÂT-I SÂLİHÂT→İnd-i İlahîde ecr-i sâliha. Bâki olan sâlih ameller. * Elhamdülillah Sübhanallah ve Allahuekber gibi kudsî kelâmlar.
BAKİYYE→Artık. Geri kalan. Artan.
BAKİYYE-İ ÂSÂR→Eserlere âit geri kalan izler. Eserlerin geri kalanı.
BAKİYYET-ÜS-SÜYÛF→Kılıçtan kurtulan kimseler. * Mc: Arta kalan kişiler.
BAKKA→Sivrisinek. * Tahtabiti.
BAKKAL→Sebzevât satıcı.
BAKKAR→Sığır çobanı sığırtmaç.
BAKL→(C.: Bükûl) Tere ve sebzevatın her birisi. * Sakal bitmek ve diş çıkmak mânâsına mastardır.
BAKLA'→Bakla. * şahtere dedikleri ota " baklat-ül melik" derler. * Semizotu denilen bitki.
BAKR→Açmak. * Genişletmek.
BAKTERİ→Fr. Basit çekirdeksiz bölünerek çoğalan tek hücreli canlılara verilen addır. Çeşitli şekilleri vardır: Kürevî (coccus) çubuk şeklinde (basil) virgül şeklinde (vibriyon) burmalı (spiril).Bakteriler ya tek tek ya da birkaçı bir arada bulunmalarına göre de ayrı adları vardır. Havanın oksijeni ile yaşayabilenleri olduğu gibi havasız yaşayanları da vardır. Faydalı enzimler çıkaranlar olduğu gibi boya maddeleri gaz ve toksin (zehir) çıkaranları da vardır.
BAKTERİ TEDAVİSİ→Bazı hastalıkların tedavisinde ölü veya canlı bakterilerin kullanılması ile yapılan tedavi.
BAKTERİYOLOJİ→yun. Bakterilerin ve umumiyetle mikropların biçimlerini hususiyetlerini inceleyen bilim.
BAKÛRE→Sığır sürüsü. * Budala. Fayda ile zararı birbirinden ayırt edemeyen.
BAKÛRE→Turfanda yemiş. * Evvel yetişen.
BAKVA→Bâkilik ebedilik sonsuzluk.
BAKY→Bakmak nazar. * Muntazır olup yol gözlemek.
BA'L→(C.: Buûl) Cahiliyet devrine mahsus bir put. Güneş Tanrısı. * Karıkocadan herbiri. * Yılda bir kez yağmur yağan yüksek yer. * Hayret. * Zaaf zayıflık.
BÂL→f. Kanat. * Kol pazu. * Kol cenah.* Üst yukarı. * Boybos endam.
BÂLÂ→f. Yüksek. Yukarı. Yüce. Yüksek kat.
BÂLÂ-YI BÜLEND→Uzun boy.
BÂLÂ-BÜLEND→f. Uzun boylu.
BÂLÂDEST→f. Galip eli üstün.
BÂLÂDESTÎ→f. El üstünlüğü galibiyet. * Zulüm.
BÂLÂHÂN→f. Birşeyi ifrat derecede yüksek gösteren.
BÂLÂHÂNE→f. Çatı evin en üst tarafı. Tavan arası.
BÂLÂHÂNÎ→f. Bir şeyi aşırı derecede yüksek gösterme abartma şişirme.
BÂLÂHİMMET→f. Himmeti fazla olan kimse.
BÂLÂKAMET→f. Yüksek boy. * Yüksek şeref.
BALAM→Sığır.
BALANİŞİN→f. Üstte yukarıda oturan.
BALAPERVAZ→Yüksekten uçan. * Kendini olduğundan yüksek makamda gösterip gururlanan.
BALAPERVAZANE→Yüksekten uçar gibi. * Çok yüksek rütbelilere yakışır şekilde.
BALAPÛŞ→f. Palto pardesü manto gibi üste giyilen eşya.
BALAREV→f. Yüksekten giden.
BALAST→ing. Demir yollarında traverslerin altına; şoselerde ise düzeltilmiş toprak üzerine döşenen taş parçaları.
BALATER→f. Pek yüksek daha yüksek.
BA'LE→Erkeğin karısı zevce.
BALGAM→Solunum yolları tarafından salgılanan ve ağızdan dışarı atılan sümük irin ve kan karışımı maddedir. * Eskiden bedende bulunduğu sanılan dört unsurdan biri. (Bak: Ahlât)
BALGAM-I CİSSÎ→Beyaz ve yoğun balgam.
BAL-GÜŞÂ→f. Kanat açan uçan.
BALIKHANE KAPISI→Topkapı Sarayı\'nın Marmara kıyısındadır. Padişahlarca cezandırılan vezirler burada idam edilir sürgün edileceklerse buradan gemilere bindirilirlerdi.
BALİ→Eski köhne.
BALİDE→f. Gelişmiş uzamış büyümüş.
BÂLİĞ→(Bâliğa) Yetişmiş. Olgun yaşına gelmiş. Aklı kemal bulmuş erişmiş varmış.
BÂLİĞ→f. Boynuzdan yapılan kadeh.
BÂLİGA→Koyun ve keçi ayağı.
BALİMEZ→16. ve 17. yy. larda Osmanlılar tarafından kara ve deniz savaşlarında kullanılan uzun menzilli top. (Bak: Balyemez)
BALİN→f. Yastık. Koltuk. İskemle yerine kullanılan yuvarlak yastık.
BALİNA→Denizde yaşıyan ve yaklaşık olarak 20 ilâ 35 metre kadar uzunlukta olan memeli hayvan.
BALİN-PEREST→Hizmetçi hâdim hademe. * Tenbel uykucu.
BALİSTİK→yun. Merminin ateşlendikten sonra hedefe varıncaya kadar uğradığı te\'sirleri tedkik edip inceleyen ilim dalı.
BALİŞ→f. Yastık. * Altın. * Nakit.
BALİYE→Zayıf ve çürümüş olan şey.
BALKAN→Doğu Avrupada batıdan doğuya uzanan dağ sırası.
BALKANLAR→(Balkan Yarımadası) Yugoslavya\'nın büyük kısmı ile Arnavutluk Bulgaristan Yunanistan ve Trakya\'yı içine alan yarımada.
BALKAR→Kafkasya Türkleri\'nin Kıpçak kolundan olan bir boy.
BALON→Fr. Hava veya hafif gazlarla doldurulan küre. Bugünkü uçaklar balonculuğun geliştirilmesiyle elde edilmiştir. Zeplin adı verilen güdümlü balonlar hava ulaşımında ve savaşta kullanılmıştır.
BALOTAJ→Fr. Bir seçimde herhangi bir adayın oyların ekseriyetini alamaması hali.
BAL-ŞİKESTE→f. Kanadı kırık.
BÂLÛ→f. Ana baba bir olan kardeş. * Siğil sivilce.
BÂLÛAT→Su dökecek çukur. * Lağım kuyusu.
BALÛDE→f. Boy atmış büyümüş.
BALVANE→f. Dağ kırlangıcı. * Darı kuşu.
BALYEMEZ→Osmanlıların bir zamanlar kullandıkları uzun menzilli toplar.
BALYOZ→Fr. Vaktiyle Avrupa devletlerinin büyükelçi ve büyük konsoloslarıyla general ve amiral gibi kişilerine verilen bir ünvandır. * (Yunancadan) Kazık çakmak büyük taşları kırmak için kullanılan uzun saplı iri ve ağır çekiç.
BALZEN→f. Kanat vuran. Uçan.
BAM→Dam. * Çatı. * Kubbe. * Kemer * Sakf. * Sabah vakti. * Telli sazlarda en kalın tel.
BAM-I BÜLEND→Yüksek çatı. * Gökyüzü sema.
BAM-I ÇEŞM→Gözkapağı.
BAMDAD(AN)→f. Sabah sabahleyin seher vakti. Tan yeri.
BAMDADÎ→f. Seher vakti erken.
BAME→f. Sakalı gür olan. * Sık uzun ve kaba olan sakal.
BAM-GAH→f. Seher vakti. * Seher vaktinde.
BAN→Dam çatı. * Sorgun ağacı. Bey söğüdü. * yun. Sevgilinin boyu. Farsçada kelime sonuna gelerek Türkçedeki "ci cu" ekleri yerini tutan mânâda kullanılır. Meselâ: Bağban: Bağcı.
BANBU→(Malezya dilinden) Sıcak ve yağışlı bölgelerde yaşıyan bir bitki cinsi. Buğday ailesinden olup ikiyüzden fazla çeşiti vardır.
BANDIRA→İtl. Geminin hangi devlete ait olduğnu gösteren bayrak.
BANDO→Askeri mızıka takımı.
BANEVA→f. Zengin mal mülk sahibi. * Meşhur şöhret bulmuş ünlü namdar.
BANG→f. Ses sadâ haykırma bir ağızdan alkış.
BANG-İ NEMAZ→f. Ezan.
BANİ→Kurucu. Yapan. Yapıcı. Yaptırıcı. Binâ eden.
BANKA→İtl. Faizle para alıp veren kredi iskonto kambiyo işlerini gören ticari kuruluş.Faiz dinimizde günahtır. Bankalar dar gelirlilerin paralarını faiz karşılığı toplar zenginlere daha yüksek faizle verir. Bunlar dar gelirlilerin tasarruf ettikleri paralarla bir iş yeri açar bir mal üretir ve bu malın fiatına ödedikleri faizi de ekliyerek paranın asıl sahibine satarlar. Böylece bankada faiz karşılığı para yatıran dar gelirliler kendi paralarıyla üretilen bu malları satın almakla kendi aldıkları faizden daha fazlasını yani zenginin bankaya ödediği faizi ödemiş olurlar. Hem bankacıyı hem banka ile iş yapan ticaret erbabını kendi paralarıyla çalışmadan zengin etmiş fiatlarını yükseltmesine ve dar gelirlilerin zulme uğramasına âlet olmuş olurlar.İslâma uygun olan; iş ortaklığıdır. İş adamı paralarını kullandığı insanları paraları ölçüsünde işine ortak yapmalı kârını da zararını da buna göre bölüşmelidir. Böyle olursa hem fiatlar yükselmez hem de bir kısım insanlar zenginleşirken diğerleri fakirleşmez.
BANKER→Fr. Çok zengin kimse. Büyük sarraf.
BANKET→Bir otomobili uçtan uca kaplayan ve tek parçadan ibaret olan oturacak yer. * Karayollarında asfaltın her iki yanındaki balastlı kısım.
BANKINOT→(Banknot) ing. Kâğıt para.
BANKİZ→Kutub bölgelerinde deniz suyunun donmasıyla meydana gelen buzların tamamı. Bunlar ençok Kuzey Buz Denizinde görülürler.
BANLİYÖ→Fr. Bir şehrin yakın çevresinde bulunan mahalle ve yerleşme yerleri.
BANT→(Band) Fr. Ensiz uzun zarf.
BÂNÛ→f. Kadın hatun hanım. * Gelin. * Gülsuyu gibi şeylerin şişeleri.
BÂNÛ-Yİ MISIR→Zeliha.
BANÛC→f. Salıncak.
BANYOL→Bu kelime; zindan hapishâne mânâlarında kullanılırdı. Buraya katiller hırsızlar ve beylik esirlerin satışa yaramıyanları konurdu.
BÂ-POSTA→Posta ederek posta ile.
BÂR→f. Ek olup "saçan yağdıran döken ışık veren" gibi mânâda kelimeler teşkil edilir. Meselâ: Ateşbâr : Ateş saçan. Ateş yağdıran.
BÂR→f. Yük. Zahmet. Eziyet. Sıkıntı. * Def\'a. Kerre. * Yemiş meyve. * Sebeb-i masraf ve ıztırab olan şey. Kale duvarı. * İzin.
BÂR-I DİL→Gönül yükü elem keder gam hüzün.
BÂR-I GİRÂN→Ağır yük.
BÂR-I MİHNET→Eziyet. * Elem yükü.
BÂR-I SAKİL→Ağır yük.
BARAJ→Fr. Bir akarsuyun akışına mâni olmak için yapılan set.
BARAKA→İtl. Temelsiz küçük yapı.
BARAKLİT→(Bak: Faraklit)
BÂRÂN→f. Yağmur. Rahmet.
BÂRÂNÎ→f. Çivit mavisi renginde Osmanlılar zamanında Selânik\'te dokunan bir cins çuha. Yeniçeri ve Acemi oğlanlarına aralık ve ocak (erbain) aylarında verilen yağmurluk bârâniden yapılırdı. Yağmurluk yağmurdan muhafaza eden şey. * Yağmurla ilgili.
BÂRÂN-RİZ→f. Yağmur saçan yağmur döken.
BARAS→Tedavi edilmesi mümkün olmayan ve vücutta beyaz lekeler meydana getiren bir hastalık.
BARBAKAN→Fr. Emniyetle ateş etmek için sur duvarlarında açılan dar mazgal deliği. Kale kapılarının savunması için yapılan tahkimat.
BARBAR→Lât. Eski Yunan Roma ve daha sonra Hristiyanlara göre kendi kavimleri dışında kalan herkes. * Vahşi ilkel.
BARBARLIK→Medeniyetsizlik vahşilik.
BARBAROS→Hayreddin Paşa: (Mi: 1466-1546) Tarihin en büyük Denizcisi Hayreddin Paşa kardeşleri ile İslâm âlemini birleştirmek tek bir bayrak altında muhteşem imparatorluğumuzun himayesinde toplamak için çalıştı. Sonunda müstakil devleti ile Osmanlı Devletine iltihak etti. Kaptan-ı Derya olarak Akdenizi bir göl halinde devlete kazandırdı. Preveze\'de Haçlı donanmasını perişan etti. Dinin hayırlı evlâdı Hayreddin Paşa bir korsan değil din yolunda muharebe eden mücâhid gazi idi... Beşiktaş\'taki evinde vefat etti ve oradaki türbesine defnedildi.
BAR-BER→f. Hamal yük taşıyan kimse.
BAR-BERDAR→f. Sabırlı tahammüllü. * Yük kaldıran. * Hamal.
BARBUT ALTINI→Tanzimattan önce Osmanlılarda kullanılan bir çeşit altın sikke. Yüzlük Mecidiye altını kıymetinde ve ayarında iki kırat ağırlığında idi.
BAR-DAR→f. Yüklenmiş yüklü. * Gebe olan.
BARE→f. At. * Zülf. * Kal\'a kale. * Def\'a kerre.
BAREKALLAH→Allah mübarek etti. Allah mübarek etsin. Hayırlı ve bereketli olsun.
BAREKTE→Sen mübarek ve bereketli eyledin (meâlinde dua).
BAREM→Fr. Devlet memurlarının aylıklarını tasnif ve tanzim eden miktarlarını gösteren sistem veya cetvel.
BARENDE→f. Yağdıran yağdırıcı.
BA-RENG→f. Renkli.
BARGÂH→f. İzinle girilecek yer. Padişah divanhanesi. * Huzur-u Rabb-il Âlemin. Dua edilen yer.
BARGAM→Levreğe benzer bir cins balık.
BARGİR→Yük taşıyan. * Beygir.
BARHA→f. Def\'alarca zaman zaman sık sık devamlı olarak.
BAR-HANE→f. Yük yeri yüklük. * Yolcu eşyası indirilecek ve saklanacak yer.
BARI→(Farsça: Bârû) Etrafı surlarla çevrilmiş yer.
BARİ'→Bir kalıptan döker gibi düzgün tertipli ve güzel yaratan. Aza ve cihâzatları birbirine mütenasip ve kâinattaki umumî nizama ve gayelere uygun ve münasebettar olarak halkeden Cenâb-ı Hak (C.C.)
BARİ→f. Hususu ile. Hele. Hiç olmazsa. Bir def\'a.
BARİ'→Tam üstün. Mükemmel.
BARİA→Yakınlarından üstün vasıflı. Emsalinden üstün. Tam ve mükemmel.
BARİD→Soğuk bürudetli. * Mc: Hoş olmayan.
BARİDANE→f. Soğukça.
BARİH→(C.: Bevârih) Samyeli adı verilen sıcak ve şiddetli bir çeşit rüzgâr.
BARİHA→Dünkü gece evvelki günün gecesi. * Dünkü gün dün.
BARİK→Şimşek. Işık. Şimşekli bulut. Yıldırım parıltısı.
BARÎK→f. İnce. Nârin. Dakik.
BÂRİKA→(C: Berâik) Üzerine biraz yağ dökülmüş olan süt. * (C.: Bevârık) Parıltı. Parıldayan.
BÂRİKA-İ HAKİKAT→Hakikatın parıltısı ve parlaklığı. Hakikat nuru.
BÂRİKA-ÂSÂ→şimşek gibi.
BARİKAT→Fr. Bir yolu kapamak üzere ele geçirilen her türlü eşyadan faydalanılarak meydana getirilen engel.
BARİK-BÎN→f. İnce gören dikkatle inceleyen bir şeyi iyice gözden geçiren.
BARİK-NÜMA→f. Işıklı. Parlak.
BARİMETRE→Fr. Gürültünün şiddetini ölçmeğe yarıyan âlet.
BARİMETRİ→Fr. Beden ölçümü yardımıyla hayvanların ağırlığını tayin etme.
BÂRİŞ→f. Yağmur. * Sağnak.
BARİYA→(C.: Bevâri) Hasır.
BARİYY→(C.: Bevâri) Kaba hasır.
BARİZ→Doğan. Zâhir ve âşikar. Meydanda olan. Belli. Açıkça.
BAR-KEŞ→f. Hamal yük taşıyan. * Mütehammil tahammül eden sabırlı.
BAR-MEND→f. Yemiş veren yemişli ağaç.
BAR-NAME→f. Eşya yük pusulası.
BAROGRAF→yun. Hava basıncını ölçen bir alet. (Bu alet vasıtasıyla bir yerin yüksekliği de ölçülür.)
BAROK→Klâsik Rönesans devrinden sonra başlayan bir mimari ve süsleme tarzı.
BAROMETRE→Fr. Hava basıncını gösterir âlet.
BAROSKOP→Fr. Cisimler üzerine havanın yaptığı basıncı gösteren âlet.
BAROTAKSİ→Fr. Bazı tek hücreli canlıların basınca göre hareketleri.
BAROTERAPİ→Fr. Bazı hastalıkların basınçlı hava ile tedavisi.
BARR→(C.: Berere) İyilik ve ihsan edici muhsin.
BAR-SENC→f. Yük tartan dirhem.
BÂRÛ→f. Kale duvarı tabyanın gezinti yeri hisar burnu sur. * Sığınak siper.
BARUT→yun. Güherçile ile kükürt ve kömürden mürekkeb alev alıcı bir maddedir ki toz halinde olup umumiyetle ateşli silahlarda ve taş kırmak gibi işlerde kullanılır. * Mc: Çabuk kızan şiddet ve hiddete kapılan.
BAR-VER→f. Yemiş veren meyvedar verimli meyve verici. * Mc: Faydalı faydayı mucib iyi netice veren. Yararlı.
BARYUM→yun. Kim: "Ba" sembolü ile gösterilen bir element.
BAS'→Cem\' etmek toplamak.
BA'S→Gönderme gönderilme. * Cenab-ı Hakk\'ın peygamber göndermesi. * Diriliş. Yeniden diriltme. İhyâ. * Uykudan uyandırma.
BA'S-UL EMVAT→Ölmüşlerin dirilmesi.
BA'S-İ ENBİYA→f. Peygamberlerin gönderilmesi.
BA-SAFA→Safalı. Safa ile.
BASAİR→(Basiret. C.) Basiretler. İbretli görüşler. Deliller. İbretler. Hüccet ve bürhanlar. Gözler. * Kalb duyguları.
BASAL→Bot: Soğan ve benzeri gibi kökler.
BASAL-İ HARİF→Acı soğan.
BASALA→Tıb: Vücudun her hangi bir yerinde yaradılıştan olan kabartı.
BA-SAMAN→f. Varlıklı zengin. * Düzenli tertipli düzgün.
BASAR→(C.: Ebsâr) Görme duygusu. * Kalble hissetme. Kalb gözü. * Gözün görmesi. * İdrak. Fikir. * İlm-i Kelâm\'da: Kendi şânına lâyık bir vecih ile Cenab-ı Hakk\'ın "görme sıfatı"dır. Kâinatta hiçbir şey O\'nun görmesinden hâriçte kalamaz.
BASARET→(Bak: Besaret)
BASARIK→Çulha tezgâhının ayaklığı. * Piyano ayaklığı gibi çifte ayaklık.
BASARÎ→(Basar. dan) Görüşle ilgili olan görmeye ait.
BA-SAVAB→Doğruca doğrulukla.
BASBASA→Dalkavukların nefret edilecek hâlleri tabasbusları yaltaklanması. * Köpeğin kuyruğunu sallayarak sokulması.
BA'SERET→Dikkatle teftiş etme. * Keşif ve istihrac etme. * Perâkende edip dağıtma. * İnkılâb. Karıştırma. Bulandırma. * Meydana çıkma. * Kirli leke.
BASIK→Yükselmiş. Uzamış. Çıkmış.
BASIK→Eli açık. Cömert. Dolup taşan.
BASIKA→Beyaz ve sâfi bulut. * Âfet dâhiye. * Makbul bir cins sarı hurma.
BASIM→(Uydurma bir kelimedir) Matbaacılık. Tab\'etme sanatı.
BASIN→Uydurma bir kelime olup "matbuat" yerine kullanılır. Gazete mecmua gibi belli zamanlarda çıkan matbuatın hepsi.
BASINÇ→(Bak: Tazyik)
BÂSIR→Gören. Dikkatli ve göz kuvveti ile gören.
BÂSIT→Açan. Yayan. Serici. * Ferahlık veren. * Dilediği kulunun rızkını genişlendiren Allah (C. C.). * Mücerred olup mürekkep ve müellef olmayan. * Tıb: Bir uzvu uzatıp açan adele.
BÂSIT-ÜR-RIZK→Allah.
BASİ'→(C.: Busu\') Ter.
BASİA→Çok kırmızı dudak.
BASİK→Gövde damarı. (Dirsek içinde bulunan üç damarın aşağısında olandır.)
BASİKA→Su ile tamamen dolu olan kuyu.
BASİL→Kahraman cesur yiğit kimse. * Fena sert kırıcı kötü söz. * Haram olan şey. * Güzel olmayan çirkin kimse.
BASİL→Fr. İnce uzun bir bakteri çeşidi.
BASİLE→Bir nevi soğan. Bir soğan çeşidi.
BASİM→(Besm. den) Güleryüzlü şen kimse.
BASİNE→Ekincilerin sabanı. * Sanat ehlinin âletleri. * Kaba çuval.
BASİR→Basiret sâhibi ve anlayışlı olan. Hakikatları anlayan. En iyi ve en çok anlayışlı. Kalb gözü ile gören. * İt köpek kelp.
BASİR→Kararmış. * Ekşi yüzlü ve katı yürekli kimse.
BASİRANE→f. Görerek. Bilerek. Basiret sahibine yakışır halde.
BASİRET→Hakikatı kalbiyle hissedip anlama. Kalbde eşyanın hakikatlarını bilen kuvve-i kudsiyye. Ferâset. İm\'ân-ı dikkat. * İbret alınacak hidâyet sebepleri. Beyyine. Hüccet. * Bir evin iki tarafının arası. * Yer üstündeki kan. (Bak: Süveydâ-i kalb)
BASİRET-İ KALB→Gönül uyanıklığı. Kalb basireti.
BASİRET-KÂR→f. Basiretli ferâsetli önceden gören.
BASİRET-KÂRÎ→Basiretlilik önceden görmeklik.
BASİT→Kıymetsiz. * Geniş * Yaygın olan. * Mücerred ve münferid olup mürekkeb ve müellef olmayan. * Neş\'eli. Güleryüzlü. Düz arızasız engelsiz. * Edb: Aruz vezinlerinden biri.
BASİT KESİR→Sûreti (payı) mahrecinden (paydasından) küçük kesir. 2/5 gibi.
BASİTA→Uzak yer.
BASİTE→Yükseklik ölçen yayvan güneş saati. * Döşeme minder. * Düz yer.
BASKI→t. Basıp sıkacak tazyik edecek şey. Sıkı tazyik. * Basan ağırlık veren şey. * Kalıp damga. * Bir eserin yeni basılışlarının her seferi. * Bir basmanın bir def\'ada basılan miktarının tamamı. Meselâ: Bu lügatın baskısı 25.000 dir.
BASKIN→t. Ağır sakil. * Basıp geçen galip üstün. * Ansızın birdenbire hücum.
BASKÜL→Fr. Büyük ağırlıkları küçük bir ağırlık yardımıyla tartmayı sağlamak üzere birkaç kaldıracın uygun bir tarzda birleştirilmesiyle meydana getirilmiş âlet.
BASRA→Yumuşak küfki taşı. (Bu sebepten Basra şehri "Basra" diye isimlendirilmiştir.)
BASRİYYUN→Milâdi 8. yy. da Basra\'da yaşamış lisaniyat âlimlerinden bir grup.
BAST→Genişlemek açmak yaymak. * Bir şeye el uzatmak. * Sevindirmek. * Bir mecliste haya sebebiyle olan sıkılmanın gitmesiyle açılmak. * Özür kabul etmek. * Kaplamak. * Tas: Allahın cemâl tecellisiyle kalbin sükûn ve huzur içinde ferahlaması. (Mukabili: "Kabz"dır.)(... Teellümât-ı ruhaniye ise; sabra mücahedeye alıştırmak için Rabbani bir kamçıdır. Çünki emn ve ye\'sin vartasına düşmemek hikmetiyle havf ve reca müvazenesinde sabır ve şükürde bulunmak için kabz-bast haletleri Celâl ve Cemâl tecellisinden intibah ehline gelmesi ehl-i hakikatça medar-ı terakki bir düstur-u meşhurdur. K.L.)
BAST-I DÂVÂ→Dâvâ açma.
BAST-I MAKAL→Söz açma.
BAST-I MUKADDEMAT→Asıl maksada girmeden önce bir şeyler söyleme.
BAST-I ÖZÜR ETMEK→Bir hata işleyerek başkalarına da nümune olmak aynı hatayı işlemelerine zemin hazırlamak.
BAST-I YED→Elini bir şeye uzatmak. * Mc: Tasallut ve istilâ manasındadır.
BAST-I ZAMAN→Az zamanda çok uzun bir zaman yaşamış olmak.(Bu hakikata işareten Leyle-i Kadir gibi bir tek gece seksen küsur seneden ibaret olan bin ay hükmünde olduğunu nass-ı Kur\'ân gösteriyor. Hem bu hakikata işaret eden ehl-i velâyet ve hakikat beyninde bir düstur-u muhakkak olan "bast-ı zaman" sırrı ile çok seneler hükmünde olan birkaç dakikalık zaman-ı mirac bu hakikatın vücudunu isbat eder ve bilfiil vukuunu gösteriyor. Mirâcın birkaç saat müddeti binler seneler hükmünde vüs\'atı ve ihâtası ve uzunluğu vardır. Çünkü o mirac yolu ile beka âlemine girdi beka âleminin birkaç dakikası şu dünyanın binler senesini tazammun etmiştir. Hem şu hakikata bina edilen beyn-el evliyâ kesretle vuku bulmuş olan bast-ı zaman hâdiseleridir. Bâzı evliya bir dakikada bir günlük işi görmüş. Bâzıları bir saatte bir sene vazifesini yapmış. Bazıları bir dakikada bir hatme-i Kur\'âniyeyi okumuş olduklarını rivâyet edip ihbar ediyorlar. Böyle ehl-i hak ve sıdk bilerek kizbe elbette tenezzül etmezler. Hem o derece hadsiz ve kesretli bir tevatürle bast-ı zaman hakikatını aynen müşâhede ettikleri medar-ı şüphe olamaz. Şu bast-ı zaman herkesçe musaddak bir nevi rüyada görünüyor. Bazan bir dakikada insanın gördüğü rüyayı geçirdiği ahvali konuştuğu sözleri gördüğü lezzetleri veya çektiği elemleri görmek için yakaza âleminde bir gün belki günler lâzımdır. L.)
BASTÂN→f. Tarih. * Mazi geçmiş zaman. * Eski.
BASTÂN-ŞİNÂS→f. Geçmiş zaman tarih.
BAST FÎ MAKAM-İL-KALB→Nefis makamında ricâ mesabesindedir. Lütuf ve rahmeti kurb ve ünsü kabule işarettir.
BA'S-Ü BA'D-EL MEVT→Öldükten sonra tekrar dirilmek diriltmek. (Bak: Ahiret)
BÂSÛR→(C.: Bevâsir) Tıb: Mayasıl. Kalın bağırsakta ve makadın etrafındaki siyah kan damarlarının şişmesi ve bazen iltihablanması sebebiyle makadın içinde ve dışında meydana gelen memeler yüzünden makaddan kan ve cerahat gelmesi hastalığı.
BAŞ→t. Reis birinci evvel. Başlıca en mühim.
BAŞALTI→t. Gemilerin baş tarafında tayfa ve er koğuşları. * Yağlı güreşlerde baş\'ın altındaki derece.
BAŞAM→f. Perde örtü.
BAŞAME→f. Kadınların örtündükleri yaşmak. Tülbent başörtüsü.
BAŞBUĞ→t. Osmanlı devrinde başıbozuk veya akıncı kuvvetlerinin kumandanı. * Lider.
BAŞE→f. Atmaca kuşu.
BÂŞE-İ FELEK→Nesr-i Tâir ve Vâki adı verilen iki yıldız.
BAŞED→f. Olur ola...
BAŞENG→f. Tohumluk olmak için saklanan sarı iri hıyar salatalık. * Asma üzerindeki üzüm salkımı.
BAŞGÛN→f. Uğursuz. * Ters başaşağı.
BAŞIBOZUK→t. Bir harp çıktığında orduya süvari veya piyade olarak katılan gönüllü asker. Başıbozuk tâbiri gelişigüzel ve intizamsız idare tarzına da alem olmuştur. Bir zamanlar bu tâbir asker olmayan siviller için de kullanılmıştır.
BAŞİK→(C.: Bevâşık) Atmaca denilen kuş.
BAŞİR→Müjdeci müjde veren. * Mutlu mesut.
BAŞKENT→t. Başşehir. Bir devletin idare merkezi olan şehir. Devlet merkezi. Payitaht.
BAŞKIRDİSTAN→Rusya\'da halkı Türk olan bir bölge.
BAŞMAK→Eskiden kullanılan bir çeşit ayakkabı.
BAŞTİNA→Osmanlı İmparatorluğu zamanında Balkanların bazı yerlerinde devlet arazisinden tapu ve miras suretiyle geçen tarla.
BÂŞÛRE→(C.: Bevâşir) Yeni yetişmiş turfanda olan nesne.
BATAET→Tenbellik yavaşlık. Ağırlık.
BATALESE→Ptolemeos soyundan gelen hükümdarlar.
BATALET→Avarelik. İşsizlik. * Boş şeyler söylemek. * Bahadırlık. Cesurluk. Cesâret.
BATANET→Oburluk çok yiyicilik. * Şişmanlık.
BATAR→Çok kibirlenme gururlanma. * Haksızlık etme. Başkasının hakkını çiğneme. * Çok sevinme.
BATARİKA→(Batrik. C.) Patrikler.
BATARYA→İtl. Elektrik elde etmek için hazırlanmış şişeler takımı. * Ask: Bir subayın emrine verilen belli sayıdaki ağır silâhlarla bunların hizmetinde bulunan insan hayvan ve malzemenin hepsine birden verilen isim.
BATERE→f. Tef.
BATH→(C.: Bitah) İçinde kum ve çakıl taşları olan geniş su akıntısı.* Yüz üzeri düşme. * Serilip yatan adamın boyu. * Bırakma.
BATHA→Çakıllı taşlı büyük dere. * Dağ arasındaki dere. * Mekke-i Mükerreme\'nin eski bir ismi. * Kamışlık ve sazlık yer.
BATIL→Hakikatsız hurafe. Hak ve doğru olmayan yalan. Şartlarını yapmamakla kabul olmayan ibadet ve muâmele. Meselâ: Bir özür bulunmaksızın taharetsiz kılınan namaz gibi. (Bak: Fasid)(Bir bayram akşamı gökte ay ve hilâli arıyanlar içinde ihtiyar bir zat da bulunur. Bu zat gökteki hilâli görmek için bütün kasıd ve dikkatiyle nazarını göğe tevcih edip hilâli araştırmakla meşgul iken gözünün kirpiklerinden uzanan ve gözünün hadakası üzerine eğilen beyaz bir kıl nasılsa gözüne ilişir. O zat derhâl : "Hilâli gördüm."der "İşte bu gördüğüm aydır." diye hükmeder.İşte sathî ve dikkatsiz nazarlar bu gibi hatalara düştükleri gibi yüksek bir cevhere ve mükerrem bir mahiyete mâlik olan insan kasdı ve dikkati ile daima hak ve hakikatı ararken bazan sathî ve dikkatsiz bir nazarla bâtıla bakar. O bâtıl da; ihtiyarsız talebsiz davetsiz fikrine gelir. Fikri de çâr nâçâr alır saklar; yavaş yavaş kabul ve tasdikine mazhar olur. Fakat onun o bâtılı kabul ve tasdiki bütün hikmetlerin mercii olan nizam-ı âlemden gaflet etmesinden ve madde ile hareketinin ezeliyete zıd olduğuna körlük gösterdiğinden ileri gelmiştir ki şu garip nakışları ve acib san\'at eserlerini esbab-ı câmideye isnad etmek mecburiyetiyle o dalâletlere düşmüşlerdir. İ.İ.)
BÂTIN→İç dâhilî. Gizli. İçyüz. Sır esrar. Künh ve zâtı itibarı ile gizli. (Zıddı: Zâhir\'dir) (Bak: Batn)
BÂTIN-I KALB→Kalbin içi. Kalbdeki hisler.(Dünyayı ve ondaki mahlûkatı mâna-yı harfiyle sev. Mâna-yı ismiyle sevme. "Ne kadar güzel yapılmış" de. "Ne kadar güzeldir" deme. Ve kalbin bâtınına başka muhabbetlerin girmesine meydan verme. Çünki: Bâtın-ı kalb âyine-i Samed\'dir ve O\'na mahsustur. S.)
BÂTIN-I UMÛR→İşlerin hâdiselerin ve eşyanın içyüzü ve mahiyeti. Yani: Beş duygu ile bilinemiyen melekûtiyet ve kanuniyet cihetleri.
BÂTINEN→İçinden olarak. Dâhilen içyüzünde.
BATINÎ→İçe ait olan. Dış görünüşe ve zâhire dâir olmayan. Bâtına mensub ve müteallik. Dâhili ve manevi meselelere âit. * Tas: Bâtiniyyeden olan.
BATINİYYE→Kur\'an-ı Kerim\'deki âyetlerin ve hadis-i şeriflerin zâhir ve âşikâr mânalarından ayrılarak usûlsüz ve yanlış te\'viller ile âyet ve hadislerin gizli ve sırlı mânalarını bulmak iddiasında olan sapık bir tarikat ve buna bağlı olanlar.Esasen âyet ve hadislerin ince derin ve küllî mânalarını tefsir ve te\'vil ile keşfedip bulmak vardır. Fakat zâhir mânaları ve bunlardan çıkan kat\'i hükümleri esas almak ve bunlara aykırı olmamak ve şeriattaki ve tefsir ilmindeki usûle uygun olmak gibi şartlara riâyet etmekle makbul olur.O.T.D. Sözlüğünde bu hususta şu malûmat verilmiştir: Bâtınîlere muhtelif vesileler ile verilmiş olan isimler şunlardır : 1- Karamıta 2- Saibiye 3- İsmailiye 4- Mübarekiye 5- Bâbekiye.Bunlardan başka Bâtınîlere; hakikatın yalnız Mâsum İmamın talimi ile öğrenilebileceği iddialarından dolayı Talimiye; dini mahremata riayet etmedikleri için İbahiye vs. isimleri de verilmiştir. Tohumu İbni Sebe tarafından atılmış olup Abbasilerden Mutasım zamanında yaşıyan Ehvaz\'lı Meymun tarafından filizlendirilen Bâtıniye mezhebine en evvel takiyyeyi terk ile alenen davet eden Muhammed Ali Berkaî\'dir. (Hicri : 255)
BATÎ→Ağır hareketli. Ağır. Yavaştan.
BATÎ-ÜL HAREKE→Davranış ve hareketi ağır.
BATÎ-ÜL HAZM→Sindirimi güç hazmi zor.
BATİH→Zengin. Gani. Mâldâr. * Geniş yer.
BATİHA→(C.: Batâyih) Kamışlı ve sazlı dere.
BATİK→Keskin.
BATİN→Uzak yer. * Şişman.
BATİR→Hayvanları nallayan kimse.
BATİR→f. Turna kuşu.
BATİR(E)→(C.: Bevâtir) Keskin kılıç.
BATİŞ→(Batş. dan) Sertlikle şiddetle hareket eden. Güçlü.
BATİYE→Büyük çanak.
BATMAN→Eski ağırlık ölçülerinden olup iki okkadan sekiz okkaya kadar yeryer değişir. Ekseriya altı okkadır. Bu hâlen kullanılan sekiz kilo kadardır.
BATN→İç karın insanın içi. Mide. * Soy nesil. * Birbirlerine hısımlığı pek yakın olmayan küçük kabile.
BATNEN BA'DE BATNİN→Nesilden nesile soydan soya.
BATŞ→Şiddetle tutup kapma. Kuvvet. Şiddet. * Hastalık geçtikten sonraki zayıflık.
BATT→Kaz. * Kaz şeklinde yapılmış olan sürahi su kabı.
BATTAL→Boş. Hükümsüz. * İşsiz. * Metrûk. Kullanılmaz. olan. * Bâtıl. Mensuh ve mefsuh. * Faydasız. * Pek büyük. Hantal.
BATTALİYE→(Battal. dan) Eskiden işi bitmiş olan resmi kağıtların konduğu torbaya denirdi.
BAÛDA→(Baûza) Sivrisinek. Sinek.
BA-VEHİM→Vehim ile şüphe ile.
BA-VEKAR→Ciddi vakarlı ağırbaşlı.
BAVER→f. Sağlam. Pek doğru. * Tasdik inanma. Razı olma.
BÂ-VÜCUD Kİ→f. Bununla beraber böyle iken.
BAY→f. Bey. Mir. Emir. Zengin.
BAYESTE→f. Lüzumlu gerekli zaruri.
BAYEZİD-İ BİSTAMÎ→(Hi: 188-261) Ehl-i Sünnet ve Cemâatın büyük âlimlerinden ve büyük evliyadandır. İran\'ın Bistam şehrinde doğmuştur. Künyesi Ebu Yezid Tayfur bin İsa El-Bistamî\'dir. Cafer-i Sâdık Radıyallahü Anhu\'dan kırk sene sonra dünyaya gelmiş ve ondan üveysî olarak feyz almıştır. Mücerret bir hayat geçirmiştir. (K.Sırruhu)
BAYGAN→f. Muhafız koruyucu bekçi.
BAYINDIR→Mamur şenlikli. * Bir Oğuz oymağının ve Akkoyunlu hanedânının ismi.
BAYIR→Az inişli yer. Fazla yokuş olmayan yer.
BAYIZ→(Beyzâ. dan) Yumurtlayıcı yumurtlayan.
BAYİ'→Satıcı. Mal satan.
BAYİCE→(C.: Bevâyic) Belâ mihnet zahmet âfet dâhiye.
BÂYİİYYE→Eskiden pazar kurulan yerlere gönderilen mevad ve eşyadan gümrük ihtisab vergisinin haricinde alınan ikinci vergi.
BÂYİKA→(C.: Bevâyık) Belâ ve şer olan şey dâhiye.
BAYİN→(Beyn. den) Aralayıcı. Ayıran. Ayırıcı.
BAYİR→Sürülmemiş açılmamış sert ham toprak.
BÂYİSTE→f. Zaruri lâzım gerekli.
BAYKAL→Asya Türk ülkelerinde bulunan yaban kısrağı.
BAYKAR→Çulha bez ve kumaş dokuyan.
BAYKARA→Helâk olma mahvolma. * Böbürlene böbürlene sallanarak yürüme. * Malı çok olma. * Yırtıcı bir kuş.
BAYRAK→Devletin belirli alâmetlerini hâvi ve belirli renklerde kare veya dikdörtgen şeklinde yapılmış olan bez. Sancak alem.
BAYRAKDAR→f. Alemdar bayrak taşıyan asker. * Bir kabile veya cemaatın başı reisi.
BAYRAM→Bir dinde mübarek addolunan gün.
BAYRAMİYYE→Hacı Bayram-ı Veli tarafından 14. yüzyılın sonlarında Ankara\'da kurulan bir tarikattır.
BAYSUNGUR→Şahin cinsinden olan yırtıcı bir kuş.
BAYTAR→Hayvan tedavicisi veteriner.
BAYTARA→Hayvan hekimliği baytarlık.
BAY U GEDA→Zengin ve fakir.
BAYZAR→Sövme sövüp sayma. * Rahmin başlangıcındaki et parçası.
BÂZ→f. Doğan. Yırtıcı kuş. Av kuşu. * Açık. * Ayırma. Temyiz etme. * İniş.
BÂZ-UL EŞHEB→Akdoğan. * Abdulkadir-i Geylâni Hazretlerinin bir nâmı.
BAZ→f. Yeniden tekrar oynatan oynayan geri ve arka tarafa doğru... gibi manalara gelir. Kelimenin sonuna veya baş tarafına getirilerek kullanılan bir "ek" dir. Meselâ: Ateşbâz : Ateşle oynayan.
BA'Z→Bir şeyin bir kısmı. Bir parça. Bâzısı. Biraz.
BAZAK→Üzüm sıkıntısı. (Kaynatıp koyarlar ve köpüklenir.)
BAZAR→f. Alış-veriş. Ahz ü itâ. * Alış-veriş yeri. Pazar. Üstü açık yer ki hergün veya belirli günlerde herkes satacağını oraya çıkarıp pazarlıkla veya açık artırmayla satar. * Fiat kararlaştırılıp alış-verişte uyuşmak için yapılan konuşma veya çekişme pazarlık.
BÂZ-BAN→f. Kuşçu. Doğancı.
BÂZ-DÂR→f. Kuşçu avcı doğancı.
BÂZEK→f. Küçük doğan (kuş).
BAZENDE→f. Oynıyan oynayıcı.
BAZENDE-ZEBAN→f. Boş boğaz geveze çok konuşan.
BÂZERGÂN→f. Tüccar alış veriş eden esnaf. * Bezirgan.* Ağa makamındaki yahudilere verilen isim.
BÂZERGANÎ→f. Tüccarlık tâcirlik.
BAZ-GEŞT→f. Geri dönme. * Pişmanlık pişman olma nedamet. * Gerileme. Çöküş.
BAZGÛN(E)→f. Uğursuz. * Ters başaşağı.
BAZ-GÜŞA→f. İnsandaki ayırdetme kuvveti.
BAZIA→Tıb: Derisi kopmak üzere olan yara.
BAZIK→Zeki. Anlayışlı. * Üzümün sıkılmış suyu.
BÂZİ→f. Oyun. Eğlence.
BÂZİ→Beğenmeyen ehemmiyet vermeyen. * Küfürbaz.
BÂZİÇE→f. Oyuncak eğlence. Mel\'abe.
BÂZİG→Ortak şerik.
BAZİGÂH→f. Eğlence yeri oyun yeri.
BAZİGEDE→f. Oyun yeri eğlence yeri.
BAZİGER→f. Oynayan rakseden köçek.
BAZİGÛŞ→f. Lâtifeci şakacı şen kimse.
BAZİH→Büyük. Âli. Yüce.
BAZİHANE→f. Oyun yeri eğlence yeri.
BAZİL→(C.: Büzül-Bevâzil) Sekiz dokuz yaşında olan deve. * Devenin önce biten dişi. * Şey. * Kan akan baş yarığına "şecce-i bâzile" denir.
BAZİL→(Bezil. den) Bol bol veren dağıtan. Cömert.
BAZİLE→Tıb: Göğüs veya karnın içinde husule gelen gaz veya su şişlerinin mahfazasını delmeye mahsus ve boru içinde mahfuz bir mil.
BAZİR→Ekici eken.* Dedikodu yapan laf taşıyan. Geveze.
BAZİRGÂN→Eskiden Musevi tüccarlar hakkında kullanılan bir tabirdi.
BA'ZİYET→Bazılarına âit oluş. Herkese âit olmama. Herkesle alâkalı olmama. Bir şeyin bir kısmı ve bir miktarı.
BAZMANDE→f. Kafasız ahmak kabiliyetsiz. * Durmuş geri kalmış.
BAZOKA→(Bazuka) Tanklara karşı kullanılan bir çeşit silâhtır. Soba borusuna benzer omuza konarak nişan alınıp ateşlenir.
BAZPES→f. Tekrar yeniden. * Geri.
BÂZU→f. Kolun omuz ile dirsek arasında kalan kısmı pazu. Adud. * Mc: Güç kuvvet ve istidat.
BÂZUBEND→f. Pazvand. Kola bağlanan duâlı kağıt.
BÂZUDİRÂZ→f. Kolu uzun olan. * Nüfuzlu sözü geçer. * Müdahaleci. * Zâlim zulmeden.

 

【BE】


BE→f. Kelime başına getirilerek Türkçedeki: "de da den dan ile için" mânalarında kullanılır.
BE-CÂ→f. Yerinde. Yerine. Uygun. Münâsib.
BE-ZİYARET→(Berâ-yı ziyâret) Ziyaret için. Ziyaret maksadı ile.
BEBAN→Tarz yol üslup metod.
BEBGA→Papağan.
BEBR→f. Kaplana benzer ondan daha büyükçe ve pek yırtıcı bir canavar ki Hindistanda ve Afrikada bulunur. Saldırdığı zaman derisindeki tüyleri kabarıp korkunç bir manzara arzeder. Arslanı bile korkutur bir hayvandır.
BECA'→Geniş bol.
BECÂ→f. Yerinde münasip lâyık uygun şâyeste.
BECÂ NÂ-BECÂ→f. Yerli yersiz.
BECAYİŞ→f. Değişme. Trampa. Birini verip ötekini alma.
BECAYİŞ-İ MEKÂNÎ→f. Yer değiştirme. Mekân değişikliği.
BECBAC→Semiz besili. * Zayıf kimse.
BECBECE→Çocuk avutmak için yapılan tuhaf hareketler gürültü.
BECC→Yarmak. * Vurmak.
BECE→Çıban arpacık sivilce.
BECEL→Şaşma tuhafına gitme. * Yalan iftira.
BECER→Göbeğin çıkıp şişmesi. * Suyu içip kanmayan koyun.
BECİDD→f. Ciddi gerçek hakikat. * Cidden gerçekten.
BECİL→Büyük itibarlı muhterem hatırı sayılan kimse. * Şişman.
BECİR→Birçok.
BECRA'→Yüksek yer yüksek tepe. * Göbeği çıkmış kadın.
BECREC→Sığır buzağısı.
BECREM→(C.: Becârim) Belâ ve zahmet dâhiye.
BEÇE→(C.: Beçegân) f. İnsan veya hayvan yavrusu.
BEÇE-İ HUNİN→Kanlı yavru. * Mc: Acı gözyaşları.
BEÇE-İ TAVUS-U ULVÎ→Gökteki tavusun yavrusu. * Kamer ay. * Güneş şems. * Ateş nar.* Gündüz.* Yâkut.
BEÇE-DAR→f. Yavrusu olan çocuğu olan. * Gebe hâmile.
BEÇE-GÂN→(Beçe. C.) f. Çocuklar yavrular.
BEÇEK→f. Bir nevi kesici alet. * Küçük silah.
BED'→(C.: Ebdâ-Büdü\') İslâm içinde kazılan kuyu. * Evvel ibtidâ başlangıç. * Hisse nasip. * Başlama başlayış ilk.
BED→f. Fenâ. Kötü. Çirkin. Yaramaz. şer. şeni\'.
BEDA'→Fikir rey. * Çöle çıkmak.
BEDA→(Bedâat) Hayret verici yenilik ve iyiliklerde üstünlük. Acib ve garib olma. Yeni zuhur etme.
BEDÂD→Gözükme zahir olmak. * Sayış sayma. * Fırka. * Savaşacak akran. * Nasib hisse pay.
BEDÂDÂN→Eyerin iki yanı.
BED-AGAZ→f. Başlangıcı fena kötü. Kötü bir şekilde başlanmış.
BEDAH→(C.: Büduh) Geniş yer.
BEDAHAT→(Bedihî. C.) Delil ve isbata ihtiyacı olmayan şekilde âşikâr olan şeyler.
BED-AHD→f. Ahdinde sözünde durmayan vefasız.
BEDAHET→Açıklık. Zâhir delil. Belli açık aşikâr. * Birdenbire hazırlıksız söz söyleme. * Atın yürümesi. * Her şeyin evveli öncesi.
BEDAHETEN→Birdenbire aniden ansızın. Düşünmeksizin. Açık ve zâhir olarak.
BED-AHLAK→f. Ahlâkı ve huyu kötü olan kimse.
BED-ÂHÛ→f. Karakteri bozuk huyu kötü.
BEDAL→Değişme değiştirme mübadele. Trampa.
BED-AMEL→f. Hareketi ve işi fenâ olan.
BED-ÂMUZ→f. Kötülük fenalık öğrenmiş. * Fenalık kötülük öğreten.
BEDAN→(Bed. C.) Kötüler fenalar. Yaramazlar. * Çirkinler.
BEDANET→Yağlı besili olma. Semizlik.
BEDARF→Muayyen bir gayenin gerçekleşmesi için zaruri olan veyâ zaruri görülen muayyen kalitede bir mal veya meta miktarıdır.
BED-ASL→f. Aslı kötü soyu fena.
BEDAVA→f. Parasız meccanen karşılıksız. * Mc: Çok ucuz. (Meselâ: Bunu bu fiata bedava almışsın cümlesinde olduğu gibi.)
BEDAVE(T)→Çölde oturmak Bedevilik. (Bak: Bedeviyet)
BEDAYİ'→(Bedi\'-Bedia. C.) Yeni ihdâs olunmuş görülmedik şeyler. Bedi\'alar.
BEDAYİ'→(Bidâa. C.) Sermayeler anamallar.
BEDBAHT→f. Bahtsız talihsiz bahtı kara.
BEDBİN→f. Kötü görüşlü. Ümidsiz. Her şeyin fena cihetini görmek isteyen. Bed ve fena görüp beğenmez istihsan etmez olan. $ sırriyle $ kaidesinin sırriyle $ gayet kısacık bir meâli: "Sözleri dinleyip en güzeline tâbi olup fenasına bakmayanlar hidâyet-i İlâhiyeye mazhar akıl sahibi onlardır" meâlinde. Bizler için şimdi herşey\'in iyi tarafına ve güzel cihetine ve ferah verecek vechine bakmak lâzımdır ki mânasız lüzumsuz zararlı sıkıntılı çirkin geçici hâller nazar-ı dikkatimizi celbedip kalbimizi meşgul etmesin. Sekizinci Söz\'de bir bahçeye iki adam biri çıkar biri giriyor. Bahtiyarı bahçedeki çiçeklere güzel şeylere bakar safa ile istirahat eder. Diğer bedbaht temizlemek elinden gelmediği hâlde çirkin pis şeylere hasr-ı nazar eder midesini bulandırır. İstirahata bedel sıkıntı çeker çıkar gider. Şimdi hayat-ı içtimaiye-i beşeriyenin safhaları hususan Yusufiye Medresesi bir bahçe hükmündedir. Hem çirkin hem güzel hem kederli hem ferahlı şeyler beraber bulunur. Âkıl odur ki; ferahlı ve güzel şeylerle meşgul olup çirkin sıkıntılı şeylere ehemmiyet vermez şekva ve merak yerinde şükreder sevinir. ş.)
BEDBİNÂNE→f. Kötümser şekilde. Ümitsizce bedbincesine.
BEDBİNÎ→f. Bedbinlik kötümserlik ümitsizlik fenâ görürlük.
BED-BU→f. Fena kokulu pis kokan.
BED-BUK→f. Hâin korkak.
BED-CİNS→f. Cinsi bozuk.
BED-CU→f. Kötülük arayan. Kötülük düşünen.
BED-ÇEŞM→f. Nazarı değen haset kimse.
BEDDA'→Gövdeli şişman kadın.
BEDDAL→Bakkal.
BEDDE→Derman takat güç kuvvet.
BED-DİL→f. Korkak yüreksiz.
BED-DUA→(Bedduâ) f. Bir kimsenin kötülüğü için duâ. Kötü duâ.
BEDE'→Başlayış. Başlama. Bir şeyi başkasından evvel işlemek.
BEDED→İki uyluk arasının geniş olması.
BED-EDA→f. Terbiyesiz nezâketsiz ve kaba olan kimse.
BEDEL→(C.: Bedelât) Elde ve ayakta olan zahmet ve ağrı. * Karşılık. Bir şeyin yerine verilen ve yerini tutan şey. İvaz. * Başkasının adına hacca giden. * Gr: Söz esnâsında bir şeyi sıfatı veya vasfı ile beraber söylersek ve fakat kasdımız o şeyin vasfı veya sıfatı değil de zâtı olursa zikredilen sıfat veya vasfa " bedel" denir." Kardeşin Ahmedi gördüm" derken kasdedilen kardeşin değil Ahmet\'in kendisidir. İşte bu sözde "kardeşin" kelimesi "Ahmet"in" bedel\'i olur.
BEDEL-İ FERAG→Huk: Arazi-i emiriye ve icareteynli vakıf gayr-i menkullerinin tasarruf haklarının devredilmesi karşılığı alınan bedeldir.
BEDEL-İ İCAR→Huk: Arazi hukukunda tasarruf hakkı mukabilinde verilen emsâline uygun peşin para.
BEDEL-İ MÜSEMMA→Huk: Akidde belirlenen bedel.
BEDEL-İ NAKDÎ→Eskiden fiili askerlik hizmeti yerine belli bir miktarda para verilmesi usülü idi.
BEDEL-İ NÜZÛL→Tar: Osmanlı İmparatorluğu devrinde askerlerin bir yere konaklamasında yapılacak olan masraflar için alınan vergi.
BEDEL-İ ÖŞR→Huk: Arazi-i emiriye üzerinde bina yaparak veya meyvesiz ağaç dikerek koru haline koyma sebebiyle öşre bedel alınan kira.

BEDEL-İ RAKABE→Huk: Kölenin sahibi tarafından azad edilmesi için şahsı yerine geçen kıymeti veya nefsi karşılığında vermeyi kabullendiği ıtk veya kitabet akçesi.
BEDELEN→Mukabilinde karşılığında yerine.
BEDELEYN→İvazlı akidlerde iki tarafın yüklendikleri karşılık.
BED'EN→Başlangıçta. İlk önce ilkin.
BEDEN→(C.: Ebdân) Gövde vücut ten.* Vücudun kol bacak ve baş gibi ayrıca kısımlarından başka diğer merkezi kısmı. * Ağacın dal ve budaktan başka olan kısmı kütük. * Kale bedeni.
BED-ENDAM→f. Endâmı bozuk biçimsiz çarpık.
BED-ENDİŞ→f. Kötü fikir sahibi fena düşünen.
BEDENE→(C.: Büdün) Kurbanlık deve.
BEDENEN→Vücutça. Beden ile.
BEDER→f. Hariç. Dışarı. Taşra.
BEDERGAH→f. Kapıya çıkma. * Tar: Çeşitli hizmetlerde kullanılmak üzere acemi ocağına ve ocak dışına verilen acemilerin Yeniçeri Ocağı\'na kayıt edilmeleri.
BEDESTAN→f. Değerli kıymetli kumaşlar silâhlar ve mücevherler vs. alış-verişine mahsus üstü örtülü ve mahfuz çarşı.
BED'ET→Başlangıç.
BEDEVÎ→Çölde yaşayan. Göçebe. Medeni olmayan ve şehir hayatı yaşamıyan. * Seyyid Ahmed-i Bedevî nâmındaki büyük bir zâtın tarikatı ve onun mensubu olan. (Bak: Ahmed-i Bedevî)
BEDEVİYANE→f. Bedevilere uygun şekilde çölde yaşayanlar gibi.
BEDEVİYET→(Bedâvet) Göçer hayatı yaşayış. Göçebelik. Bedevilik.
BED-FERCAM→f. Sonu kötü. Sonu korkulu ve lânetlenmiş olan. Akibeti fena.
BED-FİAL→f. Yaptığı işleri kötü olan.
BEDG→Bulaşmak.
BED-GÛ→f. Fitnekâr dedikoducu.
BEDH→Vurmak darp. * Âcizlik. * Aşikâre olmak aleniyyet açıklık.
BEDH→Ansızdan olmak.
BED-HAH→f. Fenalık isteyen. Herkesin kötülüğünü isteyen. Kötülük isteyen.
BED-HAL→f. Kötü ahlâklı. Kötü huylu. Hâli düşkün. Fakir olan.
BED-HİSAL→Hasletleri kötü fena huylu.
BED-HU(Y)→f. Huysuz. Bed huylu kötü huylu. * Kötü huy.
BEDİ'→(Bedia) Eşi benzeri olmayan. Hayret verici güzellikte olan. * Garib. Acib. * Benzeri olmayan şeyleri vücuda getiren. Kimseye benzemeyen. İcad edici olan. * Hâlık ve Hallak-ı Cihan olan. * Beğenilen. * Yeni bulunmuş ve görülmedik tarzda olan. * Edb: Sözün garib ve güzel olması hâli.
BEDİ-İ PÜR-MAÂNÎ→Çok mânâları bulunup bedi\' olan. Çok mânaların bedi\' ve güzel oluşu.
BEDİ-ÜL BEYAN→İfadesi ve beyanı görülmedik güzellik ve gariplikte olan.
BEDİ-ÜZ ZAMAN→(Bak: Bediüzzaman)
BEDİA→Nâdide ve güzel yeni icad edilmiş şey. Beğenilen ve takdir edilen çok yeni şey.
BEDİA-İ HAYALİYE→İdeal ülkü gaye mefkûre.
BEDİD→Büyük sahra geniş çöl.
BEDİD→Su az az akmak.
BE-DİDAR→f. Görünür olmak kendini göstermek. Meşhur. Namdar.
BEDİH→Şanı şerefi yüce yüksek ve büyük olan.
BEDİHE→Birdenbire ve düşünmeden söylenilen güzel söz. Hazırcevaplık. * Başlangıç.
BEDİHE-GÛ→f. Güzel ve hoş söz söyleyen. Tatlı söz söylemeye alışık olan kimse.
BEDİHÎ→Aşikâr belli ve açık olma. * Ansızın zuhur eden. * Delil ve isbata muhtaç olmayacak derecede açıklık.
BEDİHİYYAT→(Bedihî. C.) Delil ve isbatına lüzum olmayan sarih ve açık şeyler.(Mister Karlayl yine diyor: "En evvel kulak verilecek sözlerin en lâyıkı Muhammedin (A.S.M.) sözüdür. Çünkü: Hakiki söz onun sözleridir." Hem yine diyor ki: "Eğer hakikat-ı İslâmiyede şüphe etsen bedihiyat ve zaruriyat-ı kat\'iyyede iştibah edersin. Çünki en bedihî ve zarurî bir hakikat ise İslâmiyettir."İşte bu meşhur feylesof İslâmiyet hakkında bu şehadetini eserinde müteferrik yerde yazmış. H.)
BEDİHİYYET→Açıklık. Kolayca anlaşılır ve görülür olmak.
BEDİH-ÜL BUTLAN→Bâtıl olduğu âşikar surette belli. Bâtıl haksız bir hüküm veya görüş olduğu herkesçe bilinen.
BEDÎÎ→Bedi\' ve güzel olan. Ebedî ve güzel olan. İlahî ve güzel eserlere müteallik bulunan.
BEDÎÎ KIRAET→Mantıki kıraet şartlarına riâyet ettikten başka rikkat mevkiinde sesini indirmek şiddet makamında yükseltmek -acemi aktör tavrı takınmaksızın- mevzuu ses ve işaretle canlandırmaktır.
BEDİL→Bir şeyin mukabili karşılığı. * Tutuşulan bir bahiste yenilen veya aldananın vereceği şey. * (C.: Ebdâl) Sâlih kişi.
BEDİÜZZAMAN→Zamanın bedi\'i olan. Zamanında kendisi gibi görülmedik olan. Kimseye benzemiyen ve zamanın garib ve acibi bulunan. (Bak: Said Nursî)Bediüzzaman hakkında Said Nursî kelimesinde bir derece izahat verildiği için burada sadece kronolojik hayat safhalarına ait bir liste ile sonunda ibretamiz bir vakayı koymakla iktifa edildi.Bilinmeyen taraflariyle Bediüzzaman Said Nursî isimli eserin kronolojik fihristinden seçmeler:1894 - 1895- Müsbet ilimleri tetkik ve kısa zamanda her birisine vâkıf olması.- "Bediüzzaman" lâkabının verilmesi.- 80-90 cild kitabı üç ayda bir defa ezberden tekrarlaması.1907- İstanbul\'a üniversite açtırmak niyetiyle gelmesi. - Şekerci Hanı\'nın kapısına " Her suale cevap verilir" levhasını asıp âlimleri sual sormaya dâveti.- Sultan Abdülhamid\'e Şarkta üniversite açılması için müracaatı.1909 - 31 Mart\'ta Bediüzzaman\'ın yatıştırıcılığı.- İsyan etmiş olan sekiz taburu itaate getirmesi - Bediüzzaman\'ın Divan-ı Harb\'e verilişi.- Divan-ı Harb\'de beraet edişi ve serbest bırakılması.1911 - 1914- şam\'a gelişi ve Câmi-i Emeviye\'de muhteşem bir hutbe irad etmesi.- Sultan Reşad\'la beraber Rumeli seyahatine çıkması. - Van\'a gitmesi ve Şark Üniversitesinin temelini attırması.1915 - 1916- Milis Kumandanı Bediüzzaman Pasinler cephesinde Ruslarla çarpışıyor.- Bediüzzaman\'ın Ruslara esir düşmesi.1918-Bir bahar günü Bediüzzaman\'ın Kosturma\'dan firar edişi.-17 Haziran 1918 : Bediüzzaman\'ın Varşova Viyana ve Sofya tarikıyla İstanbul\'a avdeti.- Enver Paşa\'nın vazife teklifini kabul etmeyen Bediüzzaman\'a Harbiye Nezareti ikramiye ve harb madalyası veriyor.-13 Ağustos 1918 : Ordu-yu Hümayun\'un tavsiyesiyle Dâr-ül Hikmet\'e âzâ oluşu.1920- İngiliz işgaline karşı "Hutuvât-ı Sitte" yi neşrederek mücadele etmesi.1922- Bediüzzaman güz mevsiminde İstanbul\'dan Ankara\'ya geliyor.-9 Kasım 1922: Bediüzzaman\'a Meclis\'te hoşâmedî yapılması.1923 -19 Ocak 1923 : Bediüzzaman Meclis\'te mebuslara hitaben bir beyanname neşrediyor.-17 Nisan 1923 : Ankara\'da umduğunu bulamayan Bediüzzaman\'ın Van\'a gitmek üzere yola çıkması.1925 - 1927-Bediüzzaman\'ın Van\'dan nefyi. - Isparta\'da bir müddet kalan Bediüzzaman önce Eğridir oradan da Barla\'ya getiriliyor.- Risale-i Nur\'lar te\'lif edilmeye başlanıyor.1934 -Yaz ortalarında Barla\'dan alınan Bediüzzaman\'ın Isparta\'ya getirilişi.- 27 Nisan 1935 : Dahiliye Vekili Şükrü Kaya ve Jandarma Umum Kumandanı askerî bir kıt\'a ile Isparta\'ya geliyor ve Bediüzzaman tevkif olunuyor.- Tevkif edilen Bediüzzaman ve talebeleri muhakeme edilmek üzere Eskişehir\'e götürülüyor.1936 -27 Mart 1936 : Tahliye edilen Bediüzzaman Kastamonu\'da ikamete mecbur ediliyor.1943-20 Eylül 1943 : Bediüzzaman\'ın tevkif edilerek Çankırı yoluyla Ankara\'ya getirilmesi. 1944 - Denizli mahkemesinin başlaması.- 15 Haziran 1944 : Denizli Ağır Ceza Mahkemesi Bediüzzaman\'ın beraetini ilân ediyor.- Ağustos 1944 sonlarında Ankara\'dan gelen emirle Bediüzzaman Emirdağ\'da ikamete mecbur ediliyor.1948-23 Ocak 1948 : Emirdağ\'da kış ortasında Bediüzzaman ve talebelerinin tevkif edilişi ve Afyon mahkemesine sevki.- 6 Aralık 1948 : Afyon Mahkemesinin mevhum ve mesnedsiz iddialarla Bediüzzaman ve talebelerine mahkûmiyet kararı verişi ve temyiz.1952- Ocak 1952 de İstanbul\'da mahkeme için gelen Bediüzzaman Sirkeci\'de Akşehir Palas Oteline yerleşti.- 5 Mart 1952 Salı: Bediüzzaman\'ın Gençlik Rehberi dâvasından beraeti.1958- Nur Risalelerinin ve bu arada Tarihçe-i Hayat\'ın matbaalarda neşredilmesi.- 23 Mart 1960 Çarşamba : Bediüzzaman Ramazan\'ın 25. günü gece saat 03.00 civarı Urfa\'da bu fani âleme veda etti.(Bediüzzaman\'ın akıllara hayret veren bir seciyesi)(Ehl-i Sünnet Mecmuasının 15 Teşrin-i evvel 1948 tarihli nüshasında neşredilmiştir. Ehl-i Sünnet Gazetesi sahibi avukat bir zâtın makalesidir.)Ben Birinci Cihan Harbinde Bitlis mevkiinde yaralı olarak esir olurken Bediüzzaman da o gün esir düşmüştü. O Sibirya\'ya gönderilmiş en büyük esirler kampında idi. Ben Bakü\'nün Nangün Adasında idim. Günün birinde esirleri teftişe gelen ve kampı gezerken Bediüzzaman\'ın önünden geçen Nikola Nikolaviç\'e o hiç ehemmiyet vermiyor ve yerinden kımıldanmıyor. Baş kumandanın nazar-ı dikkatini çekiyor. Tekrar bir bahâne ile önünden geçiyor. Yine kımıldanmıyor. Üçüncü def\'asında önünde duruyor tercüman vasıtasıyla aralarında şöyle bir muhâvere geçiyor:- "Beni tanımadılar mı?- "Evet tanıdım. Nikola Nikolaviç Çar\'ın dayısıdır Kafkas Cephesi başkumandanıdır."- "O halde ne için hakaret ettiler?"- "Hayır afvetsinler ben kendilerine hakaret etmiş değilim. Ben mukaddesatımın emrettiğini yaptım."- "Mukaddesat ne emrediyormuş?"- "Ben müslüman âlimiyim. Kalbimde iman vardır. Kendisinde iman olan bir şahıs imanı olmayan şahıstan efdaldir. Ben ona kıyam etseydim mukaddesatıma hürmetsizlik yapmış olurdum. Onun için ben kıyam etmedim."- "Şu halde bana imansız demekle benim şahsımı hem ordumu hem de milletimi ve çarı tahkir etmiş oluyor. Derhal divan-ı harb kurulunda isticvab edilsin."Bu emir üzerine divan-ı harb kuruluyor karargâhtaki Türk Alman ve Avusturya zabitleri ayrı ayrı Bediüzzaman\'a rica ederek başkumandana tarziye vermesi için ısrar ediyorlar. Verdiği cevab bu oluyor:- "Ben âhiret diyarına göçmek ve huzur-u Resülullah\'a varmak istiyorum. Bana bir pasaport lâzımdır. Ben imanıma muhalif hareket edemem."Buna karşı kimse sesini çıkarmıyor neticeyi bekliyor. İsticvab bitiyor. Rus çarını ve Rus ordusunu tahkir maddesinden idam kararını veriyorlar. Kararı infaz için gelen bir manga askerin başındaki subaya kemâl-i şetaretle: "Müsaade ediniz onbeş dakika vazifemi ifa edeyim." diye abdest alıp iki rek\'at namaz kılarken Nikola Nikolaviç geliyor kendisine hitaben:- " Beni affediniz! Sizin beni tahkir için bu hareketi yaptığınızı zannediyordum. Hakkınızda kanuni muamele yaptım. Fakat şimdi anlıyorum ki siz bu hareketinizi imanınızdan alıyorsunuz. Hükmünüz iptal edilmiş dini salâhatinizden (sâlihliğinizden) dolayı şâyân-ı takdirsiniz; sizi rahatsız ettim; tekrar tekrar rica ediyorum beni afvediniz."Bütün müslümanlar için şâyân-ı misâl olan bu salâbet-i diniye ve yüksek seciyeyi arkadaşlarından bir yüzbaşı müşahedesine müsteniden anlatıyordu. Bunu duydukça ihtiyarsız olarak gözlerim yaşla doldu. Abdurrahim) (ş.)
BEDİY→Çok âşikâr göze çarpan. * Çölde sahrada oturan.
BED-KÂR→f. Kötü iş yapan. Fena hareketli kimse. Fiil ve ameli kabih olan.
BEDLİGAM→f. Serkeş at gem almaz at.* İsyan eden âsi serkeş söz dinlemiyen kimse. * Bedevi çöl adamı.
BED-LİKA→f. Çirkin yüzlü kötü yüzlü.
BEDMAYE→f. Ahlâksız. * Soysuz. Sütü bozuk.
BEDMEST→f. Kendinden geçmiş derecede sarhoş.
BED-MİHR→f. İyilik etmiyen insâniyetsiz.
BEDNAM→f. Kötü tanınmış adı kötüye çıkmış olan.
BED-NİGAH→f. Kötü bakışlı.
BEDNİHAD→f. Kötü huylu.
BEDPESEND→f. Kötülüğü beğenen kötülüğü öven medheden. * Güç beğenir müşkülpesend.
BEDPEYMAN→f. Verdiği sözde durmayan. Sözünün eri olmayan. Sözünü tutmayan.
BEDR→(Bedir) Dolunay. Ayın en parlak olduğu hâli. * Mekke-i Mükerreme ile Medine-i Münevvere arasında bir yer ismi. * Bir şeyin tamam olması. * Sibâk ve sür\'ât etmek. * Bir işin ansızın zâhir olması.* Tam ve münasib olan âzâ. * Dolu şey. * İyi hizmet eden köle.
BEDR MUHAREBESİ→Bedir Mekke-i Mükerreme ile Medine-i Münevvere arasında bir yer olup; Hz. Peygamber Efendimizin hicretinin ikinci senesi orada Kureyşîlere karşı kazandıkları muzafferiyetle meşhurdur. Bedir bir ovanın kenarında olup Mescid-ül Gamame isminde bir câmi ve Bedir muharebesinde şehid olan sahabelerden 13 zâtın türbeleri mevcuttur. Bedir harbi Ramazanda Cuma günü vuku bulup Peygamber Efendimizin (A.S.M.) maiyetinde 320 kişi vardı. Bunların sekseni muhacirînden gerisi ensardandı. Kureyş kervanı ile Şam\'dan dönen Ebû Süfyan\'ın önüne çıkılmış iken Ebû Süfyan haber alarak Mekke\'den yardım istemiş Ebû Cehil\'in maiyetinde Mekke\'den gelenlerle beraber Kureyşliler 1000 kişi kadar olmuşlardı.
BED-RAH→f. Kötü yola sapan.
BEDRAKA→f. Delil. Kılavuz. Mürşid. * Allah yolu.
BEDRAKA-İ EFKÂR→Fikirlerin mürşid ve kılavuzu.
BED-RAM→f. Lâtif hoş yakışıklı süslü. * Sert başlı at. * Dâima devamlı.
BEDRE→(C.: Bider) Kuzu veya oğlak derisi. * İçi altun dolu olan kese. * Onbin dirhem.
BED-REFTAR→f. Gidişi ve hareketi fenâ olan.
BED-REG→f. Huysuz aslı kötü olan hayvan veya insan.
BEDREKA→(Bak: Bedraka)
BED-RENG→f. Açıkla koyu arasında kirli bir renk.
BEDRÎ→Bedr\'e ait ve onunla alâkalı. * Erkek ismidir. (Müennesi: Bedriye)
BEDRUC→Bir ot cinsidir ve bazı yerlerde tere-i Horasani diye isimlendirilir.
BED-SİGAL→f. Kötü düşünceli herkes hakkında kötü söyliyen.
BED-SİYRET→f. Ahlâksız. Ahlâkı ve huyu kötü olan.
BED-TER→f. Çok kötü daha kötü beter.
BED-TIYNET→f. Yaradılışı fıtratı tabiatı fena ve kötü olan soyu bozuk bayağı adam.
BEDUD→Suyu az olan kuyu.
BEDUH→Eski yazıda mektub zarfları üzerine yazılması ve zarfa basılan mühüre kazdırılması mûtad ve aslı meçhul bir sözdür.
BE-DUŞ→f. Omuza omuzda.
BED-ÜSLÛB→f. Üslûbu fena; tavrı gidişi kötü.
BEDV→Zihinde bir şeyin peyda olması. Bir şey zâhir olma. * Başlama. * Sahraya çıkma.
BED-ZEBAN→f. Kötü söz söyliyen hicveden. Ağzı pis ağzı bozuk. * Kötü dil.
BEDZEHRE→f. Korkak yüreksiz ödlek kimse.
BEFM→f. Keder tasa iç sıkıntısı üzüntü.
BEFŞ→f. Azamet büyüklük heybet debdebe.
BEFTERE→f. Avcılar tarafından kullanılan ve hususi olarak alıştırılmış kuş.
BEGAYA→Askerin ön karakol takımı.
BEGAYE→Talep etmek istemek.
BEGAYET→f. Son derece. Pek ziyâde.
BEGEND→f. Yuva. * Kümes folluk.
BEGNEK→f. Kuyruğu kesik hayvan.
BEGONYA→Fr. Etli ve güzel renkli yaprakları olan bir süs bitkisi.
BEGTER→f. Eskiden kullanılan zırhlı elbise.
BE-GÜN→f. (Bak: Bikün tevbe)
BEHA→Gökçek olmak şirin ve lâtif olmak.
BEHA→(Bak: Bahâ)
BEHACET→Güzellik. Güzel yüzlü olma.
BEHAK→İnsanın derisinde pul pul beyazlık ve alaca bir renk peyda eden bir çeşik hastalık.
BEHAMİN→f. Bahar mevsimi.
BEHANET→Nefesi iyi ve lâtif olan kadın.
BEHAS→Susama.
BEHATT→Sütlaç süt lapası.
BEHBEHAN→Papağan tûti kuşu.
BEHBEHÎ→Etli ve gövdeli kişi. Bahadır yiğit kahraman.
BEHBUD→f. Sağlık sıhhat sağlamlık iyilik.
BEHC→Her zaman neşeli olma. Birisini şâd ve mesrur etme sevindirme. * Güzellik hüsn.
BEHCET→Sevinç. Güleryüzlülük. Güzellik şirinlik.
BEHDEL→Sırtlan yavrusu. * Erkeğin memelerinin büyük olması.
BE-HEM→f. Hep. Beraber. Toplu. Bir yerde. Hep bir yere. (Bak: Bâhem)
BEHEM-BER-ÂMEDEN→f. Toplanmak cem olmak birikme. * Mc: Kızmak sinirlenmek asabileşmek müteessir olmak. ("Behemâmeden" de denir.)
BEHEMEHAL→f. İster istemez. Mutlaka. Her halde.
BEHEMZEDE→f. Topluluğu dağıtmış cemiyeti bozmuş.
BEHER→f. Her her bir herbirisine.
BEHER-HAL→f. Mutlaka her hâlde.
BEHET→f. Sütlaç. Süt lapası. * Pirinç unu ile pişirilen ve Me\'muniye adı verilen helva.
BEHETTA→Pirinç çorbası. * Sütlü pirinç yemeği.
BEHİ→Şirin lâtif gökçek. (Bak: Behiye)
BEHİC→Güleryüzlü. Güzel. Şen. Şâduman olan.
BEHİCE→Şen güzel. Güler yüzlü kadın.
BEHİM→Düz siyah şey. * Alacasız hayvan. * Dik pürüzsüz ses.
BEHİM→(Behime) Dört ayaklı hayvan.
BEHİMÂT→Hayvanlar.
BEHİME→(Bak: Behim)
BEHİMÎ→Hayvanca hayvana mahsus ve müteallik. Hayvanlık.
BEHİMİYYET→Hayvanlık canlı olmakla beraber akılsız oluş.
BEHİN→(Bak: Bihin)BEHİR(E) : Nefesi sıkışıp çok soluyan kimse. Nefesdarlığı olan. * Göğüsdarlığı hastalığı sebebiyle solumaktan yol yürüyemiyen kimse.
BEHİŞT→f. Cennet. Ahirette iyi kulların gideceği mükâfat yeri. Adn. Firdevs.
BEHİŞT-İ GINÂ→Cenab-ı Hak\'tan başka hiç kimseye minnet etmeden hâsıl olan saadet cennet. Gına ve istiğnânın cenneti.
BEHİŞT-HIRÂM→f. Cennete gitmiş.
BEHİŞTÎ→f. Behiştle ilgili cennetlik.
BEHİŞT-NİŞİN→f. Cennette oturan.
BEHİŞT-ZÂR→f. Cennet gibi yer.
BEHİTE→İftira etmek. * Kabile ismi.
BEHİYE→Güzel.
BEHKELE→Nârin vücutlu kız sevgili.
BEHKEN(E)→Nârin güzel ve gösterişli vücudu olan kimse.
BEHKEŞE→Emir ve işde çabukluk bir işi acele yapma.
BEHL→Az şey; az su. * Lânet nefret istememe.
BEHLE→(Behli) f. Yırtıcı kuşlarla uğraşanların giydiği eldiven.
BEHLEL→Abes boş boşuna. Batıl beyhude.
BEHLÜL→Çok gülen çok gülücü. * Hayır sahibi çok iyi adam. * Hârun-ür Reşid\'in kardeşinin adı olup meczûbâne ve hikmetli hareketleriyle meşhur olmuştur.
BEHM→Çok siyah olan şey. Rengi başka renkle karışık olmayan nesne.
BEHMAN→f. Filân filânca.
BEHMAR→f. Çok ziyade fazla.
BEHME→(C.: Bühüm bihâm; Cem\'ul Cem: Bihâmât) Kuzu. Oğlak. Buzağı. * Keçi otu.
BEHNAN (E)→Güler yüzlü iyi huylu ve devamlı olarak gülen kimse.
BEHNANE→f. Beyaz pide. * Maymun.
BEHNE→Yumuşak yer.
BEHNEKE→Etli büyük şişman kadın.
BEHNES→Çirkin sakil ve kaba olan adam.
BEHR→Nasip. * Galip olmak. * Nefesi tutulmak. * Ümidin boşa çıkması. * Felâket musibet. * Uzaklık mesafe.
BEHRA→f. Ondan dolayı ona binaen onun için.
BEHRAM→f. Eskiden bir İran padişahının adı. * Bir pehlivan ismi. * Merih yıldızı.
BEHRAME→f. Yeşil elbise.
BEHRAMEC→Çiçeği kokulu bir nevi söğüt ağacı. * Her renkte olan leylâk çiçeği.
BEHRAMEN→f. Bir çeşit kırmızı yakut. * Kadınların kullandıkları allık. * İpekten dokunan güzel bir kumaş. * Kırmızı gül asfur çiçeği.
BEHRE→f. Nasib pay hisse. * Tez tez solumak. * Vasat orta.
BEHREBER→f. şerik ortak.
BEHREBERÎ→f. Ortaklık şeriklik.
BEHREC→Eksik veya ayarı bozulmuş para. * Arzuya isteğe bırakılmış şey iş. * Faydasız işe yaramaz olan şey.
BEHREDAR→Hisseli. Nimetlenmiş. Faydalanmış.
BEHREK→f. Yaralardan çıkan iltihap. * Çok çalışmaktan dolayı el ve ayak derilerinin sertleşmesi nasırlaşması.
BEHREM→Kırmızı gül. * Kısa boylu kimse.
BEHREME→Saç ve sakalın kınayla boyanması. * Çiçeğin göz alıcı ve câzib olan güzellik ve parlaklığı. * Hindlilerin ibadeti.
BEHREME→f. Burgu matkab.
BEHREMEND→f. Nasibi olan hissedar. * Bilen anlayan.
BEHREVER→f. Hisse ve nasibini almış payını zimmetine geçirmiş.
BEHREYAB→f. Nasibi olan hissesi olan.
BEHS→Neşe ve güleryüzle karşılama. * Kahraman yiğit mert adam. * Cür\'etkârlık.
BEHSALE→(C.: Behâsile) Etli kısa boylu tıknaz kadın.
BEHSUS→Az miktar az şey.
BEHŞ→Muki otunun yaşı. * Kara yüz.
BEHT→Yalan söylemek. * Ansızın bir şeyi almak. * Tenbellik galebe etmek. * Şaşkınlık. Hayranlık.
BEHTERE→Yalan söyleme.
BEHUR→Tütsü. (Dilimizde buhur şeklinde kullanılır)
BEHUT→(C.: Bühüt) İşitenleri şaşkına uğratan iftira yalan.
BE-HÜKM→Hükmiyle hükmünce.
BEHV→(Behve) Misafir odası. * Yer altında hayvan ağılı. (Bu iki mananın cem\'i Ebhâ-Bühüvv şeklindedir) * Geniş meydan yer. * Göğüsün içi boğazdan mideye kadar olan aralık. * Rahim ile mahrecinin arası.
BEHV→f. Çardak. * Köşk. * Sofa. Salon. * Cumba.
BEHVET→Sofa. * Çardak. * Odaların önüne yapılan oda.
BEHZ→Benû Selim kavminden bir cemaatin adı. * İleri itme. * Şiddetle göğse vurma.
BEHZERE→(C.: Behâzere) Semiz davar.
BEHZET→Ağırlaştırmak meşakkatli yapmak. * Zebûn etmek.
BEİS→(Be\'s) Zarar. Kuvvet ve şiddet. Zahmet. Zor. Fenâ. Bed.
BEJENDÎ→f. Geçim darlığı. Maişet derdi.
BEJMAN→f. Yırtık dökük pejmürde dağınık. * Hüzünlü kederli üzgün yaslı.
BEK'→Birbiri ardınca şiddetle vurmak. * Karşılayıp istikbâl etmek.
BEK'→(C.: Bilkâ) Sütü az olan davar.
BEKA→Devamlılık. Evvelki hâl üzere kalma. Dâim ve sâbit olma. * İlm-i Kelâm\'da : Varlığının asla sonu olmayan Cenab-ı Hakk\'ın bir sıfatıdır. * Bâki olmak. Ebedîlik.(... Beşer bu asırda harplerin ve fenlerin ve dehşetli hâdiselerin ikazatıyla uyanmış ve insaniyetin cevherini ve câmi istidâdını hissetmiş. Ve insan acib cemiyetli istidâdiyle yalnız bu kısacık dağdağalı dünya hayatı için yaratılmamış. Belki ebede meb\'ustur ki ebede uzanan arzular mahiyetinde var. Ve bu dar fâni dünya insanın nihayetsiz emel ve arzularına kâfi gelmediğini herkes bir derece hissetmeğe başlamış. Hattâ insaniyetin bir kuvâsı ve hâdimi olan kuvve-i hayâliyeye denilse : "Sana dünya saltanatı ile beraber bir milyon sene ömür olacak fakat sonunda hiç dirilmeyecek bir sûrette bir idam senin başına gelecek." Elbette hakiki insaniyetini kaybetmiyen ve intibaha gelmiş o insanın hayâli sevinç ve beşarete bedel derinden derine teessüf ve eyvâhlarla saâdet-i ebediyenin bulunmamasına ağlayacak. H.)
BEKA-İ DÜNYEVÎ→Dünya hayatında devamlılık. Uzun ömür.
BEKA-İ NEV'→Nev\'in devamı. Meselâ: İnsan nev\'inin yani insanların devam edip bitmemesi çocukların doğması ile olduğu gibi.
BEKALE→Yağla karışmış keş. * Karıştırmak.
BEKAM→f. İsteğine meramına kavuşan nail olan. Arzu ettiğine erişen. Mesut bahtiyar.
BEKAMET→Dilsizlik dili olmamaklık.
BEKÂR→Hiç evlenmemiş zevcesi olmayan adam. * Taşralı olup büyük bir şehirde bir işle meşgul olarak ailesiz yaşayan adam. (Bak: Tecerrüd Mücahede)
BEKÂRET→Kızlık. Erkek görmemiş kızın hali.
BE-KAVL→f. Sözüne göre dediğine göre.
BEKAYA→Geride kalanlar bakiyeler. * Maliye işlerinde tahsil olunmayan gelir meblağ.
BEKBEKE→Depretmek tahrik.
BE-KEF→f. Elde avuçta olan.
BEKİL→Yakışıklı delikanlı genç.
BEKİLE→Yağla karışmış keş.
BEKİM→Dilsiz adam.
BEKK→Bir şeyi kakmak.
BEKKÂÎN→(Bükâ. dan) Ağlayanlar.
BEKKE→Mekke-i Mükerreme\'nin eski ismi. * Bir yerde toplanmak. Bir yere cem\'olmak. * İzdihamlık kalabalık.
BEKL→Karıştırmak halt.
BEKR→Genç erkek deve. (Müe: Bekre)
BEKRE→Kuyu ve benzerlerinde kullanılan makara çıkrık çark. * Mafsallarda bulunan makara şeklindeki kemik.
BEKRÎ→Erken. Sabah. * İçkiye çok düşkün. Sarhoş.
BEKTAŞ→f. Akrân. Eş. Arkadaş.
BEKTAŞÎ→Hacı Bektaş-ı Veli tarikatına mensub olan kimse.
BEKTAŞİYÂN→f. Bektâşiler. Yeniçeriler.
BEKÛRÎ→İlk evlat ilk doğan çocuk.
BEKÛRİYYET→İlk evlâtlık.
BEKÜSİSTE→f. Kopuk kopmuş. Düşük düşmüş. Gevşek çözük.
BEL→Bilâkis belki katiyyetle ihtimaldir öyle dahi kelimeleri mânasına tercüme edilir. İ\'rab edatıdır.
BEL→f. Ökçe. Ayakkabı altının topuğa rastlayan yüksek kısmı.
BEL→t. Geminin orta kısmı. * Bedenin ortası. Göğüs ile karnın arası. * Yüksek dağın iki zirvesi arasındaki kavisli kısmı veya alçakça olan geçit ve boğazı.
BEL'→Yutma. Emme. * Belirsiz etme. Ortadan kaldırma.
BEL'-İ LOKMA→Lokmanın yutulması.
BELÂ→(c.: Belâyâ) Afet. Sıkıntı. Tasa kaygı. Musibet. Mücazat. İmtihan. Dâhiye. * Yaramaz nesne. (Bak: Sadaka)(Ey insan! Mâdem canavar sûretinde bir hayvan insanların hânesine misafir geldiği vakit berekete medar oluyor; öyle ise mahlukatın en mükerremi olan insan; ve insanların en mükemmeli olan ehl-i iman; ve ehl-i imanın en ziyade hürmet ve merhamete şâyan aceze alil ihtiyareler; ve alil ihtiyarların içinde şefkat ve hizmet ve muhabbete en ziyâde lâyık ve müstahak bulunan akrabalar; ve akrabaların içinde dahi en hakiki dost ve en sadık muhib olan peder ve valide ihtiyarlık hâlinde bir hanede bulunsa ne derece vesile-i bereket ve vasıta-i rahmet ve $ sırriyle yâni: "Beli bükülmüş ihtiyarlarınız olmasa idi belâlar sel gibi üstünüze dökülecekti." ne derece sebeb-i def\'-i musibet olduklarını sen kıyas eyle. M.)
BELÂ-YI NÂGÂH→
Ansızın gelen musibet. Habersiz gelen belâ.
BELÂ-YI SİYÂH→Kara belâ. * Mc: Acı olan olaylar kötü hâdiseler.
BELA→Evet. (Nefiyden sonra isbat için söylenir.) Meselâ: Kur\'ân-ı Kerim\'de mezkûr; Cenab-ı Hakkın ruhlara karşı "Ben Azîmüşşan sizin rabbiniz değil miyim?" diye sorduğunda ruhlar $ Yâni: "Evet sen bizim Rabbimizsin" dediler. (Bak: Bezm-i Elest) * Farsçada "Belî" diye söylenir.
BELABİL→(Belbâl - Belbele. C.) Vesveseler. Kederler. Tasalar. * (Bülbül. C.) Bülbüller. Andelibler.
BELÂ-CÛ→Belâ arayan. Belâsını istiyen.
BELAD(E)→Kötü kimse. Müzevir günahkâr. Fena ve kötü şey.
BELADET→Ahmaklık sersemlik kalınkafalılık. Budalalık.
BELÂ-DİDE→f. Belâ görmüş belâya çatmış.
BELADİR→f. Kadınların kullandıkları altun gümüş zümrüt yakut elmas gibi süs eşyası. * Belâyı def etmek için verilen sadaka.
BELÂ-ENDER-BELÂ→f. Belâ üstüne belâ. Zahmet içinde zahmet.
BELÂG→Eriştirme yetiştirme. * Maksada uyan güzel ifâde. Kâfi gelme kifâyet.
BELÂGAN MÂ-BELÂG→Bol bol. Çok kâfi derecede.
BELÂGAT→Hitâbettiği kimselere göre uygun tam yerinde düzgün ve hakikatlı güzel söz söyleme san\'atı. Muktezâ-yı hâle mutâbık söz söylemek. * Belâgat hem düzgün hem yerinde söz söylemeyi öğreten ilmin de adı olur. Ve maani beyan bedi\' diye üç kısma ayrılır. Bu gün Edebiyat denilen bilgiye ilm-i belâğat denilir. (Edb. L.)(Arkadaş! Kelâmların hüsnünü artıran ve güzelliğini fazlaca parlatan belâgatın esaslarından biri de şudur ki: Bir havuzu doldurmak için etrafından süzülen sular gibi beliğ kelâmlarda da zikredilen kelimelerin kayıtların hey\'etlerin tamamen o kelâmın takib ettiği esas maksada nâzır olmakla onun takviyesine hizmet etmeleri belâgat mezhebinde lâzımdır.... Belâgat muktezâ-yı hâle mutabakattan ibarettir. Kur\'anın muhatabları muhtelif asırlarda mütefavit tabakalardır. Bu tabakalara mürâaten muhavere ve mükâlemeyi o asırlara teşmil etmek üzere çok yerlerde ta\'mim için hazf yapıyor; çok yerlerde nazm-ı kelâmı mutlak bırakıyor ki; ehl-i belâgat ve ulûm-u Arabiyece güzel görünen vecihler ihtimâller çoğalsın ki her asırda her tabaka fehimlerine göre hissesini alsın. İ.İ.)
BELÂGAT-FÜRUŞ→f. Belâgat taslıyan.
BELÂGAT-PERDÂZ→f. Düzgün konuşabilen iyi söz söyliyebilen.
BELÂGAT-PİRÂ→Belâgata süs veren. Süslü ve belâgatlı konuşan.
BELAH→Büyüklenmek kibir.
BELAHA→Yetişmemiş hurma koruğu. * Kurumak yebs. * Yormak.
BELAHET→Ahmaklık. Düşüncesizlik. Ne yaptığını iyi bilmemek.
BEL'AK→Yaşlı zayıf. * Bir hurma cinsi.
BELAK→Ayakları alacalı at.
BELÂKEŞ→f. Belâ çeken. Sıkıntı içinde olan.
BELAKİK→(Bülükka. C.) Sahralar çöller. Düzovalar.
BELAL→Islaklık. Islatış. Su gibi ıslatan.
BEL'AM→Terbiyesiz açgözlü obur. * Hz. Musa (A.S.) hakkında yalan ve fena söyleyerek Beni-İsrail\'i kandıran Bel\'am bin Baura adında birinin adı.
BEL'AME→Yutmak.
BELAREK→f. İyi su verilmiş kılıç çelik. * Ok temreni ok mahfazası.
BEL'AS→Büyük karınlı dişi deve.
BELAT→Döşenmiş taş. * Düzyer. * Köy adı.
BELAYA→(Belâ. C.) Musibetler. Afetler. Beliyyeler. Belâlar.
BELA-ZEDE→f. Belaya uğramış başına musibet gelmiş olan.
BELBAL→(Belbele) Vesvese. Tasa. Telâş. Yürek yanması. Iztırab. * Tehyic ve tahrik eylemek.
BELBED→Akılsız ve ahmak kimse ki ne ettiğini bilmez.
BELBEL→Tasa kaygı. Yürek yanması.
BELBELE→(C.: Belâbil) Vesvese vermek gamkin etmek kuruntu vermek.
BELBÛS→f. Bir nevi haşhaş. * Yabani soğan. Dağ soğanı sarmısak.
BELCA'→Kaşları arası açık olan kadın. (Müz: Eblec)
BELDAH→Kişinin kendini yere vurması.
BELDARAN→Geçit yerleri muhafızlarının adı. Tanzimattan sonra bunlara zaptiye denmiştir. İkinci Meşrutiyetten beri jandarma olarak adlandırılırlar.
BELDE→Memleket şehir. * Büyük köy. * Yer arz. * Göğüs sadır. * İki kaş arasında kıl olmayıp açık olması.
BELDE-İ TAYYİBE→Güzel ve hoş belde. Medine-i Münevvere.
BE-LEB→f. Dudakta.
BELEC→Zâhir ve rûşen olmak. Gözükmek.
BELED→(Belde. C.) Beldeler. Memleketler.
BELED SÛRESİ→(El-beled) Kur\'an-ı Kerim\'de 90. sure olup Mekke-i Mükerreme\'de nazil olmuştur.
BELEDÎ→(Beled. den) şehir veya kasaba ahalisinden olan şehirli. * Şehir ve kasabaya ait. * Belediye İdaresine mensub. * Mahallî yerli.
BELEDİYE→Bir şehir veya kasabanın temizliği bayındırlığı ve nizamiyle ilgilenen daire.
BELEH→Sersemlik bönlük ahmaklık budalalık.
BELEL→Yaşlık rutubet ıslaklık. * Zafer galibiyet.* Mihnet keder üzüntü. * Mücadele kavga. * Hastalıkdan iyileşen. * Düşkünlük.
BELEM→Üzerinden yol geçen tepe.
BELEMUN→Çakır dikeni.
BELENDAH→Bodur şişman kimse.
BELENDÎ→Enli.
BELENSEM→Katran.
BELES→İncire benzer bir yemiştir ve Yemen\'de çok olur.
BELEŞ→(Arabça bilâşey\'den galattır) Ücretsiz bedava.
BELET→Kesilmek inkıtâ.
BELGE→(Bak: Vesika)
BELGİN→Belâ zahmet dâhiye.
BELH→Bazan sivâ (gayri) manasını ifâde eder.
BELHA'→Bir gözüne sürme çekip diğer gözünü unutan ve gömleğini ters giyen akılsız kadın.
BELHÂ→Gönlü kibirli olan kadın.
BELHAM→Çiftçilikte kullanılan saban. Çift sürmeğe yarayan âlet.
BELHAM→Nalbant. Baytar.
BELİ→f. Evet.
BELİD→(Belâdet. den) Ahmak sersem bön budala.
BELİĞ→Edb: Belâgatli kimse. Meramını tamamen noksansız ve güzel sözlerle anlatmağa muktedir olan. * Kâfi derecede olan. Yeter olan.
BELİGANE→f. Beliğcesine düzgün ve fasih olarak.
BELİL→Islanmış olan şey. * Serin ve yağmurlu rüzgâr.
BELİNOGRAF→Fr. Telefon hatlarıyla fotoğraf şekil ve yazıyı uzak mesafeye nakleden cihaz.
BELİTA→Kamış kap.
BELİYYAT→(Beliyye. C.) Felâketler. * Gamlar. Kederler.
BELİYYE→(C.: Beliyyât) Belâ. Müşkilât. Musibet. Âfet. Tasa. Keder.
BELK→Kapı açmak. * Ak ile kara alaca olma. * Büyük terazi.
BELKA'→Tenha çöl. Harap ve boş yer. * Yazı. * Yalan yere yemin etmek. * Su süt gibi boğaz ıslatan şeyler. * Bir hurma cinsi.
BELKA'→Alaca. Alaca bacaklı olan at.
BELKAA→Şam vilâyetinde bir yerin adı. * Kara ile ak alaca nesne. * Parlak nesne.
BELKIS→Süleyman (A.S.) zamanında Yemen\'de Sebe şehrinde hükümet süren Himyerîlerden bir melikedir. Süleyman (A.S.) bunu Filistin\'e çağırdı geldi ve iman etti. (Bak: Taht-ı Belkıs)(Hz. Süleyman (A.S.) Taht-ı Belkısı yanına celb etmek için vezirlerinden bir âlim-i ilm-i celb dedi: "Gözünüzü açıp kapayıncaya kadar sizin yanınızda o tahtı hazır ederim" olan hâdise-i harikaya delalet eden şu âyet $ ilââhir... İşaret ediyor ki: Uzak mesafelerden eşyayı aynen veya sûreten ihzar etmek mümkündür. Hem vâki\'dir ki; risaletiyle berâber saltanatla müşerref olan Hz. Süleyman (A.S.) hem mâsumiyetine hem de adaletine medar olmak için pek geniş olan aktar-ı memleketine bizzat zahmetsiz muttali olmak ve raiyetinin ahvalini görmek ve dertlerini işitmek bir mu\'cize sûretinde Cenab-ı Hak ihsan etmiştir. Demek Cenab-ı Hakk\'a itimad edip Süleyman\'ın (A.S.) lisan-ı ismetiyle istediği gibi o da lisan-ı istidadiyle Cenab-ı Hak\'tan istese ve kavanin-i âdetine ve inayetine tevfik-i hareket etse; ona dünya bir şehir hükmüne geçebilir. Demek taht-ı Belkıs Yemen\'de iken Şam\'da aynıyla veyahud sûretiyle hâzır olmuştur görülmüştür. Elbette taht etrafındaki adamların suretleriyle beraber sesleri de işitilmiştir. İşte uzak mesafede celb-i sûrete ve savta haşmetli bir sûrette işaret ediyor. S.)
BELKİ→Umulur ihtimal olabilir. * Hattâ. * Kat\'iyyetle. Dahi. Şüphesiz.
BELL→Yaş etmek. Islatmak. * Ulaştırmak. * Hastanın sağlamlaşması.
BELLET→(C.: Bilel) Cisimlerin yüzeyinde olan yaşlık ıslaklık.
BELMA→f. Faydasız faydası olmayan. İri ve kaba şey.
BELSEK→Elbise değdiğinde yapışıp ayrılmayan bir ot.
BELT→Kesmek.
BELTA'→Her hususta hazakati ve feraseti olan.
BELTAH→Kişi nefsini yere vurmak.
BELTEM→Akılsız kimse. * Peltek adam.
BELÛ→(Bel\'. den) Çok yiyici obur.
BELUL→Kurtulma. Hastalıkdan marazdan kurtulma. Halâs olma.
BELÛS→f. Tevazu mahviyet. Hileci. Hile yalan dolan.
BELÛT→Bot: Meşe ağacı. * Meşe ağacının meyvesi olan palamut.
BELV→(Belvâ) Dert çile. Musibet. Zahmet. * İmtihan tecrübe.
BELVAZ→f. Çıkıntı. Duvardan dışarı doğru çıkan direğin ucu.
BELVE→Belâ.
BELY→Mahvolmak. * Belirsiz olmak.
BELYAD→f. Nakışsız sade kostüm.
BELZİ→Muhkem güçlü sağlam deve.
BEM→Bazı sıfatlara katılarak mübalağa beyan eder.
BEMBEYAZ→Her tarafı beyaz çok beyaz.
BEN→(Bak: Ene) t. Psk: Şuurlu kişiliğimiz. Başlangıçta çocuğun benliği şuurlu değildir. Kendisini başkasından ayıramaz. Fakat canlı olarak ihtiyaç ve istekleri vardır. Benin bu şuursuz haline "alt ben" denir. Kendisi ile başkası arasındaki farkı anlamaya münasebetler kurmaya düşünmeğe başlayınca şuurlu kişiliği beni ortaya çıkar. Ben kendi menfaatına gördüğü haz duyduğu herşeyi ister. İsteklerine kendisi için tehlikeli acı verici gördüğü yerde yani yine kendisi için sınır koyar. Başkalarını hesaba katmaz. Ahlâk ve din terbiyesiyle ben her istediğini yapmaması gerektiğini öğrenir. Vicdan ve namus duygusuna sahip olur. Böylece "üst ben" mertebesine ulaşır. İsteklerini dizginlemesini öğrenir. "Alt ben"in had sınır tanımayan arzularıyla din ve ahlâkın benliğimizdeki sesi durumunda olan "üst ben" arasında bir zıddiyet ve çatışma vardır. Ben bu ikisi arasında ahenkle denge kurmaya çalışır. Bir suç ve günah işlediğinde benlikte suçluluk duygusu uyanır. Bundan kurtulmak için en küçük bahane ve şüphelere yapışır. Ve ahlâk ve dinî esasları inkâra yönelir. Bu sebeple her günahta küfre giden bir yol açılır. İslâm terbiyesi alan bir insanın benliği meşru sınırlarda Allahın emir ve rızası dairesinde kalır. Günah sınırlarına varmaz. Benin mahiyeti hakkında felsefî ve psikolojik muhtelif görüşler vardır. Henüz benliğin mahiyeti açıklanamamıştır. İslâm açısından bu mevzuda yazılan en esaslı yazı Risale-i Nurlardan Ene ve Zerre Risalesi\'dir.
BENADIK→(Bunduk. C.) Yuvarlak kurşunlar. * Fındıklar.
BENADİR→(Bender. C.) Ticaret yerleri. Ticareti işlek limanlar.
BE-NAM→f. Meşhur. Namlı. Mütemayiz. Seçkin. Mâlum bir isimle tesmiye edilen.
BENAM→Parmak ucu.
BENAN→Parmak uçları. Parmaklar.
BENANE→(C: Benân-Benânât) Parmak başı.
BENÂT→(Bint. C.) Kızlar. * Bebekler.
BENÂT-I Bİ'SE→Musibetler belâlar felâketler âfetler.
BENÂT-ÜL ARZ→Pınarlar ırmaklar.
BENÂT-ÜR RÜŞDE→Nikâhlı kadından doğan evlat.
BENÂT-ÜS SADR→Endişe. * Hayal. * Kederler.
BENÂT-ÜD DEHR→Âfetler. * Zahmetler.
BENAVER→f. İri büyük çıban. Kan çıbanı.
BENBEL→f. Ekşi şey. * Ekşi elma.
BENC→Türkçede "benek" adı verilen bir ot cinsidir ve tohumuna "bezr-ül benec" derler.
BENCİL→t. (Bak: Hodbin Hodgâm)
BENCİLEYİN→t. Benim gibi.
BEND→f. Bağlanan. Bağlanmış. * Bağ. Boğum. Mafsal. * Su bendi. Baraj. * Gam. Gussa. * Mekir. * Hile. * Mülâhaza. Fıkra. Madde. * Aldatmak.* Birisini emri altına almak bendetmek. * Edb: Baştan sona kadar aynı vezinli bir çok parçalardan meydana gelen ve kısım kısım gazel tarzında kafiyeleri değişen manzûmelerin her bir parçası. (Bak: Terkib-i bend)
BEND-İ ÂHENİN→Demir bağ. Demirden mânia.
BENDE→f. Bağlanmış olan. Köle. Esir. Hizmetçi. Hizmetkâr. Kul.
BENDE-İ FERMÂN→Emir kulu ferman kölesi.
BENDE-İ HALKA-BEGÛŞ→Kulağı halkalı olan köle esir. * Mc: İtaatli muti\'.
BENDEGÂNE→Hizmetçi gibi. Bağlanmışçasına.
BENDEGÎ→Kölelik. Hizmetçilik. * Ubudiyyet kulluk.
BENDE-HİRÎDE→Satın alınmış köle.
BENDEKA→Hiddetle bakma sert bakış. * Bir şeyi fındık kadar ufak yapma.
BENDENE→f. Esvabın giyilecek şeylerin bazı yerlerine dikilen düğme kopça.
BENDENÜVAZ→f. Kölesini iltifatlandıran adamını taltif eden.
BENDEPERVER→f. Köle besleyici adam besleyici.
BENDER→(C.: Benâdir) Ticaret yeri işlek ticaret iskelesi büyük iskele.
BENDEREK→f. Küçük iskele. * Boğaz ve liman ağızlarında yapılan küçük kale. Mendirek.
BENDERGÂH→f. İşlek iskele liman şehir.
BENDERZ→f. Çuvaldız.
BENDEYAN→Hizmetçiler. Kullar. * Mensuplar.
BENDE-ZADE→f. Köle çocuğu. * Mc: Çocuğunu onun kölesi yerinde tutup mütevâzi muâmelede bulunan.
BENDİDE→f. Esir köle. * Bağlı bağlanmış.
BENDİME→f. Elbise yakasına ve kollarına açılan küçük delik. * Düğme ilik.
BENDİŞ→f. Altın ve gümüş üzerine işlenilen nakış.
BEND-RÛG→f. Tarla ve bostan kenarlarına suyun akıntısını kesip havuz gibi birikmesi için yapılan setli çukur.
BENE→f. İnce urgan ip.
BENEFSEC→Menekşe.
BENEFŞ(Î)→f. Menekşe rengi mor renk.
BENEFŞE→f. Menekşe denilen güzel kokulu küçük çiçek. * Mor.
BENEFŞE-GÛN→f. Menekşe renkli mor renkli. Gökyüzü.
BENEFŞE-ZÂR→f. Menekşe tarlası menekşe bahçesi menekşelik.
BENEK→f. Atlas zemin üzerine sırma işlemeli bir çeşit kumaş.
BENES→Kötülükden fenalıkdan ve iyi olmayan şeylerden çekinme ve kaçınma.
BENEVRE→f. Temel esas asıl.
BENG→f. Bir bitki ve tohumu ki afyon gibi uyuşturan keyf verici olarak da kullanılan bir madde. Esrar. * Atlas üzerine işlenmiş sırma işlemeli bir çeşit kumaş. * Küçük çitlenbik.
BENGAH→f. Keçeden yapılmış olan Türkmen evi.* Âmirlere ve büyük rütbeli şahıslara ait çadır.
BENGERE→f. Çocukları uyutmak için çocuğu uyutan kişi tarafından söylenen ninni.
BENGÎ→f. Beng tiryakisi esrarkeş.
BENÎ→Oğullar evlâtlar çocuklar. (Aslı: Benûn-Benîn)
BENÎ ÂDEM→Âdem oğlu. İnsan. Âdem oğulları.
BENÎ BEŞER→İnsanlar.
BENÎ İSRÂİL→İsrâil oğulları. Yahudiler. Yahudi.
BENÎ ÜMEYYE→Emeviler.
BENİKA→(C.: Benâyık) Elbisenin koltukaltı parçası.
BENİMSEMEK→t. Sahip çıkmak bir şey hakkında benimdir iddiasında bulunmak. Kabullenmek.
BENÎN→(İbn. C.) Oğullar erkek çocuklar. * Akıllı temkinli tedbirli kimse.
BENİYYE→Kâbe-i Muazzama.
BENK→Her nesnenin aslı.
BENNA→Mimar usta kalfa. Her türlü bina yapan. Yapıcı.
BENNA-GÛŞ→f. Kulağın aşağı sarkan yumuşak kısmı ki küpe asılan yerdir.
BENNE→(C.: Binân) Güzel hoş koku.
BENS→Tehir etmek geciktirmek.
BENŞ→Tenbellik. İhmâl.
BENÛ(H)→f. Yığın küme demet.
BENÛ→Oğullar.
BENU-D DÜNYA→Beni Âdem insanlar.
BENU-L ALLAT→Baba bir kardeş.
BENU-L A'YAN→Baba ve ana bir kardeş.
BENU-L GABRA→Dervişler uğrular.
BENU-L ÜMM→Ana bir kardeş.
BENÛN→(Benîn) (İbn. C.) Oğullar. Zâdeler. Veledler.
BENU-S SEBİL→Misafirler.
BEN-VAN→f. Harman tarla ekin bekçisi.
BENZOL→Benzin ve toluen karışımı bir akaryakıt.
BEPGA→f. Papağan.
BER→f. Üzere üzerine yukarı mânasına (ve Arabçadaki "Alâ" yerine edat-ı isti\'lâdır) * Göğüs sine bağır sadır. * Fayda. * Hamil. * Hıfz. * Yan. * Taraf. * Nâkil. Götürücü. * Meyve. * Yaprak. Varak. * Meme.* Genç kadın.* Evin kapısı.
BER→f. (Burden) "Götürmek" mastarının emir köküdür. Kelimenin sonuna getirilerek terkipler yapılır. Emirber $ : Emir dinleyen emir götüren. Fermanber $ : Emir veren. Emir dinleyen... gibi.
BE'R→Kuyu kazmak.BER\' : (Berâ Bur\' Bürü\') Yaratmak. Halketmek. * Hastanın iyileşmesi. Sağlamlık.
BERA'→Her ayın ilk ve son günü.
BERAA→(Beria Berua) İlim ve fazilet ve cemalde üstünlük (manasına fiil kökü.)
BERÂAT→Haşmet metanet. İlim ve şecaatta güzel vasıflarda emsâlinden üstünlük. Hüsn ve cemâlde tam olmakemsâlinden üstün olmak.
BERÂAT-ÜL İSTİHLÂL→Bir eserin içindekilerini güzel bir başlangıçla baş tarafında anlatmak. İyi bir alâmet. Güzel bir başlangıç. * Bir ibarede müradif ve mukni birkaç kelime bulunması hüsn ve insicamdaki ibarenin vech-i mergub üzere te\'lif ve terkibi. * Maaş rütbe nişan için hükümetçe bildirilen yazı gibi vesika.
BERABER→f. Birlikte bulunan. * Müsavi eşit. * Bir hizada olan. * Refakat birlik.
BERABERÎ→f. Eşitlik müsavilik beraberlik.
BERABER MÎ-ZENEND HER ŞEY→Herşey berâber söylüyor çarpıyor konuşuyor.
BERACİM→(Bürcume. C.) Boğumlar mafsallar.
BERÂET→Temize çıkma. Temizlik münezzehiyet. Bulaşık ve giriftâr olmama. Âri olma. * Huk: Bir davânın neticesinde suçsuz olduğu anlaşılma. (Bak: Ber\')
BERÂET-İ ZİMMET→Zimmetinde birşey olmayış suçsuzluk.
BERAGİS→(Bürgus. C.) Pireler.
BERAH→şiddet. Ezâ ve meşakkat.
BERAH→Açık işlenmiş yer. * Zâil olmak. * Ağaçsız arazi.
BERAHİDE→f. Yola çıkarılmış gönderilmiş.
BERAHİHTE→f. Daha ziyade silâh hakkında kullanılan bir tâbirdir. Çıkarılmış çekilmiş mânâlarına gelir.
BERAHİME→Berehmenler. Bâtıl ve sapkın Hind ve Mecûsi dinindekilerin reisleri.
BERAHİN→(Bürhan. C.) Deliller. Şâhidler. Bürhanlar.
BERAHİN-İ ALENİYYE→Meydanda ve açık olan deliller.
BERAHİN-İ KATIA→Şeksiz ve şüphesiz olan kat\'i deliller bürhanlar.
BERAHİN-İ KAVİYYE→Sağlam deliller kuvvetli bürhanlar.
BERAİL→Horozun güvercinin ve diğer kuşların boynunda çarpık bitmiş olan yelek.
BERAK→(C.: Berkân) Göz kamaşmak. * Bir yaşındaki kuzu.
BER-AKİS→f. Aksine zıddına tersine.
BERARENDE→f. Üste getiren üzerine çıkaran.
BERARİ→(Berriyye. C.) Sahralar çöller. Geniş kumluklar.
BERAS→Leke hastalığı.
BERASİN→(Bürsün. C.) Yırtıcı hayvanların pençeleri.
BERAŞ→Ekseri yüzde olan küçük kara noktalar.
BERAT→Nişân. Rütbe. İmtiyaz ve taltif için verilen resmi kâğıt.
BERAT GECESİ→Arabi Şâban ayının onbeşinci gecesi. Şâban ayı mübarek şuhur-u selâseden (üç aylardan) olup onbeşinci gecesi mahlûkatın rızıklarına ömürlerine amellerine dâir taraf-ı İlâhîden meleklere tâlimat verildiği hususunda rivâyât-ı sahiha vardır.(Bu gelen gece olan "Leyle-i Berât" bütün senede bir kudsî çekirdek hükmünde ve mukadderât-ı beşeriyenin programı nev\'inden olması cihetiyle "Leyle-i Kadr"in kudsiyetindedir. Herbir hasenenin Leyle-i Kadirde otuzbin olduğu gibi bu Leyle-i Beratta herbir amel-i salihin ve herbir harf-i Kur\'anın sevabı yirmibine çıkar. Sair vakitte on ise şuhur-u selâsede yüze ve bine çıkar. Ve bu kudsî leyâli-i meşhûrede onbinler yirmibin veya otuzbinlere çıkar. Bu geceler elli senelik bir ibadet hükmüne geçebilir. Onun için elden geldiği kadar Kur\'anla ve istiğfar ve salâvatla meşgul olmak büyük bir kârdır. Ş.)
BERAT-I CİBAYET→Vergi icâre ve resim gibi vakfa veyahut da hazineye ait olan paraları toplamak salâhiyetini veren vesika.
BERAT-I HÜMAYUN→Padişahlara mahsus ferman.
BERATİL→(Birtîl. C.) Hediyeler rüşvetler.
BER-AVER→f. Yemiş ağacı.
BERAVERDE→f. İltimas ile korunarak ileri çekilmiş adam. * Seçilmiş ayrılmış şey. * Yükseğe kaldırılmış.
BERÂY→f. İçin dolayı binâen. (Arabçadaki "Li li ecli" yerinde bir tâbirdir.)
BERÂY-I İSTİKBÂL→Karşılamak için.
BERÂY-I MALÛMAT→Mâlûmat için.
BERÂY-I TENEZZÜH→Tenezzüh için gezinti için.
BERÂY-I TİCÂRET→Ticâret için. Ticâret maksadı ile.
BERAYA→(Beriye. C.) Halk. Bütün mahlûkat. * Halkın kılıç kullanabilenleri ve vergi hârici tutulan müslüman kısmı.
BERAZ→Az olan şey kalil.
BERAZİK→Bölük cemaat.
BERBAD→f. Harap. Kötü. Virâne. Bozuk. Perişan. Telef ve helâk olmuş.
BERBAR(E)→f. Evin dam kısmında bulunan oda. * Çardak. * Kemeriye. * Tahtaboş. Damın düz bir kısmı ki en çok çamaşır sermeye yarar ve çinko ile döşelidir.
BERBEKAN→Arapların giydiği bir elbise cinsi.
BER-BELEND→f. Çok yüksek yer veya rütbe.
BER-BEND→f. Ufak çocuğu annesinin sırtına bağlamağa yarıyan göğüs kuşağı.
BERBER→f. Tıraş eden saç kesen. * Afrika\'nın kuzeyindeki bir kavim.
BERBERE→Kızgınlık ânında söylenip çağırmak bağırmak.
BER-CA→f. Yerinde münâsib.
BERCED→Kalın kilim. * Halı.
BERCESTE→f. Sağlam ve lâtif. * Seçme. * Edb: Zahmetsizce hatıra geliveren ve fakat çok kıymetli olan söz.
BERCİS→Müşteri denilen gezegen. * Bol sütü olan deve.
BERÇİDE→f. Devşirilmiş toplanmış.
BERÇİN→f. Toplayıcı.
BERD→Soğuk. Soğukluk. Soğutmak. Noksan hararet. * Ölmek. * Soğuk su ile gusletmek. * Uyumak. * Sabit olmak. * Zayıf olmak. * Bir şeyi eğelemek. * Sürme çekmek. * Söğmek. * Tutya çinko. (L.R.)
BERD-İ BEYZÂ→(Bak: Nâr-ı beyzâ)
BERDAHT→f. Pürüzünü giderme. Pürüzsüz yapma. * Cilâlama parlatma. * Düzleme düzeltme.
BERDAR→f. Asılmış yukarı kaldırılmış.* Tutucu. İtaat edici ve ettirici. * Meyveli. Meyve verici olan.
BERDAŞTE→f. Yükseğe kaldırılmış yukarı çıkarılmış.
BERDE→Tıb: Mide dolgunluğu.
BERDEC→Sürmek. (Farisîden muarrebtir).
BERDEGİ→f. Esirlik esaret kölelik.
BERDENG→f. Çöl ortasında yer alan küçük dağ ve tepe.
BERDEVAM→f. Devam üzere. Devamlı sürüp giden.
BERDİ→Hasır yapımında kullanılan bir ot cinsi.
BERDİS→Habis kişi pis kimse.
BERDİYY→Suriye\'de bulunan iki nehrin bir köyün ve Hicaz\'da da bir dağın adı.
BER-DÛŞ→f. Omuzda omuz üzerinde.
BERD-ÜL ACÛZ→Kocakarı soğuğu. (Rûmi şubatın 26\'sında başlar ve 7 gün şiddetle devâm eder.)
BERE→Fr. Sipersiz ve yumuşak olan bir çeşit başlık.
BERE→f. Kuzu. Koyun yavrusu.
BERE→t. Tıb: Ezilme veya kılcal damarların kopması sonunda kanın dokular içinde birikmesi ve bundan dolayı meydana gelen morluk.
BERED→Daha ziyade fırtınalı havalarda yağan dolu.
BEREDE→Dolu. * Çok yemekten midenin dolması.
BEREHMEN→(Berhemen) f. Puta tapan. Ateşperestlerin bilginleri ile puta tapan kimselerin papazları.
BEREHNE→f. Çıplak.
BEREHNEGÎ→f. Çıplaklık.
BEREHREHE→Güzel nâzik kadın.
BEREKÂT→(Bereket. C.) Bereketler. Bolluklar.
BEREKET→Bolluk. Çokluk. Feyiz. Cenab-ı Hakk\'ın lütfu ihsanı. Uğurluluk. Meymenet saadet.(.. Kanaat-ı kat\'iye verecek derecede tecrübeler vardır ki: Nasıl çocukların aczlerine binâen rahmet tarafından rızıkları hârika bir sûrette memeler musluklarından gönderiliyor ve akıttırılıyor... Öyle de mâsumiyet kesbeden imanlı ihtiyarların rızıkları da bereket sûretinde gönderiliyor. Hem bir hânenin bereket direği o hanedeki ihtiyarlar olduğu; hem bir hâneyi belâlardan muhafaza edici içindeki beli bükülmüş mâsum ihtiyarlar ve ihtiyareler bulunduğu Hadis-i Şerifin bir parçası olan $ yani: "Beli bükülmüş ihtiyarlarınız olmasaydı belâlar sel gibi üzerinize dökülecekti." diye ferman etmekle bu hakikatı isbat ediyor. L.)
BEREM→(C.: Ebrâm) Kumar oyununa dâhil olmayan.
BEREM→f. Asma ve kabak çardağı. * Üzüm çubuklarının altına konulan çatal şeklindeki ağaç. Herek.
BERENCEN→f. Kadın bileziği.
BEREND→f. Nakışı olmayan ipek kumaş. * Keskin olan hançer kılıç pala v.b. âletler. * Kılıcın suyu.
BERENDAHTE→f. Yükseğe çıkarılmış üste çıkarılmış. Yükseğe kaldırılmış.
BER-ENDAZ→f. Bir yana atan. Yukarı kaldırıp atan.
BERERE→(Bârr ve Berr. C.) Dindar ve temiz kimseler. Takvâ ehli olan her çeşit günahlardan sakınanlar. Çok hayır sahibi kimseler.
BERESTÛK→Kırlangıç denilen deniz balığı.
BERE'TE→Sen yarattın (meâlinde fiil). (Bak: Ber\')
BEREVÂT→(Berat. C.) Eskiden bir kimseye nişan rütbe veya imtiyaz verildiğini bildiren fermanlar.
BEREZE→(Bak: Bürüz)
BERF→f. Kar.
BERF-ÂB→f. Karlı soğuk su. Kar suyu.
BERF-ÂLUD→f. Kar içinde kara batmış.
BERF-DÂN→Buzhane buzluk karlık.
BERF-DÂR→f. Karlı.
BERFEND→f. Asker nefer er. * Güzel ve hoş söz. * Derin yer.
BERFİN→f. Kar ile ilgili kardan.
BERF-NAK→f. Kış yaz devamlı karlı olan yer.
BERFÛK→f. Şeftali yemişi.
BERFÛZ→f. Ağzın dış kenarı dudakların çevresi.
BERG→f. Sed bend.BERG : f. Yaprak. * Azık. * Azm kasd. * Hazırlık. Mal mülk. * İntizam-ı hal. * Serencam.
BERG-İ DİRAHT→Ağaç yaprağı.
BERG-İ SEBZ→Hediye. * Yeşil yaprak.
BERGAB→f. Su bendi. Suyun biriktirildiği yer. Baraj.
BERGAL→(C.: Beragil) Sırtlan eniği.
BERGAMAN→f. Ejder. Büyük yılan.
BERGAMOT→Turunçgillerden bir ağaç ve bu ağacın meyvesi. Meyvenin kabuğundan güzel kokulu bir esans da çıkarılır.
BERGAŞ→(C.: Berâgiş) Sivrisinek. * Tahta biti.
BERGAŞTE→f. Yüz çevirmiş.
BERGERDE→f. Hatırda tutulmuş ezberlenmiş hıfzedilmiş.
BERGEŞİDE→f. Sıyrılmış çekilmiş. * Tartılmış.
BERGEŞTE→f. Tersine dönmüş. Yüz çevirmiş. Mâkûs.
BERGEŞTE-HÂL→f. İşi bozulmuş geçimi güçleşmiş düşkün.
BERGRİFTEN→f. Ayırmak. Kaldırmak. Gidermek.
BERG-RİZ→f. Yaprak döken. Sonbahar güz.
BERGÜZAR→f. Hatırlatmak için armağan hediye vermek.
BERGÜZİDE→f. Seçkin. Seçilmiş.
BERH→şiddet eziyet meşakkat zorluk zahmet.
BERH→f. Balık semek. * Parça kısım hisse nasib. * Su birikintisi. * Şimşek berk. * Yaş olan odunun yanarken çıkardığı yaşlık.
BERHABE→Minder. Döşek yatak. * Aynı döşek veya yatakda beraber yatılan kimse.
BERHÂNE→f. Eskiyip harap olmuş konak.
BERHAST(E)→f. Ayaklanmış kalkmış.
BERHAVA→(Berhevâ) f. Boş faydasız. * Havaya uçurulmuş. Havaya gitmiş.
BERHAY→Yaramaz haylaz.
BERHAYAT→f. Yaşayan. Hayat üzere olan.
BERHE→Müddet an zaman.
BERHEM→f. Karışık çapraşık. * Toplu birlikte berâber.
BERHEME→Gözünü kıpırdatmadan bir şeye bakıp durmak.
BERHEMEN→(C.: Berhemûn) Hakîm. * Efsun okuyucu.
BERHEM-ZEDE→f. Karmakarışık altı üstüne getirilmiş.
BERHEM-ZEN→f. Karmakarışık eden altını üstüne getiren.
BERHEM-ZENED→f. Birbirine çarpıyor. Beraber çarpıyor. Birlikte çalışıyor.
BER-HEVA→f. Kaybolmuş havaya gitmiş.
BERHİHTE→f. Silâh çekilmiş hamle edilmiş.
BERHİZ→f. Atılan kalkan sıçrayan. Zorbalık eden.
BERHÛD→f. Saçmasapan söz mânasız söz.
BERHUDAR→f. Selâmette. Mükâfata erişen. Nasibli.
BERHÛH→f. Sabun.
BERHÛN→f. Çember daire ortası boş olan yuvarlak nesne. * Hisar varoş duvar veya bostan kenarlarına ve tarla aralarına çalıçırpı ve diken ile yapılan çit. * Küçük ev oda hücre.
BERHÛR→f. Pay nasib hisse.
BERHÛZ→f. Torba dağarcık.
BERÎ→(Berâet. den) Kurtulmuş. Temiz. Kayıt ve hüküm altında olmayan. Zimmeti bulunmayan adam. Hiçbir karışıklık kusur ve noksanı olmayan. Hastalıktan sâlim olan. (Bak: Ber\')
BERİA→Akılda güzellik zekâda ve kıyasette emsalinden üstün olan. (Bak: Beraa)
BERİBERİ→(Seylanca) Asya\'nın güneydoğusu ile Okyanusya Senegal ve Brezilya\'nın yerli halklarında görülen ve B vitamini eksikliğinde vücuda gelen bir hastalık.
BERİCEN→f. İçerisinde ekmek pişirilen ocak veya fırın.
BERİD→Postacı. Haberci. Elçi. * Sürücü. * Dört fersah mesâfe.
BERİD-İ FELEK→Satürn (Zühal) gezegeni.
BERİG→f. Set bent.
BERİK→Yıldırayıcı çok parlak nesne. (Mübâlağası: Berrak) * Parıltı ışık ziya.
BERİKE→Yırtmak. Paralamak. * Un helvası.
BERİLYUM→yun. Zümrüt gibi bazı taşların bileşiminde bulunan bir elementtir. (Be) sembolü ile gösterilir.
BERİM→Siyah ve beyaz ipliklerden meydana getirilen ip. * Cemaat. * Etsiz yemek.
BERİN→f. Pek yüksek en yüce. * Yarık yırtık delik.
BERİSA'→Halk insan topluluğu.
BERİT→(C.: Berâyıt) Halk beriyye.
BERİYYE→Halk. Mahlûk. İnsan. * Sahra. Çöl. * Kır.
BERJ→f. Kuvvetli kasırga. Su girdabı.
BERK→t. Katı. Sert. * Serin. * Metin sağlam.
BERK→Şimşek çakması. Parlama.* Yıldırım. * Zinetlenme süslenme. * Tas: Tecelli-i İlâhiye ile kurbiyyete mazhariyyet. * Ahmak olmak.
BERK-İ BASAR→Gözün şimşek çakması. * Birdenbire tepesinde çakan şimşekten mâruz olduğu dehşet ve şiddet hâlinden mecaz olarak ansızın başına gelen mühlik hâdisenin şiddetli âlâm ve ıztırabıyla dehşet ve hayret içinde duyulan keskin intibahı ifade eder. (E.T.)
BERK-İ HÂTIF→Kapıp götüren veya göz kamaştıran şimşek.
BERK-İ SÜYUF→Kılıçların şimşeği kılıç korkusu.
BERK→(C.: Bürük) Göğüs sadr. * Çok çöken deve.
BERK→f. Yaprak.
BERKA'→(C.: Berkavât) Yüksek yer. * Taşlı balçık.
BERKA'→(Bak: Burku)
BERKAA→Dört ayak üstüne durmak.
BERKAN→f. Tüyü kıvırcık olan kuzu postu veya kürkü.
BERKAN→Parıldama. * Volkan.
BERKARAR→Kararlı. Yerleşmiş. Devamlı.
BERK-ASA→f. şimşek gibi parlak.
BERKAŞ(A)→Nakşetmek nakışlamak.
BERKATA→Birbirine yakın olan adım.
BERK-EFŞAN→f. şimşek saçan.
BER-KEMAL→f. Mükemmel.
BERKENAR→f. Hâşiye. Kenara yazılan yazı. Kenarda.
BERK-ENDAZ→f. Parlayıcı parıldayıcı.BERKENDE : f. Koparılmış sökülmüş kökünden çıkarılıp atılmış.
BERKEŞİDE→f. Kınından çıkarılmış sıyırılmış çıkarılmış.* Mc: İlerletilmiş çekilip meydana getirilmiş. BERKİYYE : Şimşek gibi. Şimşeğe âit. Elektrik. Telgraf.
BERKİ'→Yedinci kat gök.
BERKU'→Yüz örtüsü. Peçe.
BERKUK→Şeftali kayısı zerdali.
BERM→f. Hıfzetme hatırda tutma ezberleme.
BERMAH(E)→f. Burgu matkab.
BERMAL→f. Zirve dağ tepesi. Dağın üstü en yüksek yeri.
BER-MÛCİB→f. Gereğince icabına göre.
BERMURAD→f. Emeline kavuşan arzusu yerine gelen dileğine eren.
BERMU'TAD→f. Her zamanki gibi. Âdet olduğu üzere alışıldığı gibi.
BERNA→f. Delikanlı yiğit genç.
BERNAME→f. Mektub başlığı. * Zarfın üzerindeki adres. * Fihrist.
BERNİK→Su aygırı.
BERNİŞ→f. Romatizma ağrısı mafsal sancısı. * Karın ağrısı sancısı.
BERNİYE→(C.: Berâni) Büyük küp. * Küçük horoz. * Bir hurma cinsi.
BERNÛN→f. İnce tül. Çok ince ipek kumaş.
BERPA→f. Ayakta ayak üzerinde dik.
BERR→(C.: Ebrâr) Va\'dinde sâdık. Sözünde duran. Muhsin. Keremkâr. * Nimetleri herkese umuma ihsan eden. * Gerçeklik sıdk. * Susuz kuru yerler. * Toprak. Yeryüzü yer.
BERR-İ ATİK→Eski karalar. Asya Avrupa ve Afrika.
BERR-İ CEDİD→Yeni karalar. Amerika ve Avusturalya.
BERRADE→Suyu soğutmaya ait kap buzdolabı karlık. * Bardak asacak yer.
BERRAH→Sahra çöl. * Zeval sona ermek. * Gitmek zehab.
BERRAK→Nurlu pek parlak. * Bulanık olmayan duru açık saf.
BERRAN→f. Kesen kesici keskin.
BERRANÎ→(Berr. den) Sahra ve kıra ait. Yabani. * Hâricî zâhirî. * Şer\'î hükümlere uymayan.
BERRAT→Bıçkı. * Törpü.
BERREN→Karadan kara yoluyla.
BERRÎ→Toprağa ait kara ile ilgili.
BERRİYE→Toprağa âit. * Çöl. Beyaban. Sahra. * Kara askeri. Piyade.
BERRÛD→Tül ağacı.
BERRÜSTE→f. Karpuz kavun kabak çimen gibi dalbudak salıp da yükselmiyen nebat. * Mc: Alçak edepsiz rezil kimse.
BERS→(C.: Bürâs-Ebrâs) Çukur yumuşak yer.
BER-SABIK→f. Eskisi gibi.
BERSAK→Sevinmek sürur ve ferah.
BERSER-ZEDEN→f. Başa kakmak azarlamak.
BERŞ→f. Afyon şurubu keten yaprağı ile yapılan bir nevi sarhoş edici mâcun. * Arzu gönül isteği.
BERŞA'→Uzun boylu iri gövdeli ahmak kimse.
BERŞAK→Ok atmak.
BERŞAN→f. Ümmet. Bir peygamberin tebliğ ettiği dine ve kitaba iman eden cemaat.
BERŞEM→f. Kederin belli oluşu. * Dikkatli nazar.
BERTAL→Rüşvet almak.
BERTAM→Dudağı kalın adam.
BERTAME→Gadaptan müntefih olmak hiddetlenmek.
BERTARAF→f. Bir tarafa atılan bir yana atılmış ortadan çıkmış zâil olmuş.
BERTARUM→f. Kubbe üzerinde. Dam üstünde.
BERTER→f. Daha yüksek daha üstte âlâ.
BERTİH→Aşırma.
BERTİL→(C.: Beratil) Uzun taş. * Uzun sağlam demir.
BERÛD→Soğutucu. * Göze çekilen sürme.
BERÛMEND→f. Faydalı verimli. * Ter ü taze. * Nasibli hisseli.
BERÛMENDÎ→f. Faydalı menfaatli olma.
BERÛZ→Zâhir olmak zuhur etmek görünmek.
BERÛZ→f. Kavga savaş muhârebe.
BERVAR(E)→f. Sayfiye. * Havadar köşk mesken. * Evin küçük arka kapısı.
BERVAZE→f. Gezinti için hazırlanan yemek.
BER-VECH→f. Olduğu gibi aynen.
BER-VECH-İ ATİ→f. Gelecek tarz üzere. Aşağıdaki gibi.
BER-VECH-İ BÂLÂ→Yukarıda olduğu gibi.
BER-VECH-İ İŞTİRÂK→Ortaklıkla iştirak ederek.
BER-VECH-İ MAKTU'→Muayyen bir bedel karşılığı olarak.
BER-VECH-İ MÛTAD→f. Adet olduğu gibi.
BER-VECH-İ YESİR→Kolaylıkla kolayca.
BER-VECH-İ ZİR→f. Aşağıdaki gibi. Gelecekte görüleceği üzere.
BERZ→f. Ziraat ekim.
BERZAH→İki âlemin arası. Kabir. Dünya ile âhiret arası. * Perde. * Sıkıntılı yer. * İki yer arasındaki geçit. * Mani\'a engel (Bak: Sırat köprüsü). Ölen insanların ruhları kıyamete kadar berzah âleminde bulunurlar. Berzah büyük ve mânevi bir âlemdir. Dindar olup cennetlik olanlar berzah âleminde sevdikleri kimselerle ve iyi insanlarla görüşürler ve çok zevkli yaşarlar. Kıyamet kopunca Allah bütün ruhları haşir meydanında cesetleri ile diriltip toplayacaktır.
BERZE→f. İpekli kumaş * Yakışıklı nâzik. * Ekin zirâat. * Dal budak. * Letâfet zerâfet.
BERZEDE→f. Toplanılmış biriktirilmiş bir araya getirilmiş.
BERZE-GAV→f. Tarla sürecek öküz çift öküzü.
BERZEN→f. Sahra çöl. * Sokak cadde. Mahalle. Köşebaşı.
BERZ-GAR→f. Ekinci.
BES→f. Kâfi. Yeter. Yetişir. (Allah bes gayri heves)
BE'S→Azab şiddet. Korku. * Zarar ziyan. * Zorluk meşakkat zahmet. * Fenalık. (Arapçada: "Savaşta şiddetli harekette bulunmak veya sıkıntı ve fakirlikten fenâ durumda olmak" mânâlarına gelir.)
BESA'→Yumuşak yer. * Benî Selim vilayetinde bir yerin adı.
BESÂ→f. Pek çok hayli miktarda nice nice.
BE'SA→Fakirlik muhtaçlık ve benzerleri.
BESA'→Ülfet alışma ünsiyet.
BESA→(Arnavutça) Arnavut yemini. * Kan güden hasımlar arasında yeminle akdolunan anlaşma.
BESAİT→(Basit. C.) Basit şeyler. Mürekkeb ve memzuç olmayanlar.
BESALET→Yiğitlik. Bahadırlık. Yürek sağlamlığı.
BESAMET→Güler yüzlülük. Mütebessimiyet.
BESARE→f. Sofa salon. Divanhâne.
BESÂRE-NİŞİN→f. Sofada oturan uşak hâdim hizmetçi.
BESARET→Göz açıklığı. Dikkatle bakış.
BESASA→Göz ayn.
BESAT→(Bisât) Düz. * Döşenmiş. * Geniş. * Yayvan kab. * Düz açık yer.
BESATET→Basitlik. Düzgünlük. Sadelik. Düzlük. * Dilde düzgünlük.
BESATİN→(Bostan. C.) Bostanlar.
BESATİN-İ CİNAN→Cennet bostanları. Cennet bahçeleri.
BESBAS→f. Saçmasapan manâsız söz.
BESBASE→Bir ağaç adı.
BESBELE→Bakla.
BESBES→(C.: Besâbis) Herze. Mânasız saçma sözler.
BESBESE→Haberi yaymak. * İşini halka bildirmek.
BESBESE→Bir nesneyi yaş etmek bir şeyi ıslatmak. * Çok çabuk yürüme. Hızlı yürüme.
BESEK→(Besdek) f. Esneme. * Harman yerinde toplanılarak demet yapılan arpa ve buğdaylar.
BESEN→şirin lâtif gökçek hüsn.
BESEND(E)→f. Kâfi kifayet eder tamam yeter yetişir.
BESFAYİC→Bir ot kökü ki içinde fıstığa benzer bir yemişi olur.
BE-SER→f. Baş üzerine.
BE-SER Ü ÇEŞM→f. Başgöz üstüne.
BE-SER Ü PÂ→f. Baştan ayağa.
BESGÛY→f. Geveze. Çok konuşan.
BESÎ→f. Çokluk fazlalık ziyadelik. * Birçok.
BESİC→f. Hazırlık. Sefer hazırlığı yol hazırlığı. * Yol ve sefer azığı harçlığı.
BESİL→Çirkin yüzlü.
BESİLE→Kap içinde kalmış içki artığı.
BESİM→(Besm. den) Güleryüzlü kimse.
BESİN→t. Zihayat varlıkların yaşama gelişme ve çalışmaları için gerekli olan çeşitli gıda maddeleri.
BESİR→Ziyade çok birçok.
BESİSE→Bir çeşit yemek. * Yağ ve undan yapılan bir çeşit bulamaç. * Ayrılık nifak iftira ihtilaf.
BESİT(A)→(C.: Besâit) Döşenmiş nesne yer yüzü. * Yalnız tek. * Geniş yer.
BESK→Yırtmak. * Yarmak ve ayırmak.
BESK→Tükürmek. * Uzamak. * Büyümek.
BESKELE→f. Kapı sürgüsü kapı mandalı.
BESL→Helâk etmek. * Men\'etmek.* Çirkin yüzlü olmak. * Helâl ve haram.
BESM→Tebessüm etmek.
BESMAN→f. Bir muahededen bir anlaşmadan sonra rehin olarak bırakılan şey. Kapora.
BESMELE→$ in kısaltılmış ismi. Müslüman her işine Bismillah ile başlar. Yani her işi Allah adına ve Allah için yapar. Atomlardan yıldızlara kadar her varlık da Allah adına ve Allah için hareket eder. İnsan da Bismillah diyemiyeceği yani Allah\'ın emri ve izni olmayan bir işi ve hareketi yapmamak onun emri dairesinde kalmakla gerçekten insan olur. Aksi halde hayvanlardan aşağı dereceye iner.
BESMELE-HÂN→f. Besmele çeken.
BESNE→Yumuşak yer.
BESNİYYE→Alçak ve yumuşak yerde biten buğday. * Şam diyarında belli bir yerde yetişen buğdaya da derler.
BESR→Çok kesir.
BESR→Yüz ekşitmek. * Talep etmek istemek. * Acele etmek. Hamlık atmak.
BESR→(Besere) (C.: Besûr) Vücutta çıkan bir çeşit ufak sivilce.
BESERE-İ HABİSE→Çıktığı yeri kangren eden ve adına da kara kabarcık denen öldürücü bir hastalık.
BESRİK→(Bisrik) Hafif ve hızlı yürüyüşlü bir cins hecin devesi.
BESS→İçindekini açığa vurmak. * Neşretmek yaymak. * Ayırmak. * Dert keder. * Merak.
BESS→Parça parça olmak dağılıp serpilmek.
BESSAM→Güler yüzlü olan adam. Çok gülen kimse.
BESSASE→Mekke-i Mükerreme.
BEST→Döşemek.* Yaymak neşr.
BEST→f. Düğüm.
BESTA→Uzunluk bolluk genişlik. Yaygın olmak.
BESTAK→Hizmetçi hâdim.
BESTE→f. Bağlanmış bitiştirilmiş bağlı. * Kapalı. Tutucu. Donmuş. * Bir nevi ipek kumaş. * Gr: "Besten" fiilinin ism-i mef\'ulüdür. Kelimelerin başına veya sonuna getirilerek mürekkeb kelimeler (Birleşik kelimeler) yapılır. * Müzikte: Şarkının makam ve âhengi.
BESTE-DEHÂN→f. Dili bağlı. Ağzı kapalı susan sükût eden.
BESTE-DEM→f. Nefesi tutulmuş.
BESTE-GÎ→f. Bağlılık. Kapalılık.
BESTE-KÂR→Besteliyen. Besteci.
BESTE-LEB→f. Dudağı kapalı.
BESTE-RAHİM→f. Çocuk doğuramayan kısır kadın.
BESÛR→(Besr. C.) Siğiller sivilceler küçük çıbanlar.
BESÛS→Okşadıkça süt veren deve.
BESV→Yüz ekşitmek.
BEŞAAT→Kabahat suç. * Yiyecek ve içeceklerdeki acılık.
BEŞAHE→Çirkinlik.
BEŞALE→Harislik hırslı olma.
BEŞAM→Hicaz\'da yetişen bir cins ağaçtır ki hoş kokuludur ve dallarından misvak yapılır.
BEŞANİKA→Boşnaklar.
BEŞARAT→(Beşaret. C.) Beşaretler. (Bak: Beşaret)
BEŞARE→(C.: Beşâir) Hüsn güzellik cemâl.
BEŞARET→(Doğrusu Bişârettir) Müjde. Sevindirici haber. Hayırlı haber. * Müjdeye verilen ihsan. * Yeni çıkan acib şey.
BEŞARET-ÂVER→Beşaret veren müjdeci.
BE-ŞART-I ANKİ→f. Bu şartla ki. Şu şartla ki.
BEŞAŞ→(Beşeş beşüş) Açık yüzlü. Güler yüzlü.
BEŞÂŞET→Güler yüzlülük. * Tazelik.
BEŞE→f. Atmaca kuşu.
BEŞEL→Hırslı kişi. Haris kimse.
BEŞEL→f. İki kimsenin birbiriyle tutuşması. İki şeyin birbirine sarılması. * Beşelîden masdarından emir ki; asıl sarıl mânâlarına gelir.
BEŞEM→f. Kederli hüzünlü yaslı. * Hazmı güç olan şey.
BEŞEN→f. Uzun boy. * Beden cisim. * Taraf uç kenar.
BEŞENC→f. Yüz güzelliği parlaklığı.
BEŞER→(Beşere) İnsan derisinin dış yüzleri. * İnsan. Âdem.(Hem istikrâ-i tâmme ile ve fenlerin tahkikatıyla sabit olmuş ki; mahlûkat içinde en mükerrem en ehemmiyetli beşerdir. Çünki beşer hilkat-ı kâinattaki zâhiri esbab ve neticelerinin mabeynindeki basamakları ve teselsül eden illetlerin ve sebeplerin münâsebetlerini aklıyla keşfedip san\'at-ı İlâhiyeyi ve muntazam hikmetli icadât-ı Rabbaniyenin taklidini san\'atcığıyla yapmak ve ef\'âl-i İlâhiyeyi anlamak için ve san\'at-ı İlahiyeyi bilmek ve cüz\'î ilmiyle ve san\'atlarıyla anlamak için bir mizan bir mikyas kendi cüz-i ihtiyariyle işlediği maddelerle Hâlık-ı Zülcelâl\'in küllî muhit ef\'al ve sıfatlarını bilerek kâinatın en eşref ve ekrem mahlûku olduğunu isbat ediyor.Hem İslâmiyetin kâinata ve beşere ait hakikatlarının şehadetiyle mükerrem beşer içinde en eşref ve en âlâsı ehl-i hak ve hakikat olan ehl-i İslâmiyet hem istikrâ-i tâmme ile tarihlerin şehadetiyle en mükerrem beşer içindeki en müşerref olan ehl-i hakkın içinde dahi bin mu\'cizâtı ve çok yüksek ahlâkının ve İslâmiyet ve Kur\'an hakikatlarının şehadetiyle en efdal en yüksek olan Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm\'dır. H.)
BEŞERÎ→İnsana ve insanın fıtrî hallerine mensub ve müteallik. İnsanla ilgili.
BEŞERİYYET→İnsanın tab\' ve hilkati ve fıtrî halleri. İnsanlık.
BEŞG→f. Dolu; kar; çiy şebnem. * Naz cilve işve.
BEŞGEN→(Bak: Muhammes)
BEŞİ'→Tadı fena olan çirkin şey; acı ekşi.
BEŞİR→Müjdeli haber veren. Müjde getiren. * Güler yüzlü. Hub. Cemil. * Peygamberimiz Hz. Muhammed\'in (A.S.M.) bir vasfı.(İşte o Zât bir saadet-i ebediyenin muhbiri müjdecisi; bir rahmet-i binihayenin kâşifi ve ilâncısı; ve Saltanat-ı Rububiyetin mehasininin dellalı seyircisi; ve künûz-u Esma-i İlâhiyenin keşşafı göstericisi olduğundan... S.)
BEŞİŞE→Açık yüzlü olmak.
BEŞK→Yalan söylemek. * İşleri yaramaz olmak. * Deve sür\'atle gitmek. * Elbise dikmek.
BEŞM→Çok yemekten dolayı midenin dolması.
BEŞM→f. Kırağı; çiy. Şebnem. * Taberistan ile Rey arasında havası çok soğuk olan bir mevki. * Dinsiz mezhebsiz.
BEŞME→f. Her çubuğu ayrı ayrı beş renkte olan yollu kumaş. * İşlenmemiş ham deri. * Göz ilâcı.
BEŞR→Eski fetva metinlerinde erkeği temsil eden isimlerden biri. (Bak: Zeyd)
BEŞŞ→Açık yüzlü olmak.
BEŞŞAK→Yalancı kezzab.
BEŞTEK→(Beştük) f. Zarf. Vazo. Kap. Kâse. Çiniden yapılmış saksı.
BEŞÛŞ→(Bak: Beşaş)
BEŞÛŞÂNE→f. Güler yüzlüce. Hoş olarak.
BEŞYÛN→f. Semiz besili yağlı.
BET'→Boynu uzun olmak. * Aşikâre ve zâhir olmak. Açık ve görünür olmak.

BET→Çehre rengi beniz.

BET→f. (Bak: Bed)

BETA'→İkamet. Bir yerde oturma.

BE-TAHSİS→Hele hususiyle.

BETAİN→Astarlar.* Yatak yüzleri.

BETAL(E)→Bahâdır yiğit kahraman.

BETALET→(Bak: Batalet)

BETAN→(C.: Bitnân) Çukur yer.

BETANE→Büyük karınlı olmak.

BETAR→Çok fazla sevinmek. * Hayret. * Dehşet. * Tekebbürlenmek gururlanmak.

BETARE→Eksiklik noksanlık.

BETAT→Azık. Bir yolculukta gereken öteberi. * Ev eşyası. * Kesin kat\'i.

BETATRON→yun. Fiz: Elektronları hızlandıran elektromanyetik bir âlet.

BE-TEKRAR→f. Tekrar ile.

BETER→(Bed-ter\'in muhaffefi) Daha kötü daha fena.

BETİ'→Eğlenici eğlenen.

BETİHA→(C.: Bitâh-Betâyih) Ufak taşlı büyük dere. * Kamışlık ve sazlık yer.

BETİK→Kat\'etmek kesmek. * Yapışıp bir şeyi çekmek.

BETİL→Hz. İsa\'nın (A.S.) anası olan Hz. Meryem\'in lâkabı. * Salkımları sarkmış ağaç. * Nehirlerdeki akıntılar. * Ağacın gövdesinden veya ana ağaçdan ayrılıp başka kök salan fidan.

BETİLE→(C.: Betâil) Hurma fidanı.

BETİN→Yalnız midesini düşünen kimse.

BETİN→Büyük karınlı. Şişman. * Irak baid uzak.

BETK→Kesmek kat\'etmek. * Yapışıp bir şeyi çekmek.

BETKİŞ→f. Atılacak okların içine konulup omuza asılan mahfaza. Ok mahfazası okluk.

BETL→Kesmek kat\'etmek.

BETLE→Kesilmiş maktû.

BETONARME→Fr. İskeleti demir çubuklardan yapılmış olan beton.

BETR→Kat\' kesme. * Hatalı eksik bırakma.

BETRA→(Müz: Ebter) Çocuğu olmayan. Kısır. * Kuyruğu kesik dişi hayvan.

BETRE→Dişi eşek.

BETT→(C.: Betût) Kesmek kat\'. * Kilim.

BETTÂR→Çok kesen fazla keskin.

BETTAT→Kilim satıcı. * Kesici.

BETTE→Kat\'i. * Kesilmiş ayrılmış maktu\'. * Tiftikten şal.

BETTER→f. (Bed-ter) Daha kötü. Çok fena.

BETÛK→f. Yuvarlak tabla bakkal tablası ve sepeti.

BETÛK→Çok keskin.

BETÛL→(Betâl) Erkekten kaçınan nâmuslu kadın. * Hz. Fatımatüzzehra ve Hz. Meryem\'in sıfatı.

BETV→Durmak ikamet.

BETYAB→f. Mihnet keder dert gam kaygı elem.

BETYAR(E)→f. şeytan ifrit. * Düşman adüvv. * Görülmesi istenilmeyen şey.BE\'V : Fahirlenmek büyüklenmek kibirlenmek.

BEV→Deve yavrusunun derisi. (Bunu samanla doldurup anasına gösterirler. tâ ki sağılmaktan kaçmasın diye.) BEV : Geri çekmek. * Lâyık olmak. * İkrar etmek.

BEV'→Kulaç kulaçlama. * Sataşma musallat olma. * Kuytu yer.

BEVA'→Benzer beraber eş denk. * Hazır etmek. * Doğrulanmak. * Nüzul etmek inmek.

BEVABET→Kapıcılık kapı bekçiliği.

BEVABÎ→Kapıcılık kapı bekçiliği.

BEVADİ→(Bâdiye. C.) Bâdiyeler sahralar çöller.

BEVADİR→(Bâdire. C.) Bâdireler olagelen hâdiseler.

BEVAH→Aşikâr meydanda belli. Herkesin gözleri önünde.

BEVAHE→(Bûhe. C.) Dişi baykuşlar. * Çakır doğan kuşları. * Ahmak ebleh adamlar.

BEVAHEN→Belli olarak âşikar.

BEVAHİD→Musibetler felâketler âfetler belâlar.

BEVAİK→(Bâika. C.) Belâlar musibetler felâketler âfetler.

BEVAKİ→(Bâki Bâkiye. C.) Bâkiler kalanlar daim olanlar.

BEVANİ→Kaburga kemikleri. * Deve ayakları.

BEVAR→Mahvolma çürüme yok olma. * Kadının kocaya varmayıp evde kalması.

BEVARİ→(Bâriyye. C.) Hasırlar ince kumaştan örülmüş hasırlar.

BEVARİD→(Bârid. C.) Soğutulmuş yemekler. * Omuzlarda boyun arasında gerdanın yanında veya kulaklar arasında ve ensede olan etler. * Sakat şeyler.

BEVARİH→(Bârih. C.) Şiddetli sıcaklar ve şiddetli rüzgârlar ki adına Samyeli denir.

BEVARİK→(Bârika. C.) Şimşek ve yıldırım parıltıları. * Parıltılar gözleri kamaştırıcı olan şeyler.

BEVÂRİK-İ SÜYUF→Kılıçların parıltıları.

BEVAS→f. Sıkıntı keder mihnet elem dert kaygı gam. * Yokluk.

BEVASİR→(Bâsur. C.) Mayasıllar basurlar.

BEVAŞE→Çiftçilerin harman savurmakda kullandıkları çatal şeklindeki tahta kürek yaba.

BEVATIL→(Bâtıl. C.) Batıllar hurafeler. Hak olmayanlar sahteler.

BEVATIN→(Bâtın. C.) Gizli ve kapalı şeyler. Aşikâr olmayan şeyler. (Zıddı: Zevahir\'dir.)

BEVATİR→(Bâtire. C.) Keskin çok kesen kılıçlar.

BEVB→Menetmek.

BEVBAT→Sahra çöl geniş kumluk araziler.

BEVC→Berk şimşek. * Yorulma. * Bağırma haykırma.

BEVÇ→Azamet büyüklük heybet. Gösteriş ihtişam. * Zinet süs debdebe.

BEVD→Kuyu.

BEVE'→Geri çekmek. * İkrar etmek. * Lâyık olmak.

BEVG→Üstünlük galibiyet galib gelme.

BEVGA→Yumuşak toprak.

BEVH→Musibete belâya uğrama; felâket gelmesi. Kederlenme. * Gizli şeyin sırrın açığa çıkması.

BEVH→Kızgınlık ve hiddetin geçmesi. * Ateşin sönmesi.

BEVH→Lânet etme beddua etme söğme. * Haberli olma. * Düşünme.

BEVİŞ→f. Tahmin farzetme.

BEVJ→f. Şiddetli kasırga su çevrintisi girdap.

BEVK→Fenalık düşmanlık keder ve belâ meydana getirme. * Musibet felâket. * İzinsiz ve habersiz olarak bir yere aniden çıkagelme. * Çalıp çırpma. * Yalan söz. * Boşboğaz (adam). * Şiddetli yağmur.

BEVK→Sıçrayıp binme. * Toplanma. Bir araya gelme. * Karışma karmakarışık olma. * Su kaynağını karıştırarak açma.

BEVKA'→Kargaşalık karışıklık.

BEVL→Sidik idrar.

BEVLE→Çok işeyen adam. * Kız çocuğu.

BEVLİYE→Tıb: İdrar yolları ve böbrek hastalıkları. Bu hastalıkların teşhis ve tedavisiyle uğraşan tıp dalı. (Üroloji)

BEVN→f. Nasib pay hisse.

BEVN→İki şey arasındaki mesafe. Uzaklık. * Fazilet meziyet.

BEVN-İ BAİD→Çok açıklık uzak mesafe.

BEVNE→Küçük kız çocuğu.

BEVR→Helâk olma. Yok olma. * Sınama deneme. * Alış-veriş sıkıntısı. * Sürülmemiş yer.

BEVS→Acele ileri geçme ileri gitme. * Bıktırıncaya kadar israr etme. * Bir kimseden kaçıp gizlenme. * Bir şeyin rengi.

BEVS→Bahsetmek.

BEVS→Öpmek. (Farisîden muarrebdir.)

BEVŞ→Her biri bir yerden gelmiş olan bir bölük cemaat.

BEVŞ→f. Çalım gösteriş debdebe ihtişam.

BEVT→Zengin iken fakir düşme. Düşkünlük.

BEVVA→Hindistan cevizi.

BEVVAB→Kapıcı. * Menedici.

BEVVAB-I Mİ'DE→Mide kapısı.

BEVVABAN→(Bevvâb. C.) Kapıcılar.

BEVVABÎN→(Bevvâb. C.) Kapıcılar.

BEVVAL→Çok bevl eden aşırı derecede işeyen.

BEVVÂL-İ ÇEH-İ ZEMZEM→Zemzem kuyusuna işeyen. * Mc: Yalnız şöhret kazanmak ve adı anılmak için uygunsuz iş yapan.

BEVVAN→(C.: Büven-Ebvine) Çadır direği.

BEVVEE→Hazırladı yerleştirdi sâhib kıldı (meâlinde fiil).

BEVZ→Devamlı oturuş. Daimi oturma. * Çillerin kaybolmasından sonra yüzün güzelleşmesi.

BEVZ(EK)→f. Rutubetten dolayı yiyecek ve giyeceklerde meydana gelen yeşil renkte küf. * Ağacın kök kısmına yakın olan yerleri. * Eşek arısı.

BEY'→Satmak. * Fık: Bir malı diğer bir mal ile değiştirmek.

BEY'-İ BÂT→Kat\'i satış.

BEY' U ŞİRÂ→Alım-satım. Alış-veriş.

BEYA→f. Dolu dolmuş. * Kapı girilecek yer.

BEYABAN→f. Çöl. Sahra. * İmar olunmamış arazi. * Kır.

BEYAD→Mahvolma yok olma hiç olma.

BEYADIKA→(Beyâzıka) (Beydak ve Beyzak. C.) Küçük yapılı bodur boylu ve çabuk yürüşlü adamlar paytaklar. * Satranç oyununda paytaklar piyadeler.

BEYADİR→Harmanlar.

BEYAH→(C.: Büyâh) Küçük balık.

BEYAN→İzah. Açıklama. Anlatma. Açık söyleme. * Öğretme. * Fesahat ve belâgat. * Edb: Belâgat ilminin hakikat mecaz kinâye teşbih istiâre gibi bahislerini öğreten kısmı. (Bak: Belâgat) * Söz olsun iş olsun; vukû\' bulan şeyden murad ne olduğunu o şey ile alâkası ve münâsebeti bulunan bir sözle veya bir fiil ile açıklamaktır.

BEYAN-I EFKÂR→Fikirleri beyan etme fikirleri söyleme.

BEYAN-I HÂL→Halini anlatma durumunu bildirme.

BEYAN-I İFHAMİYE→Bildirmek ve anlatabilmek için yapılan açıklama.

BEYAN-I TEFSİR→Huk: Mücmel ve mübhem bir sözden maksadın ne olduğunu açıklayan beyan.

BEYAN-I ZARURET→Huk: Zaruri beyandır. Susmak suretiyle ifade edilen mâna beyan-ı zaruret kabilindendir.

BEYANAT→(Beyan. C.) Nutuklar izahlar açıklamalar beyanlar.

BEYANNAME→f. Durumu yazı ile bildiren açıklama.

BEYARE→f. Kısa boylu ve bodur olarak yerde yetişen nebat meyve ve sebze. Kavun karpuz kabak...gibi.

BEYARİŞ→f. Çare. Tedbir. Deva derman. İlâç tiryak.

BEYAT→Geceleyin çalışma geceyi işle geçirme.

BEY'AT→(Bak: Biat)

BEYAVAR→f. Meşguliyet meşgul olma uğraşma iş.

BEYAZ→Aklık beyazlık. * Aydınlık. * Yumurta akı. * Müsveddenin temize çekilmesi.(Aynada saçıma baktıkça beyaz kıllar bana diyorlar: "Dikkat et!" İşte o beyaz kılların ihtariyle vaziyet tavazzuh etti. Baktım ki; çok güvendiğim ve ezvakına meftun olduğum gençlik elveda diyor ve muhabbetiyle pek çok alâkadar olduğum hayat-ı dünyeviye sönmeğe başlıyor ve pekçok alâkadar ve âdeta âşık olduğum dünya bana "Uğurlar olsun" deyip misafirhâneden gideceğimi ihtar ediyor. L.)

BEYAZÎ→Aklık beyazlık. * Uzunluğuna açılan yazma kitap. * Sığır dili.

BEYD→Helâk olmak. * Gayr diğer.

BEYDA→Tehlikeli mevki. * Sahra çöl. * Medine ile Mekke arasında bulunan düz bir yer.

BEYDAH→f. Sert başlı haşarı at.

BEYDAHA→İri ve şişmanca kadın.

BEYDAK→Piyade dedikleri nesne. (Satranç âletlerindendir.)

BEYDANE→(C.: Beydânât) Yabani dişi eşek.

BEYDE→Gr: "Enne" lâfzı gibi "şu kadar var ki lâkin" mânâsında istisna edatlarındandır.

BEYDER→f. Ekin harmanı. * Doğru lügat.

BEYDERÎ→Harmancı.

BEYDÛDET→Mahviyet hiçlik yok olma.

BEY-GÂH→f. Pazar yeri pazar.

BEYGAR(E)→f. Tekdir azarlama çıkışma. Sövme.

BEYHAKÎ→(Hi: 384-458) Büyük hadis ve fıkıh âlimlerinden olup asıl adı Ebubekir Ahmed bin Hüseyn\'dir. İmam-ı Şâfii mezhebinde sözü sened yerine geçen büyük bir hadis âlimidir. Kendisi gibi daha birçok faziletli âlimler yetiştiren Beyhak bölgesinin Hüsrevcurd köyündendir. "Kitab-ün Nusus-uş-Şafiî" ile "Kitab-üs-Sünen Vel\'âsar" ve "Essünen-ül-Kebir" ve bir de "Delâil-ün-Nübüvve"gibi eserleri vardır. (K.S.)

BEYHAN→Sır saklamıyan aklında ve kalbinde olanları söyleyen kimse. Boşboğaz.

BEYHOŞ→f. (Bihûş) Şaşkın. Akılsız. Deli. Serseri.

BEYHÛC→Höyük. (Tarlada ve bostanda dikerler.)

BEYHÛDE→f. Boşuna. Boş yere. Faydasız.

BEYHUŞT→f. Kökünden çıkarılmış dibinden koparılmış olan şey.

BEYİN→t. Kafatasının en büyük kısmını kaplayan kalınca ve dayanıklı üç zarla örtülmüş olan bir sinir merkezidir. Yumuşak ve beyazımsı bir kitle olan beyin duygu ve bilgi merkezidir. Ak ve boz maddeden yapılmıştır ve iki yarım küre olarak yaratılmıştır. Yarım kürelerden birinde bir arıza sebebiyle bu merkezin vazifesini yapamaması hâlinde diğer yarım küre o vazifeyi yapmağa devam etmek ve ârızayı telâfi etmek özelliğinde yaratılmıştır. Meselâ: Bir yarım küredeki görme merkezi bozulsa insan kör olmaz. Diğer yarım küredeki merkez bu vazifeyi devam ettirir.

BEYİNCİK→Art kafa çukurunda beyin kökünün üst arka kısmında bulunan merkezi sinir sisteminin bir organıdır. Mühim bir görevi hareketlerimizin âhenk içinde olmasını sağlamaktır.

BEYİT→(Bak: Beyt)

BEYKARA→Kişinin başını sallayarak sür\'atle gitmesi.

BEYKEM→f. Oda salon sofa. * Kasr köşk.

BEYKUR→Sığır.

BEYLEK→f. Ferman emir. Hüccet vesika.

BEYLEM→Rende. * Kazma.* Açılmamış pamuk kozası.

BEYLERBEYİ→Tar: Sancak beylerinin başı. Osmanlı eyalet umumi valisi.

BEYN→Arası arasında aralık. İki şeyin arası. İkisinin ortası. Firkat. Ayrılık. * Burnu ve ayakları uzun karga.

BEYN-EL AHALİ→Halk arasında ahali arasında.

BEYN-EL AKRÂN→Akranlar arasında.

BEYN-EL GUZÂT→Gaziler arasında.

BEYN-EL MİLEL→Milletler arası. (International)

BEYN-EL ULEMÂ→Âlimler arasında.

BEYN-NAS→İnsanlar arasında halk beyninde.

BEYN-ES SEMÂ VE-L ARZ→Yer ile gök arasında. Arz ile sema arasında.

BEYN-EZ ZEVCEYN→Karı-koca arasında.

BEYNAMAZ→(Bak: Bînamaz)

BEYNE BEYNE→İkisinin ortası. İkisinin arasında. Mücerred. Ne iyi ne kötü.

BEYNEHÜMA→İkisi arasında.

BEYNELMİLEL→(Beyn-el milel) Milletler arası. Milletler arasında. International.

BEYNİYE→Tecvidde: Harfler okunurken sesin mükemmelen akıp akmama arasında olması kalın ile yumuşak arası okunması. Bu durumda okunan harfler şunlardır: (Râ mim ayn nun lâm.)

BEYNÛNET→Fâsıla iki şey arasındaki mesafe aralık. * Fark ihtilaf muhalefet. Zıddiyet anlaşmazlık terslik. * Ayrılmak firkat.

BEYR→Helâk olmak. * Bâtıl olmak.

BEYREM→(C.: Beyârim) Marangoz rendesi. * Uzun ve sert taş.* Bir yeri kazmakta kullanılan kazma âleti.

BEYSAN→Şam hududunda bir yerin adı.

BEYT→Ev odahane. * Geceyi bir işle geçirmek. * Edb: İki satırlık manzume.

BEYT-ÜL ANKEBÛT→Örümcek yuvası. * Mc: Derme çatma yapılmış ev. * Dayanıksız ve kuvvetsiz şey.(İnkılâb-ı siyasî cihetiyle dininden havf eden adamın dinde hissesi; beyt-ül ankebût gibi zayıf düşmüş cehalettir onu korkutur... Takliddir onu telâşa düşürttürür. Zira itimad-ı nefsin fıkdanı ve aczin vücudu cihetiyle saadetini yalnız hükümetin cebinden zannettiğinden; kalbini aklını da hükümetin kesesinden tahayyül eder korkar. M.N.)

BEYT-İ ATİK→Kâbe-i Muazzama. (Çok eskiden beri Cenab-ı Hak tarafından her türlü tehlikelerden korunduğu ve kurtarıldığı ve hiçbir kimsenin ona mâlik olmayıp aslının hür olduğundan kinaye olarak bu isim verilmiştir.)

BEYT-ÜL ARUS→Gelin odası.

BEYT-ÜL KASİD→Edb: Kasidenin seçilmiş en güzel beyti.

BEYT-ÜL MAKDİS→Mukaddes ev. Beyt-ül Mukaddes de denir. Çok eskiden Peygamberlerin inşâ ettikleri kudsî mâbet. Bir ismi de Mescid-ül Aksâdır. * İnsanın Cenab-ı Hak\'tan başka kimse ile tatmin olmayan kalbine de aynı isim verilir.

BEYT-İ MA'MÛR→İ\'mar edilmiş ev. * Kâbe\'nin bir ismi.

BEYT-İ MURASSA'→Edb: Mısrâların ikisi de kafiyeli olan beyit.

BEYT-ÜZ ZİFÂF→Gelin odası. * Edb: Aynı vezinde iki mısra\'dan ibâret söz.

BEYTAR→Yarılmak.

BEYTAR→Nalbant. * Baytar veteriner. Hayvan hastalıkları hekimi.

BEYTARA→Yarılmak. * Hayvan hekimliği baytarlık.

BEYTAŞÎ→(Bak: Bektaşî)

BEYTULLAH→Kâbe câmi mescid gibi ibadet edilen yer.

BEYTÛTET→(Beyt. den) Gece kalma geceleme. * Ayırmak teferruk. * Gece baskın yapmak.

BEYT-ÜL GAZEL→Edb: Gazelin en güzel olan beyti.

BEYT-ÜL HARAM→(Beyt-ül Haram) Kâbe-i Muazzama\'nın etrafının bir ismi. Kâfirlerin yaklaşmaları men\' edildiği onlara haram olduğu için bu isimle alınır. (Bak: Kâbe)

BEYTÜLMAL→(Beyt-ül mâl) İlk defa Hz. Muhammed (A.S.M.) tarafından kurulan ve gelir kaynaklarıyla sarfiyat yerleri şer\'î olarak tayin edilmiş İslâm devletinin mâliye hazinesi.Gelir kaynakları: 1- Zekât ve sadakalar. 2- Ganimetler. 3- Fey=Zekât ve ganimet dışında kalan ve beyt-ül male ait olan mallar.Beyt-ül malden yapılan harcamalar şu kimseleri ihtiva eder:1- Fakirler ve miskinler. 2- Zekât memurları. 3- Borçlular. 4- Yolda kalmış olanlar ve garipler. 5- Azat etmek üzere köle satın alanlar. 6- Allah yolunda cihad edenler. 7- İslâma ısındırmak ve yakınlaştırmak için gönlü hoş tutulması gerekenler.
BEYÛ→f. Gelin.
BEYÛG→f. Gelin.
BEYÛGANÎ→f. Düğün.
BEYÛN→f. Afyon.
BEYÛN→Dip tarafı geniş olan kuyu bostan kuyusu.
BEYÛS→f. Arzu istek taleb. * Ümit. * Tamah. * Alçak gönüllülük. Mütevazilik.
BEY' U ŞİRA→Alım-satım. Alış-veriş. (Bak: Bey\')
BEYUZ→Yumurtlayan tavuk.
BEYYA'→(Bey\'. den) Dellal. * Alıp satan kimseler. * Perâkende olarak satış yapan küçük tüccar.
BEYYAB→Saka sucu.
BEYYAHE→Balık ağı.
BEYYİN(E)→Aşikâr. Açıklanmış. Gün gibi vâzih delil. * Müteaddit noktaları beyan eden ve açıklayan.* Şâhid. İsbat vasıtası. Kavi bürhan.

BEYYİNE-İ ÂDİLE→Huk: Adaletli kimselerin şehadetleri.

BEYYİNE SÛRESİ→Kur\'an-ı Kerim\'in 98. suresi olup "Kayyime Münfekkin Beriyye Lemyekün" Sûresi gibi isimlerle de söylenir.

BEYYİNAT→(Beyyine. C.) Beyyineler. Bürhanlar.

BEYYİNEN→Vâzıhan aşikâr olarak alenen açık olarak.

BEYZ→(C.: Büyuz) Yumurta. * Kuşun yumurtlaması. * Hayvanların bilhassa atın ayaklarında çıkan yumurta iriliğindeki şişler.

BEYZA→(Müe.) Parlak. Beyaz. Sefid. * Afet dâhiye belâ musibet.

BEYZA→Yumurta. * Demir başlık. * İnsanın hayası. Husye.

BEYZAT-ÜL BELED→Devekuşu yumurtası. * Mc: Aciz zelil kimse.

BEYZAT-ÜD DÎK→Horoz yumurtası. * Mc: Bulunmaz şey.

BEYZAT-ÜL HARR→Şiddetli sıcaklık.

BEYZAT-ÜL HIDR→Kapalı örtülü güzel kadın.

BEYZA'→(C.: Biyâz) Kasaba köy. * Güzel yüzlü kadın. (Müz: Ebyaz)

BEYZADE→Osmanlı Sultanlarının oğulları. * Bey oğlu. Babası reis veya âmir olan. * Soylu asil necib.

BEYZAH→İri yapılı etine dolgun şişmanca adam.

BEYZAN→Beyazlar aklar.

BEYZAR(E)→Geveze çok konuşan.

BEYZARE→Büyük ve uzun sopa.

BEYZAT-ÜL İSLAM→İslâm milleti. * İslâm\'ın yayıldığı saha İslâm ülkesi. * İslâm\'ın hakiki merkezi.

BEYZAVÎ→Vefatı (Hi: 685) Büyük âlim ve müfessirlerdendir. Yazdığı Tefsiri "Beyzavî" ismiyle meşhurdur. Tebriz\'de medfundur. (K.S.)

BEYZAVÎ→(Beyzî) Yumurta gibi. Yumurtaya benzer şekil.

BEZA→Konuşmada açık saçıklık. * Hayasızlık utanmazlık.

BEZAAT→Sermaye.

BEZADÎ→Mavimsi bir cins değerli taş. Küçük yakut.

BEZAGA→Ortaklık şirket.

BEZAGA→f. Kertenkele keler.

BEZAH→Büyüklenmek. Kibir gurur.

BEZANE→f. Esici. Esen rüzgâr.

BEZAZET→Perişanlık pejmürdelik. Kıyafetin düzgün ve intizamlı olmayışı.

BEZAZET→Bezcilik. Manifaturacılık.

BEZBAZ→f. Hindistan cevizinin kabuğu.

BEZBEZE→şiddetle sarsma depretme. * Sür\'atli yürüme. Kaçma.

BEZBEZE→Galibiyet zafer galebe üstünlük. * Sıkılma daralma. * Kısmet nasib pay. Hisse.

BEZE→Bez.

BEZE→Miskin zavallı.

BEZE→f. Kabahat suç hata. Günah.

BEZEC→(C.: Bezecât) Boyun çekmek. * Laf vurmak. * Kuzu hamel.

BEZEK→Zinet süs debdebe gösteriş.

BEZEKÂR→f. Suçlu günahkâr.

BEZEKÂRÎ→f. Suçluluk günahkârlık.

BEZER→Gevezelik boşboğazlık çok konuşmaklık.

BEZESTEN→f. Değerli eşyanın satıldığı kapalıçarşı.

BEZEVEN→Sıçramak.
BEZG→Yarmak şakk. * Neşter vurmak.
BEZHA'→Göğsü dışarı çıkıp arkası içeri giren kadın.
BEZİ'→Uslu akıllı zarif çocuk. * Zarif.
BEZİE→Çirkin kabih. Otsuz yer.
BEZİM→Boncuk dizilen iplik.
BEZİM→Kuvvetli güçlü kişi. * Hiddet ve kızgınlığını belli etmeyip soğukkanlı olarak hareket eden kişi.
BEZİR→Geveze fazla konuşan.
BEZİR→Ekilecek tohum tane. * Keten tohumundan çıkarılan bir yağ. Bu yağ yağlıboya yapmakta kullanılır.
BEZİRGAN→(Bâzâr-gân) f. Tacir tüccar alışveriş eden esnaf. Efendi ve ağa yerine Yahudiler için söylenen ünvandır.
BEZİYY→Hayâsız utanmaz kimse.
BEZK→Tükürmek.
BEZL→Bol. Bol bol verme. Esirgemeden vermek.
BEZL-İ CAN→Canını esirgemeden vermek.
BEZL-İ CEHD→Gücü yettiği kadar çalışma.
BEZL-İ NÜKUD→Parayı bol verme para dökme.
BEZLA'→Kavi sağlam muhkem. * İyi fikir.
BEZLE→f. Lâtife hoşa giden kibar ve nâzik söz. Şaka tarzında söylenen söz. * Ahenk ile okunan şiir.
BEZLE-BÂZ→f. Şakacı lâtifeci.
BEZM→Yayın kirişini çekip sonra salıverme. * Bir şeyi diş ucuyla ısırma.
BEZM→f. Sohbet meclisi. Muhabbet yeri. Yiyip içme îş u nûş. Meclis.
BEZM-İ AŞK→Aşk meclisi.
BEZM-İ CİHÂN→Dünya meclisi. Dünya.
BEZM-İ ELEST→Cenab-ı Hak ruhları yarattığında "Ben Rabbiniz değil miyim? meâlinde: $ diye sorduğunda ruhlar $ "Evet Rabbimizsin" diye cevap vermeleri ânına "Elest meclisi" veya "Bezm-i elest" tabir edilir.
BEZM-İ GAM→Gam meclisi.
BEZM-İ HÂSS→Hususi meclis.
BEZM-İ SAFÂ→Safâ meclisi eğlence meclisi.
BEZME→Gündüzleyin yenilen bir öğün yemek.
BEZME→f. Muhabbet ve sohbet meclisinin bir köşesi.
BEZMGÂH→f. Eğlence yeri.
BEZR→Tohum. Keten tohumu. Mercimek bakla arpa gibi taneli tohum.
BEZR→f. Ziraat ekim.
BEZRE→Koltuk kılının az olması. Yüzük halkası.
BEZREKA→(Bak: Bedraka)
BEZR-GER→f. Çiftçi ekinci. Tohum serpen.
BEZR-KÂR→f. Ekinci çiftçi. Tohum saçan.
BEZV→Beraberlik. * Denk eşit misil.
BEZV→Et çok olmak. * Ağaçlar sık bitmek.
BEZYÛN→Altın işlemesi atlas ki adına sündüs denilir. * İnce kumaş.
BEZZ→Galip olmak.
BEZZ→Keten veya pamuktan mamul dokuma.
BEZZAZ→Bez satan. Manifaturacı.* Muhaddislerden bir zatın nâmı.
BEZZAZİSTAN→f. Esnaf çarşısı. Bedestan.
BEZZE→Hor ve hakir olmak.

【BI】


BID'→(Bıd\'a) Geceden bir kısım. * Üçten ona ve onikiden yirmiye varana kadar olan sayılar. * Cima nikah.
BIDAA(T)→Bilgi. * Sermaye.
BIDADA→Derinin nazik ve yumuşak olması.
BIDIŞGAN→Sarmaşık otu.
BIGA'→Zina etmek.
BIGYE→Azgınlık. * Sıçramak.
BIGZA→şiddetli nefret. Hiç sevmeyiş.
BIHRİT→Mücerred ve hâlis nesne.
BIKA→(Buka. C.) Topraklar memleketler ülkeler.
BILGIN→Musibet belâ felâket âfet.
BINGILDAK→Yeni doğmuş olan çocuğun kafasının üst tarafı. Bu kısım yumuşaktır.
BIRANDA→Alm. Savaş gemilerinde askerlerin yattığı asılı yatak.
BIRTIL→(C.: Berâtıl) Rüşvet. * Meşru olmayarak kanunen bir iş gördürmek için vazifeli olan kimseye rüşvet olarak verilen şey ki para vesair menfaatlardır.
BITA→Ağır davranma gevşek davranma gecikme.
BITAKA→(C.: Batâik) Varaka pusla kâğıdı.
BITANE→Gizlenilen hâl. Gizli şey. Herkesin görüp bilmesi istenilmeyen ve aşikâr olmayan şey. * Mahrem sırdaş. * Astar. * Bir şehrin ortası merkezi.
BITN→Zengin. * Bodur. * Obur. * Şaşkın. * Yalnız kendi nefsini düşünen.
BITNA→Malın paranın ve servetin ziyadeliğinden doğan sürur sevinç. * Mide dolgunluğu.
BITR→Bir şeyin boş yere zâyi olması. * İnkâr etmek.
BITRİK→(C: Betârika) Reis. * Emir. * Çavuş.
BITTA→Yağ koydukları bardak.
BITTİH→Karpuz. Kavun.
BIZR→Beyhûde boşu boşuna.
Bİ-→Başına eklendiği kelimeyi "e" haline getirir. İle için mânâlarını vererek Farsçadaki "be" edatıyla aynı vazifeyi görür. Harf-i cerdir. Yâni; kendinden sonraki kelimeyi esre ("İ" diye) okutur. Yemin için de kullanılır.
BÎ→f. Kelimenin başına getirilerek o kelime menfi yapılır.Misâlleri için "BİA" kelimesinden sonraki kelimelere bakınız.
Bİ→f. İstek bildirmek için emir sigasının başına getirilr. Meselâ:
BİCU→( Custen : Aramak) mastarının emir köküne "bi" eklenerek yapılmıştır. Ara bul mânasında emirdir.
BİA→(C: Biyâ) Kilise.
BÎ-AB→f. Susuz kuru. * Donuk. * Rezil utanmaz hayasız.
BÎ-ADD→Sayısız.
BÎ-ADİL→Eşsiz. Eşi olmayan.
BÎ-AMAN→Amansız.
BÎ-AR→Arsız hayasız utanmaz.
BİAS→Deprenmek ıztırab.
BİAT→Bağlılığını itimadını bildirmek. Birisinin hakemliğini veya hükümdarlığını kabul etmek. El tutarak bağlılığını alenen izhar etmek. Bağlılığını tazelemek. * Rey vermek.
BİAT-I RIDVAN→Kur\'an-ı Kerim\'in 48. Sûresi olan Fetih Sûresinde zikri geçen Hz. Peygamber\'e (A.S.M.) bağlılıklarını bildiren sahabelerin biatlarıdır. 1400 veya daha fazla olduğu bildirilir. Bu cemaata Ashab-ı Rıdvan da denir. (R.A.)
BÎ-BAHA→Bahasız Çok değerli.
BÎ-BEHRE→Nasibsiz. Mahrum.
BÎ-BEKA→Bekasız devamsız.
BİBERON→Fr. Emzik.
BİBİ→Hala babanın kızkardeşi.
BÎ-BİDAAT→f. Sermayesiz.
BİBLİYOGRAF→yun. Kitaplar üzerinde geniş bilgisi olan kişi.
BİBLİYOGRAFYA→yun. Kitaplar hakkında bilgi. Belirli mevzular üzerindeki neşriyatın tamamı.
BİBLO→Fr. Salonlarda masaların ve rafların üzerine süs için konan vazo gibi küçük eşya.
BÎ-BÜNYAD→f. Esassız temelsiz.
BÎ-CA→f. Yersiz.
BİCAD→Hz. Abdullah\'ın lâkabı. * Çizgili olarak yol yol dokunmuş aba kilim halı.
BİCAD→f. Yakuttan daha az değerli kırmızı bir taş. * Kırmızı dudak.
BİCADE→Alaca boncuk.
BİCAL→Büyük gövdeli şey. Azîm. Cesîm.
BÎ-CAN→f. Ruhsuz cansız.
BÎ-CİĞER→f. Korkak ciğersiz yüreksiz.
BİCİŞK→f. Bilgin hakîm. * Serçe kuşu.
BİCRİT→Temiz hâlis şey.
BİCÛ→(Custen: Aramak) mastarının emir köküne "bi" eklenerek yapılmıştır. Ara bul meâlinde emirdir.
BÎ-ÇARE→f. Çaresiz. Zavallı. Şaşkın.
BÎ-ÇAREGÂN→f. Zavallılar. Biçareler.
BÎ-ÇAREGÎ→f. Zavallılık biçarelik.
BÎ-ÇAREVÂR→f. Zavallı gibi biçare gibi.
BİÇİŞK→f. Doktor hekim.
BİÇİZ→f. Pek küçük ve değersiz şey.
BİÇREK→f. Kandırılıp aldatılarak kendisiyle daima alay edilen kimse.
BÎ-ÇÛN→f. Emsalsiz eşsiz ortaksız benzersiz. * Sebep sorulmaz. (Allah C.C.)
BİD→Yok olma.
BİD→f. Söğüt ağacı.
BİD'→Birden dokuza kadar veya üçten ona; yahut da onikiden yirmiye kadar olan sayılar. Birkaç. * Gecenin bir kısmı.
BİD'→İlim şecaat ve şerafette kâmil ve yegâne. * Yeni.
BİDA'→(Bid\'at. C.) Bid\'atlar. Sonradan meydana çıkan şeyler. (Bak: Bid\'at)
BİDAA→(Bidâat) Sermaye ana para. * Tahsil olunmuş ilim.
BÎ-DAD→Zâlimlik. Zulüm. İşkence. Adaletsizlik.Ne mümkün zulm ile bî-dâd ile imhâ-yı hakikat.Çalış kalbi kaldır muktedirsen âdemiyyetten.
BÎ-DADGER→f. Gaddar zâlim hain.
BÎ-DADGERÎ→f. Gaddarlık hainlik zâlimlik.
BÎ-DADÎ→Adaletsizlik. Zâlimlik.
BİDAH→f. Sert başlı huysuz at aygır.
BİDAL→Bir şeyi başka diğer bir şeyle değiştirme tırampa etme.
BİDANET→Semizlik besililik yoğunluk.
BÎDAR→f. Uykusuz uyumayan. Uyanık.
BÎDAR-BAHT→f. Mutlu.
BÎDAR-DİL→f. Uyanık aydın.
BİDARE→f. Tutkun âşık düşkün.
BÎ-DARÎ→Uyanıklık. Dikkatlilik.
BİD'AT→(Bid\'a) Sonradan çıkarılan âdetler. * Fık: Dinin aslında olmadığı hâlde din namına sonradan çıkmış olan adetler. Meselâ: Giyim ve kıyafetlerde cemiyet (toplum) hayatındaki ilişkilerde terbiye ve ahlâk kurallarında ibadet hayatında yani dinin hükmettiği her sahada dine uygun olmayan şekiller tarzlar kurallar âdet ve alışkanlıklardır ki insanı sapıklığa götürür. Din âlimleri tarafından din namına beğenilen ve dinle ilgili yeni icad ve hükümlere bid\'a-yı hasene; beğenilmeyip tasvib görmeyenlere de bid\'a-yı seyyie denilmektedir. (Bak: Sünnet Fitne)(Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm ferman etmiş: $ Yâni $ sırrı ile: Kavaid-i Şeriat-ı Garra ve desatir-i Sünnet-i Seniyye tamam ve kemalini bulduktan sonra yeni icadlarla o düsturları beğenmemek veyahut hâşâ ve kellâ nâkıs görmek hissini veren bid\'aları icad etmek dalâlettir ateştir.Sünnet-i Seniyyenin merâtibi var. Bir kısmı vâcibdir terkedilmez. O kısım Şeriat-ı Garrâ\'da tafsilâtiyle beyan edilmiş onlar muhkemattır. Hiçbir cihette tebeddül etmez. Bir kısmı da nevâfil nev\'indendir. Nevâfil kısmı da iki kısımdır. Bir kısmı ibadete tâbi Sünnet-i Seniyye kısımlarıdır. Onlar dahi Şeriat kitablarında beyan edilmiş. Onların tağyiri bid\'attır. Diğer kısmı "Âdâb" tabir ediliyor ki Siyer-i Seniyye kitablarında zikredilmiş. Onlara muhalefete bid\'a denilmez. Fakat âdâb-ı Nebeviyeye bir nevi muhalefettir ve onların nurundan ve o hakiki edebden istifade etmemektir. Bu kısım ise (örf ve âdat) muamelât-ı fıtriyede Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın tevâtürle mâlum olan harekâtına ittiba etmektir. Meselâ: Söylemek âdâbını gösteren ve yemek ve içmek ve yatmak gibi hâlâtın âdâbının düsturlarını beyan eden ve muaşerete taalluk eden çok Sünnet-i Seniyyeler var. Bu nevi Sünnetlere "âdâb" tabir edilir. Fakat o âdâba ittiba eden âdâtını ibadete çevirir. O âdâbdan mühim bir feyz alır. En küçük bir âdâbın mürâatı Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmı tahattur ettiriyor; kalbe bir nur veriyor. Sünnet-i Seniyyenin içinde en mühimmi İslâmiyet alâmetleri olan ve şeâire de taalluk eden sünnetlerdir. Şeâir adeta hukuk-u umumiye nev\'inden cemiyete ait bir ubudiyettir. Birisinin yapmasiyle o cemiyet umûmen istifade ettiği gibi onun terkiyle de umum cemaat mes\'ul olur. Bu nevi şeâire riya giremez ve ilân edilir. Nâfile nev\'inden de olsa şahsi farzlardan daha ehemmiyetlidir. L.)(Sünnet-i Seniyyenin herbir nev\'ine tamamen bilfiil ittiba etmek ehass-ı havassa dahi ancak müyesser olur. Ona bilfiil olmasa da binniyyet bilkasd tarafdarane ve iltizamkârane talib olmak herkesin elinden gelir. Farz ve vâcib kısımlara zaten ittibaa mecburiyet var. Ve ubûdiyyetteki müstehab olan Sünnet-i Seniyyenin terkinde günah olmasa dahi büyük sevabın zâyiatı var. Tağyirinde ise büyük hata vardır. Adat ve muamelâttaki Sünnet-i seniyye ise ittiba ettikçe o âdât ibadet olur. Etmese itab yok. Fakat HABİBULLAH\'ın âdâb-ı hayatiyesinin nurundan istifadesi azalır. Ahkâm-ı ubudiyette yeni icadlar bid\'attır. Bid\'atlar ise $ sırrına münafi olduğu için merduddur. Fakat tarikatta evrad ve ezkâr ve meşrebler nev\'inden olsa ve asılları Kitab ve Sünnet\'ten ahzedilmek şartiyle ayrı ayrı tarzda ayrı ayrı surette olmakla beraber mukarrer olan usul ve esâsat-ı Sünnet-i Seniyeye muhalefet ve tağyir etmemek şartiyle bid\'a değillerdir. Lâkin bir kısım ehl-i ilim bunlardan bir kısmını bid\'aya dahil edip fakat "bid\'a-i hasene" namını vermiş. İmam-ı Rabbâni Müceddid-i Elf-i Sâni (R.A.) diyor ki: "Ben seyr-i sülûk-u ruhanide görüyordum ki: Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmdan mervi olan kelimat nurludur. Sünnet-i Seniyye şuaı ile parlıyor. Ondan mervi olmayan parlak ve kuvvetli virdleri ve hâlleri gördüğüm vakit üstünde o nur yoktu. Bu kısmın en parlağı evvelkinin en azına mukabil gelmiyordu. Bundan anladım ki: Sünnet-i Seniyyenin şuaı bir iksirdir. Hem o Sünnet nur isteyenlere kâfidir hariçte nur aramağa ihtiyaç yoktur." L.)
BİD'AT-ÜZ ZAMAN→Zamanın bid\'ası. Yeni çıkan harikulâde şey. Zamanın acib ve garibi.
BİDÂYET→Başlangıç. İlk önce. Evvel ve ibtida. İlk olarak.
BİDÂYETEN→İlk olarak.
BİDAYET MAHKEMESİ→Bu tâbir eskiden Asliye Mahkemeleri için kullanılırdı.
BİDDE→Derman tâkat güç kuvvet.
BÎDEVLET→f. Mutsuz zavallı.
BİDH→Geniş ova.
BÎ-DİL→f. Ürkek korkak. * Âşık. * Kalbsiz gönülsüz. * Nüktesiz.
BÎ-DİMAĞ→f. Kafasız akılsız.
BÎ-DİN→f. Dinsiz. * Merhametsiz acımasız.
BÎ-DİRENG→f. Durmıyan oyalanmayan eğlenmeyen çabuk.
BÎ-DİRİĞ→f. Esirgemeyen elinden geleni yapan. * Esirgenmeyen.
BİDİSTAN→f. Söğütlük.
BİD'İYYAT→(Bid\'a. C.) Bid\'alar. (Bak: Bid\'a)
BİDRE→Ağaç kurdu.
BİDRÛD→f. Sağlık salimlik selâmet.
BÎ-DUHT→f. Kızı olmıyan. * Zühre Yıldızı.
BİE→Yurt konak.
BÎ-EDEB→Edebsiz. Terbiyesiz.
BÎ-EMANÎ→Emin olmamak. Emniyetsizlik.
BÎ-ENBAZ→şeriki ve benzeri ve eşi olmayan eşsiz. Allah (C.C.)
Bİ-ESRİHİ→Hep birlikte hep bir arada.
BİET→Bir menzile konma. * Hal durum nitelik keyfiyet.
BÎ-FASAL→(Kürtçe) Fırsat vermeyen kocaman mahlûk.
BÎ-FETRET→(Bilâ-fetret) Dâimâ kesiksiz olarak.
BÎ-GAH→f. Vakitsiz zamansız.
BİGAL→f. Kargı mızrak.
BİGAL→(Bagl. C.) Katırlar esterler.
BÎ-GÂNE→Kayıtsız. Alâkasız. * Aldırışsız. Yabancı. Dünya ile alâkayı kesmiş olan.
BÎ-GÂNEGÎ→f. Yabancılık.
BÎ-GAREZ→f. Garezsiz. * Taraf tutmıyan tarafsız.
BÎ-GAYAT→(Bi-gaye. C.) f. Sonu olmayanlar sonsuzlar.
BÎ-GAYE(T)→Gayetsiz sonsuz. * Gayesiz.
BÎ-GERAN→f. Sınırsız.
BÎ-GIŞŞ→f. Hilesiz safi karışıksız. * Samimi.
BÎ-GÜMAN→f. şeksiz şüphesiz.
 BİH→O onu ona ondan onunla mânâlarına gelir.
BİH→f. Menba kaynak. * Temel asıl kök.
BİH→f. Yeğ iyi. * Ayva.
BÎ-HABER→f. Habersiz bilgisiz.
BİHAH(E)→Ses kısıklığı.
BİHAK→Erkek kurt.
BİHAK→Gözsüz etmek kör etmek.
Bİ-HAKKINÌ→Tamamıyla hakkıyla.
BİHAM→Dolu memlû.
BİHAN→(Bih. C.) f. İyiler iyi adamlar.
BÎ-HANÜMAN→f. Çoluk çocuksuz yersiz yurtsuz.
BİHAR→(Bahr. C.) Denizler. Deryalar. * Mc: İlmi çok olan âlimler.
BÎ-HAR→f. Dikensiz.
BÎ-HAREKET→f. Kımıldamıyan hareketsiz.
BİHASEB-İL ÂDE→Âdet kabilinden âdet kabul ederek.
BÎ-HASIL→f. Ebedî sonsuz nihayetsiz bâki. * Verimsiz faydasız.
BÎHASTE→f. Şaşkın. Yorgun. Aciz.
BİHBUD→f. Sağlam sıhhi vücud iyi sağ.
BÎ-HEMAL→f. Benzersiz eşsiz.
BÎ-HEMTA→f. Eşsiz. Dengi olmayan. Benzersiz.
BÎ-HENGAM→f. Vakitsiz zamansız.
BÎ-HESAB→f. Sayısız hesapsız.
BİH-GÜZİN→f. Sarraf. * Bir şeyin en güzelini seçen.
BİHİ→f. Ayva.
BÎ-HİCAB→Hicabsız perdesiz âşikâr olarak.
BİHİM→O onları onlara onlardan onlarla mânâlarına gelir ve zamirdir.
BİHİMA→O ikisi o ikisine o ikisinden o ikisiyle mânâlarına gelir ve zamirdir.
BİHİN(E)→f. En iyi pek iyi seçkin. * Hallaç.
BİH-KEN→f. Kökünden çıkaran kök söken.
BİHNANE→f. Beyaz ve has ekmek.
BÎ-HOD→f. Çılgın kendinden geçmiş olan ne yaptığının farkında olmayan. * Bayılmış.
BİHR→Ağız kokusu.
BİHRAM→f. Savm oruç.
BİHRED→Akıllı kimse.
BİHTE→f. Kalburdan geçirilmiş elenmiş.
BİHTER(EK)→f. En iyi daha iyi.
BİHTEREK→f. Farslılarca 120 senede bir def\'a 13 ay kabul edilen yılın ismi.
BİHTERÎ→f. Üstünlük en iyi ve üstün olma.
BİHTERÎN→f. Pek iyi en iyi.
BÎ-HUDE→f. Boşuna beyhude boşu boşuna.
BÎ-HUŞ→Akılsız. Sersem bunak.
BÎ-HUZUR→f. Rahatsız huzursuz tedirgin.
BÎ-İDAD→Sayısız. * Eşsiz benzersiz. * Denksiz.
BÎ-İHTİYAR→İhtiyarsız. Elinde olmadan.
BÎ-İNSAF→f. Acımasız insafsız.
BÎ-İNTİHA→f. Sonsuz nihâyetsiz.
BÎ-İRTİYAB→f. Şüphesiz.
BÎ-İŞTİBAH→Şüphesiz. Şeksiz.
Bİ-İZNİLLAH→Allah\'ın izni ile.
BİJE→f. Safi halis katıksız sade sırf. * Hususiyle.
BİJENG→f. Kapı anahtarı miftah.
BİKA→Mercimek.
BİKA'→(Buk\'a. C.) Ülkeler memleketler. Topraklar yerler.
BÎ-KÂR→f. Kârsız işsiz kimse. Bekâr kişi. (Bekârlık bikârların kârıdır. İşârât)
BÎ-KARAR→Kararsız.
BÎ-KAYD→Kayıtsız şartsız. *Alâkasız aldırmaz.
BÎ-KERAN→(Bî-girân) f. Sınırsız sonsuz. * Kenarsız. * Hesabsız.
BÎ-KES→Kimsesiz.
BÎ-KIYAS→f. Kıyassız ölçüsüz.
BİKLE→Fıtrat yaradılış tabiat. * Kılık kıyafet. Şekil biçim.
BİKR→(Bikir) Bozulmamış. Temiz. * Bekâr. El sürülmemiş. * Her şeyin evveli. * Eşi benzeri görülmemiş misli sebkat etmemiş her amel ve vaziyet.
BİKR-İ FİKİR→f. İlk olarak söylenen fikir.
BİKR-İ MAZMUN→İlk def\'a söylenmiş mazmun. (Bak: Mazmun)
BÎ-KUSUR→f. Eksiksiz kusursuz tam mükemmel.
Bİ-KÜNEM→Yapayım.
Bİ-KÜN TEVBE→Tevbe et.
BİLÂ→Olmayarak sahib olmıyan "...sız...siz" mânâları yerine kullanılan edattır. Kelimenin başına getirilerek menfi mânâ hasıl olur.
BİLÂ-ADDİN→f. Sayısız. Adetsiz.
BİLÂ-BEDEL→Bedelsiz. Ücretsiz meccanen.
BİLABİL→Elem keder tasa dert gam. * Telâş.
BİLÂD→(Belde. C.) Beldeler. Diyarlar. Memleketler. Şehirler.
BİLÂD-I ÂMİRE→İmar edilmiş yapılmış beldeler. * Devlet idaresindeki yerler.
BİLÂD-I CESİME→Büyük ülkeler.
BİLÂD-I SELÂSE→Eskiden İstanbul Edirne ve Bursa\'nın üçüne birden verilen isim.
BİLADE→f. Müzevvir fâsid fesatçı ispiyon eden.
BİLÂ-FAİZ→Fâizsiz.
BİLÂ-FASILA→Fâsılasız aralıksız durmadan.
Bİ-L-AHİRE→Sonra sonradan sonunda.
BİLÂ-İSTİSNA→İstisnâsız ayırt etmeksizin.
BİLÂ-KAYD U ŞART→Kayıtsız şartsız.
BİLAKİS→Aksine. Tersine. Zıddına.
BİLAL→Siyah ve beyaz yâni kara ile ak olmak. (Bak: Belal)
BİLAL-İ HABEŞÎ→Resûl-i Ekrem\'in (A.S.M.) müezzini idi. Sesi çok güzeldi. Ezan okurken çokları ağlardı. Kölelikten Hz. Ebu Bekir-i Sıddîk (R.A.) satın alıp azâd etmişti. Her gazada hazır bulunmuştu. (Hi: 20) de dâr-ı bekaya göçtü. (R.A.)
BİLANÇO→ing. Ticarî bir müessesenin muayyen bir devre sonunda alacak verecek durumunu göstermek üzere meydana getirdiği cetvel. * Mc: Herhangi bir işte belirli bir müddet sonundaki iyi ve kötü neticelerin karşılıklı durumu.
BİL'ASALE→Bizzat. Kendisi. Eli ile. Başkasını vâsıta etmeden. Asâleti ile.
BİLÂ-SEBEB→Sebepsiz.
BİLÂ-TEEMMÜL→Düşünmeden. Düşünmeksizin. Dikkatli olmadan.
BİLÂ-TEVAKKUF→Durmadan tereddüt etmeden.
BİLÂ-UDUL→Dönmeden sapmadan. Udul etmeden.
BİLÂ-ÜCRET→Parasız ücretsiz.
BİLÂ-VASITA→Vasıtasız. Araya biri girmeden doğrudan doğruya.
BİL'AYAN→Açık olarak. Meydanda olarak.
BİLAZ→Kaçkın kimse. * Yemeği doyana kadar yiyen. * Kısa boylu adam.
BİLBEDAHE→Açıktan. Aşikâr olarak. Meydanda olarak. Besbelli.(...Hem şu âlemin Sâni-i Zülcelal\'i bütün güzel masnuatiyle kendini zişuur olanlara tanıttırması ve kıymetli nimetler ile kendini onlara sevdirmesi bizzarure onun mukabilinde zişuur olanlara marziyatı ve arzu-yu İlâhiyelerini bir elçi vasıtasiyle bildirmesini istemesine mukabil; en âlâ ve ekmel bir surette Kur\'an vasıtasıyla o marziyat ve arzuları beyan eden ve getiren yine bilbedahe O Zât\'tır. M.)
BİLCÜMLE→Bütün hepsi. Umumiyetle.
BİLDEM→Göğüs önü. * Boğaz. * Akılsız kimse.
BİLEK→f. Çatal temrenli bir nevi ok.
BİLFARZ→Olduğunu kabul ederek. Farzolarak.
BİLFİİL→Sırf kendisi. Kendi çalışması ile. Başkası karışmadan.
BİL-GUDUVV-İ VE-L-ÂSÂL→Sabah ve akşam.
BİLHADS→Hads ile. Son derece bir sür\'at-i intikal ile. (Bak: Hads)
BİLHADSİSSÂDIK→Doğru bir hads ile. (Bak: Hads)
BİL-HASSA→Hususi olarak mahsus özellikle.
BİL-HAYR→Uğurlu olarak hayırla.
BİL-ITLAK→Mutlak olarak. Hiçbir şeye bağlı olmaksızın. (Bak: Itlak)
BİL-İCMA→İcma ile. (Bak: İcma\')
BİL-İLTİZAM→Bile bile. Bir şeyi doğru ve lüzumlu görüp taraftar olmakla.
BİL-İMTİSAL→Uyarak imtisal ederek.
BİLİNÇ→t. Psk: İnsanın kendi varlığından ve kendine tesir eden çevresinde meydana gelen hadise ve değişikliklerin bilgisine sahip olması hali. Şuurun dereceleri vardır. Meselâ: Düşünüyorum ve düşündüğümü biliyorum yine düşündüğümü bildiğimi de biliyorum ve hakeza. Şuurlu olma ruhun bir vasfıdır. Maddede şuur yoktur. Ve şuurun maddi izahı şuursuzca bir izah olup batıldır. (Bak: Şuur)
BİLİNÇALTI→t. Psk: Şuur altı. Geçmişte yaşadığımız ve etkisi altında kaldığımız hâdiselerden şimdi hatırlayamadıklarımız şu anda da varlığımızda meydana gelen hadiselerden bilgisine sahip olmadıklarımızın hepsi. İnsan şuurlu hareket ettiği gibi şuuraltı etkilerle de hareket eder. İnsan şuuraltının etkisiyle hareket ettiği zaman bu hareketini şuuruyla izah ederken bahane sebepler bulur. Ama bu sebepler hareketin mahiyetini izahtan uzak kalır.
BİLİNEMEZCİLİK→(Bak: Lâedriye)
BİLİRKİŞİ→(Bak: Ehl-i vukuf)
Bİ-LİSAN-İL-ARZ→Arzın diliyle. Yeryüzünün lisân-ı hâliyle.
BİLİSTİHKAK→Lâyıkıyla liyakatı olarak. Hakkıyla. Haklı olarak.
BİL-İSTİKLAL→Başlıbaşına istiklâl üzere.
BİL-İŞTİRAK→Birleşerek ortaklaşa.
BİLİTTİFAK→İttifak ile. Beraberce birlikte elbirliğiyle.
BİLKASD→Kasd ile düşünerek. Bilerek.
BİLKUVVE→Fiil mertebesine varmadan. Tasavvurda tasavvurî olarak. Düşünce halinde. Kabiliyet ve istidat ile.
BİLKÜLLİYE→Tamamı ile. Büsbütün. Bütün ile. Tamamen.
BİLL→Mübah olan şey.
BİLLAHİ→Allah\'a Allah\'tan. * (Yemin) maksadı ile söylenir.
BİLLE→Yaşlık ıslaklık. Çiy dedikleri rutubet ki sabah vakitlerinde olur.
BİLLİT→Akıllı hâzık ve mâhir kimse.
BİLLİZ→Kısa boylu adam. * Şişman kadın.
BİLLUR→Şeffaf parlak taş elmas gibi kıymetli. Cam gibi parlayan.
BİLMUKABELE→Karşılıklı. Karşılık olarak. Mukabil olarak.
BİL-MÜNAVEBE→Değişerek nöbetleşe.
BİLMÜŞAHEDE→Görmek suretiyle görerek.(Hem Sâni-i Âlem\'in nihayet cemalde olan kemal-i san\'atı üzerine enzar-ı dikkati celb etmek teşhir etmek istemesine mukabil en yüksek bir sada ile dellallık eden; yine bilmüşâhede O Zat\'tır... M.)
BİLSAM→f. Zâtülcenb akciğer zarı iltihabı.
BİL-UMUM→Bütün tamamı hep.
BİLV→Belâ. * Zahmet. * Tecrübe imtihan.
BİLVASITA→Vâsıta ile. Birisinin vâsıta olması aracılığı ile. * Edb: Terci\' ve terkib-i bentleri teşkil eden parçaları birbirine bağlayan beyit.(Bak: Musarra\')
BİLYAKÎN→Bir şeyi şeksiz ve şüphesiz olarak itikad-ı kavi ve sahih ile bilmek derk etmek. (Bak: Yakin)
BİLYE→(C.: Belâya) Belâ * Zahmet. * Tecrübe imtihan.
BİM→f. Korku havf. * Tehlike.
BİM-İ CÂN→Can korkusu ölüm korkusu.
BİM Ü ÜMİD→Korku ve ümid.
BİMANEND→Eşsiz nazirsiz.
BİMAR→(C.: Bimârân) f. Mariz hasta alil.
BİMARE→f. Hasta alil. * Muharebeler veya akınlar esnasında ele geçirilen kadın esirlerin ayrıldıkları sınıflardan birinin adı.
BİMARHANE→Tımarhane. Akıl hastahanesi.
BİMARİSTAN→f. Tımarhane. * Hastahane.
BÎ-MEAL→f. Hükümsüz mânasız saçmasapan söz.
BÎ-MECAL→f. Mecalsiz halsiz dermansız zayıf.
BÎ-MEKÂN→f. Mekânsız yersiz yurtsuz. * Serseri.
BÎ-MER→f. Sayısız hesapsız.
BÎ-MİHR→f. Sevgisiz şefkatsiz.
BİM-NAK→f. Korkmuş.
BÎ-MÜDAM→Devamsız.
BÎ-MÜDANÎ→Eşsiz. Denksiz.
BÎN→f. Kelime sonuna ilâve ile "gören görücü" mânalarına gelir. Meselâ:
BİNA→f. Gören görücü. * Göz.
BİNA'→(C.: Ebniye) Yapı ev. Yapma kurma. * Gr: Müteaddi lâzım meçhul mütavaat gibi fiillerin esasını mevzu yapan kitab.
BİNABERİN→f. Bunun üzerine bu sebebe binâen bundan dolayı.
BİNA-DİL→f. Basiretli. Kalbi hakikatı kavrayan.
BİNA EMİNİ→İnşaatı kontrol eden.
BİNÂEN→...den dolayı bu sebepten. Mebni ve müstenid olarak. Dayanarak.
BİNÂENALÂHAZA→Bundan dolayı. Buna binaen.
BİNÂENALEYH→Bunun üzerine ondan dolayı.
BİNAGUŞ→f. Kulak tozu. * Kulak memesi.
BÎ-NAM→f. İsimsiz nâmsız.
BÎ-NAMAZ→f. Namaz kılmayan namazı terkeden namazsız. Beynamaz. (Bak: Târik-üs salât) Namaz İslâmın temel şartlarından biridir. Peygamberimiz (A.S.M.) namaz dinin direğidir demiştir. Namazını terkeden dininin direğini yıkmış olur. Beş vakit namaz için bir saat yetmektedir. İnsan bir günün 24 saatinden bir saatini Allah\'ın huzuruna çıkmak demek olan namaza ayırmazsa büyük ziyana uğramış olur. Namaz kılan insan kötülükten korunur. Yaptığı işler de güzel bir niyetle ibadet hükmüne geçebilir.
BÎ-NASİB→f. Nasibsiz tâlihsiz.
BİNAVEND→f. Mâni engel.
BİNA-YI MECHUL→Fiilde fâilin öznenin meçhul olması hâli. Meselâ: "Yazmak" fiilinin binâ-yı meçhulü olan "yazıldı" kelimesinde olduğu gibi. Fiilde fâilin belli olması hâlinde de "binâ-yı malûm" denir. "Nuri yazdı" gibi.
BÎ-NAZ→f. Naz etmeden Nazsız.
BÎ-NAZİR→f. Benzeri olmayan. Nasirsiz.
BİNBAŞI→Ask: Bin kişiye yakın olan bir tabur askere kumanda eden subay; yarbayın bir alt yüzbaşının bir üst derecesidir.
BİNC→Her nesnenin aslı ve kökü.
BİNCİŞK→f. Şerçe kuşu.
BİNEFSİHİ→Bizzat kendisi kendisi ile.
BİNEK→f. Gözbebeği hadeka.
BÎ-NEMEK→f. Lezzetsiz tatsız tuzsuz.
BİNENDE→f. Görücü gören. * Tedbirli ilerisini düşünen akıllı.
BÎ-NENG→f. Rezil namussuz.
BÎ-NEVA→f. Zavallı nasibsiz muhtaç çaresiz.
BİNEVEND→f. Mâni engel.
BİNÎ→f. Burun. (İnsan ve deniz için kullanılır.) * Dağ tepesi. * Zirve uç nokta. * Yayın ele alınan kısmının ucu. * Görürlük görmeklik.
BÎ-NİHAYE→f. Sonsuz nihayetsiz ebedi bâki tükenmez.
BİNİŞ→f. Basiret görüş görme kabiliyeti. * Mülâkat.
BÎ-NİYAZÎ→f. Zenginlik.
Bİ-N-NEFS→Kendi kendisi.
BİNNETİCE→Neticede netice olarak.
BİNNİHAYE→Sonuna kadar. Sonsuz.
Bİ-N-NİSBE→Nisbetle bir dereceye kadar.
BİNNİYET→Kastederek. Niyetle.
BİNSAR→(Binsır) Serçe parmakla orta parmak arasındaki parmak. Yüzük parmağı.
BİNT→Kız. Kızı. "Fâtıma bint-i Resûl-i Ekrem (A.S.M.): Resûl-i Ekrem\'in (A.S.M.) kızı Fâtıma (R.A.)"
BİNT-ÜL-FİKİR→Düşünce mahsulü.
BİNT-ÜL KEREM→şarap hamr.
BİNT-İ LEBUN→Üç yaşına girmiş dişi deve.
BİNT-İ MEHAD→İki yaşına girmiş olan dişi deve.
BİNT-ÜL MENİYYE→Ölüm vefat mevt.
BÎ-NUKAT→f. Ebced hesabında noktasız harfler. (Bak: Mühmel)
BÎ-PAYAN→f. Sonsuz. Payansız.
BÎ-PERVA→f. Korkusuz. Pervasız.
Bİ'R→Kuyu.
Bİ'R-İ MUATTAL→Suyu kesilmiş kuyu. Susuz kuyu.
Bİ'R-İ ZEMZEM→f. Zemzem kuyusu.
BİRA→(Felemenkçe) İçinde alkol bulunan ve bu sebeple haram olan bir cins içki.
BİRABBİ→Rabbimle Rabbime.
BİRAD→f. İhtiyar pir. Dermansız güçsüz kimse.
BİRADER→(Berâder) f. Kardeş.
BİRADER-İ MANEVÎ→Din veya âhiret kardeşi.
BİRADER-İ RIDAÎ→Süt kardeşi.
BİRADERANE→f. Dostça kardeşçe.
BİRADERÎ→f. Kardeşle ilgili. Kardeşlik.
BİRADERZADE→f. Kardeş oğlu. (Yeğen: Kızkardeşin oğludur.)
BÎ-RÂHE→f. Çıkmaz sokak. Sapa yer yolu bulunmayan yer.
BİRAK→Cennet merkeplerinden bir bineğin adı.
BİRAN(E)→f. Viran harab yıkık dökük eski.
BİRASTE→f. Budanmış ağaç. Fazla dalları kesilmiş ağaç.
BÎ-RAYB→(Bî-reyb) şüphesiz. şeksiz.
BİRAZ→Karşı karşıya kavga etme. Savaşa atılma.
BİRBAS→Derin kuyu.
BİRCİS→Sütlü Deve. Müşteri yıldızı.
BÎ-RENG→f.Renksiz . Taslak halinde resim.
BİRE'SİHİ→Kendi başına bizzat.
BÎ-REYB→f. şüphesiz şeksiz.
BİR GÛNA→Hiçbir suretle. Bir suretle. Bir türlü.
BİRİG→f. Üzüm salkımı.
BİRİNC→f. Bir hububat cinsi olan pirinç. * Pilav. * Pirinç madeni.
BİR'İS→Sütlü deve.
BİRİŞTE→f. Kızartılmış.
BİRKAŞ→(C.: Berâkış) Serçeye benzer bir küçük kuşun adı.
BİRKÎL→Tüfek. * Zemberek adı verilen bir savaş aleti.
BİRLEME→(Bak: Tevhid)
BİRNAS→Derin kuyu.
BİRNİS→f. At kestanesi.
BİRR→Temizlik. * Günahtan çekinmek. * Takvâ. * İn\'âm ve ihsan etme. * Amel-i sâlih iyi amel. * Koyunu sevketmek. * Gönül kalb. * Tilki yavrusu. * Fâre.
BİRS→Pamuk.
BİRSA'→Uzun boylu semiz.
BİRSAM→(Hallüsinasyon) Akıl hastalarının gerçekten var olmayan bir şeyi varmış gibi yanlış idrak etmeleri halidir. Meselâ karınlarında veya başlarının içinde yılan bulunduğunu söylemeleri yahut bir canavarın ağzını açıp kendilerine baktığını söylemeleri birsam hâlini gösterir.
BİRŞAM→Hiddetli nazar kızgın bakış.
BİRUN→f. Dışarı hârici dış. * Fazla.
BİRUNANE→Haddini aşarak. Haddini tecavüz ederek.
BÎ-RUYÎ→f. Yüzsüzlük edebsizlik hayâsızlık.
BİRUZ→f. Değersiz zümrüte benzer yeşil renkte bir taş.
BİRYAN→f. Kebabın bir nev\'i. Piran. Pürân.
BİRZEVN→(C.: Berâzin) Semer vurdukları at. (Farisîde "esb-i palanî" derler)
BİRZİN→Ağaç maşrapa.
BÎ-SÂMAN→f. Sermayesiz parasız.
BİSAT→(C.: Büsüt) Döşek. * Döşeme kilim minder.
BİSAT-I ARZ→Yeşillik çimen.
Bİ'SE→Ne fena ne kötü ne çirkin mânâlarına gelir. Ve birleşik kelimeler yapılır.
BÎ-SEBEB→f. Sebepsiz boşuna yok yere.
BİSELAMET-İL-EMR→İşin kolaylıkla ve zahmetsiz yapılması.
BİSER(E)→f. Atmaca cinsinden zaganos denilen bir nevi avcı kuşu.
BÎ-SER→f. Başsız.
BÎ-SER Ü PÂ→Sefil ve perişan.
Bİ'SET→Gönderilme. İnsanları hak ve doğru yola sevk için gönderilen Cenab-ı Peygamberimiz Resül-i Ekrem\'in (A.S.M.) nübüvvetinin başlangıç zamanı nübüvvetinin bidayeti.(Nasârâ ulemâ-yı benâmından İbn-ül Alâ bi\'setten ve Peygamber\'i görmeden evvel haber vermiş. Sonra gelmiş. Hz. Peygamber\'i (A.S.M.) görmüş demiş: $ Yani: "Ben senin sıfatını İncil\'de gördüm. İman ettim. İbn-i Meryem İncil\'de senin geleceğini müjde etmiş." M.)
Bİ'SET-İ NEBEVİYE→Allah tarafından Peygamberin gönderilmesi.
BİSİNOZ→yun. Pamuk işçilerinde görünen pamuk tozlarının sebebiyet verdiği bir akciğer hastalığı.
BİSMARK→(Bak: Prens Bismark)
BİSMİHİ→Onun adı ile onun namına. * Allah\'ın adıyla.
BİSMİL→f. Boğazlanmış kesilmiş.
BİSMİL-GÂH→f. Hayvan kesilen yer salhâne.
BİSMİLLAH→Allah namına Allah için Allah\'ın adı ve izni ile.(Esbab-ı zâhiriye eliyle gelen nimetleri o esbab hesabına almamak gerektir. Eğer o sebep ihtiyar sahibi değilse -meselâ hayvan ve ağaç gibi- doğrudan doğruya Cenab-ı Hak hesabına verir. Mâdem o lisan-ı hâl ile Bismillâh der sana verir. Sen de Allah hesabına olarak Bismillâh de al. Eğer o sebep ihtiyar sâhibi ise; o Bismillâh demeli sonra ondan al yoksa alma. Çünkü $ âyetinin mânâ-yı sarihinden başka bir mânâ-yı işârisi şudur ki: "Mün\'im-i Hakiki\'yi hatıra getirmiyen ve onun nâmıyla verilmiyen nimeti yemeyiniz" demektir. O hâlde hem veren Bismillâh demeli hem alan Bismillâh demeli. Eğer o bismillâh demiyor fakat sen de almağa muhtaç isen sen bismillâh de onun başı üstünde rahmet-i ilâhiyenin elini gör şükür ile öp ondan al. Yâni: Nimetten in\'âma bak in\'âmdan Mün\'im-i Hakiki\'yi düşün. Bu düşünmek bir şükürdür. Sonra o zâhirî vasıtaya istersen dua et. Çünki o nimet onun eliyle size gönderildi. L.)(Kur\'an-ı Kerim nimetleri âyetleri delilleri tâdad ederken $ âyet-i celilesi tekrar ile zikredilmekte olduğundan şöyle bir delâlet vardır ki: Cin ve insin en çok isyanlarını en şedit tuğyanlarını en azîm küfranlarını tevlid eden şöyle bir vaziyetleridir ki nimet içinde in\'âmı görmüyorlar. İn\'âmı görmediklerinden Mün\'im-i Hakiki\'den gaflet ederler. Mün\'imden gafletleri saikasıyla o ni\'metleri esbaba veya tesadüfe isnad ederek Allah\'tan o nimetlerin geldiğini tekzib ediyorlar. Binaenaleyh herbir nimetin bidâyetinde mü\'min olan kimse Besmele\'yi okusun. Ve o nimetin Allah\'tan olduğunu kasdetmekle kendisi ancak Allah\'ın ismiyle Allah\'ın hesabına aldığını bilerek Allah\'a minnet ve şükranla mukabelede bulunsun. M.N.)
BİSMİL-ŞÜDE→f. Boğazlanmış kesilmiş.
BİSR→Vücudu sivilceli olan kişi.
BİSRE→Sivilce siğil.
BİSSÜYÛF→Kılıçlarla ve kuvvet ile.
BİST→(C.: Ebsât-Büsât) Yavrusu yanında olan dişi deve. * Salıverilmiş bırakılmış olan şey.
BİST→f. Yirmi. (20)
BİSTAH→f. Küstah hayâsız edepsiz arsız utanmaz adam.
BİSTAM→f. Kıymetli bir cins taş olan mercan.
BİSTAR→f. Çarpık eğri. Gevşek.
BİSTER→f. Yatak döşek.
BİSTUH→f. Beceriksiz âciz. zayıf cılız kimse.
BİSTÜM→Yirminci.
BÎ-SUD→f. Faydasız boş neticesiz.
BÎ-SÜKÛN→f. Sükûn bulmaz durmaz hareketli.
BİSYAR→f. Ziyade çok  fazla.
BİSYARÎ→f. Çokluk.
BİŞ→f. Artık ziyade. Bıldırcın otu denilen zehirli bir ot.
BİŞAR→f. Esir kul köle. Harpte teslim alınan kimse. * Altın gümüş kakmalı işlemeler. * Takatsiz dermansız halsiz.
BİŞARET→(Bak: Beşâret)
BİŞ-BAHA→f. Pahalı fiatı yüksek değerli kıymetli.
BİŞE→f. Orman meşelik.
Bİ-ŞEK→f. Şüphesiz şeksiz.
Bİ-ŞERM→f. Utanmaz.
BİŞÎ→f. Fazlalık.
BİŞİNG→f. Balyoz. Kazma. Küskü. Burgu.
BİŞİR→Talâkat güzel yüzlülük.
BİŞKEL→f. Elem keder gam tasa kasavet. * Orak şeklinde ağaç anahtar. * Kıvırcık saç.
BİŞKUFE→f. Kusma istifra. * Çiçek.
BİŞKUH→f. İktidarlı. Kuvvet sahibi. Muhterem ve saygıdeğer kimse.
BİŞKUL→f. Becerikli çevik. * İhtiyatlı tedbirli. * Akıllı. * Kuvvet sahibi.
BİŞPUL→f. Pejmurde perişan dağınık.
BİŞR→Sevinç eseri.
BİŞTAM→f. Sığıntı parazit asalak.
BİŞ-TER→f. Daha çok daha fazla.
Bİ-ŞUMAR→f. Sayısız pek çok.
BÎT→Kut. Gıda.
BİTA'→Bal şerbeti.
BÎ-TAB→Yorgun takatsiz güçsüz.
BÎ-TABÎ→f. Halsizlik tâkatsizlik bîtablık.
BÎ-TAİL→f. Menfaatsiz faydasız. İşe yaramaz boşuna.
BİTAİN→Astar. (Bak: Betâin)
BİTAKA→Küçük parça. (Üzerinde kumaşın fiatını yazıp kumaş içine koyarlar.)
BİTAN→Deve kolanı. Karnı tok kimse.
BİTANE→(C.: Betâyin) Çarşaf. * Kaftan astarı. * Dostluk. * Hâlis olmak. * Kuvvetli olmak.
BÎ-TARAF→Tarafsız. Hiç bir tarafı tutmayan.(Ehl-i ilhad ile ve bilhassa Avrupa mukallitleriyle münâzara ile iştigal edenler büyük bir tehlikeye mâruzdurlar. Çünki nefisleri tezkiyesiz ve emniyetsiz olması ihtimaliyle tedricen hasımlarına mağlup olur ki bîtarafane muhakeme denilen münsifane münazarada nefs-i emmareye emniyet edilemez. Çünki insaflı bir münazır hayalî bir münazara sahasında arasıra hasmının libasını giyer ona bir dâva vekili olarak onun lehinde müdafaada bulunur. Bu vaziyetin tekrariyle dimağında bir tenkit lekesinin husule geleceğinden zarar verir. Lâkin niyeti hâlis olur ve kuvvetine güvenirse zararı yoktur! Böyle vaziyete düşen bir adamın çare-i necatı tazarru ve istiğfardır. Bu suretle o lekeyi izale edebilir. M.N.)
BİT(E)→Bir gece yiyecek yemek.
BİTE(T)→Geceleme gece kalma.
BİTEVÎ→(Biteviye) t. Sürekli durmadan. * Bütün yekpare.
BİTKE→Kesinti. * Kesilen bir nesnenin ufak parçaları cüz\'leri.
BİTLAB→f. Hurma çiçeğinin tomurcuğu.
Bİ-T-TAFSİL→Tafsilâtiyle etrafiyle uzun uzadıya.
BİTTAHRİK→Hareket ettirerek oynatarak. * Kışkırtarak teşvik ederek.
BİT-TARİK-İL ULA→Birinci usul veya yol ile. Elbetteki. Evleviyetle.
BİTTASAVVUR→Tasavvur ile niyet ederek düşünerek. (Bak: Tasavvur)
Bİ-T-TAV'→İstek ile isteyerek.
BİTTEDRİC→Yavaş yavaş.
Bİ-TEŞVİK→Kışkırtarak teşvik ederek.
BİTÜM→Yerin altında bulunup sıvı ve sarımtırak veyahut katı ve kara bir durum ve renkte olan maddedir ki asfalt yol yapılırken kullanılır.
BİTYAR(E)→f. Elem keder tasa sıkıntı.
BİÛZA→Sivrisinek.
BİV→f. Güve.
BİVAN→Çadır direği.
BİVAR→f. "Onbin" sayısı.
BÎ-VARE→f. Âciz fakir miskin zavallı kimsesiz garib.
BÎ-VAYE→f. Mahrum nasipsiz.
BİVAZ→f. Yarasa kuşu. Muvâfakat kabul.
BİVE→f. Dul kadın kocasız kadın.
BÎ-VEFA→f. Vefasız dönek.
BİVEGÎ→f. Dulluk. Kocasız kadının hâli.
BÎ-VUKUF→Vukufsuz bîhaber malûmatsız habersiz.
BİYA'→(Bia. C.) Kiliseler.
BİYAET→(C.: Biyâât) Satılık mal.
BİYAH→(C.: Büyâh) Ufak balık.
BİYAN→Gece. Gece ile gelen belâ.
BİYOCOĞRAFYA→yun. Nebat ve hayvanların yer yüzünde dağılışını ve sebebelerini tetkik eden ilim kolu. Hayatî Coğrafya. Biyojeografi.
BİYOELEKTRİK→Canlı varlıkların vücutlarında yaratılmış olan elektrik. (Bu elektriğin varlığı hususi âletlerle anlaşılır)
BİYOFİZİK→Canlıların bünyelerindeki hâdiselerin fizikî cephesini inceleyen ilim kolu.
BİYOĞRAFİ→Şahısların hayatlarını mevzu edinen yazı çeşitlerine verilen isim.
BİYOKİMYA→Canlıların kimya ile ilgili yapılarını tepkilerini belirtilerini inceleyen bilim dalıdır. 19. Asırda başlatılan bu çalışmalarla proteinler vitaminler hormonlar anlaşılır duruma gelindi.
BİYOLOG→Biyoloji ilmiyle uğraşan âlim.
BİYOLOJİ→yun. Canlı varlıkları inceliyen ilim. Hayvanları inceleyen bölümüne zooloji; bitkileri inceleyen bölümüne botanik denir. Biyoloji incelediği konulara göre çeşitli isimler alır. Canlının dış yapısını inceleyen: Morfoloji; dokuları inceleyen; histoloji canlıların büyüyüp gelişmelerini: embriyoloji; hayatî faaliyetleri inceleyen: fizyoloji; iç salgı bezlerin faaliyetlerini inceleyen: endrokrinoloji; hastalık hallerini inceleyen: patoloji; canlıların sınıflandırılmasını yapan: sistematik; bitki veya hayvan neslinin ıslahı ile uğraşan: zootekni; mikroskobik canlıları inceleyen: mikrobiyoloji\'dir. İç yapısını inceleyen: anatomi; hücreleri inceleyen; sitolojidir.
BİYONİK→Canlıların yaşadıkları muhit içinde değişen şartlara uygun nasıl hareket ettiklerini inceleyerek canlıları model almak suretiyle benzer hareketleri yapabilecek makinelerin yapılması işiyle uğraşan ilim ve fen.
BİYOTERAPİ→Tıb: Bazı hastalıkların tedavisinde canlı varlıklardan faydalanma usûlü.
BİYT→Kuvvet.
BİYZ→(Bîd) Parlak ve beyaz.
BİZA'→Birisine kaba muamelede bulunma. * Faydasız boş yaramaz söz.
BÎ-ZAR→f. Bıkmış usanmış fütur getirmiş.* Bezginlik.
BİZARE→f. Desise hile tuzak.
BİZÂTİHİ→Kendi kendine aslında kendiliğinden esasında kendisi yalnızca zâtından aslından.
BİZAZ→(Bak: Bezazet)
BÎ-ZER→f. Altınsız.* Cimri hasis pinti.
BÎ-ZEVAL→f. Zevâlsiz sona ermez bitmez tükenmez.
BİZİŞK→f. Tabib hekim doktor.
BİZİŞKÎ→f. Doktorluk hekimlik cerrahlık.
BİZLAH→Geveze boşboğaz çenesi düşük.
BİZLE→Gündelik elbise.
BİZLE→f. Lâtife şaka.
BİZR→Heder olmak.
BİZR→(C.: Büzûr) Sebzevât. * Kuru ot tohumu.
BİZZ→Açmak feth.
Bİ-Z-ZARURE→Zarûri olarak ister istemez.
Bİ-Z-ZAT→Kendisi aslında. Kendi zatı ile. Binefsihi.

 BLOK→Fr. Birbirine bitişik yapılar. * Büyük ve ağır yığın. * Resim kağıtları saklanan karton kap.
BLÖF→ing. Karşısındakini yanıltmak veya yıldırmak için aslı olmayan şeyleri gerçekmiş gibi göstermek.
BOBİN→Fr. Tel veya iplik sarılmaya mahsus silindir şeklinde makara.
BODUR→Enine göre boyu kısa ve tıknaz olan.
BOLŞEVİKLİK→(Bolşevizm) Rusya\'da kanlı komünizm ihtilalini yapan ve bütün hür dünya milletlerinin de aynı ihtilal metotlarıyla komünizmin hâkimiyeti altına gireceğini savunan Marksist Leninist siyasî görüş. Bu görüşün temsilcileri önce Rus halkını aldattılar onlara en çok özledikleri şeyleri va\'dederek onları aldatıp kendilerine bağladılar ve cinayetlerine ortak ettiler. Sonra da va\'dettiklerinin tam tersini uygulıgirsin bir tarafına ..!!! halkı köleleştirdiler. Daha sonra gerçeklerden habersiz başka milletlerin gençlerini ve işçilerini aldatarak memleketlerini komünizmin esaretine soktular. Bugün memleketimizde ve başka ülkelerde anarşizmin kaynağı bolşevizm (Komünizm)dir. Allah\'ı peygamberi âhireti inkâr edenvatan millet tanımayan inançsız ve acımasız insanları âlet olarak kullanarak milletleri içten yıkmak ve sonra hâkim olarak onları sömürmek isteyen bolşevizme ve komünizme karşı en büyük silâh Allah\'a iman ve İslâmiyet\'tir. Bolşevizm ve komünizm gibi üvey kardeşleri olan kapitalizm ve faşizm de insanlığa kan ve acıdan başka birşey vermemişlerdir. Gafletten uyanan insanlar İslâmiyet\'in yegâne kurtarıcı olduğunu anlamaya başlamışlardır. İstikbal İslâmındır ve İslâm\'ın olacaktır. (Bak: Komünizm)
BOMBARDIMAN→Fr. Bomba top gibi ağır silahlarla yapılan hücum.
BONKÖR→Fr. Hulus-i kalb. Kalb temizliği. İyilik.
BONO→İtl. Ticaret senedi. Muayyen bir va\'denin sonunda belirli bir paranın belli bir kimseye ödeneceğini bildiren senet.
BORA→yun. Birdenbire çıkan fırtına. Pek şiddetli rüzgâr.
BORÇ→Geri verilmek niyetiyle ihtiyaç sahiplerine verilen para. Müslümanlıkta faizle borç vermek haramdır günahtır. Borcunu ödiyemiyecek durumda onların borçlarını bağışlamak veya sonraya bırakmak sevaptır. Borcunu ödeyebilecek durumda olanlar da borçlarını zamanında ödemelidirler. Ödeyemiyecek olanlar da zamanından önce alacaklıya durumlarını bildirmelidir ki o da işlerini ona göre ayarlasın. İslâm\'da devletin vazifelerinden biri de borçlulara yardımcı olmaktır.
BORNUZ→Başlıklı ve kollu hamam havlusu.
BORSA→(Ticarette) Vasıfları belli ölçülere uyan yani standartlaştırılabilen malların örnekleri üzerinden alım satımının yapıldığı devlet kontrolü altında teşkilâtlanmış pazar yeri.
BOSTAN→(Bustan) f. Ağacı çiçeği yeşilliği çok olan yer kokulu yer. Sebze bahçesi. * Kavun karpuz.
BOSTAN-I HUDÂ→f. Huda\'nın Allah\'ın bostanı meâlinde olup İlâhî güzellikleri ve tecelli-i İlâhînin aksettiği yer mânâsında kullanılır. "Vahidiyet mertebesi" diye de söylenmiştir.
BOŞANMAK→t. Eşi ile olan nikâh bağını bozmak. Eşinden ayrılmak.(Medeni kanun boşama yetkisini mahkemeye bırakmıştır. İslâm dini evlenmeyi Allah\'ın emirleri dahilinde karşılıklı rızaya bağlı hür bir sözleşme olarak gördüğünden kadınla erkek boşanma yetkisinin kimde olacağını da kararlaştırabilirler. İsterlerse mahkemeyi isterlerse velilerini isterlerse eşlerden birini yetkili kılabilirler. Görülüyor ki İslâm dini insanlara medeni kanundan daha çok hak ve hürriyet tanımıştır. İslâmiyet evleneceklerde denkliği (küfüv) (din ve ahlâkta denklik) şart koşar. Evlendikten sonra bazı bakımlardan anlaşamamazlıklar çıkarsa karşılıklı birbirine katlanmalarını ve sabırlı olmalarını tavsiye eder. Boşanma son çaredir. Eğer istek erkek tarafından geliyorsa mehir denilen tazminatı kadına ödemek zorundadır. Görülüyor ki İslâmiyet kadın haklarının korunmasını istemektedir.) (Bak: Aile)
BOŞBOĞAZ→t. Yerli yersiz mutlaka bir şey söylemeden içi rahat etmiyen. Saklanması gereken şeyleri söyleyiveren sır saklamayan.(Eşyada olan asvat birer savt-ı vücuddur: "Ben de varım" derler. O kâinat-ı sâkit birden söze başlıyor. "Bizi câmid zannetme ey insân-ı boşboğaz!" S.)
BOTANİK→Bitkileri inceleyen biyoloji ilmi. (Bak: Biyoloji)
BOYKOT→(Boykotaj) Fr. Bir şahıs veya devlete karşı alış-verişi münasebetleri kesmek. Bir ülkeyi bir topluluğu veya bir şahsı zarara sokmak maksadıyla onunla her türlü ilgiyi kesme. * Bir işten geçici olarak çekilme; işe çalışmaya hep birlikte katılmama.
BOYLAM→t. Yer yüzünde bir yerin başlangıç dairesine olan uzaklığının açı cinsinden değeri. (Bak: Tul)
BOZKIR→Yağışlı mevsimler de yeşeren ot cinsinden bitkilerin ve bazı bodur ağaçların yetişebildiği yarı kurak yer.
BOZOK→Bugünkü Yozgat vilâyetimizin Osmanlılar devrindeki adı.
BÖN→Budala ahmak saf.
BRONŞ→yun. Tıb: Nefes borusunun akciğerlere giden iki kolundan her birinin adı.
BU'→Bir şeyi kucaklayıp çekmek.
BU(Y)→f. Koku râyiha.
BUAK→Şiddetli sel. * Şiddetli ses sadâ. Haykırış. * Birden bire ansızın gelen yağmur.
BU'BAB→Cemaat topluluk.
BUBÜRD(EK)→f. Andelib bülbül.
BU'D→(C.: Eb\'ad) Uzaklık. Baid olma. * Aralık. * Geo: Bir cismin uzunluk genişlik ve derinliği.
BU'D-İ MESAFE→Gidilen yolun uzaklığı.
BUD→f. Varlık.
BUD U NEBUD→f. Var-yok. * Oldu-olmadı.
BUDALA→Zekâca geri salak.
BU'DAN→(Baid. C.) Uzaklar ırak yerler.
BUDEÎ→f. (Hindistan\'da) Buda Dininden olan.
BUDENE→f. Bıldırcın kuşu.
BUDHA→Sâha. Avlu meydan.
BUDU'→Can sıkılması. * İdrak etme anlama.
BUG→f. Elde omuzda kucakta taşınmak üzere hazırlanmış eşya çıkını.
BUGAS→Leşle beslenen kuşlar leş yiyen kuşlar.
BUGAT→(Bâgî. C.) Haksızlık edenler âsiler serkeş kimseler.
BUGRA→f. Turna kuşu veya turna kuşu sürüsünün önünde uçan turna horozu.
BUĞZ→Sevmeme. Birisi hakkında gizli ve kalbi düşmanlık hissetme. Kin husûmet.
BUH→Zeker.* Nefis.
BUH(E)→Erkek baykuş. * Çakır doğan.
BUHALA'→(Bahil. C.) Tamahkârlar cimriler.
BUHAR→Suyun buğu haline gelmiş şekli. * Seyyal lâtif cisim.
BUHARÎ→(Hi: 194-256) Buhâralı. 600 bin hadisten seçilen 7275 hadis ile en mu\'teber ve en sahih Sahih-i Buharî ismi ile anılan hadis kitabının müellifi. (Bak: Kütüb-ü Sitte)(Buharî ve Müslim ki Kur\'andan sonra en sahih kitab olduklarını ehl-i tahkik kabul etmiş. M.)
BUHAYRA-İ RAHİB→(Bak: Bahira)
BUHAYRE→Göl. Küçük deniz.
BUHBUHA→Saha. Alan orta yer.
BUHHA→Boğaz kısılmak.
BUHL→Bahillik eli dar olma cimrilik tamahkârlık pintilik.
BUHLE→f. Semizotu.
BUHNUK→Kadınların başlarına örtüp iki uçlarını çenesi altına bağladıkları bez. (Türkçe "destâr" derler)
BUHRAN→Sıkıntı. Darlık. Nöbet. Kriz. Hastalığın ağır zamanı. * Bir işin tehlikeli ve karışık hâl alması.
BUHT→Arabî ile Acemîden doğmuş develer.
BUHT→f. Veled oğul mahdum.
BUHTEC→Pişmiş.
BUHTER→Her şeyin esası aslı. * Kısa boylu.
BUHTİYYE→Melez dişi develer.
BUHTU®→f. Ra\'d gök gürültüsü.
BUHU→Mütevazi bir şekilde hakkını isteme.
BUHUH→Ses kısıklığı.
BUHUL→Tamahkârlık cimrilik.
BUHUR→Tütsü. (Bak: Bahur)
BUHUR-DÂN→f. Tütsülük.
BUHUR→(Bahr. C.) Denizler.
BUJENE→f. Tomurcuk. * Henüz açılmamış çiçek.
BUK→Düdük. Boru.
BUK'A→Yer parçası ülke. * Boş ve ıssız yer. * Sağlam ve büyük bina. * Benek leke.
BUKALEMUN→f. Bulunduğu yerin rengine giren fare büyüklüğünde böcek yiyen bir hayvan. * Mc: Sık sık fikir ve kanaat veya meslek değiştiren.
BUKET→Fr. Çiçek demeti.
BUKKARÎ→Musibet belâ âfet felâket.
BUKTA→Perişan pejmurde dağınık dökük saçık. * Cemaat güruh topluluk kalabalık.
BU'KUKE→İzdiham kalabalık.
BUKYA→Sonsuzluk bâkilik ebedilik.
BULVAR→Fr. Geniş ve ağaçlı cadde.
BUM→f. Yer toprak zemin memleket yurt.* Huy haslet tabiat. * Sürülmemiş tarla arazi.
BUM(E)→f. Zool: Baykuş.
BUMBAR→f. Koyun ve benzeri gibi hayvanların kalın bağırsağı. * İçine kıyma pirinç vs. doldurulmuş bağırsakla yapılan bir cins yemek.
BUMEHEN→(Bumehin) f. Deprem zelzele yer sarsıntısı. * Koyun bağırsağı.
BUN→f. Nihâyet dip. * Kolay suhûletli. * Rahim. * Temizlenmiş olan koyun bağırsağı.
BUNDUK→Yuvarlak küçük taşlar. * Yuvarlak küçük kurşun. * Fındık.
BUR→Hayırsız kişi. * Ekine elverişli olmayan tarla.
BUR→f. Fıstıkî renk. * Sülün. * Doru at.
BUR'→(Bak: Ber\')
BURA→(Bak: Bevr)
BURAHA→şiddet. Ezâ ve meşakkat.
BURAK→Binek. Cennet\'e mahsus bir binek vâsıtası.(Kelimenin kökü; (Berk) dir. Burak\'ın Hadis-i Şerife göre ta\'rifi: "Merkepten büyük katırdan küçük hacimde bir dâbbe ki; ayağını gözünün müntehasına basar." Bu ise bir berk ve elektrik sür\'atini anlatır. (E.T. sh: 3150)
BURC→Muayyen bir şekil ve sûrete benzeyen sâbit yıldız kümesi. * Tek hisar kule kale çıkıntısı. * Dünyaya göre güneşin döndüğü yerin onikide bir kadarı.
BURCAS→Hedef. Yüksek bir yerde bulunan nişangâh.
BU'RE→Çukur. * Çölde çukur tarzında yapılan ocak.
BURHAN→(Bak: Bürhan)
BURİYA→f. Hasır.
BURJUVA→Fr. Orta halli olup ne çok zengin ve ne de çok fakir olan halk. Eskiden Avrupa\'da köylü ve asilzade olmayıp şehirde yaşayan halka denirdi. Kendi başına işi ve malı olan ücretle çalışmayan ferde bağlı iş hayatını güden sınıftan olan.
BURJUVAZİ→Fr. Burjuvaların meydana getirdiği içtimaî (sosyal) sınıf. Avrupa\'da burjuvazi ticaret ve sanayi ile zenginleşti. Soylular sınıfı ile mücadele ederek Fransız İhtilali ile iktidara geldi. İhtilalde işçilerin köylülerin fakir halk tabakalarının desteğini sağladı. Onlara eşitlik hürriyet adalet vaad etti. İktidara gelince menfaatlerinin bu çalışan sınıflarınkiyle çatıştığını görerek vaadini yerine getirmedi. Buna karşılık olarak işçiler arasında sosyalizm fikriyle teşkilâtlanma başladı. Bu yeni hareket de yalan sözlerle köylülerin desteğini de sağlıgirsin bir tarafına ..!!! Rusya\'da 1917\'de kanlı bir ihtilalle iktidarı ele geçirdi. Burjuvaziyi ortadan kaldırdı o da vaatlerini yerine getirmedi. Burjuvazi mülkiyeti kişinin hakkı saydı ve kişi tahakkümünü getirdi. Sosyalizm mülkiyeti cemiyetin ortak hakkı saydı ve cemiyet adına bir azınlığın elinde bulunan devlet tahakkümünü getirdi. Siyasi hukuki bütün kuvvetleri elinde bulunduğu için devlet tahakkümü çok daha şiddetli insafsız zalim ve kanlı olmuştur. İslâm dini mülk sahibi olarak Allah\'ı kabul ettiği için kişi tahakkümünü de devlet tahakkümünü de reddeder. Bu sebeple insanlık için tek kurtuluş yolu İslâm\'dır.
BURKAT→Sanem heykel put.
BURKU'→(Berku\') Kadınların yüz örtüsü peçe. * Kâbe örtüsü. * Yedinci kat gök.
BURS→Fr. Devlet veya bazı müessese yahut şahıslarca tahsil veya ilmî tetkik için gerekli masraflara kullanmak üzere verilen para.
BURUC→(Burc. C.) Burçlar hisarlar kuleler. (Bak: Büruc)
BURUT→Bıyık.
BURZAG→Şişmanca etine dolgun delikanlı. * Delikanlılık çağındaki neşe.
BUS→f. "Öpen" mânasına gelerek birleşik kelimeler yapılır. Meselâ: Damen-bus $ : Etek öpen.
BUSA→Bir gemi cinsi.
BUSAK→Ağız suyu.
BUSAT→(Bisat. C.) Bisatlar döşekler kilimler minderler keçe yaygıları.
BUSAYRÎ→(Şeref-üd-din) (Mi: 1213-1295) Busayr\'da doğdu. Meşhur Arap şair ve hattatıdır. "Kaside-i Bürde" sahibidir. Esas ismi "El-Kevakib-üd-Dürriyye fi Medh-i Hayrilberiyye" olan kasidesine; tutulmuş olduğu hastalıktan rü\'yasında Resûlullah\'ın hırkasını (bürde) üzerine örtüp şifa bulması sebebiyle "Kaside-i Bürde" ismini vermiştir.
BUSE→f. Öpme.
BUSE-CÂ→f. Öpecek yer.
BUSE-ÇİN→f. Öpücük alan öpücük toplayan.
BUSE-GÂH→f. Öpülecek yer.
BUSENDE→f. Öpen öpücü.
BUSEYLA'→Pazu dedikleri ot.
BUSE-ZEN→f. Öpen öpücü.
BUSİDE→f. Öpülmüş.
BUSİDEN→f. Öpmek.
BÛSİŞ→f. Şapırtılı öpüş.
BUSTAN→f. Çiçek ve gül kokularının çok olduğu yer bahçe.
BUSTAN-BÂN→f. Bahçıvan.
BUSULA→Pusula.
BU'SUSA→Küçük canavar.
BU'SUT→Derenin ortası.
BUTAKAT→(C.: Bevatık) Pota dedikleri kap ki içinde maden eritirler.
BUTHA→İyi huy güzel haslet. Müsbet alışkanlık.
BUTHAN→Medine-i Münevvere\'de bir derenin adı.
BUTİN→Menazil-i Kamer\'den üç yıldız.
BUTLAN→Haksızlık. Bâtıl olma. Boş ve abes olmak. Hak olmamak.
BUTLAN-I HİS→Ameliyat için bir uzvun hissinin iptâli duyarsız hâle getirilmesi.
BUTM→Çitlenbik ağacı. (Yemişine "habbet-ül hadar" derler.)
BUTU'→Geç kalma gecikme.
BUTUL→Çürüklük boşluk beyhudelik.
BUTULE→Çok kahraman ve bahadır olmak.
BUTUN→(Batn. C.) Batınlar karınlar kucaklar. * Nesiller soylar.
BUTV→Eğlenmek geç gelmek.
BUUC→Karında olan yaralar.
BUULE→Kadın eş zevce.
BUULET→Zevciyet. Karıkocalık. * İmtinâ ve red ve muhalefet etmek.
BUUS→Sefalet. Yokluk içinde olma.
BUY→f. Koku. * Ümit umma. * Sevgi muhabbet. * Tamah.* Huy. Tabiat. * Kısmet pay nasib.
BUY-İ EZHAR→Çiçeklerin kokusu.
BÛYA→Güzel kokulu.
BÛYAHYA→Azrail (A.S.)
BÛYÇE→f. Sarmaşık (nebat)
BÛY-DAR→f. Kokulu.
BUYE→Özleme hasret.
BUYİDEN→f. Koklamak koku almak.
BUY-PEREST→f. Av köpeği.
BUYRULTU→t. Sadrazam kaptan-ı derya vezir beylerbeyi gibi devlet erkânının yazılı emirleri.
BUZAK→Tükrük. (Ağızda "buzak" ağızdan çıksa "rıyk" denir.)
BUZİNE→Maymun.
BUZRA→Üst dudağın ortasından dışarı taşan et parçası.
BÜAK→Yağmuru şiddetle yağan bulut.
BÜ'BÜ'→Her nesnenin aslı. * İzzet kerem. * Zeyrek akıllı zarif kişi. * Hâkim seyyid. * Gözbebeği. * Mc: Çok kıymetli ve değerli olan şey.
BÜC→f. Keçi.
BÜCAL→f. Ateş koru. * Kömür.
BÜCBÛHA→Bir yerin orta kısmı. Orta yer.
BÜCC→Kuş yavrusu.
BÜCDET→İlim bilgi.
BÜCEYR→Ashab. Etba\'.
BÜCR→Şaşılacak taaccüb edilecek şey. * Şer kötü iyi olmayan.
BÜCRİYY(E)→Musibet belâ felâket âfet.
BÜCUD→Bir yerde mukim olma oturma. İkamet.
BÜCÛL→f. Tıb: Topuk kemiği. Aşık kemiği.
BÜÇ→f. Avurt. Ağzın iç tarafı.
BÜD→f. Sâhip. * Maşa.
BÜDAD→Nasip hisse pay. * Nihayet son.
BÜDAE→Her şeyin öncesi evveli.
BÜDBÜDEK→f. İbibik kuşu çavuş kuşu hüdhüd.
BÜDD→Uzaklaşma. Birbirinden uzak düşme. * Perâkende etmek dağıtmak. Put sanem. * Firak. * Tâkat kudret.
BÜDDE→Nasib hisse pay. * Nihayet son.
BÜDN→Yoğun gövdeli ve şişman olmak.
BÜDUH→Yürümek meşy. * Esmâullahdan bir isim. (Vedud mânâsına)
BÜDUR→İleri geçme hızla geçme.
BÜDÜN→(Bedene. C.) Kurbanlık develer.
BÜDÜV→Görünür hâle gelme. Aşikâr olma. Zâhir hâle gelme.
BÜFE→Fr. İçinde sofra takımı konulan dolap. * Davetlileri ağırlamak için çeşitli yiyecek ve içeceklerin hazır bulundurulduğu masa. * İstasyon lokantası. * Sigara kibrit gazete sandviç v.s. satılan yer.
BÜGA'→İstemek talep etmek.
BÜGAS→(C.: Bügasât-Ebgıse) Ufak küçük kuşlar.
BÜGASE→Ufak kuş.
BÜGEYG→Koyun. * Besili erkek geyik. * Semiz keçi. * Bir yerin adı.
BÜGUR→Düşmek sukut.
BÜGYE→İstenen ve kasdedilen şey.
BÜH→Baykuşa benzer bir kuştur ondan küçüktür. Dişisine büvâhâ derler; ahmak akılsız kimseyi ona benzetirler. * Puhu.
BÜHAR→Deniz balıklarından bir beyaz balık.
BÜHARİSE→Altın ve gümüşten üç kıntar veya üçyüz rıtıl.
BÜHAT→Bühtan edici iftiracı.
BÜHBUHA→Bir yerin ortası orta yer.
BÜHHÜT→Haramzâde ***.
BÜHLUL→Güzel yüzlü.
BÜHMÂ→Dikenli ağaç.
BÜHME→(C.: Bühüm) Cemaat topluluk.* Leşker. * Bahâdır kahraman.
BÜHR→Galip olmak. * Yürümekten nefesini tez tez verip solumak.
BÜHRE→Geniş yer büyük mekân. * Kesik kesik soluyuş. * Dere içindeki sazlık ve çayırlık.
BÜHSUL→İri gövdeli kimse.
BÜHT→İftira isnad edilen yalan. * Bir seyyarenin bir günlük hareketi.
BÜHTAN→İftira. Birisine yalandan bir şey isnad etme. Birisini suçlu gösterme. * Dalgınlık. * Medhûş ve mütehayyir olma.
BÜHTÜR(E)→Bodur kısa boylu.
BÜHUR→Büyük emir.
BÜHUR→Işıklı nurlu aydınlık.
BÜHÜT→(Behût. C.) İşitenleri hayrete düşürecek kadar olan iftira ve yalanlar.
BÜHÜVV→(Behv. C.) Misafirlere mahsus odalar. * Hayvanlar için yerin altına yapılmış ahırlar.
BÜJHAN→f. Gıpta etme imrenme.
BÜJMEJE→f. Kaya keleri kertenkele.
BÜJUL→f. Aşık kemiği; topuk kemiği.
BÜKÂ→Ağlama.
BÜKÂ-Yİ SÜRÛR→Sevinçten dolayı akan gözyaşı.
BÜKÂ-ÂLÛD→f. Ağlatıcı gözyaşı döktürücü.
BÜKÂ-ENGİZ→f. Ağlatıcı. Gözyaşı döktürücü.
BÜKÂT→Ağlayanlar.
BÜKMÂ→(Ebkem. C.) Dilsizler. Ebkemler.
BÜKRE→Erken. Sabah vakti.
BÜKSE→Kiremit parçası. * Saksı.
BÜKY→Ağlayıcılar ağlıyanlar.
BÜL'A→Değirmen taşının tane dökülecek yeri.
BÜLÂG→f. Pınar çeşme.
BÜLÂLET→Islaklık nemlilik yaşlık.
BÜLBÜL→(C: Belâbil) Andelib. Güzel öten bir nevi kuş.
BÜLBÜL-İ NÂLÂN→Ağlıyan bülbül.
BÜLBÜL-İ ZÂR→İnleyen bülbül.
BÜLBÜLAN→(Bülbül. C.) Bülbüller. Andelibler.
BÜLBÜLE→(C.: Belâbil) Emzikli bardak.
BÜLBÜLVEŞ→Bülbül gibi.
BÜLCET→Genişlik vüsat.* İki kaş arasında olan açıklık.
BÜLDAN→(Belde ve Beled. C.) Beldeler şehirler iller memleketler.
BÜLEGA→(Belig. C.) Beliğ olanlar Belâgat sâhipleri. Belâgat ilmi mütehassısları. Edebiyatçılar.
BÜLEHNİYE→Maişet genişliği. * Gani olmak zenginleşmek.
BÜLEND→f. Yüksek büyük.
BÜLEND-ÂVÂZ→f. Haykırma yüksek ses.
BÜLEND-HİMMET→f. İyi çalışır.
BÜLENDÎ→f. Yükseklik yücelik.
BÜLEND-PÂYE→f. Rütbesi yüksek pâyesi bülend olan.
BÜLGA→Maaşa yetecek nesne.
BÜL-GAME→f. Herşeye hevesli olan.
BÜLGAT→Geçinmeye kâfi gelecek kadar olan şey.
BÜLHEVES→f. Heves ve isteği çok maymun iştahlı.
BÜLKA→Kısa boylu. * Bir kuşun adı.
BÜLKUT→(C.: Belâki) Bir hurma cinsi. * Ot ve su olmayan harap ve boş yer. * Yalan yere yemin etmek.
BÜLLET→(C.: Bilâl) Hurmanın ıslanıp yaş olması.
BÜLS→İçine incir koyulan kilimden dokunmuş büyük çuval.
BÜLSÜN→Mercimek mesabesinde hububattan bir habbe. (Bâzı yerde mercimek de derler.)
BÜLTEN→Fr. Halka bilgi veren özet olarak yazılmış resmi yazı. * Bir müessesenin kurumun faaliyetlerini tanıtan ve belli zaman aralıklarıyla yayınlanan mevkute.
BÜLUC→Zâhir olmak gözükmek. Parlamak ruşen olmak.
BÜLUD→Mukim olmak ikamet etmek oturmak. * Köhne olmak eskimek. * Meclise geç gelmek.
BÜLUĞ→Erginlik. Olgunluk. Çocukluk devresini tamamlayıp ergenliğe geçiş. Ergenliğe ulaşan genç namaz kılmak ve oruç tutmak gibi farzlarla mükellef (yükümlü) olur. * Yaklaşıp çatma.
BÜLUH→Beceriksiz âciz. * İşe yaramama yorgun ve bitkin olma.
BÜL'UM→Gırtlak hançere.
BÜM→(C.: Ebvam) Baykuş.
BÜN→Meziyyet üstünlük.
BÜN→Temel esas kök netice son.
BÜN-İ HİSÂR→Hisarın dibi.
BÜNDAD→f. Temel. Binanın esası. * Destek payanda. Duvar set.
BÜNDAR→f. Zengin asil ve kibirli kişi.
BÜNDUKA→(C.: Bünduk Benâdik) Fındık tanesi. * Kemankere taşı. Küçük yuvarlak taş.
BÜNİYYE→(C.: Büniyyat) Her nesnenin aslı ve yaratılması fıtrat. * Sazan balığı. * Meçhul yol.
BÜNLAD→f. Destek payanda duvar set. * Temel. Esas bina.
BÜNN→Yemen kahvesi.
BÜNUD→(Bend. C.) Büyük bayraklar sancaklar.
BÜNÜVVET→Evlâtlık oğulluk.
BÜNYAD→f. Temel esas. Yapı binâ.
BÜNYAMİN→Yakup Aleyhisselâm\'ın en küçük oğlu.
BÜNYAN→Yapı. Bina. Duvar. Esas. Yapı yapmak.
BÜNYAN-I KAVÎ→Sağlam bina.
BÜNYAN-I MERSUS→Kaynaşmış sağlam bina. Birbirine kurşunla kenetlenmiş sağlam yapı.
BÜNYE→Bir şeyin vücut yapısı. Vücut beden. Fıtrat. * Şekil tarz sûret.
BÜNYE-HÎZ→f. Vücudu canlandıran bünyeyi kaldıran.
BÜR'→(Büru\') Hastanın iyileşmeğe başlaması. * Kurtulmak. * Fazilette ve bilgide üstünlük. (Bak: Ber\')
BÜRA'→Ağaç yongası. Törpüden çıkan talaş.
BÜRA→Kamıştan yapılan hasır.
BÜRABE→Kalem yongası törpüden çıkan talaş.
BÜRAD→Soğuk.
BÜRADE→Eğeden çıkan talaş ki "bürâde-i zeheb bürâde-i fizza ve bürâde-i hadid" denir.
BÜRAKA→Bütün gün yüzünü süsleyen kadın. * Yemek sırasında bir kimseye kızıp yemeği kimseye vermeyip yalnız yiyen kadın.
BÜRAM→Kene dedikleri böcek.
BÜRAYE→Yontulan ağaçtan çıkan yonga.
BÜRBUR→Bulgur. (Buğdaydan yapılır.)
BÜRC→(C.: Bürûc-Ebrac) Hisar. * Yıldız.
BÜRCAS→Havada ağaç başında olan nişan.
BÜRCEME→(C: Berâcem) Parmak boğumu.
BÜRCÜD→Arap elbiselerinden bir nevi kalın elbise.
BÜRD→f. Bilmece bulmaca.
BÜRDA→Tıb: Sıtma hastalığı.
BÜRDBAR→f. Ağırbaşlı. Sabırlı mütehammil uysal tahammüllü kimse.
BÜRDBARÎ→f. Ağırbaşlılık sabırlılık.
BÜRDE→Hırka. Üstten giyilen libas elbise.
BÜRDEK→f. Küçük bilmece.
BÜRDÎ→Hurmanın iyisi.
BÜRE→(C.: Bürât-Bürâ-Bürin) Deve burnuna takılan halkalar. * Bilezik gibi olan halkaların her birisi.
BÜREHA→Şiddetli azab. Sıkıntı.
BÜREHNE→f. Açık yalın çıplak.
BÜREHNE-GÎ→f. Çıplaklık.
BÜREHNE-SER→f. Başı açık.
BÜRESA'→Nâs mânâsına kullanılan bir isim.
BÜREYDE BİN EL-HUSAYB EL-ESLEMÎ→
Horasan diyarında en son hicri 62 veya 63 yılında vefat eden sahabedir. (R.A.). Müslümanların ilk sancaktarıdır. 177 Hadis-i Şerif nakletmiştir. 14 tanesi Buharî ve Müslim\'de mezkûrdur.
BÜRGUR→Buzağı.
BÜRGUS→(C.: Beragis) Pire.
BÜRHAN→Delil hüccet isbat vasıtası. * Man: Yakînî mukaddemelerden meydana gelen kıyas. * Red ve inkâr için itiraz kabul edilmeyecek surette isbat-ı hakikat eden kavi hüccet.(Bir bürhan ile elde edilen netice-i tevhidi buzı insanlar isti\'zam ile dar zihinlerine sıkıştıramazlar. Veya bozuk hayalleri tahammül edemez. Bu hule karşı o kat\'i sahih bürhanı reddetmek üzere: "Bu neticeyi bu kadar azametiyle şu bürhan (onu) intac edemez." diye bahaneler ile kabul etmez. O miskin bilmez mi ki neticenin kayyûmu imandır. Bürhan ancak onu görmek için bir menfezdir. Veya bir süpürge gibi o neticeye konan vehimleri süpürür. Maahâza bürhan bir değildir bin değildir. Zerrat-ı âlem adedince bürhanlar vardır. M.N.)
BÜRHAN-I AKLİYYE→Akla dayanan bürhan.
BÜRHAN-I ENFÜSÎ→İnsanın içinde ve hayatında görünen bürhan. Nefse ve şahsa ve içe ait bürhan.
BÜRHAN-I İNNÎ→Hâdiselerden kanunlarına neticelerden sebeblerine ve eserden müessire olan delil. Dumanın ateşe delil olması gibi.
BÜRHAN-I KATI'→Kat\'î en sağlam ve şeksiz delil. * Farsça bir lügat kitabının ismi.(İşte şu Zât (A.S.M.) şu mevcûdat Hâlikının vahdaniyetinin hakkaniyeti derecesinde hak bir bürhan-ı nâtık bir delil-i sâdık olduğu gibi haşrin ve saadet-i ebediyenin dahi bir bürhan-ı kâtıı bir delil-i sâtııdır. S.)
BÜRHAN-I LİMMÎ→Kanunlardan hâdiselerine sebeblerden neticelerine ve müessirden esere olan istidlâl. Yani eseri meydana getirenden esere olan delil. Kablî delil. Ateşin dumana delil olması gibi.(Kelime-i şehâdetin iki kelâmı birbirine şahiddir. Birincisi ikincisine bürhan-ı limmîdir ikincisi birincisine bürhan-ı innîdir. M.) (Bak: Limmî)
BÜRHAN-I MANTIKÎ→Kesin kaziyelerden teşkil ettirilen kıyasa bürhana denir.
BÜRHAN-I NÂTIK→Konuşan bürhan. Mecaz olarak Peygamberimiz Hz. Muhammed (A.S.M) kastedilir ki; bütün hakikatları isbat ve izhar etmiştir.
BÜRHAN-I NÜBÜVVET→Peygamberliğin hak olduğunu isbat eden bürhan ve delil. (Bürhan-ı risalet de aynı mânâdadır.)
BÜRHAN-I RİSALET→(Bak: Bürhan-ı nübüvvet)
BÜRHAN-I SÂTI'→Aşikâr şeksiz ve şüphesiz parlak delil. (Bak: Sâtı\')
BÜRHAN-ÜT TEMÂNÜ'→İstiklâliyet ulûhiyetin zâtî bir hassası ve zaruri bir lâzımı olduğuna dair ve şirkin butlanını isbat eden delil ki; eşyanın yaradılışı müteaddit ellere ve esbaba verilse âlemdeki nizam bozulup karışıklıklar çıkacağını gösterir isbat eder.
BÜRHE→Zaman an müddet.
BÜRHİN→Zahmet güçlük zorluk.
BÜRHUN→f. Duvar. Kemer. * Çember daire. * Hâne ev ve kale kapısı. * Mâni engel çit. Avlu.
BÜRİD→Oniki mil.
BÜRİDE→f. Kesilmiş.
BÜRİDE-SER→f. Başı kesik.
BÜRİN→f. Dilim (Daha çok meyveler için kullanılır.)
BÜRKA→(C.: Birak) Taşlık yer.
BÜRKA'→Kadınların örtündükleri yaşmak peçe.
BÜRKAN→Yanardağ volkan lavlar saçan dağ.
BÜRKE→Martı. * Kurbağa. * Havuz. * Küçük göl.
BÜRME→(C.: Birem-Birâm) Çömlek yapımında kullanılan yumuşak taş. * Çömlek. * Baş örtüsü.
BÜRNA(H)→f. Yiğit delikanlı genç.
BÜRNAK→f. Delikanlı yiğit genç.
BÜRNÜS→(C.: Berânis) Bir uzun takke. (İbtidâ-i İslâm\'da ruhbanlar giyerlerdi.)
BÜROKRASİ→Fr. Hükûmet dairelerinde aşırı kırtasiyecilik muamele çokluğu. İşlerin yürütülmesinde şekilciliğin ve idarî işlemlerin ağır basması hâli. Devlet görevlilerinden meydana gelen zümre veya sınıf. Memurlar sınıfı. Bürokrasi her çeşit rejimde tahakküm vasıtası olmaktadır. Oysa İslâmiyet\'te devlet makamları tahakküm değil hizmet makamıdır. Devlet görevlileri müslüman halkın hizmetindedir kendileri saygı beklemez saygılı davranır. Kimseye tahakküm edemez. Çünkü Allah\'ın emirlerine uymak zorundadır. Hazreti Ömer (RA) devlet başkanı olunca "Allah\'ın emirlerinin dışına çıkarsam beni kılıçlarınızla doğrultun" demekle bunun örneğini vermiştir. Zulüm ve tahakkümü kaldırarak adaleti getirmiştir. Gerçek adalet ve hürriyet ancak İslâm\'da vardır.
BÜROKRAT→Fr. Memur sınıfından olan. * Devlet işlerinde muamelelerde şekle aşırı ehemmiyet veren.
BÜRR→Buğday.
BÜRRAN→f. Keskin kesici.
BÜRS→Ardıç ağacının meyvesi.
BÜRSAN→f. Ejderha büyük yılan.
BÜRSUTE→Tehlikeli yer.
BÜRSÜN→(C.: Berâsin) İnsan eli. * Vahşi hayvanların pençesi. * Develere vurulan bir nevi damga.
BÜRT→Nebat şekeri. Zelil aşağılık kimse. * Balta.
BÜRTULE→(C.: Bürtul) Kalpak dedikleri keçe takke. * Rüşvet.
BÜRU'→Fazilet ilim ve iyilikte benzerlerine olan üstünlük. * (Hasta) iyiliğe yüz tutma.
BÜRUC→(Burc. C.) Burç aslında âşikar şey mânasına gelir. Her bakanın gözüne çarpacak şeklide zâhir olan yüksek köşk mânasına da kullanılmıştır. * Bunlara teşbihen veya zuhur mânâsıyla semâdaki bir kısım yıldızlara veya bazı yıldızların toplanmasından meydana gelen şekillere ve farazi suretlere burc denilmiştir. Bilindiği gibi yıldız kümelerini felekiyatçılar muayyen bâzı suretlere benzeterek her mevsim ve ayda göründükleri şekillere göre isimlendirmişlerdir.Bunların altısı şimal (kuzey) altısı cenub (güney) cihetinde olarak oniki burç kabul edilmiştir. Bu burçların bulundukları sahaya da mıntıkat-ül burûc ismi verilmiştir. Burçların isimleri Hamel Sevr Cevzâ Seretan Esed Sünbüle Mizan Akrep Kavs Cedi Delv ve Hut\'tur.
BÜRUC SURESİ→Kur\'an-ı Kerim\'in 85. suresi olup Mekke-i Mükerreme\'de nazil olmuştur.
BÜRÛD→Berd soğuk. * İşten soğuma bıkma.
BÜRUDET→Soğukluk. Soğuk olmak. Hararetsizlik. * Mc: Münasebetteki soğukluk. Münaferet. Muhasama.
BÜRUDET-İ MUAMELE→Yapılan muamelenin soğukluğu.
BÜRUFE→f. Mendil. * Sarık. * Kuşak bel kuşağı. Forma.
BÜRUK→Bir şeyin şakıması parlaması. * (Berk. C.) Berkler şimşekler.
BÜRUK→Un helvası undan yapılan bir nevi helva. * Büyük oğlu varken evlenen kadın. * Deve çökmek (mânâsına mastardır.)
BÜR'UM→Açılmamış gonca çiçek.
BÜR'ÛME→(C.: Bür\'um - Berâim) Açılmamış tomurcuk gonca çiçek.* Gül gılafı.
BÜRUZ→Zâhir olma belirme meydana çıkma. Çıkmak.
BÜRZEA→(C.: Berâzi) Yuna dedikleri keçe ki eyer altına koyarlar teğelti de derler.
BÜRZU'→Dolu dolmuş mümteli.
BÜ'S→Güçlük zorluk. * Fakirlik.
BÜSAK→Tükürmek.
BÜSED→Kırmızı boncuk. * Mercan.
BÜSLE→Efsuncuya verilen ücret.
BÜSLET→Nam şöhret ün şan.
BÜSRE→Herşeyin ucu ve başı. * Herşeyin tâzesi. * Genç kız veya oğlan. * Hurma koruğu. * Biraz büyümüş olan ekşi ot.
BÜSSED→Mercan taşı.
BÜSTAH→f. Edebsiz küstah utanmaz.
BÜSTE→f. Fındık.
BÜSTÛKA→(C.: Besâtik) Küçük küp. Küpçük.
BÜSUK→Bir kimsenin akranına üstün olması. * Ağacın uzaması. * Uzunluk.
BÜSUL→Beddua lânet.
BÜSUT→Cömertlik civanmertlik. El açıklığı.
BÜSÛTA→Genişlik. * Tekellüfsüzlük.
BÜŞ→f. At yelesi. * Kahkül. * Noksan eksik.
BÜŞİY→Fakir ve evlâdı çok olan kimse.
BÜŞRA→Müjde. Sevinçli hayırlı haber. * İncil\'in bir ismi.
BÜT→f. Put heykel. Sanem.
BÜTÇE→Fr. Devletin veya diğer kuruluşların yıllık gelir ve giderlerini (sarfiyat ve varidatlarını) gösteren ve bunlarla ilgili harcamaları tayin eden hesap işleri.
BÜTEKA→(C.: Bevâtık) Pota dedikleri âlettir ve kuyumcular içinde altın ve gümüş eritirler.
BÜTEYRA→Sonunda evlâdı kalmayan. * Vitir namazını bir rekat kılmak. * Şems güneş. * Sabah.
BÜTLAL→f. şaşa kalan hayret eden hayran olan.
BÜTPEREST→f. Putu mâbut ittihaz eden. Heykellere ibâdet eden. (Bak: Putperest)
BÜTŞİKEN→f. Put kıran.
BÜTU'→Uzaklaşma. * Kesilme.
BÜTUL→Bâtıl olmak.
BÜTUN→(Batn. C.) Batınlar karınlar kucaklar. * Soylar nesiller.
BÜÜRE→Çukur kazmak. * Çukur.
BÜVAN→(C: Ebvine) Çadır direği direk.
BÜYU'→(Bey\'. C.) Satışlar. Satın almalar.
BÜYUD→Yok olma hiç olma in\'idam.
BÜYUN→Geniş ve derin kuyu. * Mıntıkalar bölgeler yerler.
BÜYÛT→(Beyt. C.) Beytler evler.
BÜYÛTÂT→(Büyût. C.) Asilzâde aileleri. * Asil kimseler soylu kişiler. * Ev kümeleri.
BÜYÛZ→(Beyz. C.) Yumurtalar.
BÜYÜ→Cin gibi manevî varlıklar aracılığı ile insan veya başka varlıklar üzerinde etki meydana getirme işi. Dinimiz büyücülerin şerrinden kötülüklerinden Allah\'a sığınmamızı emreder. Müslüman büyücülük yapmaz.
BÜYÜKLENMEK→t. Kendini büyük görmek büyüklük taslamak. (Kötü huylardan biridir günahtır.)
BÜZ→f. Keçi.
BÜZ→Harap yer.* Fâsid nesne. * Helâk.
BÜZA'→Kibar zarif.
BÜZAA→Kibarlık incelik zerafet.
BÜZAK→Salye tükrük.
BÜZARE→Üst dudakta fazlalık olarak sarkık deri olması.
BÜZ-BAN→f. Keçi çobanı.
BÜZBÛN→Altıda bir südüs.
BÜZGALE→f. Keçi yavrusu oğlak.
BÜZİÇE→f. Oğlak. Küçük yavru keçi.
BÜZM→Kesin karar ve tahammül. * Sertlik kuvvet. * Doğru rey.
BÜZR→Herkesin sözünü dinleyen. Dinleyici.
BÜZÛ'→Doğmak tulû\' etmek.
BÜZUL→Yarılmak inşikak.
BÜZUR→(Bezr. C.) Tohumlar çekirdekler.
BÜZUZET→Perişanlık kıyafetsizlik pejmürdelik bezazet.
BÜZÛZET-İ HÂL→Kıyafet pejmürdeliği hâl perişanlığı.
BÜZÜRG→(C.: Büzürgân) f. Cesim kebir azîm büyük ulu. * Reis baş başkan şef. * Türk musikisinde bir mürekkep makamın adı.
BÜZÜRGÂN→(Büzürg. C.) Büyükler azimler cesimler ulular.
BÜZÜRGÂNE→f. Büyük ulu bir kimseye yakışacak sûrette.
BÜZÜRGÎ→f. Azîm olmak. Büyüklük. Ululuk.
BÜZÜRGMENİŞ→f. Yüksek fikirli fikirleri değerli olan.
BÜZÜRG-SAL→f. İhtiyar yaşlı.
BÜZÜRG-VAR→f. Büyük saygıdeğer ulu (kimse).
BÜZZAKA→Kabuksuz sümüklü böcek.
 

 


 

Osmanlıca Sözlük  / Osmanlıca  Sözlüğü 


【 Bölüm  Cc】

 

奥斯曼突厥语词典-Cc

 

CÂ→f. Yer. Mekân. Mevki.
CÂ-Yİ BEHİŞTÎ→Cennet gibi yer.
CÂ-Yİ İŞTİBAH→Tereddüt edilecek nokta.
CÂ-Yİ MÜLAHAZA→Düşünülecek nokta. Mülahaza edilecek mes\'ele.
CÂ-Yİ PENAH→Sığınılacak yer.
CÂ-Yİ RAHAT→Rahat edilecek yer.
CA'AB→Bileyci.
CAADET→Etli semiz ve kıllı kişi. * Su kenarında biter bir ot. * Bir kabile adı.
CAADET→Kıvırcıklık.
CA'AM→Tama\' etmek.
CAAR→Sırtlan.
CA'B→Kazmak. * Atmak.
CABE→Bir cevap.
CA'BE→Ok torbası sadak.
CABECA→f. Yer yer. Ara sıra. Yerden yere. Bazı yerlerde.
CA'BER(E)→(C.: Ceâbir) Kısa boylu kimse.
CABET→Cevap vermek.
CÂBİ→(Cibâyet. den) Eskiden Evkaf gelirlerini ve zekâtları toplayan tahsildar.
CÂBİR→Cebredici zorla yaptıran.* Galib gelen. * Şefkatsiz merhametsiz. * Tekebbür ve taazzüm eden. * Aziz ve kavi olan. * Tıb: Kırıkçı çıkıkçı. * Cebir ilminin ilk kurucusu olan müslüman âlimi.
CÂBİR-ÜL-ENSARÎ→Câbir Bin Abdullah El-Ensarî (R.A.) da denir. Meşhur sahabelerdendir. Bizzat Resul-i Ekrem\'den (A.S.M.) ilim ve feyiz almış ve zamanında Medine-i Münevvere\'nin müftüsü olmuştur. En çok hadis rivayetiyle meşhur olan altı sahabeden biridir. 1540 hadis rivayet etmiştir. 19 gazada hazır bulunmuştur. Hicri 73 tarihinde 94 yaşında Medine-i Münevvere\'de vefât etmiştir. Akabe biatinde bulunan 70 Ensar\'dan Medine\'de en son vefat eden bu zattır.
CABİYE→(C.: Cevâbi) Cemaat. * İçinde su toplanan büyük havuz. * Şam diyarında bir şehir adı.
CABLUS→f. Dalkavukluk yaltaklanma. * Dalkavukluk eden yaltaklanan.
CABLUSÎ→f. Dalkavukluk yaltaklanıcılık.
CA'CA'→(C.: Ceâci) Taşsız yer. * Zindan.
CA'CAA→Değirmen sesi. * İsteklerde zorluk vermek. * Devenin çökermesi. * Çökmüş deveyi kaldırmak.
CA'CERE→(C.: Ceâcir) Hamurdan çeşitli şekiller yapıp pekmez içinde pişirip yerler.
CADD→(Câdde) Ciddi çalışkan azimli.CA\'D : Kıvırcık saç şa\'re.
CADDE→Geniş işlek büyük yol. Anayol. şah-rah.
CADDE-İ KÜBRA→Büyük cadde. * Mc: En selâmetli yol. Kur\'an yolu. Sahabe ve Peygamber vârisi olan büyük zatların müçtehidlerin yolu.
CADI→Avrupa\'da putperestlik çağından beri gelen bir inanca göre şeytanın gücünü kullanarak büyü yolu ile insanlara kötülük eden felâketler getiren kadın. Bu bâtıl inanç yüzünden birçok yaşlı masum kadın cadı diye Hristiyanların kurduğu Engizisyon mahkemeleri kararıyla yakılmıştır.
CADİ→f. Safran.
CADİ→(C. Cüdât) Sâil dilenci.
CADİB(E)→Kusur görücü. Başkalarının noksan taraflarını gören.
CADİL→Gürbüz kuvvetli kavi metin.
CADİS(E)→Viran harap yıkık. * Çorak kurak işlenmemiş ekilmemiş toprak gelir getirmeyen boş arazi.
CADU→f. Büyücü cadı. * Hortlak gulyabani. * Acuze çirkin kocakarı. * Çok güzel söz.
CADU-FENN→f. Büyücü sihirbaz.
CADU-GER→f. Büyücü sihirbaz.
CADU-SUHEN→f. Sihirlercesine söz söyleyen.CA\'F : Atmak yere vurmak.
CAFCAF→f. Ahlâksız iffetsiz kadın.CA\'FER : Küçük akarsu çay.CA\'FERÎ : Şiilerden İmam-ı Ca\'fer-i Sâdık Hazretlerine bağlı olduklarını iddia edenler.Bütün mânâsıyla İslâmiyet\'e bağlı olup şeriatın emirlerine göre amel eden ve Âl-i Beyt\'in büyük bir dinî şahsiyeti olan İmam-ı Ca\'fer-i Sâdık Hazretlerine bağlılık iddiasının doğru olması için o zat gibi olmağa ve Hz. Muhammed\'in (A.S.M.) sünnetlerini yaşamağa gayret göstermek lâzımdır.
CA'FER-İ SÂDIK→(Bak: İmam-ı Cafer-i Sâdık)CA\'FERİYYE : Caferî tarikatı.
CAFÎ→Cefa eden eziyet veren.
CAFİL→Yürürken çabuk olan kimse.
CAFÛN→Karpuz.
CAGER→f. Kuş kursağı.
CAH→(Câhe) f. Makam mansıb. Kadr itibar.
CAHAN→Yediği fayda etmeyip geç büyüyen çocuk.
CAHAR→Kuyunun içinin geniş olması.
CAHB→(C.: Echibe) Ebücehil karpuzu. * Korkudan dolayı kederli olmak.
CAHCAH→(C.: Cehâcih) Ulu şerif kişi.
CAHCAHA→Gönlünde olan sırrını gizlemek. * Çağırmak. * Su sesi.
CAHD→Bile bile inkâr etme.
CAHD-I MUTLAK CAHD-I MÜSTAĞRAK→Arab gramerinde menfî olan iki geniş zaman sigası. Muzari fiillerinin başına (Lem; $ ) ve (Len $) getirilerek olur.
CAHDEL→Semiz.
CAHDEM→(C.: Cehâdim) Ekin tarlası.
CAHDER→Kısa boylu.
CAHF→Tekebbürlenmek kibirlenmek gururlanmak.
CAHF→Övünme fahr. * şeref.
CAHFEL→Dudakları kalın olan kimse. * Asker. * Zenginlik.
CAHFELE→(C.: Cehâfil) At dudağı.
CAHH→Ayakları uzun yeşil çekirge.* Adamın beli bükülüp eğilmek.
CÂHIZ→Asıl ismi Amr İbn-ül Bahr olan ve gözünün hadekası çıkık olduğu için bu isimle anılan büyük bir Arab edibi. * Patlak gözlü adam.
CAHÎ→(Cahiye) Aşikar aleni açık meydanda ve herkesin gözleri önünde olan.
CAHİD→Mânen kavlen kalemen ve maddeten cihad eden. Mücâhid olan. Din düşmanı ile elinden geldiği kadar mânen kavlen kalemen ve maddeten cenkeden vuruşan. Mümkün olduğu kadar gayretle çalışan. Kur\'an ve İman hakikatlarının neşrinde çalışmak suretiyle mücahede eden.
CAHİD→Bildiği halde inkâr eden. Ayak direyen.
CAHİF→Kişinin kendi yanında olan şeylerin çokluğundan fahirlenmesi.
CAHİF→Uykusunda dişini öttürmek. * Çok fazla hafiflik üzerine olmak. * Nefis ruh. * İnsanın karnından çıkan ses. * Kısa. * Çok asker.
CAHİL→Tecrübesiz. Bilgisiz. Genç. Toy. * Allah\'ı unutmuş olan. Gafil. (Dünya ve kâinatta Allah\'ın bunca eserleri sergilenip dururken bunların sanatkârını ve yaratıcısını tanımamak cahilliğin en akılsızcasıdır.)
CAHİL-İ ANÛD→İnatçı cahil.
CAHİLANE→f. Câhillikle câhilce câhil kimseye yakışır şekilde.
CAHİLE→(C.: Cevâhil) Değirmen çarkı.
CAHİLİYYET→Cahilliğe âit. * İslâmiyet\'ten önceki câhiliye devrine âit. Cahiliyet sadece İslâmiyet öncesine ait değildir. Bu gün "tabiatçılık maddecilik" gibi çeşitli adlarla eski puta tapıcılık daha da yobazlaşarak devam ediyor. Allah\'ı inkâr ederken tabiatı ve maddeyi onun yerine koyarak kendilerine yeni putlar dikiyor ve kendi yaptıkları bu putlara kendileri tapıyor. (Bak: Yobaz.)
CAHİM→Çok sıcak yer.
CAHİM→Şiddetli ve kat kat birbiri üzerine yanan ateş. Çukur yerde yanan ateş. * Cehennem\'in bir tabakası.
CAHİMÎ→Cehennem gibi.
CAHİYEN→Aşikâr olarak alenen.
CAHİZ→Cesur cesaretli yiğit.
CAHL→Çekirge gibi bir büyük arı. * Büyük kırba. * Ters yuvarlayan bir böcek.
CAHMA'→Gözleri büyük ve çok kırmızı olan kadın.
CAHME→Nazar değdiren göz. * Kat kat ve şiddetli yanan ateş.
CAHMERİŞ→(C.: Cehâmir) Çok yaşlı kadın. * Eşek sıpası.
CAHRE→Şiddet ve kıtlık yılı. * Yemek.
CAHREME→Darlık. * Kötü ahlâk.
CAHSUK→f. Orak.
CAHŞ→(C.: Cihaş-Cuhşâ) Eşek sıpası. * Kolan eşeğinin erkeği.
CAHŞE→Eşek sıpasının dişisi. * Çobanın eline dolayıp eğerdiği ip.
CAHÛD→(Cahd. dan) İsrarla inkâr eden. Muannidce isnat edilen bir sözü kabul etmeyen. * Yahudi.
CAHÛF→Mağrur kibirli kendini beğenmiş.
CAHZEM→Gözleri büyük olan kimse.
CAİBE→(C.: Cevâib) Halkın ağzında gezen haber.
CAİL→Yapan bir şey veren kılan. * Yaratıcı. (Bak: Ca\'l)
CAİL→Cevelân eden. Yerinde durmayıp hareket eden.
CAİR→Mâni engel. * Eğri. * Çok kesîr. * Eziyet eden. Cevreden. Zulmeden.
CAİZ→Mümkün olur olabilir. * Fık: Yapılması sahih ve mübah olan herhangi bir fiil veya akit.
CAİZE→(Cevaz. dan) (C.: Cevaiz) Azık yol yiyeceği. * Hediye armağan bahşiş. * Edb: Eskiden takdim olunan medhiyeli bir şiire veya bir san\'at eserine karşılık olarak verilen para hediye ve bahşişler.
CAKA→(Argo) Gösteriş çalım. Caka mal mülk giyim kuşam yahut hareket davranış yoluyla olabilir. İslâm\'da gösterişin her şekli haram ve günahtır. Bugün bazı kimseler ve aileler gösteriş belâsı yüzünden maddî sıkıntılara düşmekte israfa sürüklenmektedir. İşledikleri günahın cezasını bu dünyada da çekiyorlar.
CAL'→(Câli\') Terbiyesiz. Kötü konuşan.
CÂL→Akıl. * Rey. * Kuyu duvarı.
CA'L→Yaratmak halk. * Almak. * İş işlemek. Yapmak. * Bu kelime Kur\'ân-ı Kerim\'de onüç vecihle kullanılmıştır:1- Tafak ve ahz (inşâ ve ikbal) mânasına; bir işi işlemeğe müteveccih olup başlamak ve işler olmak.2- Halketmek yaratmak.3- Kavl ve irsal.4- Tehiyye ve tesviye (tanzim ve düzeltme).5- Takdir.6- Tebdil.7- Bir şeyi bir şeye dâhil etmek.8- Bir şeyi kalbe ilka ve İlhâm eylemek.9- İtikat.10- Tesmiye.11- Bir şeyi diğer bir şeyden icad ve tekvin.12- Bir şeyi bir sıfat ve hâletten diğer bir sıfat ve hâlete döndürmek kılmak tasyir.13- Bir nesne üzerine hükmeylemek gerek hak ve gerek bâtıl olsun - vaz\'eylemek bir hususu bir kimse ile bir vecih üzere şartlaşmak ve azv ve nisbet eylemek ve hükm-ü şer\'i. (L.R.)
CAL(İ)→f. Tuzak ağ. * Misvak ağacı.
CA'LE→(C.: Cüul) Küçük hurma ağacı.
CALE→f. Nehrin bir kenarından diğer kenarına geçebilmek için ağaçtan sazdan veya şişirilmiş tulumlardan yapılan sal.
CA'LÎ→Uydurma samimi olmayan sahte düzme ve taklid.
CALİ'→Açık-saçık kadın. Hayasız kadın. * Utanmaz utanması kıt olan adam.
CALİB→Çekici. Celbedici. Kendi tarafına çekip getirici olan.
CÂLİB-İ DİKKAT→Dikkat çeken.
CÂLİB-İ MERHAMET→Merhamet çeken.
CALİF→Deri soyan kabuk soyan.
CALİFE→Deri ile eti birlikte koparan yara.
CALİNOS→(Kalinos) yun. İlk devirlerde yaşamış olan bir Yunan Filozofunun adı.
CALİS→(C.: Cüllâs) Oturan oturucu cülûs eden. Tahta çıkan.
CA'LİYYAT→Yapmacık hareketler sahte düzme hâller.
CA'LİYYET→Yapmacık (olmak.)
CALİZ→f. Sebze bahçesi bostan. Kavun karpuz tarlası.
CALÛT→(Bak: Yûşâ A.S.)
CAM→f. Cam şişe bardak sırça.
CAM-I GEVHERÎ→Billur kadeh.
CAM-I MEMLÛ→Dolu kadeh.
CAM-I SEHER→Güneş şems.
CAM-I SİM→Sevgilinin çenesi.
CAM-I TEHÎ→Boş kadeh.
CAM-I ZERRİN→f. Altın kadeh. * Tas: Allah âşıkının kalbi. * Bir kasaba adı. * Bir şarab adı.
CA'MA→Yaşlı deve.
CAME→f. Evde giyilen bol elbise. Elbise çamaşır. Sevb libas.
CAME-İ FENA→Kefen.
CAME-İ HASSA→Tar: Osmanlı padişahlarının verdikleri elbiselik kumaşlar.
CAME-İ HAYAT→Hayat elbisesi ömür.
CAME-İ ÎDÎ→Bahar çiçekleri. Kırmızı renkli elbise. * Bayram elbisesi.
CAME-İ NEVRUZÎ→Rengârenk elbise. * Bahar geldiğinde açan çeşitli çiçekler.
CAMEDAR→f. Elbiseyi muhafaza eden kimse. * Vestiyer.
CAME-DUZ→Terzi elbise diken.
CAME-GÎ→f. Hâdim ve hizmetçilere verilen ücret ve elbise parası. * Tüfek fitili. * Elbiselik kumaş.* Hizmetkâr hademe hâdim.
CAMEHAB→f. Yatak.
CAMEKÂN→f. Elbise soyunulacak yer. * Camlık.
CAMEŞUY→(C.: Câmeşuyân) f. Çamaşırcı çamaşır yıkayan.
CAMGER→f. Cam yapan sanatkâr camcı ustası.
CAMGÛL→f. Külhanbeyi.
CAMHANE→f. Cam fabrikası.
CAMÎ→(Molla Camî) Hi: 817-898 Büyük bir İslâm müellifidir. Asıl adı: Abdurrahman\'dır. Yüze yakın eser vermiştir.
CAMİ→İslâm mâbedi. İbadet yeri olan bina. * Cem\'edici toplayıcı içine alan. * Cem\'etmiş toplamış bulunan hâvi ve muhit olan. * Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtu Vesselâm bütün evvel ve âhir güzel isim ve ahlâkı kendisinde cem\'ettiğinden dolayı ona verilen bir isimdir. * Ehl-i Hadis ıstılahınca da; Buhâri Hadis kitabları gibi babların sekizini birden cem\' eden büyük hadis kitablarına da Câmi denir veya Sünen ismi verilir.
CAMİ-İ EMEVÎ→şam şehrinde büyük bir câmidir.
CAMİ-İ KEBİR→Büyük cami.
CAMİ-İ KUR'AN→Kur\'an-ı Kerim\'i toplayan mânâsında olup Halife Hz. Osman (R.A.) kasdedilir.
CAMİ-ÜL MEHASİN→Güzel vasıfları huyları kendinde toplamış bulunan.
CAMİA→Topluluk. Birlik. Kütle. * Dâr-ül fünûn.
CAMİD→(Câmide) Ruhsuz sert katı madde. Cansız.
CAMİH→Başı sert hayvan.
CAMİİYYET→Câmi\'lik toplayıcılık. * Çok şeylerle alâkalılık. * Pek ziyâde mânâları ve şeyleri hâvi olmak.(Evet hayatın öyle bir câmiiyyeti var; âdeta umum kâinata tecelli eden ekser Esmâ-i Hüsnâ\'yı kendinde gösteren bir câmi âyine-i ehadiyyettir. Bir cisme hayat girdiği vakit küçük bir âlem hükmüne getirir; âdetâ kâinat şeceresinin bir nevi fihristesini taşıyan bir nevi çekirdeği hükmüne geçiyor. Nasılki bir çekirdek onun ağacını yapabilen bir kudretin eseri olabilir; öyle de en küçük bir zihayatı halkeden elbette umum kâinatın Hâlikıdır. L.)
CAMİL→Çobanla olan deve sürüsü.
CAMİS→Cansız camid. * Letâfeti gitmiş olan elbise.
CAMİT→Eski ve Ortaçağlarda Giresun ile Samsun arasında kalan dağlık mıntıkaya verilen ad. Osmanlılar zamanında bu kelime Canik olarak kullanılmıştır.
CAMİ-ÜL EZHER→Mısır\'daki en büyük üniversitenin adı.
CAMİ-ÜL HURUF→Kitap te\'lif eden müellif yazar.
CAMİ-ÜL KELİM→Vecize. Kısa olup çok mânaya gelen söz.
CA'MUS→(C.: Ceâmis) Pis necis.
CAMUS→Su sığırı. Manda. Kömüş.
CAN→f. Yaşayış. Diride olan kudret kuvvet. Hayat cevheri. Madde ilimleri maddenin; hayat ilimleri (biyolojik ilimler) hayatın ne olduğunu açıklıyamamışlardır. Aslında bunların konusu da madde hayat ve ruhun kendisi değil bunların tezahürleri yani olay haline gelen tesirleridir. Deney ilimlerinin vazifesi bu olaylar arasındaki ilişkinin değişmeyen tarafını bulmaktır. Bunun ötesinde ilmin söyleyeceği bir sözü yoktur. Buna rağmen bazı kendini bilmez cahiller ilim adını kötüye kullanarak ilmin sustuğu yerde kendileri konuşuyor ve hayat ve ruhu madde ile açıklamaya kalkışıyorlar. Oysa maddenin de ne olduğunu biliyor değildirler. Biz müslümanlar madde gibi hayat ve ruhun da Allah\'ın kudretinin eserleri olduğunu biliyor birini diğerinin yerine koymuyoruz. Allah görünen ve görünmeyen âlemler yaratmıştır. Onun kudretinin ve yaratmasının sınırı yoktur. Madde yarattıklarının sadece bir çeşitidir. Varlığı maddeden ibaret sanmak aklı gözüne inmiş olan akılsızların batıl bir inancıdır. * Mc: Sevgili dost.
CANA→f. Ey sevgili! Ey can!
CAN-AFERİN→f. Yaratıcı.
CANAN→f. Sevgili güzel sâhib-i cemâl. * Canlar ruhlar.
CANAVAR→f. Can alıcı kahredici. * Vahşi yırtıcı hayvan. Kurt.
CAN-AVER→Zihayat canlı yaşayan. Hayatdar. * Domuz canavar hınzır. * Zararlı hayvan.
CAN-AZAR→f. Can yakan can inciten eziyet veren. Acı çektiren.
CAN-BAHŞ→f. Hayat bağışlayan can veren. Sevgili. Cenâb-ı Hak. Allah.
CANBAZ→(C.: Canbazan) Can ile oynayan canını tehlikeye koyan canbaz. * Hayvan alış-verişi ile uğraşan kimse. * Aldatan hilekâr hile yapan. * Eskiden atlı fedai asker.
CANBELEB→Ölecek halde canı dudakta.
CANDADE→f. Bir şeye candan bağlanmış. Can vermiş candan bağlanan.
CANDANE→f. Tepe ile alın arasındaki yer bıngıldak. Beyin.
CANDAR→f. Diri canlı zihayat ziruh. * Silâhlı kimse. * Muhafız koruyucu emniyet memuru. * Yol yiyeceği azık.
CANE→f. Silah.
CAN-EFŞAN→f. Bir dâvâ uğrunda canını veren canını feda eden.
CAN-FERSA→f. Can dayanamıyacak derecede.
CANFEZA→Gönüle ferahlık veren can artıran. * Ayın 23. gününe verilen ad.CAN-GÂH $_ : f. Can evi. * Can azaltıcı.
CAN-GEZA→f. Ruh sıkıcı can sıkıcı. Tehlikeli olan öldürücü.
CAN-GÎR→f. Can sıkıcı ruh sıkıcı.
CAN-GÜZAR→f. Cana dokunan candan geçer olan.
CANHIRAŞ→f. Dayanamıyacak derecede acı ve keder veren.
CANİ→Cinayet işlemiş olan. Birisini öldürmüş veya yaralamış bulunan. Caniler nasıl haksız yere insanı öldürüyorlar ve onların hayatlarına son veriyorlarsa; kâfirler inkârcılar dinsizler de birer cani sayılırlar. Çünkü Allah\'ın eserleri olan canlı ve cansız varlıklar onun sonsuz kudretini ilmini iradesini rahmetini ilân edip dururlarken inkârcılar bunları tesadüfün maddenin tabiatın ve sebeplerin eseri sayıyor ve mânasız gayesiz şeylermiş gibi göstererek onları mânen öldürüyor sayısız cinayetler işliyorlar. Demek ki inkârcıların bu cinayetlerinin hesabını verecekleri bir mahkeme var ve olacaktır. (Bak: Ceza)
CANÎ→f. Candan sevilen.
CANİB→f.Yan yön. Cihet taraf. Yüksek taraf.
CANİBEYN→İki taraf iki cânib iki yan.
CANİH(A)→(Cünha. dan) Suç işlemiş mücrim cinayet işleyen.
CANİHA→Bir tarafa meyleden veya bir cenahı tutan. * Göğüs altındaki iyeği.
CANİŞİN→Birinin yerine geçen birinin yerine vekâlet eden. Vekil.
CANKURTARAN→t. Ölüm tehlikesinde olanları kurtarmak için kullanılan vasıta. * Hasta ve yaralıları hastahaneye taşıyan otomobil. Ambulans.
CANN→Ateşten mahlûk cinlerin babası olan. * Bir beyaz yılan cinsi. * Cin taifesi. İnsanlardan evvel yaratılan bir nevi mahlûklar cinler. (Bak: Cinn)
CAN-NİSAR→f. Canını harcayan canını fedâ eden.
CANPERVER→f. Kalbi ferahlandıran. Ruha hoş gelen.
CANRÜBA→f. Gönül alan gönül kapan dilber.
CANSİPER→(Cansupâr): f. Canını feda eden.
CANSİPERANE→f. Canını feda edercesine.
CAN-SİTAN→f. Can çıkarıcı ruh alıcı. İnsana bela olan. Güzel.
CANSUZ→f. Can yakıcı yürek tutuşturan.
CANŞİKÂF→f. Can yaralayıcı can yırtıcı.
CANŞİKÂR→f. Öldürücü. * Mc: Can avlayan veya öldüren. Sevgili mahbub.
CAN-ŞİKEN→f. Azrâil (A.S.)
CAR→Faydasız bağırıp çağırmayı ve gevezeliği ifade eder ve ekseriya mükerrer kullanılır.
CA'R→Yırtıcı kuşların pisliği.
CÂR→Kadınların elbisenin üstünde örtündükleri çarşaf. (Bak: Çarşaf)
CÂR→Çeken sürükleyen. * Komşu. * Medet eden yardımcı. * Müşteri.
CÂR-I ZİL KURBÂ→Yakın komşu.
CÂR-ÜL CÜNÜB→Yabancı kimse. Akrabadan olmayan.
CARİ→Akan akıcı. * Geçmekte olan. * İnsanlar arasında mer\'i ve muteber ve mütedavil olan.
CARİF→Yıkıp harap etmek.
CARİH→Yaralayan. Yara açan. * Cerheden çürüten. * Avcı hayvan.
CARİHA→(Müe.) Yaralayan. * Kol ayak gibi her bir vücud azâsı.
CARİM→Cürüm ve kabahat sahibi. Suçlu. * Ailesinin maişetini kazanan. * Kesen. * Hurma toplayan.
CARİN→Aşınmış ve eskimiş bez.* Belirsiz yol. * Yılan yavrusu.
CARİS→Yaygaracı geveze terbiyesiz güldürücü. Çala çaldıran.
CARİYE→Geçer olan akıcı olan. Seyreden giden. * Güneş şems. * Gemi. * Cenab-ı Hakk\'ın in\'âm eylediği rızık ve nimet. * Genç ve iyi hizmet eden kadın. Muharebede İslâm düşmanlarından esir edilen kadın hizmetçi.
CARR→Çeken çekici. Sürükleyici. * Harf-ı cer.
CARRE→Komşu kadını. * Yularından çekilen deve.
CARŞEB→f. Çarşaf cilbab.
CARÛ(B)→f. Süpürge.
CÂRÛB-ZEN→f. Süpürücü çöpçü.
CARUD→Nasrani rüesasından olup Şam\'ın da reislerindendi. Kitablarında Hz. Peygamber\'in (A.S.M.) vasıflarını görüp imân edenlerdendir. Asr-ı Saâdetten önce yaşamıştır.
CARÛR→Sel arkı.
CARÛRE→Kapı ökçesinin yeri.
CA'S→Pis necis.
CASELİK→Katolik. Başpiskopos başpapaz büyük papaz patrik.
CASİM→Şam diyarında bir köyün adı.
CASİR→(Cesaret. den) Cesaret eden cesur cesaretli.
CASİYE→Diz çökmüş.* Topluluk cemaat. * Yığın taş yığını.
CÂSİYE SURESİ→Kur\'an-ı Kerim\'in 45. sûresi olup Mekke-i Mükerreme\'de nâzil olmuştur. Şeriat Dehir Suresi de denir.
CASLİK→(Cesâlik) Nasrâniler hakîmi. * Çokluk kesret.
CASS→Alçı taşı. * Kireç.
CASSAS→Sıvacı kireççi.
CAST→f. Üzüm teknesi. Üzümün sıkıldığı yer.
CASÛM→Korkulu rü\'ya kâbus.
CASUS→(C.: Cevâsis) Hafiye. Gizli sırları haber veren. Kendi asıl şahsiyetini gizleyip kendini iyi şahsiyet şeklinde göstererek ve gizli yollarla bir devletin askeri siyasi ve mâli durumlarına dair haberleri başka bir devlet menfaatına olarak toplayıp bildiren kimse.
CA'SÛS→(C.: Ceâsis) Kötü huylu kısa boylu.
CASUS→Karpuz.
CAŞİRİYYE→Kuşluk vakti yenen yemek